Eşeğin Gölgesi
₺180,00 Orijinal fiyat: ₺180,00.₺149,00Şu andaki fiyat: ₺149,00.
Eşeğin Gölgesi, Taner’in düzen eleştirisini toplumsal – ekonomik – politik dizgenin içerdiği tüm boyutlarda yoğunlaştırdığı; kullanılan tüm öğelerin, oyunun uyarma işlevini desteklediği bir oyundur. Politik tiyatronun üllemizde yazılmış en çarpıcı örneklerinden birini oluşturur.
| Yayınevi | Yapı Kredi Yayınları |
|---|---|
| Yazar | Haldun Taner |
| Sayfa Sayısı | 104 |
| Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Baskı Yılı | 2017 |
| Boyut | “13, 00″, 50 X 21 |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
1 adet stokta
Yapı Kredi Yayınları – Eşeğin Gölgesi
Eşeğin Gölgesi, Taner’in düzen eleştirisini toplumsal – ekonomik – politik dizgenin içerdiği tüm boyutlarda yoğunlaştırdığı; kullanılan tüm öğelerin, oyunun uyarma işlevini desteklediği bir oyundur. Politik tiyatronun üllemizde yazılmış en çarpıcı örneklerinden birini oluşturur.
İlgili ürünler
Fazilet Eczanesi
Haldun Taner’in, “Eczanenin Akşam Müşterileri” (1952) adlı öyküsünden yola çıkarak yazdığı Fazilet Eczanesi, çok katmanlı sosyo-kültürel özellikleriyle, dik başlı ama insancıl Saadettin Bey ve çevresindeki renkli kişileriyle tiyatromuzun klasiklerinden.
Haldun Taner: “Eczane bir bakıma sade bir ilaç laboratuvarı değil, bir insan laboratuvarıdır da. Oraya iki ayaklı ne konular gelir gider. Eczane bir mikrokozmostur. Bir yaşam dilimi yansıtmak istemiştim bu oyunda. Bizim insancıklarımızla örülü bir yaşam kesiti. Onların bütün kusur ve meziyetleri ile, doğru yanlış bütün koşullanmaları ile, sevinçleri, dertleri, sevgileri, kinleri, şakaları, tutkuları, duygusallıkları ve kalender felsefeleri ile... Sahneye, daha doğrusu eczaneye girip çıkan yirmi yedi insan göreceksiniz.”
Ayşegül Yüksel: “Fazilet Eczanesi, 1950’ler Türkiyesi’nde yaşanan toplumsal ve ekonomik geçiş döneminin içerdiği eski ve yeni değer dizgelerini yan yana ve tüm çelişkileri içinde verir... Saadettin’in eczanesiyle simgelenen ‘eski düzen’in kaçınılmaz yıkılışı da oyunun dokusuna aşama aşama sindirilmiştir.”
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı
“Haldun Taner’in en usta yapıtlarından biri olan Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Moliere’in birçok piyesini Türkçeye adapte etmiş devlet adamı Ahmet Vefik Paşa üzerinedir. Paşa, Bursa’da vali iken kendi başına bir tiyatro kurmuş, Türk ve Ermenilerden oluşan aktörlerini bizzat yönetmişti. Üç perde boyunca Moliere’in Georges Dandin’inden sahneleri üç ayrı üslup varyasyonu içinde izleriz. Bunun sonucu, bugünkü Türkiye’deki çeşitli oyun üsluplarının bir parodisidir. Taner’in tercih ve sevgisinin geleneksel Türk tuluat tiyatrosundan yana olduğu ustaca işleyişinin içinde sezilir.”
- Metin And
Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş’la Virjinya’nın bir diyalogu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde.
Üç Kız Kardeş
Çehov’dan, bir taşra kasabasında boğulup giden, kısır hayallerine, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek düşlerine yenik düşen insanların içler acısı ilişkileri..
“İki yüz yıllık bir geçmişi var şehrimizin, bugün yüz bin kişi yaşıyor ama tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de yaşayanların hepsi diğerinin bir benzeri… Aralarında kendini yüce bir ülkeye adamış tek bir insan bile yok! Hani şöyle biraz olsun dikkatleri üzerinde toplayacak, azıcık da olsa yetenekli ne bir sanatçısı var ne de bir bilim insanı… Koskoca kentte imrenilecek, gıpta edilecek tek bir insan bile olmaz mı? Anca yerler içerler, uyurlar, derken ölür giderler… Ardından yenileri doğar, onlar da yer, içer ve uyurlar; sıkıntıdan patlamamak içinse yaşamlarını o lanet olası iğrenç dedikodularla, votkayla, kumarla, birbirlerini mahkemeye vermekle renklendirmeye çalışırlar…”
Vanya Dayı
Behçet Necatigil’in Anton Çehov’dan çevirdiği Vanya Dayı adlı oyun, 60 yıl sonra gün ışığına çıkıyor. Necatigil arşivindeki kayıtlarda, Almancadan çevirdiği oyunlar listesinde adı geçmesine rağmen kopyası bulunamayan oyun, yıllar sonra, Başar Başarır’ın Kâmuran Yüce arşivinde yaptığı çalışmayla ortaya çıkarıldı. Yıldız Kenter, bu çeviriyi Kent Oyuncuları tarafından sahnelenmek üzere Necatigil’den istemiş, 1964 yılında çevrilen oyun ancak 1978 yılında sahneye konmuştu.
Necatigil çevirisiyle ilk kez yayınlanan Vanya Dayı’nın önsözünü Cevat Çapan yazdı.
“Vanya Dayı, Çehov’un olgunluk döneminin öbür oyunları Martı, Üç Kız Kardeş ve Vişne Bahçesi gibi insan olmanın, günümüz dünyasının gerçeklerini hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan anlamanın, sevginin ve nefretin yarattığı çelişkilere karşın çalışmaya ve geleceğe güvenmenin bir belgesi olarak değerlendirilebilir.”
Cevat Çapan

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.