Çoktan Seçmeli Hayatlar İçin Ruh Diyeti
Dikkat Dayım Çıkabilir – Uçuk Ailemle Kaçık Macer
Bu sefer Uçuk Ailesi olarak kamp tatilindeyiz. Doğayla sarmaş dolaş, huzur içinde bir tatil yapma hayaliyle yola çıktık. Ama doğa yerine babamla ve dedemle sarmaş dolaş vazitteyim. Çünkü iki kişilik çadırda altı kişi yatıyoruz. Daha doğrusu yatamıyoruz. Çünkü şişme yatak var. Birisi hareket ettiği anda çadırda Meksika dalgası oluşuyor. Dayımın belden aşağısı çadırın dışında kaldı. Dedem, üşümeyeyim diye altına içlik giymiş, hatır hatır kaşınıyor. Neşe, ayı gelecek diye korkuyor. Annem “At nalı gibi kıpırdayıp durmayın!” diye söyleniyor. Babamsa bu ortamda mehter marşı söylüyor. Keşke kamp maceramız sadece bu komik ve neşeli anlarla kalsaydı. Ama maalesef kalmadı. Çünkü dayım zıpkını alıp balık vurmak için gecenin bir vakti denize daldı. Ve sudan çıktığında biz de acayip bir maceranın içine daldık. Bir daha da çıkamadık. Emin olun! Siz de bu kitaba dalınca çıkamayacaksınız.
Eyvah. Dayım Kayboldu! – Uçuk Kaçık Ailemle Maceralar
Uçuk Ailesi olarak yeni bir tatile ve yine kaçık bir maceraya doğru yola çıkıyoruz! Her şey, tatilimizin başlangıcı olan otel odasında gece altı kişi yatıp, sabah beş kişi kalkmamızla başladı!
Başta dayımın kaybolmuş olmasına ihtimal vermemiştik. Ancak polislerle birlikte güvenlik kamerası kayıtlarını izlediğimiz an, işler daha da karıştı. Dedem, kumlara gömülmenin verdiği zevki yaşayamadan “Reham!” diye feryat ederken buldu kendini. Annem ve babam, rötarlı bir panik yaşarken Neşe ise kapı eşiğine yerleştirdiği tuzağın derdine düştü. Ben mi? Ben de polisleri bile hayrete düşürecek bir kaçırılma vakasının orta yerinde, çay içiyorum işte. Hem de dayımı kaçıran adamlarla birlikte!
Anlayacağın, hayallerin önce suya düştüğü sonra balıklama yüzdüğü, kafa karıştıran, beyin yakan acayip bir tatil macerası bu
Hamam Mı? Tamam Mı? – Uçuk Ailemle Kaçık Maceralar
Tam hayatımızda her şey normalleşti derken yine bir şey oldu… Kırk dört yıl önce dedeme gönderilmiş bir mektup ve içinden çıkan garip bir harita ortalığı karıştırıverdi. Üstelik bu kez işin ucunda çil çil altınla dolu bir define olabilirdi.
Dedem heyecandan belindeki fıtık ağrısını bile unuttu. Babam hemen bir küpün içine kaç altın sığacağını hesaplamaya başladı. Dayım cep telefonundan yol tarifine baktı. Annemse her panik durumunda yaptığı gibi mutfağa gidip çay koydu.
Ertesi gün ailecek arabaya doluşmuş, sıkış tepiş bir vaziyette dedemin köyüne doğru yola koyulmuştuk bile. Ellerimizde kazma, küreklerle define aradığımızı düşündükçe acayip gülesim geliyordu. Ama köye varıp da define arayacağımız arsanın üzerine bir hamam kurulmuş olduğunu görünce… İşte, asıl olanlar o zaman oldu.
Hıçkırık Krizi (Uçuk Ailemle Kaçık Maceralar)
Bir sinema filminde oynamak mı? Dalga geçmeyin benimle! Ben kim, oyunculuk kim?! Okul piyesinde bile birkaç satır rolü ezberleyemediğim için padişaha, “Kasmayın hünkârım!” demiş adamım ben. Bırakın sinema filmini, böbrek filmi çektirirken bile çok hareket ettiğim için çekemedi doktorlar. Şimdi siz kalkmış bana sinema oyunculuğu teklif ediyorsunuz! Yapmayın lütfen!
Nasıl? Çekimlere bir de ailecek mi gideceğiz? Komedi dizisi falan olsa tamam da ciddi bir sinema filminde hayatta olmaz! Uçuk ailesi tam kadro film setinde, öyle mi? Yok artık!
…
Siz bakmayın Emir’in böyle konuştuğuna. Hikâyenin başında böyle düşünüyordu evet. Unutulan o birkaç satırlık rolün, hiç unutulmayacak bir maceraya dönüşebileceğine o da hiç ihtimal vermiyordu çünkü. Ama olaylar gelişti. Ve sonunda bol kahkaha içeren, çok eğlenceli, bol maceralı ve hıçkırıklı bir hikâye çıktı ortaya. Hıçks!
Öğretmenin Kişisel Gelişim Rehberi
Ben, “Hiçbir şey olamazsa bari öğretmen olsun,” cümlesinin çok sık kullanıldığı bir dönemde öğretmenliğe başladım. Birkaç yıllık tecrübeden sonra o cümle zihnimde şöyle değişti: “Eğer bir kişi öğretmenliğe layık değilse ne olursa olsun ama öğretmen olmasın.” Çünkü öğretmenlik kolay iş değildir. Başka mesleklere benzemez, mesai saatlerine sığmaz.
Bu yüzden öğretmen eve gidince işini kapının önünde bırakma lüksüne sahip değildir. Bırakırsa, öğrenciler de öğretmene duydukları saygı ve sevgiyi son dersten sonra sınıf kapısında bırakırlar.
Yıllar sonra buluşan mezunlar, akşamları öğrencilerini hatırlamayan öğretmenlerini hatırlamazlar.
Öğretmen, toprağı sürerken taşları, dikenleri değil hasat mevsimini düşünür. Sabah suladığı saksıdan akşam çiçek beklemez. Sabrı taşarsa verilen bütün emeklerin sele karışacağını bilir.
Öze Dönüş Terapisi
Yaşadığımız çağda hayatın anlamı üzerine o kadar yanlış tercümeler yapıldı ki kafalar karmakarışık oldu. Kavramların tercümesi yanlış yapılınca da mutsuzluk ve değersizlik hissiyle baş etmeye çalışan insanların sayısı hızla arttı. Mutlu insan için çizilen resimlerdeki klişe sahneler zihnimize öyle bir kazındı ki varlığımızı bu resimlere uydurmak için kendimizden vazgeçtik, yine de ruhumuz doymuyor. Sıradan kelimesi öyle bir yerin dibine batırıldı ki herkes farklı olmak uğruna aksesuar avına çıktı. Artık başarı özgeçmişteki satır sayısıyla, mutluluk sosyal medyada paylaşılan kurgu fotoğraflarla ölçülüyor.
Bu arada farklı olmak için çaba sarf etmeyip kendisine bahşedilen hayatı doğru dürüst yaşamaya çalışanlar da var elbette. Reklam yapmadan, gürültü çıkarmadan sessiz sedasız yaşayıp gidiyorlar yanı başımızda... Kalabalıklar hiç durmadan ön plana çıkmaya çalışırken onlar duruyorlar. Hayatın kargaşası içinde bir duruş sahibi olmayı unutanlara inat, her türlü fırtınaya karşı bir yel değirmeni gibi sapasağlam hem de...
Bu kitap işte bunca gürültünün ve kargaşanın ortasında meselenin özünü fark edelim, mutluluğun resmini çizebilelim, yüreğimizin götürdüğü yerden dönüp kendimize gelelim diye yazıldı.
Teoman Çekirdek – Hedefe Çitlendik
Canımız istiyor çiğ köfte dürüm.
Ama izin vermiyor okul müdürüm.
Beni başkan seçerseniz,
Acıyla yüzünüzü güldürürüm.
Teoman Çekirdek ve Orhan`ın okul başkanlığı yarışı işte bu dörtlükle başladı. Sonra işler öyle bir karıştı ki ortaya kahkaha ve eğlence dolu, dört dörtlük bir macera çıktı.
Bu arada sakın "Çiğ köfteli seçim kampanyası olur mu?" diye sormayın. Eğer süper gücünüz hayal gücüyse ve Orhan gibi iştahlı bir arkadaşınız varsa bal gibi olur.
Arkadaşlık, hayal gücü ve başarma azmine odaklanan bu kitap, size güler yüzlü hatıralar bırakacak bir hikâye sunuyor. Teoman Çekirdek`in okul başkanlığına uzanan yolculuğunda kahkahalarla gülecek, heyecandan nefesinizi tutacaksınız.
En önemlisi de asla pes etmemeyi öğrenecek ve kesinlikle çok eğleneceksiniz.