Aşka Yolculuk 2 – Sümeyye Ve Yasir
Ey İnsan! Özgürlük, dediğin nedir? Rabb’ine sığındığın kadar özgürsün!Aşk’a Yolculuk derdini taşıyanlar özgürdür ve bu yol şehadetkanları ile yıkanır. Sümeyye ve Yasir ailesi gibi.Şühedanın meyvesi de Ammar b. Yasir’dir.Bir Türkmen kızı olan Pamih esaretle birlikte kaderinin verdiğiisimle anılacaktır tarih boyunca: Sümeyye.Varlıklı ailesinden sırf putperest olmamak için firar edip yollara düşen Yasir, Sümeyye ile İmanı, Aşkı ve Şehadeti yaşayacaktır; kan çığlıklarını susturup nur huzmeleri ile hem şahid hem şehid olma onuruna erecektir.
Sümeyye ve Yasir hepimizi başı aşk,ortası aşk ve sonu aşk olan bir yola davet ediyor.Aşk-ı İlahi.Aşk-ı Habib-i Kibriya.Aşk-ı Şüheda.Sümeyye Ve Yasir sabrın ne olduğunu son nefeslerine kadar haykırdı:“Ey gönderileni yüklenenler! Gönderen’e âşık olun ve unutmayın kiAllah ‘Kulum da aşkıma sığınıp sabredecek mi?’ diye size sabır gösteriyor.”Ey Yasir ailesi! Aşkınıza denizler mürekkep olup yetişemiyorsa,sizin akan kanlarınız paha biçilemeyen inci taneleridir.
Aşka Yolculuk Veysel Karani
“Bana, ‘Sen kimsin?’ diye sormayın. Ömrü azıcık kalmış bir ‘hiç’im.
Hiçbir şeyim ben.
Yürek vermediğiniz, ta içinize erişemez. İnsanlara baktım ki her biri kendine bir sevgili edinmiş. Kimi kadın, kimi erkek... Bazısı nefs, heves, bazısı da mal, şöhret peşinde.
Herkes sevgilisini karanlık bir kuytuya bırakıp geri dönüyor. Düşündüm… Kendime öyle bir sevgili bulayım ki, hayatımda ve sonrasında benimle olsun.
Ömrüm, özüm ve sözüm üç aşk üzerine örüldü: Allah, Peygamber ve annem. Ve bana kendini üç kelimeyle anlat deseler; yetimlik, yalnızlık ve yolculuk, derim… Babasız kalmanın acısını imanla doldurdum, yalnızlığımda Ona sığındım, yolculuğumu Habibullah’ın aşkına adadım.”
Derdin nedir?
Derdim ‘Aşk’a Yolculuk’tur.
Sinan Yağmur'un kaleminden Veysel Karani – Aşk’a Yolculuk okuyucunun önüne değerli kapılar açıyor. Herkesin yolu en az bir kez Veysel Karani'ye düşmeli ve onun alçak gönüllü; uzaktan iddasız, içine girildikçe büyüleyen büyük hikâyesinden nasiplenmeli.
Aşk olsun, terennümü ile aşk dolu okumalar...
Aşkın 7 Hali
“Çocukken birçok aşk masalı okudum. Büyüdüm, aşkı yaşadım. Şimdi ben bir aşk masalı oldum.”
– Hz. Mevlana
Aşkın 7 hali: Beşerî aşk, masalsı aşk, Platonik aşk, divane aşk, dosta aşk, Peygamber aşkı, ilahi aşk…
Tasavvuf tarihinin en can alıcı olayları hakkında yazdığı romanlarla milyonlara ulaşan Sinan Yağmur, ilk defa bugünde geçen bir hikâyeyle okurun karşısına çıkıyor.
Kendisini intihara sürükleyen bir ihanetin pençesinde kıvranan bir kadın: Aylin
Hayatında ilk defa vicdan azabı kavramıyla tanışacak bir zevk düşkünü: Cengiz
Hayatını temellerinden sarsan bir iftiranın kurbanı: Hace
Sinan Yağmur, bu üç kahramanın Konya’da kesişecek hayatlarını aşkın 7 farklı hali üzerinde katman katman örüyor.
Sahabe’den Safvan bin Muattal ile Hz. Ayşe, Mevlana ve Şems, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin ümitlerini kaybetmiş üç karakterin imdatlarına yetişip onları aşk terapisine alıyor.
Aşkın 7 Hali Bişnev, olgun bir kalemin diliyle, iç huzuru arayanlara ve yaralı yüreklere derman ve başucu kitabı olacak, yıllar boyu unutulmayacak bir roman.
Aşkın Gözyaşları 1 Şems Tebrizi
Yedi eşkıya, yedi hançer, yedi oluk kan. Aşkın güneşinden ateş yerine kan akmıştır bu defa. Akan kanları ile bir mektup yazmıştır Mevlânâ’sına: “Hamuşum!
Ey benim yüreğimin içi! Ah aşkın gözyaşlarını akıtan can dost!
Bu mektubumun sana geldi¤inde bilesin ki; Başımı kesip kör kuyuya atsalar. Şah damarımdan oluk oluk kanı akıtsalar, dokuz yurda tenimi lime lime dağıtsalar, yedi çakal sürüsü vücuduma saldırsalar kırmazdı acılar beni, yorardı belki teni. Özümsün, özümle ararım Mevlânâ’m seni. Şems’in kurban olsun sana. Ve yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş.”
Aşkın Gözyaşları 2 Hz Mevlana
Şems’in o son mektubu sonrası ne vakittir baygın hâlde yattığını bilmeyen Mevlana, yatağın içinde doğrulur.
Kurumuş bir dal gibi düşer yana kolları. Avucundaki mendile bakar, Şems’in kan izleri hâlâ tazedir zümrüt yeşili mendilin ucunda.
“Yusuf gibi kuyuya mı attılar seni, güneşi gökten koparıp hançerleyenler kim? Bu nasıl sır, adım atanın göğe yükseliyor feryadı. Bu nasıl bir gömlek, kim giyse gözlerine kan iniyor.” Kendine gelen Mevlânâ bir nara atar: “Allah’ım, acılarımı örtme!”
“Bu aşkı, bu dostluğu bize çok gördüler Şems’im. Ah, neylersin ah! Ey yaralı gönlüm, gecelere bu dilimi lal et.
Silinsin aşk künyesinde ismim, ister cemal yaz, ister celal et. Ölüm bize tez gelir şems’im, ha hançer ile gelsin ha can dediklerimiz cellat olsun.”
Aşkın Gözyaşları 3 Kimya Hatun
“Ey aşk! Bu nasıl bir sır? İçine giren tufan oluyor.
Bu nasıl bir hırka? Kim giyse aşk sarhoşu olup çıkıyor. Aşkın çilesini küçümsediğiniz an içinizdeki cehennem büyür. Aşkın çilesiymiş aşka dayanak olan. Yeter ki yan! Dumanın bulut olur.
Yeter ki yak! Ummanlar kazan olur. Nerede ateş, orada su! Nerede su, orada ateş! Ne tuhaf kimya!
Ben, Kimya. Ben Rabbime aşık bir garip kul. Ben, Mevlânâ’nın ci¤erparesi Kimya. Ben dünyanın anlamamakta
ayak dirediği ve yüre¤ine parmak sayısınca kişinin agâh olduğu Tebrizli Şems’i anlamış, yaşamış maşukum. Ey gözleri aşkın gözyaşlarında yıkananlar! Ağlamak gittikçe daha çok zorlaşırken,var mı benim için de birkaç damla gözyaşınız?”
Aşkın Gözyaşları 4 Hallac-I Mansur
Sanırlar ki susmak dilin işidir. Oysa susmak, ateş çemberinde, acıların kıyısında, kahır ve dil yarasında, çiğ yüreklerden sana gelen tufanda, yüreğinin sahibine içine attıklarını yudum yudum sunmaktır… Susmak her kişinin değil, dili dudağı ah rengine boyanmış yüreğin işidir. Hamuş olan küskün aşka değil, suskun aşka talip olur. Hani yandıkça içersin, içtikçe daha çok susarsın ya, işte bu susuzluğun adıdır hamuş olmak. Harflerden yola çıkarak yüreğini harfsiz, alfabesiz bir çığlığa yatırmaktır susmak… Ha; Hallacı Mansur’dur. “Ene’l Hak” kanıyla abdest alan… Mim; Mevlana’dır. Her secdesi ölüme davet çıkaran… Şin; Şems’tir. Sevdası güneşe ateşler döktüren…
Aşkın Gözyaşları 5 (Final Yunus Emre)
Her şeyin herkese yakışmadı¤ı şu dünyada,
Yunusça aşkın herkese yakışması bundandır.
“Dost elinde avareyim
Gel gör beni aşk neyledi”
“Gel! Gör! Aşk neyledi beni,” diyorsun. Nereye geleyim?
Seni görmek aşk mıdır Yunus!
Yaralarım çok derin Yunus. Kanayan yanlarımın üzerine
hasret döktüm. Söyle, nasıl geleyim? “Nedir yaran?” diye sorma!
Hep aşktan Yunus. Hep sevdadan. Aşkın yol yorgunları, vuslatın
hasret vurgunlarıydı onlar. Kimler mi? Aşkın uzun yol yolcuları.
Elbette her aşk yolcusunu arardı, peki ya yolcu neyi arardı?
“Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane”
Aşkın Meali 2 Hz İbrahim Ve Hacer
Ben babam İbrahim’in duasıyım. Annem Hacer’in rüyasıyım.“ (Hz. Muhammed s.a.v.)
İbrahim tevhit rehberi, İbrahim tedebbür. İçindeki putu devirmeden başkasının putlarını deviremezsin.
Hacer tevekkül, Hacer teşekkür. Kâbe mi ona komşudur, o mu Kâbe’ye? Kalbini Kâbe edenler bilir.
İsmail teslimiyet, İsmail terbiye. Bazen bir bıçak öğretir sadakati, ne kadar keskinse o kadar güzel.
“Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk!“ diye yankılanıyordu aşkın kıblegâhı Kâbe… Cenabı Allah, köle diye küçümsenen bir kadının kendisine olan aşkı ve imanına, çilesine, sadakatine bir hediye takdim ediyordu: Hacerü’l Esved.
Hz. İbrahim önce içindeki kendi putunu devirdi. Sonra babası Azer’in el emeği göz nuru yaptığı bütün putları un ufak etti.
Her peygamberin bir kalp okulu vardır, bir de ruh miracı.
Kimine ağaç, kimine mağara, kimine kuyu vahiy okulu olmuştur.
Hz. İbrahim’in okulu da miracı da atıldığı ateş uçurumudur.
Bana Güneşimi Getir
Âşık Veysel…
Anadolu toprağından yeşermiş eşsiz bir gönül adamı.
Acının toprağıyla yoğrulup hikmet kapısının eşiğine oturmuş söz ehli.
Tabiatı, toprağı, karıncayı, dostu, aşkı, vatanı kendisine özgü söyleyiş tonuyla yeniden yoğurmuş halk ozanı.
Sazıyla sözüyle Anadolu onda birleşti.
Sevgi bir insanlık ideali oldu Âşık Veysel’in şahsında.
Gözlerini kaybetti fakat neredeyse herkes onun gözü oldu.
Sinan Yağmur, Âşık Veysel’i , ömrünü kuru kronolojiyle değil unutulmaz kesitlerle yeniden canlandırıyor. Onu besleyip yaşatan değerlere ışık tutarken irfan damlalarını belgesel-anlatı türüne kavuşturuyor. Gelenek ve ortak miras nesillerin arasında su olup hayata akıtılıyor.
Ben Neyzen
Neyzen Tevfik’e göre, insan bu değildi, bu olamazdı. İnsanın gerçekte ne olduğunu kavramak ve bulmak için âdeta insanlıktan çıktı Neyzen. Hırpani kılığıyla sokaklarda, sur diplerinde, çöp kenarlarında tam bir sefil hayatı sürerek; Mevlevihane, meyhane ve tımarhanede nefsini yere çalarak; üflediği neyi, şiiri ve hicviyle aradı insanın aslını.
Neyzen uçsuz bucaksız bir denizdi. Ama elindeki şişede, sırtında zıpkın yarası olan bir kılıç balığı gibi saklamak zorunda kaldı kendini. Şişeden çıkıp karaya vurursa aniden can verecek bir kılıç balığıydı o. Kendini hiçe saydı, hiçliğin hikmet pencerelerinden başka âlemlere baktı. Kendini hiçlikte buldu, "her şey” olmaya uğraşan insana tek başına hakikati haykırdı. Onun aradığı kendisiydi, yapmak istediği ise kendisi olmayanlara ses olmaktı. Aşkın cılız bir kelime değil, Yaradan’a özlemin bir çığlığı olduğunu üfledi nefes nefes. Ama hiç kimse onu bir ucu hüzün, diğer ucu huzur tüten neyi kadar anlamadı.
Her Anne Bir Melektir
"Başımızın tacısın, bizdeki yerin kutsal.
Hoşgörünle örneksin, balsın, peteksin anne.
Ne söylesem de yetmez, sen her daim mutlu kal.
Yerin ki doldurulmaz her şeyde teksin anne."
“Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” demiş eskiler. Ne kadar güzel demişler. Bu söz annelerden başka kimseye de uymaz herhalde. Her dertlenişimizde, her ıstırap çekişimizde, her kederlendiğimizde aklımıza annemiz gelir. O yüzdendir ki, anne duası alarak cennetin kapısını aralayanlara yaşamın en güçlü kilitleri bile karşı koyamaz!
Annemizi çok severiz ama yaşamın pratiğine dair onunla hiçbir şey paylaşmadığımızı ona en çok ihtiyacımız olduğu zaman fark ederiz ve bundan da tarifsiz acılar duyarız. Toplumsal sancılarımızın, artan suç oranlarının çözümü de sadece ve sadece annelerin elindedir.
"Çocuklar her hatalarında, pişmanlıkla gelip analarının gözlerine baktığında, o bakışlar ananın ta kalbine işler. İşte o an ana, “Gel yavrum bir daha olmasın” diyerek çocuğunu bağrına basar."
Aşkın Gözyaşları serisiyle milyonları mest eden Sinan Yağmur bu kez annelerimizi anlatıyor. Her annenin bir melek olduğunu ve insan yaşamını nasıl şekillendirdiğini muazzam bir dille dile getiriyor.
Hüzün Yanığı 2
Her kalp bir mağaradır; bazen güneş görmemiş ebrulî bir hüzün renginde, bazen de ateşine rüzgâr değmemiş kurşunî kül renginde… Kuldan küle varan bir hikâyedir hayat, kimsenin göremediği bir yangın yeridir yürek… Başlamadan biten baharlar yaşar insan. Henüz yolun başında solup giden yapraklardır çektiğimiz acılar… Kan gölünde hüzün gözyaşlarımızla durulanırız hayatı anlamak için. Önce sancı, sonra arayış, nihayetinde matem-i vuslattır âşıkların yazgısı…
Hüzün kokulu Turna’dan kül gözyaşları döken Mihriban’a uzanan yolun yorgunudur Cem. Arkasında bırakmak istediği bir hayat vardır, pişmanlıklarla örülü. Her birimizin ihtiyaç duyup da dillendiremediği bir arayışın yolcusudur. Ve her insanın mutlaka bir kırılma noktası olduğunu hatırlatır bize. Uyanmak ister gaflet uykusundan, doruklara sevdalanmak ister kulluğuna ermek için. Ashab-ı Kehf misali imanın ve tevekkülün derinliğine dalmak ister. Hayran olur yedi iman kahramanı gence ve sadakat örneği Kıtmir’e. Revan olur hakikate giden yola...
Günümüz gençlerinin karanlıklarda bin parçaya bölündüğü aşk yolunda onlara iman- ı Aşkın nasıl olduğunu gösterir Cem. Mağara arkadaşlarının Kur’an’da zikredilen övgü dolu hikâyelerinde Cem’den Cemal’e dönüşmüştür... Genç yürekleri uçurum boşluklarından alıp, İlahi Aşkın zirvesine taşıyan bu yolculuk, hepimizin yol hikâyesidir.
Üç mağara: Derinkuyu, Ashab-ı Kehf ve Hira.
Üç karakter: Turna, Cem ve Mihriban.
Üç mekân: Avanos, Bergama ve Tarsus.
Ve İlahi Aşkın aynasında yansıyan sarsıcı bir ibret öyküsü…
Kerbela Hz Hüseyin
Zulüm gücü elinde bulunduranın yaratılanlara haksızlık etme hakkını kendinde görmesidir. Alnı secdeye değip de yüreği adalete değmeyenlere inat, dilinden zikir düşmeyip de eliyle saltanat kuranlara rağmen Muhammedî duruş gösterip mazlumların sesi, güvenci olmanın yiğitlik meydanıdır Kerbela.
Bugün Kerbela’yı doğru okuyamadığımız meseleyi bir halifelik ısrarı diye anladığımız için imanımız kısır kalmıştır. Hz. Muhammed’i (sav), Ali’nin (kv) yolunu ve Hüseyin’in (ra) direnişini derinden anlayamadığımızdandır ki…
Allah’a kullukta “sloganca bir aşkımız” var ama “şuurumuz” yok. Tüm yaratılanlara muhabbetimiz var ama samimiyetimiz kalmamıştır.
İki türlü kıyam vardır: İbadetin ve imanın kıyamı. Namazda Allah’a aşkımızdan kıyam ederiz, imanda kıyam ise Allah düşmanlarına, Allah’ın emaneti kullarına zulüm gösterenlere karşı ölümüne karşı durmaktır. Velev ki haksızlığı yapan kendisini “Ben Müslümanım” diye tanıtsa dahi.
Ravzanın Yıldızları
Yıldızlar vardır, hem yolunuzdur hem rehberiniz. Onlar ki, Ravza semasının yıldızları, Asr-ı Saadet ışıklarıdır.
Sadakatin ve dost olabilmenin ne demek olduğunu Sıddıkiyet ve Yar-ı Gar olma güzelliğiyle Hz. Ebu Bekir ile tanıyacağız. Resulullah’ın incisi, dostluğun ne olduğunu unutanlara Ravza’dan bir ışık verecek.
Dağları titreten, çöl kumlarını terleten Hz. Hamza, imani cesaretin ve Allah’a bağlılığın slogan işi değil iman-ı aşkın kefareti olduğunu, şehadete bilek gücüyle değil yürek gücüyle yürüneceğini haykıracak. Uhud’dan tüm yeryüzünü yakacaktır.
Selman-ı Farisi’de dayanılmaz yollara dayanmakta zorlanacak, onun nazarında Resulullah Efendimize bakarmış gibi içiniz şerha şerha yarılacak. Görünmez bir el içinizdeki yanışın ferahlığına bir bardak zemzem uzatacak.
Ravzanın Yıldızları 3
Yıldızlar vardır, ruhunuzu huzura kavuşturur. Kur’an aşığı Hz. Osman bize okumanın da bir ruha, kadere göre olduğunu aşk ile anlatacak ve bizleri içimizdeki kitaba davet edecek. Zinnureyn yürekli edep ve hayânın en güzel örneklerinden olarak günümüze, yuvamıza, sokaklara, tüm dünyaya ayna tutacak. Kavruk, gür sesiyle sağır dünyamızı sarsan bir sestir. Hz. Bilal-i Habeşi. Bizleri gerçek özgürlüğün kulluk olduğuna davet edecek. Namaz uykudan hayırlıdır, derken bizi yatak uykusundan değil gaflet uykusundan uyandıracak. Kınından önce kalbine aldığı kılıcın günü geldiğinde iman kapılarını aralayacağını bilmiyordu Hz. Halid b. Velid. Dünyada ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demeye devam edin, kabirdeki yılanlardan nereye kaçacaksınız? diye soracak bize o kartal bakışlarını gözlerimize dikerek…
Tarihimi Çok Seviyorum
Kutlu Mete Han, atını neden Çin imparatorunun elçisine teslim etti?
Osman Gazi’nin Bilecik tekfuruna götürdüğü 40 cilalı sandığın içinde ne vardı?
Neden bütün Ankaralılar Hacı Bayram Veli’nin müridi olduklarını söylüyorlardı?
Molla Gürani, genç Fatih Sultan Mehmet’i nasıl dize getirdi?
Atatürk, İngiliz kralına neden, “Bu millete uşaklığı öğretemedim” dedi?
Acaba tarih tekerrürden mi ibarettir sadece? Tarih, sadece savaşlardan ibaret de değildir. Tarih sayfalarında dürüstlük, doğruluk, hoşgörü, vefa, fedakârlık, sadakat, cesaret ve dostluk da yazılıdır. Ve bazı olaylar vardır ki, tekrar yaşanması imkânsızdır!
Tarihe bir de, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki örnek olaylardan ve bu olaylarda başrol oynayan kahramanların gözünden bakın ve bakmakla görmek arasındaki farkı yakalayın.
Sinan Yağmur’un seçkisiyle hazırlanan bu kitap, gençlere ve öğrencilere tarihi sevdirirken, onlara birçok şeyi öğretirken ayrıca öncülük edecek bir kaynak!