Kar İle Kara
Güzel Sular Ülkesi’ni hiç duydunuz mu? Ya Sihirli Gölü? Peki Kar ile Kara adındaki ikiz sıpaları?..
Güzel Sular Ülkesi dünyanın en güzel ülkesidir, Kozman da dünyanın en kötü kalpli yöneticilerine sahip olan devleti. Bu devlet pek çok hileyle Güzel Sular Ülkesi’ni işgal eder. İnsanlar ve hayvanlar gizli bir geçitten geçerek hiç kimsenin görmediği bir yerde saklanırlar. Bir gün ülkelerini kurtaracaklarına inanırlar. Bunun için de insanların ve hayvanların iş birliğine ihtiyaçları vardır, özellikle farklı türlerdeki ikiz hayvanlara... Kar ile Kara da onlardan ikisidir. Ne var ki esir tutuldukları yerden kurtulup özgürlüklerine kavuşmaları için onları ciddi mücadeleler beklemektedir.
Ödüllü yazar Abdullah Ataşçı bu ilk gençlik romanıyla okurlara farklı dünyalar, zengin hayaller ve soluk soluğa bir macera vadediyor.
Meryem’in Çiçekleri
“Bu dünya yalan zaten; başı kim bilir nerede olan bir ipin ucunu tutmuş, günlerin peşinden koşuyoruz.”
Yıl 1914. Genç hâkim Sinan için İstanbul’dan Diyarbekir’e atandığı
yıldır bu. Sırtında onu yetiştiren İttihatçılara gönül borcu yüküyle geldiği bu şehirde bambaşka bir dünyanın ve mücadelenin içinde bulur kendini: Halka korku saçan aşiretler, basılan köyler, şehirlere, köylere, dağlara çöreklenen, yaklaşan tehcirin emareleri. Sinan’ın gözünden planlayıcılar, köyü baskına uğrayınca intikam yemini eden Adis’in suretinde halkların yaşadıkları, ölmenin ve öldürmenin olağanlaşarak önemini kaybedişi… Meryem’in Çiçekleri bu karanlık dönemi, ama en çok da yer yer yırtılan bulutların arasından kendini gösteren ışığı hikâye ediyor: Hiç kimsenin olduğu yerde, olduğu gibi kalamadığı, iyiliğin ve kötülüğün kimliklere hapsolamadığı bir dünya bu.
Abdullah Ataşçı, gerek üslubu gerekse yer verdiği karakterlerle,
Bırîndar, Attilâ İlhan Roman Ödülü kazanan Yara Bende ve Heder
Ağacı’nın açtığı yolda, sürekli daha ileriye gidiyor.
Ona göre pek çok kapısı vardı geleceğin ve bu kapılardan doğruyu, güzel olanı seçmek insana kalmıştı. Ancak insan, tabiattaki en kusurlu canlıydı.
Üstüne üstlük kusursuz olduğunu sanacak kadar büyük bir kusura sahipti.
Okuldaki Yabancı
Adımlarımı sürükleyerek aynı banka geçip oturdum. Artık tabletteki oyunları da oynamak istemiyordum. Bir süre belki yeniden ortaya çıkar diye çevreme bakınıp durdum. Gerçek mi hayal miydi? Bilemiyordum. Yağız, diğer öğrencilerden farklı olarak okula çok sık geliyor çünkü annesi okulun temizlik görevlisi. Bu sayede arkadaşlarının okulda fark etmediği her ayrıntıyı ilk o görüyor. Bu kez bir yabancı takıldı gözüne: kısa saçlı, ufak tefek bir çocuk... Kim o? Şakacı arkadaşlarından biri ya da çekingen bir uzaylı mı? Okuldaki Yabancı, içinizi arkadaşlığın sıcaklığıyla ve nice maceralarla dolduracak.