Burnumun Renkleri
Büyük Dörtler
Poirot'nun yatak odasının kapısında toza toprağa bulanmış bir adam durmaktadır. Zavallı adam Poirot'ya boş boş bakıp yere yığılır.
Bir anda neye uğradığını anlayamadan yaşlı dedektif pekçok bilinmezin ortasında kalakalmıştır.
Bu adam kimdir? Şok mu geçirmektedir? Dahası, bir kağıt parçasına defalarca karalanmış 4 rakamının bir anlamı var mıdır?
Büyülü Yastıklar
Cadılar Bayramı Cinayeti
Canı Sıkılan Çocuk
Doğruya doğru... Herkesin hoşlanmadığı biri mutlaka vardır. Özgür de Memo’dan hiç hoşlanmıyordu. Hoş, Memo’nun da Özgür’ü pek sevdiği söylenemezdi! Sınıfta aynı sırayı paylaşmak zorunda olan bu iki çocuk, birbirlerinin tam tersiydi. Bilgisayar oyunlarına düşkün olan Özgür’ün canı her zaman çok sıkılırdı. Memo ise kitaplara düşkündü ve hiçbir şeyden kolay kolay sıkılmazdı. Ne yazık ki bir gün, birlikte çalışmak zorunda kaldılar. Ama bu çalışma kısa sürede nefes kesen bir maceraya dönüştü. Hem de yaşamları boyunca unutamayacakları bir maceraya... Ne o? Yoksa, senin de mi canın çok sıkılıyor? Eeee, ne duruyorsun, hemen kitabı okumaya başla. Macera seni bekliyor!
Canı Sıkılan Çocuk Ege’de
Çarpık Evdeki Cesetler
Leonides ailesi, büyükbabaları Aristide bir ensülin iğnesiyle cinayete kurban gidinceye dek, Üç Kuleli Malikâne’de mutlu bir yaşam sürmektedir. Bütün ipuçları cinayeti aileden birinin işlediğini gösterir. Bu yüzden cinayeti çözme görevini Sophia’nın nişanlısı Charles Hayward üstlenir.
Çarpık bir adam vardı, çarpık bir yolda yürürdü.
Çarpık bir çitin yanında, çarpık bir altı peni buldu.
Çarpık bir kedisi vardı, çarpık fareler tutardı.
Ve hepsi küçük, çarpık bir evde otururlardı...
“Çarpık Evdeki Cesetler adlı yapıtımı büyük bir zevkle kaleme aldım. En iyi romanlarımdan biri olduğuna inanıyorum.” Agatha Christie
“Usta bir kalemin yarattığı mükemmel bir roman.”
- New Statesman
Cenazeden Sonra
Cora baltayla hunharca öldürülünce, bir gün önce kardeşi Richard’ın patavatsızca söylediği birsöz tüyler ürpertici bir anlam kazanır. Richard’ın vasiyetnamesi okunurken, Cora yüksek sesle, "Olay çok güzel örtbas edildi... Ama Richard cinayete kurban gitti değil mi?" diye sormuştu.
Çaresizlik içindeki aile avukatı bu sırrı çözmesi için Hercule Poirot’ya başvurur.
Cep
Ekim ayının sıradan bir günüydü. Her şey olağan akışında devam ediyordu. Boston’da Boylston Caddesi’nde sevinçten adeta uçarcasına yürüyen Clayton Riddell içinse hayat, çok daha mutlu ve umut vericiydi. İyi bir çizgi roman anlaşması yapmış, geleceğin umut dolu kapıları artık önünde açılmaya başlamıştı. Ancak her şey bir anda olup bitti. Tahribatın nedeni, herkesin cep telefonlarından yayılan ve sonradan Frekans adıyla anılacak olan sinyaldi. Clay ve bu faciadan kıl payı kurtulan birkaç kişi, kendilerini medeniyetin zifiri karanlık çağında, etraflarını saran kaos ve inanılmaz bir katliamın içinde buldular. Frekans yüzünden insanlar akıldan yoksun bir sürüye dönüştü ve onlar için evrim başladı...
Çikolata Ülkesi
Cinayet Alfabesi
Alfabe sırasına göre kurbanlarını öldüren seri katil, cesetlerin yanına ABC tren yolları tarifesini bırakmaktadır... Aynı zamanda cinayetleri işleyeceği mekânları Hercule Poirot’ya önceden haber vererek deneyimli dedektifle dalga geçmektedir. Fakat Poirot adı geçen yerlere ulaşmakta her zaman gecikir. Bu psikopatın düşüncelerinden ve cinayet metodundan fazlasıyla etkilenen Poirot, Hastings ve Japp’ın yardımıyla İngiltere’de enine boyuna seyahat ederek bu acımasız katilin izini bulmaya karar verir.
Cinayet İlanı
Yerel Gazete’de çıkan garip cinayet ilanı, Jane Marple dahil tüm Chipping Cleghorn köyü sakinlerini heyecanlı bir bekleyişe sürüklemiştir: 29 Ekim, Cuma günü, saat 18.30’ da Little Paddocks’ta cinayet işlenecektir. Bu çocukça bir şaka mıydı, yoksa zavallı Letitia Blacklock’u korkutmak için yapılan bir oyun muydu? Bu esrarengiz davetiyeye karşı koyamayanlar belirtilen zamanda Little Paddocks’un kapısında belirirler ve ışıklar söner... "Agatha Christie polisiye yazarlar tahtından asla inmeyecek. Her zamanki gibi zekice kurgulanmış bir eser..." A. A. Milne
Cinayet Randevusu
Her dedektifin, ister kadın olsun ister erkek, kendine özgü bir araştırma yöntemi vardır. Parker Pyne, Pollensa Koyu’ndaki Sorun adlı öyküde sorunu çözerken insan doğasına ilişkin sezgilerine güvenir.Harlequin Çay Takımı’nda Bay Satterthwaite,ilhamı gizemli Bay Quin ile işbirliğinde arar. Sarı İrisadlı öyküde ise Hercule Poirot esrarengiz birinden gelen telefonla öğrendiği bir cinayet teşebbüsünde yeni baştan test edilir.
Birbirinden farklı ve sıra dışı öyküleriyle dikkat çeken Agatha Christie’nin Cinayet Randevusu’nda kahramanları yine olağanüstü.
“Polisiye romanların kraliçesi.”
Observer
Cinayetler Kulübü
Bir salı gecesi Jane Marple’ın evinde toplanan altı kişi, bundan böyle her salı akşamı aynı yerde toplanıp birbirlerine faili meçhul cinayet öyküleri anlatmaya karar verirler. Konuklar birbirilerine esrarnegiz öyküler anlatırken yaşlı eb sahibesini unuturlar. Fakat Miss Marple dikkatle dinediği he öykünün sonunda katilin kimliğini ortaya çıkarır.. Cinayetler Kulübü, eşi bulunmaz kısa öykülerden oluşmuş, sürprizlerle dolu bir kitap. "Öyküler öylesine mükemmel kurgulanmış ki insanı şaşırtıyor... Çoğu uzun bir roman olabilir." - Daily Mirror
Cinayetler Oteli
Geleneksel dekoru, kusursuz servisi ve görkemli görünümünün ardında yatan tehlikeli havasıyla "Cinayetler Oteli", Jane Marple’ın aradığı yerdir. Esrarengiz bir konuğun yanlış günde havaalanına gitmsiyle başlayan garip olaylar zincirinin böylesine gelişeceğini Bayan Marple bile tahmin edememiştir.
Baş Müfettiş Davy Şu Soruları Yanıtlamak Zorundaydı:
19 Kasım gecesi ne olmuştu?
Malinowski'nin otelle ne ilgisi vardı?
Elvira neden kaç parası olduğunu öğrenmek istiyordu?
Bertram Otelinde neler oluyordu?
Miss Marple odasının kapısından baktığı zaman kimi görmüştü
Lady Sedgwick kapıcıyı nereden tanıyordu?
Humfries polislerden neden çekiniyordu?
Elvira kimden veya neden korkuyordu?
Neden Lady Selina herkesi tanıdıklarına benzetiyordu?
Piskopos Pennyfather neredeydi?
Çine Yolculuk
"Sevgili Okuyucularım, şimdi hep birlikte görkemli Çin gezisine çıkıyoruz. Bu ilginç serüvenlerle dolu gezi sırasında anayurdumuz olan Orta Asya’nın havasını soluyacağız. Atalarımızın yaşadığı topraklara ayak basacağız. Çin Seddi’ni, Yasak Şehir’i, kil askerler ordusunu göreceğiz. Bir bakıma, dillere destan Çin efsanesini yaşayacağız. Binlerce yıllık geçmişin esintileriyle oluşan doyumsuz duygularla dolup taşacağız."
Dedem Nerede ?
Sevmek, paylaşmak, yitirmek ve bulmak üzerine bir arayış romanı 17 Eylül 2016, Sorgun Talha için kesinlikle sıradan bir gün değildi. Uğurlu çorapları çamaşır makinesinden çıkmadı, iki yaşındaki kardeşi ona, Döviz çıpası. dedi, Erimeyen Kardan Adam şiiriyle Pusluvadi Şiir Yarışması'nı kazandı ve dedesi ortadan kayboldu! Dedesinin bıraktığı ipuçlarının izini sürmeye karar veren Sorgun Talha, işinin hiç kolay olmadığının farkında. Ama onu bulana kadar, bu maceranın peşini bırakmaya niyeti yok. Peki, sen bir haber aldın mı? Sorgun Talha'nın dedesi nerede? Bu kitap o kadar komik ki, 'Keşke dedeyi yüz bininci bölümde bulsalardı.' diyeceksiniz. —Pusluvadi gazetesi
Dedemin Sihirli Dükkanı
Küçük bir çocuk ve dedesinin yıllara sığmayan dostluğunun sevgi dolu öyküsü...
İşini severek yapanlar hiç yorulmazlar. Onur’un dedesi işte böyle bir insan. Atölyesini sihirli bir dükkan gibi görüyor. El emeği cam eşyalar üretiyor. Ama dünya değişiyor, bazı meslekler yok oluyor, bazıları ayakta zor duruyor. Onur, dedesi çok sevdiği mesleğine devam edebilsin diye çözüm yolları aramaya başlıyor.
Dedemin Sihirli Dükkanı bir yandan modern kent yaşamının kimi olumsuz yanlarını sorgularken bir yandan da eski mesleklerden bugünkü mesleklere köprüler kurulabileceğini anlatıyor.
Deniz Dinozorunun Sırrı
Denize Yağan Yıldızlar
“Suya inen yıldızlara istiridyeler kucak açmış. Her biri derin bir uykuya dalmış sığındığı kucakta. Birer inciye dönu¨ştu¨kleri sonsuz uykularında dalgaların sesi eşlik etmiş yıldızlara. Bu yağmurun adını da balıkçılar koymuş. ‘Lulubar’ yani ‘İnci Yağmuru’ demişler denize yağan yıldızlara.” Binlerce mu¨lteci çocuktan biri olan Mela da yangından kaçan bir yıldızdır. Bir gece yarısı, annesi ve kardeşi Ahnes ile Halep’ten yola çıktığında onları nelerin beklediğinden habersizdir. Daha yolculuğun başındayken kötu¨lu¨k peşlerini bırakmaz. Kendileri de yangından kaçan birer yıldız olan Yusra ve Sarah yetişir imdatlarına. Yol boyunca Mela ve annesine destek olan kızlar, Almanya’ya gitmeye kararlıdır. Bin bir zorlukla Ege sahillerine ulaşan kahramanlarımız, korkunç bir manzarayla karşılaşırlar. Yuttuğu insanları kusan bir deniz uzanmaktadır önlerinde. O sahilde ninesi Lulubar’ın anlattığı masalı hatırlar Mela ve korkar denizden. Bir de çakallar vardır dört bir yanda… Mu¨ltecileri
ölu¨me gönderen çakallar… Ama arkadaşı Yusra ve ablası Sarah, o denizi aşmaya kararlıdır. Kahramanlarımızın hu¨zu¨nlu¨ hikayesini okurken bizi gu¨lu¨msetmeyi de başaran denize yağan yıldızlar; umuda yolculuğun romanıdır.
“Kimse çocuğunu bir kayığa bindirmez su karadan daha gu¨venli olmadıkça.”
Somalili şair Warsan Shire
Denizin Gökyüzüyle Buluştuğu Yer
Dilek Mağarası
Doğu Ekspresinde Cinayet
Gece yarısından sonra artan şiddetli tipi yüzünden Doğu Ekspresi artık yoluna devam edemez durumdadır. Yılın bu zamanlarında lüks tren tamamen doludur. Ertesi sabah yapılan kontroller sonucu tüm yolcuların sağ salim trende olduğu anlaşılır. Ancak, defalarca bıçaklanarak öldürülen Amerikalı yolcunun kompartımanının kapısı içeriden kilitlidir. Sonunda, trende yolculuk etmekte olan Hercule Poirot cinayeti incelemeye başlar. Ancak kimi yolcular cinayetin izlerini yok edebilmek için yaşlı dedektifin dikkatini dağıtmaya çalışırlar. Poirot, kehanet sayılabilecek bir saptamayla cinayeti bir değil iki şekilde çözümlemeyi başarır.
Dört Kardeştiler
Dört Kardeştiler, ana babalarını art arda yitiren dört kardeşin kendi başlarına ayakta durma çabalarını anlatmaktadır. Renkli bir köy ortamında geçen romanda, sevgi ve özveriye dayalı kardeşlik başları, şaşırtıcı ve zaman zaman da duygu yüklü serüvenlerle kaleme alınmıştır.
Usta yazar Gülten Dayıoğlu dostluk, kardeşlik, dayanışma, özveri gibi kavramlarla zenginleştirdiği romanıyla çocuklara oldukça duygusal ve heyecanlı anlar yaşatıyor.
Dünya Çocukların Olsa
Milli eğitim, gençlik ve spor bakanlığı talim ve terbiye kurulunun 27.5.1986 tarih ve 4429 numaralı yazısıyla, 1739 sayılı kanun gereği, ilk ve ortaokullara tavsiye edilmiştir. Dünya Çocukların Olsa adlı çocuk romanı 1986'da Alman Yayıncılar Birliği'nce 'Gençliğe yarın umudu veren' diye tanımlanan dünyaca ünlü üç yüz çocuk kitabı dizisine seçilmiştir. Aralarına Jules Verne, R. Kipling, D. Defoe gibi klasik çocuk romanı yazarlarının yapıtlarının yer aydığı diziden bir katalog oluşturularak özel sergilerle halka tanıtıldı.
Dünyanın En Küçük Hediyesi
Peter H. Reynolds’tan yediden yetmişe herkesi kucaklayan yepyeni, duygu yüklü bir öykü daha...
Bazen beklentilerimizi fazla büyük tutar, her duygumuzu abartırız. Mutluluğun bir eşyada, bir hediyede saklı olduğunu zanneder, yanı başımızdakini ıskalarız.
Dünyanın En Küçük Hediyesi mutluluğu ve paylaşmanın önemini bizlere hatırlatan sıcacık bir öykü...
Düşün Ve Zengin Ol – Altın Kitaplar
Bütün engellerin üstesinden gelebileceğimiz, her emelimize ulaşabileceğimiz, sürekli akan bir nehirden taşar gibi başarıya ulaşabileceğimiz bir yol gösteriyor. Bu kitap, gücüyle bizi sarsacak hayatımızı değiştirecektir.
Eğer "Çekim Yasası'nı uyguluyorum ama benim için çalışmıyor" ya da "bazen çalışıyor, bazen çalışmıyor" diyorsanız; bu güçlü yasayı her defasında lehinize çalıştırmanın kanıtlanmış formülü bu kitapta bulacaksınız!
Napoleon Hill, Düşün ve Zengin Ol'u 1937'de Henry Ford, Thomas Edison gibi birçok tanınmış ismin de bulunduğu çok başarılı 500 insan üzerinde yaptığı 25 yıllık bir araştırmanın sonucunda yazmıştır. Dünyanın en çok satan kitaplarından olan Düşün ve Zengin Ol'u şu anda elinizde tutuyor olmanız bir tesadüf mü? Bu kitapta yer alan 13 adımlık formül ile başarıya giden yolda sırrı kullanmakta ustalaşacaksınız. Bir kez okumak kesinlikle yetmez!...
Hayalllerinize ulaşmak mı istiyorsunuz?O zaman Hill'in ölümsüz kurallarını takip etmeniz yeter!...
Düşünce Gücüyle Tedavi
Düşündüğünüz her şeyin, yaşayacağınız her şeyin belirleyicisi olduğunu hiç düşündünüz mü?
Louise Hay “Düşünce Gücüyle Tedavi” adı altında kaleme aldığı kitabında bu düşünceden yola çıkarak yepyeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. Bu öyle bir dünya ki sevginin ve özgüvenin temelleri üzerine kurulu. Ve sevgiyle özgüvenin başaramayacağı hiçbir şey yok. Kitabı okumaya başladığınız anda, gerçekten bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark ediyor ve olumlu bir değişim içine girdiğinizi hissediyorsunuz. Bu bir tür düşünce tedavisidir. İyi, olumlu ve gerçek... Bugüne kadar başınıza gelen tüm olumsuzlukların ve hastalıkların, kendi kendinize ürettiğiniz olumsuz düşüncelerden kaynaklandığını söylüyor Hay. Bundan sonra yaşayacaklarınızın sizi memnun etmesini mi istiyorsunuz? Bu kitabı okuyarak bir başlangıç yapabilirsiniz. Kendinizi bu dünyaya çile çekmeye ve mutsuz olmaya gelmiş bir zavallı insancık olarak değil; seven, sevilen ve mutlu olmaya layık bir canlı olduğunuz için gönderilmiş bir pozitif enerji olarak düşünün.
Kitap, küçücük bir sivilceden, kansere kadar birçok hastalığın nedenlerinin psikolojik olumsuzluklardan kaynaklandığını satır satır anlatıyor. Hangi hastalık için, hangi olumlu öneriyi düşüncelerinizin besini olarak kullanacağınızı da söylüyor.
E-Ma Çocukları
Kurallar karelere benzer.
Dört kenarı eşittir değişmez.
Marsel bir kapsülde belli kurallara uyarak yaşamakta; her gün kapsülün içindeki Altdünya'dan asansörle Üstdünya'ya çıkıp macera dolu oyunlar oynamaktadır. Hayatında Üstdünya'daki oyun arkadaşı Jaja'dan ve kapsülün yapay zekâsı E-ma'dan başka kimse yoktur.
Altdünya'nın bahçesindeki çeşitli canlılarla ilgili araştırmalar yapabilen Marsel kendi türüyle ilgili hiçbir şey bilmemektedir. Ta ki bir gün asansörün hiç açılmayan diğer kapısı açılana ve Marsel yıllardır içinde yaşadığı duvarların ardındaki gerçeği keşfedene dek.
Ödüllü yazar Dilge Güney E-MA Çocukları'nda okuru sanal gerçekliğin yapay zekânın ve geleceğin bilinmez dünyasının içinde esrarengiz bir gezintiye davet ediyor.