Haşlanmış Harikalar Diyarı Ve Dünyanın Sonu
"Çektiğin acıyı ben de anlıyorum. Fakat bu herkesin başından geçiyor. O yüzden senin de katlanman gerek. Sonrasında kurtuluş geliyor. O zaman artık sen, hiçbir şeyi dert etmeyecek, üzülmeyeceksin. Hepsi kaybolup gider. Geçici heveslerin hiçbir değeri yok. Burası dünyanın sonu. Dünya burada sona erer, ötesi yoktur. O yüzden sen de artık hiçbir yere gidemezsin."
Gölgesini kaybeden, kafataslarından eski rüyaları okuyan bir adam ve dünyanın sonu gelmeden önce yaşayacak sadece birkaç saati kalmış bir kahraman. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu XXI. yüzyıl edebiyatına damgasını vuran, kült yazar Haruki Murakami’den bilimkurguyu masalsı bir dünyanın içinde var eden, Kafkaesk bir psikolojik gerilime göz kırpan bir roman.
Hasret
Gittin... Bir yemin kaldı aramızda Yarısı senin Yarısı benim... Hasret, izleri Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet öncesi döneme uzanan, gerçek yaşamdan alınmış kırık bir aşkın ve ömür boyu süren hasretin öyküsü. Müslüman bir bey oğluyla bir Rum kızının tüm engellere rağmen filizlenen sevdası, önüne çıkan ne varsa yakıp yıkacak güçte bir kora dönüşür. Ancak ayrılık kaçınılmazdır. Lozan Antlaşması’nın öncesinde imzalanan Mübadele Sözleşmesi, bir buçuk milyona yakın insanı yerlerinden yurtlarından ederken, geride parçalanmış hayatlar, boynu bükük aşklar ve nesiller boyu sürecek hasret hikâyeleri bırakacaktır. Tıpkı Tacettin’le Patricia’nın hikâyesi gibi...
Havvanın Üç Kızı
İnanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuk...
Ben ne annem gibi dindarım, ne babam gibi kainatın, beş duyumla kavradığım şeylerden ibaret olduğuna kaniyim. Öyleyse ben neredeyim? Ne mutlak dindarlığa, ne de mutlak akılcılığa dahil olmak isteyenler için bir başka yaklaşım, yeni bir varoluş şekli yok mu acaba? Bir üçüncü yol mesela? Kim bilir?
Şirin, Mona ve Peri… Günahkar, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit… Böylesine farklı üç genç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş?
Tanrı, bilim, kimlik, aidiyet, Doğu-Batı tartışmalarının tam ortasında hiç kimselere benzemeyen, karizmatik bir adam, sarsıcı bir skandal ve sıra dışı bir aşk... yarım kalan... seneler sonra yeniden canlanan...
Elif Şafak büyüleyici dili ve sağlam olay örgüsüyle inanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.
Havva’nın Üç Kızı Türkiye ile Avrupa, dün ve bugün arasında gidip gelen güncel bir hikâye anlatıyor.
Yüzyılımızın en çok tartışılacak konularından birini kışkırtıcı kahramanlar aracılığıyla ele alan, temposu hiç düşmeyen, kolay kolay unutamayacağınız bir roman.
Hayal Meyal
Tarık Tufan kayboluşlarımızda, kendimizi aradığımız dehlizlerde yol gösteriyor, ışık oluyor. Geçmişin ağırlığı, bir kadının sessizliği ve komşuların delici bakışları hâlâ üzerindeyse neden dönmek istersin o mahalleye?
“İnsan bir kere âşık olmaya görsün. Her şeyi sevdiğine yormaya başlıyor. Azaldıkça, sonbahar uzuyor. Sonbaharı sana yormak, belki de bu yüzden dünyanın en yorucu işi gibi geliyor.”
Hayalet
Psikopat bir seri katili yakaladıktan sonra Hong Kong’a dönen Harry Hole, üç yıl sonra hiç beklenmedik bir haber alır. Hayatının aşkı Rakel’in oğlu Oleg cinayetten tutuklanmıştır. Harry bir zamanlar babalık yaptığı Oleg’in katil olamayacağından emindir ve bunu kanıtlamak için Oslo’ya döner.
Polislikten men edilen Harry tek başına giriştiği soruşturmada, Oslo sokaklarına hükmeden bir uyuşturucu çetesinin peşine düşecek ve Oleg’i kurtarmak uğruna kendi hayatını tehlikeye atacaktır. Geçmişin hayaletleri ve en iyi dostu Jim Beam onu kovalarken…
Harry’nin bugüne kadarki en sürükleyici ve kişisel yolculuğu…
Müthiş hızlı, heyecanlı bir hikâye… Bağımlılık yapan, sürükleyici bir roman.
- Los Angeles Times
Hayalet İmam-Darbenin Görünmez Adamı Adil Öksüz
-Adil Öksüz MİT elemanı mı ve kod adı Timsah mı?
- Mahrem imam olduğu bilinmesine rağmen hakkında daha önce niçin işlem yapılmadı?
- Adil Öksüz, hangi taktikle karakolda tutuldu?
- Başbakanlık Müşaviri’yle karakolda Arapça neler konuştu?
- Sorgu sırasında, Cumhuriyet Savcısı’yla hangi ayetle ilgili tefsir tartışması yaptı?
- Savcı o konuşma sonrası “mahrem imam” olduğuna nasıl karar verdi?
- Hâkim ile Cumhuriyet Savcısı arasında nasıl bir konuşma geçti?
- Serbest bırakıldıktan sonra avukatına telefonda neler sordu?
- “Hayalet imam” olduğunu ilk kim gündeme getirdi?
- Meydan meydan dolaştığı iddiasına rağmen niçin yakalanmadı?
- Tetikçi “Yeşil” ile Adil Öksüz arasında hangi benzerlikler var?
- Yakınları, neden Adil’in yurtdışına çıkmadığını söylüyor?
- Yakalama kararı çıkarmayan hâkim ve yakalamayan Emniyet mensubuna ne oldu?
15 Temmuz darbe girişiminin hemen ertesi günü darbenin merkezi sayılan Akıncı Hava Üssü yakınlarında yakalandı. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasının ardından kendisinden bir daha haber alınamadı. Hakkında bir sürü haber çıkan ve hala yakalanamayan Adil Öksüz dosyası üzerine etkili bir çalışma…
Hayata Dön
Herkesin kaderi güzel olmuyor.
Marifet, kader yolları kapatsa bile o kapıya yeni bir anahtar uydurabilmekte.
Kimsenin hayatı dıştan göründüğü gibi değil. İmrendiğimiz, özendiğimiz hayatlar hiç de sandığımız gibi acısız değilken çok mütevazı bir hayatın içinde mutluluğun en parlağı olabiliyor. Kitabın başkahramanı Ala’nın hayatını okurken bu zavallı çirkin kızın yaşadıklarına inanamayacak, bazen de o sayfaların bir yerlerinde kendinizle karşılaşacaksınız. Bu karşılaşma hüzünlendirse de, kendinize biraz daha yaklaşmak ruhunuza iyi gelecek.
Seanslar boyunca bu suskun kızı konuşturabilmek için ona tarihten alınma pek çok hikâye anlatıldı:
Genç firavun Tutankamon’un esrarı; aynı dönemde yaşayan birbirine çok zıt iki kişi, Hitler ve Freud’un ilginç hayat görüşleri; 18. yüzyılda adına “fısıltı sanatı” dedikleri, evli kadınların şövalyelerle yaşadığı aşklar; Çariçe Katerina’nın çamaşırcılık ve hayat kadınlığından çariçeliğe yükselen yazgısı; Eva Peron ve Prenses Süreyya’nın hüzünlü hayatları… ve daha niceleri…
Psikianalizin sihirli değneğinin dokunduğu yerde yükselen bir başarı öyküsü…
Hayatın Hakkını Vermek
Hangi yaşta olursak olalım, hepimiz hayatımızı ve kendimizi tamamlamaya çalışıyoruz. Çünkü anlam arayışındaki bir yaşam, her zaman yapım aşamasındadır.
Hayat akıp gidiyor.
Uzun yaşayalım ancak yaşlanmayalım istiyoruz.
Ne kadar uzun yaşarsak o kadar mutlu olacağımızı düşünüyoruz.
Hiç üzülmeyelim istiyoruz.
Hayatı keyif almak için yaşıyor ve haz alırsak mutlu olacağımızı sanıyoruz.
Hedefler belirliyor, adımlar atıyoruz.
Uzmanların görüşlerine kulak veriyor, bize söylenenleri uyguluyoruz ama kafamız karışıyor.
Yaşamaya değer bir hayat istiyor ancak nasıl olacağını tam bilemiyoruz.
Peki, yaptıklarımız uzun dönemli bilimsel araştırmaların bulgularıyla ne kadar örtüşüyor?
Bu kitap, okura eşlik ederek hayatını değerlendirme fırsatını ona vermeyi amaçlıyor. Acar Baltaş, bilimsel araştırmalardan yararlanarak genelgeçer kabulleri sorgularken uzun yaşam hakkındaki doğruları ve bireyi mutluluğa götüren ilkeleri geniş bir perspektifle ele alıyor.
Hayatın Sesi
Duygularımız durmadan akan derelere benzer. Doğduğumuzda pırıl pırıl olan o berrak dereye attığımız her sıkıntı, her kaygı, her üzüntü rengini değiştirir, onu bulanıklaştırıp karartır.
Bütün güzelliğine ve ihtişamına rağmen, hayat huysuz ve bencildir. Huysuz bir hayatla mücadele etmek, iyi yaşayabilmek ciddi bir sanattır. O sanatı da hayat kendisi öğretir bize; onun sesini duyanları, özen gösterenleri, anlamaya çalışanları bilir. Ona bakışımızı, duyduğumuz hayranlığı, onunla mücadele etmekten vazgeçmeyeceğimizi hissettikçe, bizimle başka türlü bir ilişki kurmaya başlar. Bize arkasını dönmez, unutmaz. İki kere vursa da üçüncüde öyle güzel şeyler yaşatır ki şaşırır kalırız.
Huysuz hayatla iyi geçinebiliyor, bunun için mücadele etmekten hiç yorulmuyor ve vazgeçmiyorsak, ne mutlu bize. Çünkü sadece bu mücadeleden hiç vazgeçmeyenlerin dereleri güneşte pırıl pırıl parlayarak akar…
Gülseren Budayıcıoğlu bir kez daha kendi “Kırmızı Oda”sının kapısını aralıyor ve orada biriken hikâyelerden seçtiklerini bizlerle paylaşıyor; “hayatın sesi”ni daha iyi duyup anlayabilelim diye…
Herkes Kendi Hayatının Kahramanı
Psikiyatrist Dr. Gülcan Özer, hayata dair biriktirdiklerini, dileklerini, arkanıza bakmadan kaçın dediklerini, hayatın, kararların ve kederlerin insana ait ve biricik olduğunu,
doğru yaşamın bir kuralı olmadığını, insanın kendisiyle, geçmişiyle ve muhtemel geleceğiyle baş edebilmesinin önkoşulunun kendisini, geçmişini ve muhtemel geleceğini
iyisiyle kötüsüyle doğru okumaktan geçtiğini anlatıyor.
Gülcan Özer, ikili ilişkilere dayandırdığı bu ilk kitabı
Herkes Kendi Hayatının Kahramanı ’nda, “Aşk nedir, iyi midir kötü müdür, biter mi, ilk aşk en şahanesi midir, aşkın gözü kör mü, illa âşık olunmalı mı?” sorularıyla başlıyor sözlerine.
Onun kelamıyla söyleyelim:
“İstediğinizi alın, istemediğinizi bırakın…”
Hoyrat
Hayat ağaç gibi, şehir gibi madde değildi, zamanın içindeydi. Hayatın ağaç gibi, şehir gibi çift dikişi yoktu çünkü insan ölümlüydü. Hayatın beni beklediği yoktu. Umuru bile değildim. Hayat zamanın içine yerleşmiş, ayaklarını uzatmış, oluyordu da oluyordu. Zaman ise işini yapıyor, kendini hoyrat kullananı kale almıyor, kendini hoyrat kullanıp da ibadetini aksatana tahammülü de, müsamahası da olmadığını kıyamet gibi bildiriyordu. Hayatı zamanın istediğinden gayrı yaşamak günahtı.
Sepin Sinanlıoğlu’dan edebiyata parlak bir giriş. Hoyrat, sadece yeni bir kitabın değil, iyi bir yazarın da habercisi. -Kemal Varol
Belleğin kuytusundan sızan, unutuşun sisini aralayan bir ezgi. -Defne Suman
Sepin Sinanlıoğlu, eski yaralara yeni bir anlatı kurarak yaklaşıyor, ağacın sesini dinleyerek suyun yatağını izliyor. -Mahir Ünsal Eriş
Aile yadigârı piyanonun peşinden geçmişi, aşkı ve aidiyeti bulmak için İstanbul’dan Bitlis’e bir yolculuk… Miran ile Leyla’nın büyük aşkının hikâyesi.
İçerideki
Geceyle gündüzün, aydınlıkla karanlığın iç içe geçtiği, sürprizlerin kapıda beklediği tekinsiz öyküler... Göktuğ Canbaba üçüncü öykü kitabında göremediklerimizin içinden geçip sınırların muğlaklığında usulca geziniyor.
Aslında içeride birinin olup olmadığına emin değil. Eve yerleştiğinden bu yana içeridekini görmedi hiç. Belki de içeride biri yok; belki Erdal markete gittiğinde o da çıkıp gitti evden; belki oraya yerleşeli beri hiç içeride olmadı; ya da içeriden hiç çıkmadı; sesini duymadı, gölgesini görmedi; tuvaleti, banyoyu kullandığına şahit olmadı; kontratta ismi yok. Sadece emlakçının anlattıkları var. Sanki hiç var olmamış biriyle paylaşıyor evini; içeride bir yabancı besliyor.
İkiz Bedenler
Bir Rizzoli ve Isles macerası
Adli tabip Maura Isles’ın evinin önünde bulunan ceset, dedektif Jane Rizzoli dahil herkesi hayrete düşürür. Bir kurşunla öldürülen kadın, Maura’ya müthiş benzemektedir. DNA testi şaşırtıcı gerçeği doğrular: Ölen kadın gerçekten de Maura’nın ikiz kardeşidir.
Bu tuhaf cinayet, geçmişin karanlık sırlarını açığa çıkaracak rahatsız edici bir soruşturmayı başlatır. Maura şoke edici gerçekleri hazmetmeye çalışırken hiç tanımadığı annesine, ona hayat veren buz gibi, korkutucu bir kadına ulaşır. Verdiği hayatı geri alabilecek bir kadına…
“Tüyler ürpertici bir polisiye; okurun nefesini kesiyor.”
- The Philadelphia Inquirer
İktidar Ve Teknoloji
Tarih boyunca teknoloji ve ilerleme el ele yürüyen iki kavram olarak değerlendirildi. Teknoloji çoğu zaman gücü elinde bulunduranlar tarafından yönlendirildi, ancak her zaman toplumun yararı gözetilmedi.
Bugün teknoloji küçük bir grubun kontrolündeyken, iktidar ile teknoloji ilişkisini yeniden düşünmek elzem.
Daron Acemoğlu ve Simon Johnson bu ilişkiyi tarihsel süreçte ele alıp teknolojiye gözetim değil, demokratikleşme aracı olarak yeniden yön verilmesi gerektiğini savunuyorlar. Ekonomi ve tarihten ustalıkla süzdükleri bilgiler ışığında yeni bir vizyon öne sürüyorlar.
İmkansızın Şarkısı
Bir yolculuk sırasında Beatles’ın “Norwegian Wood” adlı parçasını duyan kahramanımız 37 yaşındadır ve bu parça onu Tokyo’da geçirdiği üniversite yıllarına götürecektir. En yakın arkadaşının intihar edişi, geçen zamanın ardından onun kız arkadaşıyla yakınlaşması, araya giren zorunlu ayrılık ve yeni bir kız arkadaş. “İmkansızın Şarkısı” yalın, çarpıcı ve sıcak bir aşk hikâyesini anlatıyor. Yazarı Haruki Murakami Japon edebiyatının aykırı, ama en çok okunan yazarı. Japon geleneklerinin dışında geliştirdiği üslubuyla adından çok söz ettiren Murakami’yi dünyaya tanıtan roman “İmkansızın Şarkısı”.
1968-1970 yılları arasında geçen olaylar, o günün toplumsal gerçeklerini de satırlara taşıyor. Ama romanın odağında bu toplumsal olaylar değil üçlü bir aşk var. Gençliğin rüzgârıyla hareketlenen “İmkansızın Şarkısı”nı ölümle erken karşılaşan gençlerin hayatı yönlendiriyor. Hiçbir şeyin önem taşımadığı, amaçsızlığın ağır bastığı, özgür seksin kol gezdiği bir öğrenci hayatı... Ama diğer yanda da yoğun duygular var... İmkansız aşklar, imkansız şarkılar söyleten. Hemen hemen her Japon gencinin okuduğu roman anayurdu dışında da çok kişi tarafından sahipleniliyor.
İnsani Şeyler
Claire ve Jean Farel beğenildikleri kadar toplumun öfke şimşeklerini de çeken ünlü bir çift. Jean büyük bir televizyon kanalında milyonların izlediği siyasi bir tartışma programının sunucusu, eşi Claire de çok okunan ve tartışılan feminist bir yazar. Oğulları Alexandre ise prestijli bir Amerikan üniversitesinde başarılı, dikkat çeken öğrenci. Onlar için her şey yolunda gidiyor. Ancak bir tecavüz suçlaması, görünürde mükemmel olan aileyi sarsacak, kendilerini, toplumsal nüfuzu ve baskıyı, bireysel mutluluğu sorgulamalarına yol açacaktır.
Fransız yazar Karine Tuil İnsani Şeyler’de çağdaş dünyayı sorgularken yargı mekanizmasının acımasızlığını gözler önüne serip yerle bir ediyor ve okuru hem davalı hem davacı hem de jüri koltuğuna oturtarak kendi korkularıyla yüzleştiriyor. Çünkü bir gün herkes kendini bu sarmalın içinde bulabilir: “Sayın başkan, sayın jüri üyeleri, bu dava bize herkesin bir gün kendini yanlış tarafta bulabileceğini öğretmiştir. Her şeyi kaybetmek çok kolay. Sizin başınıza gelmez mi sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz.”
İsimsiz Ceset
Maura Isles şık bir partiye gider. Yakışıklı bir adam ona yanaşır; hoş ve kibardır.
Maura adamla flört edip şampanya içer. Ancak sonrası kocaman bir boşluktan ibarettir.
Ertesi gün bildiği sadece iki şey vardır: Bir adam öldürülmüştür ve adamın cebinde Maura’nın üzerinde ev adresi yazan kartviziti bulunmuştur…
İskender
Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır… En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe...
Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir âşık olur? İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır. Sen kavgacı isen, ha bire öfkeli, aşkı da bir cenk gibi yaşarsın. Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur. Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe... Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız. Budur çözülmesi gereken bilmece...
Strasbourg doğumlu Elif Şafak, çocukluğunu ve gençliğini Ankara, Madrid, Amman, Köln, İstanbul, Boston, Michigan ve Arizona’da geçirdi. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü’nde, doktorasını ise siyasetbilimi alanında tamamladı. İlk romanı Pinhan’la 1998 Mevlâna Büyük Ödülü’nü aldı. Bunu Şehrin Aynaları (1999) ve Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü’nü kazandığı Mahrem izledi (2000). Ardından her ikisi de çok satan ve geniş bir okur kitlesine ulaşan Bit Palas (2002) ve İngilizce kaleme aldığı Araf (2004) yayımlandı. Med-Cezir’de (2005) kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarını topladı. 2006’da senenin en çok okunan kitabı olan Baba ve Piç yayımlandı. Ardından aylarca satış listelerinden inmeyen ilk otobiyografik kitabı Siyah Süt’ü yazdı. Doğan Kitapçılık tarafından 2009 Martında yayımlanan Aşk Türk yayıncılık dünyasında önemli bir rekora imza atarak, en kısa sürede en çok satan roman oldu. Tüm eserlerinden seçkiler niteliğinde olan Kâğıt Helva Aralık 2009’da yine Doğan Kitapçılık tarafından yayımlandı. Eserleri otuz dile çevrilen Elif Şafak’ın romanları dünyanın en önemli yayınevlerinden Farrar, Straus and Giroux, Viking ve Penguin tarafından yayımlanmaktadır.
Issız Erkekler Korosu
Ezilen, horlanan, acı çeken, ağlayan, üşüyen, hatta dayak yiyen erkekler…
Ademoğlu Pansiyon’da bir fasıl gecesi...
Oradakilerin hepsi erkek!
Her birinin ayrı bir hikayesi, o hikayenin içine nakşolmuş ayrı bir şarkısı var.
Ve tanıdık birkaç yüz...
Piraye’nin Haşim’i, Yüreğim Seni Çok Sevdi’nin Murat’ı, Çikolata Kaplı Hüzünler’in Eylemci’si Vedat, Pembe ve Yusuf’un Yusuf’u da orada.
Issız erkeklerden oluşan muhteşem koro eşliğinde şarkılarını söylüyorlar.
“Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır!” sözü verenler...
“Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” diye sitem edenler...
“Şimdi uzaklardasın” diyerek hiç dönmeyecek sevgililerine seslenenler...
“Eller kadir kıymet bilmiyor anne” diye ağıt yakanlar...
Onların hikayelerini paylaşırken, şarkılarında da kendinizi bulacaksınız...
Issız Kadınlar Sokağı
İstanbul Hikayeleri – Doğan Kitap
“Bunlar, tarihten çıkarılmış küçük küçük sahneler, portrelerdir. Modeller hakikidir, şahıslar uydurma değildir. Hadiseler, yazdığım gibi cereyan etmiştir. Fakat bunlar, bir fotoğrafla çekilmiş değil, fırça ve boya veyahut kalemle yapılmış resimlerdir. Öyle zannediyorum ki, bu resimler, gençler ve halk için faydalı olabileceği gibi ‘cemiyet ilmi’nin de işine yarayabilecektir.”
Reşad Ekrem Koçu’dan birbirinden renkli insan hikâyeleri: sultanlar, şehzadeler, tulumbacılar, dalkavuklar, cadılar, köçekler, cellatlar; mekânları saraylar, batakhaneler, kahveler, meyhaneler ve hiç eksik olmayan aşklar, kavgalar, yasaklar…
İyi Günler Bay Başkan – Körfez Savaşı’nda Özal – Bush Görüşmeleri
Özal: George, Tarık Aziz’in, Amerika’nın küçük düşeceğini söylediğini hatırlıyorum. Siz de hatırladınız mı? Bush: Evet, haklısınız. Asıl küçük düşen o olacak ama bunu söyletmek zorundayız. Özal: Evet, evet. Haysiyetleri kırılmalı, özellikle de Saddam Hüseyin’in. Bush: Okey, Turgut. Bakın, sizinle konuşmak yine harikaydı ve sizin sadakatle yanımızda duruşunuzdan dolayı çok müteşekkirim. Özal: Sizi tamamıyla destekliyoruz, endişe etmeyin. Saddam Hüseyin’in, 1990 Ağustos’unda Kuveyt’i işgalinden sonra Beyaz Saray’la Çankaya Köşkü arasında alışılmadık bir telefon trafiği başlamıştı. George Bush ve Turgut Özal, gece geç saatlere taşınan konuşmalar yapıyor, bilgi alışverişinde bulunuyorlardı. Krizi Türkiye’yi uluslararası ilişkiler alanında etkili bir aktör haline getirmek için fırsat bilen Özal, Bush’u Saddam Hüseyin’i devirmeye ikna etmeye çalışıyordu. İlk kez bu kitapla ortaya çıkan bilgiler, iki devlet adamının Körfez krizi ve sonrasındaki yüz yüze görüşmeleri ve telefon konuşmalarıyla Türkiye-ABD ilişkilerinin görünmeyen yüzünü olduğu kadar, o dönem Türkiye’deki siyasi çekişmeleri ve bunların dış politikaya yansımalarını da çarpıcı ayrıntılarla gözler önüne seriyor, uluslararası aktörlerin karakterlerini, psikolojilerini anlamamıza yardımcı oluyor.
İz
Yakın çevremizde benzerlerini görebileceğimiz gerçeklikte bir baba-kız öyküsü.
Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde, yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım.
Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi?
Keşke hep küçük kalsalardı...
Ne oldu da ayrıldı ellerimiz baba?
Hiçbir zaman soramadım bunu sana. Sormak istediğimde fırsat olmadı, fırsat olduğunda cesaretim...
Kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü avukat Vedat Karacan’ın intiharıyla başlıyor öykü. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmek, Verda’ya düşmektedir.
Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke’leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini...
Kabuk
Sabiha, Sezin, Füsun...
Anneanne, anne, evlat...
Zeynep Kaçar, üç kadının ve onların etrafını saran kadınların hayatlarını Kabuk’ta resmedip büyük insanlık panoramasını oluşturuyor. Acının yoğurduğu kadınları koruyan da sıkıştırıp ezen de aile kabuğuyken, her şeye rağmen var olmaya çalışanlar bize sesleniyor: asla vazgeçme kendin olmaktan!
Terzi Saliha’nın kumaşlara ve uykuya sığınarak kaçıp unutmaya çalıştığı hayat, kızı Sezin için mücadele ve yokuşlarla dolu bir yola dönüşüyor. Füsun ise aile mirası gibi birbirlerine kalan acı ve delilikten kaçmaya uğraşıyor. Kadınlığın bütün tanımları ve gizli odaları anlatılıyor Kabuk’ta.
Zeynep Kaçar’ın yayımlandığı ilk günden beri çok konuşulan ve ses getiren kitabı Kabuk yeni baskısıyla Doğan Kitap’ta.
Aile denilen sahtekâr kurumda kadın olmak. Farklı kuşaklar ve farklı dünya algılarında. Erkeklerin kurduğu tiyatro dekorunda, belirleyici oyuncu olmanın cümlelerini aramak. Kırılan her sert kabuğun altında yumuşak bir iç olacağını hayal eden okura, yeni bir kabuk sunmak. Bu zorlu içeriği, akışkan bir üslupla okurun damarına zerk edebilmek.
- Yekta Kopan
Zeynep Kaçar sıradan sayılabilecek herhangi bir aileyi, ailelerin halının altına süpürülmüş, konuşulmayan, yok sayılan sırlarını açıyor bize, toplumsal birçok önyargıya dokunuyor, kimlikleri sorguluyor.
- Banu Yıldıran Genç, Agos Kitap
Zeynep Kaçar’ın Kabuk adlı kitabı derinlikli bir alt metin ile sesleniyor okura. Çok bilindik gibi olanın başka bir şekilde ifade edilmesi anlatının başarısı belki de. Kitaplar bir karşılaşma alanı yaratıyor ve bu karşılaşmalar bizde bazen uzun süren bir etki bırakıyor diye düşünüyorum, Kaçar’ın metninin etkisi kitabı okuyanlar üzerinde epey sürecek gibi görünüyor.
- Emek Erez
Kadının Adı Yok
Duygu Asena bu kitabında, temiz, telaşsız, kıvrak anlatımıyla bir kadının yaşadıklarını, daha doğrusu cinsiyetii kadın olarak belirlenmiş, herkesin üç aşağı beş yukarı tanık olabileceği ortak bir macerayı, bir kadının ağzından anlatıyor. Bu kadın, küçücük bir kızın henüz yaşanmamış doğal meraklarından, aşklar, acılar, sahtekârlıklar, hıslarla dolu bir hayatın bazen hafif, bazen ağır kıpırtılarına kadar, kendi ayakları üzerinde durabilmek için mücadele ediyor. Bu kadın, pürüzsüz bir tenden kırışıklıklara uzanan zaman içinde kendisi için var olabilmeyi hedefliyor. Beceriyor da...Ne pahasına olursa olsun!
Kadınsız Erkekler
Bir gün sen de kadınsız erkeklerden olacaksın. O gün en ufak bir uyarı, küçücük bir ipucu vermeden; önsezi olarak hissettirmeden ya da içine doğmadan; kapını çalmadan, hiç beklemediğin bir anda seni bulacak. Bir köşeyi döndüğünde, aslında çoktan oraya varmış olduğunu anlayacaksın. Geriye dönmek mümkün olmayacak. O köşeyi bir kez dönünce, orası artık senin için mümkün olan tek dünya olacak. O dünyada sen kadınsız erkeklerden biri olarak anılacaksın.
Hep bu soğuk çoğul eki ile...
Bir kadının özlemini çeken, yasını tutan; bir kadın tarafından aldatılmış, terk edilmiş olmanın acısıyla yaşayan, aşkla kendinden vazgeçen erkeklerin öyküleri…
Haruki Murakami’den aşka ve kadınlara yazılmış yedi ağıt…
Kahvaltı Sofrası
“Artık inandın mı bana Sadık?
Maziden şimdiye bir geçit açıldı demiştim hani.
Tüm bu insanlar oradan, o geçitten çıkıp geldiler.
Fikret de gitti o dehlizden içeri düştü.
Yolunu bulur da geri dönerse ne âlâ.”
Ünlü ressam Şirin Saka’nın yüzüncü yaşını kutlamak için ailesi Büyükada’daki evde toplanır. Şirin Saka’nın torunlarıNur ile Fikret, Fikret’in kızı Selin, Nur’un arkadaşı ve eski sevgilisi gazeteci Burak Gökçe evin misafirleridir. Şirin Hanım’ın sırdaşı ve hizmetkârı Sadık Usta da onlarla birliktedir.
Gergin bir kahvaltı sofrasının ardından Fikret ortadan kaybolur. Şirin Saka ile Sadık Usta’nın uzun yıllardır sakladıkları büyük bir sır olduğuna ve bu sırrı öğrenmeden ailenin huzur bulamayacağına inanmaktadır.
Kahvaltı Sofrası saklanan kimlikler, aile sırları ve büyük bir aşk üzerine akıllarda ve kalplerde yer edecek bir roman.
Kaiken
Kalıcı Zayıfla
Sağlıklı kiloya ulaşmak ve kalıcı zayıflamak için okumanız gereken tek kitap. Çağımızın en büyük sağlık sorunu obezite! Tanıdığımız iki kişiden biri kilosundan hoşnut değil.
Peki, hiç düşündünüz mü, mevsimlik modalara dönüşen, üç ayda bir yenisi icat edilen “mucize diyetler” neden işe yaramıyor? Neden verdiğimiz kiloları aynı hızla geri alıyoruz? Acaba sorun tükettiğimiz gıdalarda mı, yoksa bizi içimizde yarattığı boşlukla duygusal yeme krizlerine sürükleyen modern çağda mı?
“Sayarak Zayıfla” sisteminin yaratıcısı Dr. Ayça Kaya, kilo vermenin püf noktalarını anlattığı kitabı Kalıcı Zayıfla ile kilo alma kilo verme doğru diyeti arama kısırdöngüsüne noktayı koyuyor. Sağlıklı kiloya ulaşmanın ve ideal kiloyu kalıcı olarak korumanın formülünü veriyor.
Hem de aç kalmadan, sevdiğimiz gıdaları tüketmeye devam ederek…
Kalk Yerine Yat
Hayat bazen bir uyku sersemliğiyle karşılar bizi. Üstümüze bir ağırlık basar, olmayacak yerde uyuyakalırız, tutulup kalır her yanımız. Hep özlemini çektiğimiz bir ses gelip uyandırır sonra, “Kalk, yerine yat” der ve insan bu sesin sıcaklığına tutunur. Ve evet, herkes günün birinde yerini bulur.
Şermin Yaşar’dan sağda solda uyuyakalmaktan tutulup kalmış, günün birinde uyanıp yerini bulmuş insanların sıradan ve bir o kadar da olağanüstü öyküleri…
Kan Gölü
Dr. Claire Elliot, oğlunun başını derde sokmasını önlemek ve onu kısa zaman önce yitirdiği babasının hatırasından uzaklaştırmak için büyük şehirden göl kıyısındaki taşra kasabası Tranquility’ye taşınır. Burada bir muayenehane açıp işini yapmaktır niyeti. Ancak kasabada ergenlerin arka arkaya şiddet olaylarına karışmaları ve oğlunun okulundaki bir silahlı saldırı her şeyi değiştirir.
Bu şiddet dalgasına tıbbi bir açıklama getirmeye çalışan Claire, korkunç bir sırrı keşfeder: Ergenlerin karıştığı cinayetlere Tranquility’de daha önce de rastlanmıştır. Claire ergenleri saldırganlığa iten kaynağı bulmak zorundadır, kendi oğluna sıra gelmeden önce...
Karanlığın Ayak İzleri
Eski sırlar da bir gün açığa çıkar…
Beryl Tavistock, anne babasının yirmi yıl önceki şüpheli ölümünün etkisinden kurtulamamıştır. Onu altüst eden bir haberle, gerçeğin peşine düşmeye karar verir. Beryl tehlikeli sorular sormaya başlayınca kendini beklenmedik bir kovalamacanın içinde bulur.
Araştırması onu ailesini kaybettiği Paris’in sokaklarından güneşli bir Yunan adasına kadar götürür. Casusların dünyasının içine çekildikçe ihtiyacı olan yardımı eski CIA ajanı Richard Wolf’tan alacaktır.
Ama bu dünyada birilerine güvenmek zordur; arkadaşlar düşmanlara, düşmanlar katillere dönüşebilir.
Karanlığın Elli Tonu
Yılın Beklenen Filmi... Artık Beyazperdede
Elinizdeki bu film özel baskısında, E L James’in filmin yapım aşamasında kendi çektiği fotoğraflar ve bunlar için yazdığı yorumları bulacaksınız. Yakışıklı, ruhu yaralı genç iş adamı Christian Grey’in kendine has erotik zevkleri ve karanlık sırları karşısında pes eden Anastasia Steele ilişkilerine son noktayı koymuştur ama duyduğu arzu hâlâ düşüncelerini esir etmektedir. Christian yeni bir teklifle çıkageldiğinde karşı koyamaz. Şehvetli, yakıcı ilişkileri yeniden alevlenirken, Ana arızalı, hırslı ve talepkâr Elli Ton’unun yürek parçalayan geçmişi hakkında daha fazlasını öğrenir. Christian içindeki şeytanlarla savaşırken, Ana’nın da kendi öfkesiyle ve ondan önceki kadınlara duyduğu kıskançlıkla yüzleşip hayatının en önemli kararını vermesi gerekecektir.
Daha Karanlık Tonda Bir Şey Giyin...
Karanlık
Genç bir Rus kadının cesedi İzlanda sahiline vurur. Üstünkörü bir soruşturmanın ardından bunun bir intihar vakası olduğuna hükmedilir ve dava dosyası kapatılır.
Olaydan bir yıl sonra Reykjavík polisinden Hulda Hermannsdóttir erken emekliliğe zorlanır. Hulda hazırlıksız yakalanmıştır, yalnızlıktan ve karanlık geçmişinin anılarıyla baş başa kalmaktan korkar. Teselli niyetine, işten ayrılmadan kendi seçeceği bir eski vakayı çözmesine izin verilir, iki haftası vardır. Hulda, sığınma umuduyla gelen ama hayatı ülkenin soğuk sahillerinde son bulan Rus kızın davasını seçer. Kısa bir süre sonra Hulda, bir başka Rus kızın aynı tarihlerde kayıplara karıştığını öğrenir ve kimsenin ona hikâyenin tamamını anlatmadığını anlar. Hulda katili bulacaktır, kendi hayatını tehlikeye atmak pahasına bile olsa…