Acaip – Can Yayınları
Çünkü senin her şeyin bulaşıcıdır Güzin. Sen gülersen bakkal güler, taksici güler, elinde tavşan balonuyla yanından geçen çocuk güler, dilenci kadın güler, otobüsün camından yarı ölü yorgun yüzüyle dışarıyı izleyen dede güler, su güler, hava güler, kar güler, şehir güler, sokak güler. Sen üzüldün mü güneş bile çıkmaz. Yağmur yağar üç gün üst üste. Bulutlar bırakmaz güneşi kendini göstersin. Sen acıktın mı aşevlerinin önü, lokantaların kapısı, köftecilerin arabaları kuyruk olur. Sen şaşırırsan Güneş tutulur, Ay tutulur, gökte milyarlarca yıldır dönenen onca cismin aklı karışır. Sen seversen senin sevgin tüm dünyaya yeter. Tüm dünyadan aynaya tutulmuş ışık gibi sana geri döner.
Uzun yıllardır okumaya hasret kaldığımız türde sıcak bir aşk hikâyesi, dünyanın farklı coğrafyalarından gelmiş, birbirinden garip insanların esrarengiz hikâyeleriyle buluşuyor. Karanlık denizler, ürkütücü maceralar, mitolojik figürler, korkunç mahluklar… Hepsi birbirinden “acaip” bu hikâyeler, Ankara’nın en karanlık tarafında kalan karanlık olaylara karışıyor, içinde ne işler çevrildiğini anlayamadığımız bir çeviri bürosunda Samim ile Güzin’in sonsuz aşkına çevre oluyor.
Mahir Ünsal Eriş, serinin ilk kitabı Gaip’te araladığı sır perdesinin ardından Acaip’le ilerliyor.
Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde
“Bangır bangır Ferdi çalıyor evde, zamanın çok evleri gibi. Camlardan, aynalardan, duvarlarda asılı posterlerden dönüyor sesi Ferdi’nin titreyerek, titreterek; kadınlar bir yandan şerbetlenmemiş parmaklarının ucuyla tuttukları sigaralarını tellendirip bir yandan eşlik ediyorlar Ferdi Bey’e, yarı dudaklarıyla. İnsanların kederli olmayı çok sevdiği yıllar. Her şeye sinmiş bir Maltepe sigarası kokusu, bir ucuzluk, bir pazardan alınmışlık, bir muşambalık.”
Taşranın sokak aralarında, evlerinde, kalplerinde yaşanan ama konuşulmayan hikâyeler… Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde… yalnızca bir dönemi değil, bir duyguyu da yakalıyor. Mahir Ünsal Eriş, geçmişin naftalin kokulu hikâyelerini gün yüzüne çıkarıyor. Hayaller, kayıplar, umutlar ve hayal kırıklıkları bu öykülerde iç içe geçiyor. Bu hikâyelerse bazen gülümsetiyor, bazen hüzünlendiriyor ama her defasında derinden etkiliyor.
Bu kitap, içinden geçtiğiniz ama hatırlamak için durup hiç bakmadığınız anların büyülü bir yansıması. Mahir Ünsal Eriş’in ilk öykü kitabı Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde... yıllar sonra bile hâlâ aynı hüzün ve neşeyle yüreklere dokunmaya devam ediyor.
Diğerleri
“Kötü olan insanlardı çünkü bahar kimseyi öldürmezdi, şehir kimseye kıymazdı, gençlik
can almazdı. Ne bela varsa insandandı.”
Diğerleri, 70’lerin Türkiye’sinde bir mahallenin, eski bir konağın ve burada kesişen hayatların romanı. Öbürküler’den tanıdığımız Sacide ve arkadaşı Cahide’nin hikâyesi, geçmişin gölgelerinde kaybolmuş Hayganuş ve Artin Boğosyan’ın dünyasıyla birleşiyor, “diğerleri”nin şaşırtıcı varlığıyla şekilleniyor. Pansiyoncu olarak geldikleri evde üniversite öğrencisi gençler Artin Bey’in dünya dışı âlemlere açılan kapılarıyla karşılaşıyor.
Mahir Ünsal Eriş, detaylara olan titizliği ve duygu yüklü anlatımıyla okurlarını taşra ile metropol arasında sıkışmış hayatların içine çekiyor. Büyük hayallerle dolu devrimci gençler, konakta saklanan sırlar ve her köşesinden insan olmanın derin karmaşıklığı sızan bu roman, hem kahkahalar attırıyor hem de yüreğinizi burkuyor.
Her bir karakterin bir parçasını taşıdığı Diğerleri, insan olmanın karmaşık güzelliklerini ve zorluklarını hatırlatıyor, geçmişin gölgeleriyle bugünün umutlarını buluşturuyor ve her satırında okurunu derinden etkiliyor. Öbürküler ile başlayan macera Diğerleri ile yepyeni bir manzaraya açılıyor.
Dünya Bu Kadar
Bu dünya, geçmişin anıları ve geleceğin belirsizliğiyle şekillenirken, her insan kendi
hikâyesini yazmaya çalışıyor…
Dünya Bu Kadar, küçük bir “ikindi kahvaltısı”nın etrafında şekillenen nesillerin, olayların ve duyguların iç içe geçtiği bir hikâye. Güneş’in hikâyesiyle başlayan olaylar bizi Kore Savaşı’nın tozlu yollarına, Mükerrem Hanım’ın dantellerle bezeli dünyasına, ansiklopedilerin tozlu sayfaları arasında kaybolmuş Korhan’la Fevziye’nin hayatlarına ve daha nicelerine taşıyor.
Dantel motifleri gibi işlenmiş bu hikâyelerde, gündelik hayatın sıradan gibi görünen detaylarıyla yüzleşecek, kendinizi bazen bir sofrada, bazen de kalabalıklar içinde yalnız hissedeceksiniz.
Dünya, gerçekten bu kadar mı? Yoksa daha fazlasını görebilmek için başka bir yerden mi bakmamız gerekiyor?
Gaip
Öbürükler
“Kökünden sökülmüş bir ağaca benzetti halini kendi kendine. Toprağından kopmanın mahzun serinliğini duydu o gece, yer döşeğinde.”
Fahrettin Bey’in tayiniyle başlayan yolculuk, bizi Anadolu’nun taşrasından alıp metropolün karmaşasına, bir otobüs yolculuğundan bir tren manzarasına taşıyor. Fahrettin Bey ve ailesi, büyük hayallerle çıktıkları bu göçte yalnızca yeni bir hayatla değil, İstanbul’da doğaötesi olaylarla ve köşkün karanlıkta kalan yüzleriyle de karşılaşıyor. Köşkün kuytularında fısıldayan sesler, gecenin bir yarısı uykuları kaçıran ayak sesleri ve hiç beklenmedik anlarda ortaya çıkan öbürküler…
Mahir Ünsal Eriş, geçmişle gelecek arasında gidip gelen bir anlatıyla, 60’ların Türkiye’sine ayna tutuyor. Basit bir taşınma hikâyesi, zamanla büyüyerek geçmişin ağırlığını ve kayıpların hüznünü hatırlatan bir deneyime dönüşüyor. Gerilim ve nostalji dolu bu roman, hem taşradan büyük şehre göçen insanların öyküsünü hem de tarihin silinip giden öbür yüzlerini, halının altına, kapının arkasına süpürülen acıklı göç hikayelerini konu alıyor.
“Bizim millet unutmaya meraklıdır. Dünya ikiye yarılsa üç gün sonra dünyada olduğunu hatırlamaz.”
Sarıyaz
Tatil Kitabı
“Memleket, bahçe içinde, kırık dökük ama temiz ve tertipli, kireç boyalı, duvarlarına kızartmayla tüp gaz kokusu sinmiş tek katlı bir evdi… Uzun hem de çok uzun bir yolculuğun sonunda varılan vatan toprağı, sayısı şuncacık evi güçbela dolduracak kadar olan birkaç güler yüzlü, sevinçli insandı.”
Mahir Ünsal Eriş ta ilk öykülerinden bildiğimiz şehirlere, tanıdığımız insanlara geri dönüyor, başka bir ifadeyle, gurbetten kendi topraklarına... 1980 yazında Almanya’dan “memleket”e gelen bir gurbetçi ailesinin küçük kızı Münevver’in dolu dolu yaz tatilini anlatıyor Tatil Kitabı’nda.
Türkiye’de gurbetçi de olsanız, turist de olsanız, geçiyorken buraya şöyle bir uğrasanız da almanız gereken dersler, geçmeniz gereken sınavlar var. Minik Münevver, yabancı bir şehirde, yabancı ama canına katarcasına içten insanların arasında geçirdiği yaz tatilinde elinden düşürmediği “tatil kitabı”yla işte bu memleket sınavına hazırlanıyor.
Mahir Ünsal Eriş’in samimi üslubuyla yer yer gülümseten, yer yer iç sızlatan bir çocukluk hikâyesi Tatil Kitabı. Geçmiş zamanların sokağını, mahallesini, insanını özleyenlere o zamanlardan hoş bir hediye.