Maçinli Kız İçin Ev
Ben de sevgililerime öyküler anlatmaya başladım. Öyle çok sevgilime öyle çok öykü anlattım ki... Çocuklarıma anlattığım masalları uydurduğum gibi, sevgililerime anlattığım öyküleri de uyduruyorum. Ama öyle uyduruyorum ki, çocuklarımın uyduruk masallarına inandıkları gibi, sevgililerim de uydurduğum öykülere inanıyorlar. Bunda şaşacak hiçbir şey yok sevgili Ç... Çünkü, uydurduğum öykülere kendim de inanıyorum.
Uydurduğum öykülerime sevgililerimin inanmasından, onlara benim bile inanmamdan çok daha şaşılası olan, bu kitapta derlediğim öyküleri okuyan ya da dinleyenlerin de onlara gerçek diye inanmış olmalarıdır. Sen, ben, biz, hepimiz, bu uydurulmuş öykülere inanıyorsak, öyleyse onlar gerçektir, hem de nesnel gerçek...
Kitaptaki "Ç...' Aracılığıyla Okurlarıma Mektup" adlı giriş bölümünden.
Az Gittik Uz Gittik – Nesin Yayınevi
Bu kitabımın başına gelenler çok ilginçtir. İlk basımı 1959'da (6 bin), ikinci basımı 1971'de (10 bin), üçüncü basımı 197,4'te (10 bin), dördüncü basımı 1976'da (10 bin), beşinci basımı 1982'de (10 bin) yapılan "Az Gittik Uz Gittik" adlı kitabımın beşinci basımı daha satışa bile çıkmadan savcılığın istemiyle toplatıldı. On bin kitap, yayınevinin deposundan Sultanahmet'teki Adliye Sarayının mahzenine resmî araçla taşındı. Arkadan Ağır Ceza Mahkemesine verildim.
Ben De Çocuktum
1972’de kurulan Nesin Vakfı, ortalama 41 çocuğu ve 21 çalışanıyla -gönüllüleri de sayarsak- 70 kişilik cıvıl cıvıl bir ailedir. Vakf’ın ana binası Çatalca’da, 15 dönümlük yemyeşil bir bahçe içindedir. Her çocuğun ayrı bir odası vardır. İlk ve orta eğitimdeki çocuklarımız Çatalca’daki devlet okullarında okurlar, Yüksek öğretimdeki gençlerimiz, bulundukları kentlerde, varsa Nesin Vakfı’nın evlerinde, yoksa kiralanan bir evde ya da yurtlarda kalırlar. İlkokul çağına girmeden Vakf’a katılan çocuklar, bir meslek edininceye, daha doğrusu kendi ayakları üstünde duruncaya değin, Vakf’ın koruması altındadır. Nesin Vakfı’nda neredeyse yok yoktur: 25.000 kitaplık kütüphanesi, tiyatro salonu, yüzme havuzu, spor ve oyun salonları, seramik atölyesi, müzesi, bilgisayar odası, hayvanları (inek, koyun, keçi, tavuk, bıldırcın, tavşan, hindi, ördek...) çeşit çeşit meyve ağaçları, sebze bahçeleri, marangozhanesi... Ve elbette Aziz Nesin her zaman bizimle birliktedir. Nesin Vakfı’nın gelirleri, Aziz Nesin’in yapıtlarının telif haklarından, Nesin Vakfı’nın konutlarının kiralarından ve bağışlarından oluşmaktadır.
Zübük
Şimdi çok iyi anladım ki, Zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz. Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle zübükler çıkıyor: Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz. (...) Benim için şimdilik tek amaç, buradan kurtulmak. Ama gerçekten zübüklerden, kendi zübüklüğümüzden kurtulabilecek miyiz? İşte bu soruya cevap veremediğim için nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilemiyorum. Yeni gideceğim yerden sana mektup yazar, önce kendi zübüklüğümden kurtulup kurtulamadığımı anlatırım.
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı önce radyo oyunu olarak yazdı. Kazandığı büyük başarı üstüne sahne oyunu haline getirdi. Israrlar üzerine senaryosunu yazdı; çoğu tiyatrocudan olduğu gibi, bu kez de filmciden telif hakkını alamadı. Bir haftalık gazetede çizgi romanı yayımlandı. Ardından televizyon senaryosunu yazdı. Okurların isteği, çevrenin baskısı artınca sonunda Yaşar Yaşamaz, şu an elinizde tuttuğunuz roman oldu.
Kitabın giriş yazısını kaleme alan Meral Çelen bu büyük ilgiyi Yaşar Yaşamaz’ın ağzından şöyle açıklıyor:
“...Ünümün bu kadar yaygınlaşmasına, beni bu kadar sevmenize ilk zamanlar akıl erdiremiyordum ama, şimdi biliyorum artık... Nasıl hepimizde biraz Don Kişot’luk varsa, demek biraz da Yaşar Yaşamaz’lık varmış... Başıma gelenler yabancınız olsaydı, sever miydiniz beni, arar mıydınız?”
Şimdiki Çocuklar Harika
Bu romanı salt çocuklar için değil, anababalarla öğretmenler için de yazdım.
Aziz Nesin
Bu romanda çocukların gözüyle büyüklerin nasıl göründüğü anlatılıyor.
Bu romanda çocuklar anababalarını, öğretmenlerini ve büyüklerini eleştiriyor.
Bu roman çocuk eğitiminde gerekli sanılan, günümüzde geçerli birtakım değer yargılarının yanlışlığını anlatıyor.
Bu roman çocukların büyüklerine karşı haklarını ve kendilerini savunmalarıdır.
Aşkım Dinimdir
"Çıplak gözle görünemeyen gerçekleri, biz yazarlar uydurmalarımızla çok daha gerçek olarak, dıştan görünenin iç yüzünü ve arka yüzünü de göstermeye çalışarak anlatıyoruz.
Hayır, hayır... Siz yetmiş yaşınızdan sonra, dinsizken girdiğiniz yeni dine, o dinin en doğru din olduğuna gerçekten inandığınız için değil, sevdiğiniz genç ve güzel kadının dini olduğu için girdiniz.
Unutmayınız Bay Garanda, gerçek aşk, “Aşkım tahtımdır! Aşkım tacımdır!” diyenlerin değil, “Aşkım dinimdir! Aşkım yaşamımdır!” diyenlerindir."
Yedek Parça
"Meret dağ gibi yatıyor. İki fincan benzin dedilerdi. Gaz tenekesiyle mazotu, yağı dayadılar. Oğlan çıktı üstüne. Hep bindik... Traktör tırısa kalktı. Maşallahı var. Üstüne bir eski babuç, bir baş sarmısak, bir mavi gözboncuğu, bir de maşallah astık, deh dedik... Akşamüzeri köye varınca dört döndük köyü, keyfine diyecek yok.
Bizden gören Donatım Kurumuna seğirtti. Gatırcının Yusuf var ya, köyün alt yanında on dönüm kıraç tarlası var, o bile borç harç edip gitti bir traktör aldı.
Akşam oldu mu, köy yolunda ver ediyorlar traktörleri. Bizim oğlanın şüförlüğüne laf yok. Vurup geçiyor. Memiş’in Hüsiin’in traktörüne bir gıç vurdu, vallaha bir vuruşta herifin traktörünü ıskartaya çıkardı. Goca meret, tosbağa gibi sırtüstü devrildi biyana."
İt Kuyruğu
- Anladım bey, dedim, elbette domuzun öldürülmesi gerek. Sen domuzu göster, biz de öldürelim. ama bir mısır ekmeyiz... Babalarımızın babaları da ekmezlerdi. Babalarımızın babalarının babaları da ekmezlermiş!...
- Ekin efendim dedi, tembel tembel oturacağınıza mısır ekin! Mısırlara domuz gelsin, siz de domuzları vurun. Devletin emri de yerine gelsin!
- Başüstüne, ekmesine biz ekeriz, ama bey, bitmez ki... Bizim topraklarda mısır bitmez. Malum a, altı ay, bazı da sekiz ay kış olur, kar kalkmaz!
- Herşeye bir bahane buluyorsunuz! diye bağırdı. Amerikan köylüsü kutuplarda buzun üstünde karanfil yetiştiriyor. Bir öğrenmişsiniz, olmaz...
Gıdıgıdı
Nah Kalkınırız
Bilindiği üzere her ülkede azçok birbirine benzer yiğitlik ölçekleri vardır. Kimi ülkede örneğin pozu gücü yiğitliğin göstergesidir. Sağlam yapılı insanlar yiğit sayılır. Kimi ülkede yiğitlik boyla bosla, pazu gücüyle değil, yüreklilikle ölçülür; gözünü budaktan sakınmayanlar yiğit sayılır. Kimi ülkede sözünü sakınmayanlar, eğriye eğri doğruya doğru konuşanlar yiğittirler. Kimi ülkede...
Biz Adam Olmayız
– Gürültüde yazarım da, yalnız yanı başımda birisi konuşursa yazamıyorum.
– Canım efendim, gürültü olmasa daha iyi değil mi? Ne hakları var sizi rahatsız etmeye, yavaş da konuşabilirler. İşte Danimarka’da, İsveç’te, Hollanda’da katiyen böyle bişey olmaz. Onun için de adamlar ilerliyorlar. Çünkü onlarda insanın insana saygısı vardır.
Bu saygı üstüne türlü örnekler de göstererek konuştu da konuştu. Terbiyesizlikti ama ne yapayım, o anlatırken başımı kâğıtlara eğip yazmaya başladım; yazmıyordum, yazarmış gibi yapıyordum.
– Hiç boşuna uğraşmayın, yazamazsınız, sinirleriniz bozulur, dedi; Avrupa başka... Avrupalı insan demek, insanın insana saygı duyması demek. Bizde nerdeee... Biz işte bunun için adam olamayız beyim, biz adam olamayız!"
Mahallenin Kısmeti
Ama yedi yaşındaki oğlu Cengiz,
-Anne be!... dedi, babamdı vallahi. Babam bugün dükkâna gitmedi ki... Bilâl amcanın kahvesindeydi...
Çocuk lafını tamamlayamadan bir çığlık koptu. Esma, Cengiz'in kaba etine bir çimdik basmış,
-Yumurcak... Sus... diye haykırmıştı.
Kocasının kocaman Karadenizli burnunu duvarın köşesinden o da görmüştü. Ama konu komşunun yanında iki paralık olmak istemiyordu. Başını pencereden içeri çekip,
-Etinden et koparılmış gibi bağırma domuz, şimdi alırım ayağımın altına!... diye çocuğa bağırdı.
"Şimdi ayağının altına almak" sık sık kocasının kullandığı, Esma'nın da ondan öğrendiği laftı.
Kadınlar başlarını pencerelerden içeri çektiler. Artık dedikodu dört duvar arasında kahve değirmeninin sesine, kundaktaki çocukların viyaklamasına karışıyordu.
Toros Canavarı
"Gülay,
– Neler söylüyorsun ağabey, dedi, babamın polisle ne işi olurmuş?
Mehpare Hanım,
– Şimdi yüreğime inecek, dedi. Öyle bir adam ne yapar da polis tutarmış?
Metin korkulu bir sesle, teker teker:
– Gazeteler aylardanberi bir Toros Canavarı’ndan söz ediyorlar ya...
– Eeee?..
– Evet?..
– İşte o Toros Canavarı babammış... Polis öyle söyledi. Yakalamışlar babamı. Babam Toros Canavarı’ymış...
Mehpare Hanımdan, “Ayy...” diye bir ses duyuldu. Kadın yere yığıldı. Ve bu sırada tavandaki delikten üçünün de üstüne bir kova su döküldü."
Fil Hamdi
"Ramazan cebinden bisürü resim çıkarır, karıştırır.
– Bu benim oğlanın resmi... Bu askerlik hatırası. Bu kimdi Mahmut?
– O mu? Şey olacak... Eroin kaçakçısı Duman Ali... Bu da otel faresi Suphi... Resimler birbirine karışmış. Bul şu Fil’i be Ramazan!
Mahmut’la Ramazan resimleri karıştırırlar, Fil Hamdi’nin resmini ararlar.
– Çabuk ol Mahmut... Herif salebi içti, kaçacak... Bak, nasıl bakıyor etrafına!
– Buldum, şu resim olacak. Tamam, ta kendisi!
Şüphelendikleri adamın yanına giderler.
– Hemşerim, şöyle dursana...
Bir resme, bir de adamın yüzüne bakarlar.
– Bir de yan dur bakayım.
– A-ah, benzemiyor be Ramazan.
– Bikez de komiser bey görsün Mahmut. Belki o benzetir.
– Hemşerim, haydi yürü... Karakola kadar gideceksin."
Deliler Boşandı
Gazeteci yeni tımarhane müdürüne soruyordu:
-Siz daha dün, delileri kaçırmamak için çalışanlar arasında değil miydiniz?
Müdür bu soruya,
-Evet, diye karşılık veriyordu.
-İçeri kapatılanların akıllı olduklarını bilmiyor musunuz?
-Biliyorum.
-Sizi buraya kim müdür yaptı?
-Deliler.
-Öyleyse, nasıl oluyor da, kendiniz de akıllı olduğunuz halde içerdeki akıllı arkadaşlarınızı dışarı bırakmıyorsunuz?
Müdür, bu soruya çok kısa ve kesin şu cevabı vermişti:
-Arkadaş, vazife vazifedir. İşte o kadar.
Yine düne kadar akıllı olan hastanenin müdür yardımcısı, gazetecinin bu sorusuna,
-Beyanat vermeye yetkili değilim, diye cevap vermişti
Müdür bu soruya çok kısa ve kesin şu cevabı vermişti:
– Arkadaş, vazife vazifedir. İşte o kadar."
Damda Deli Var
Komiser,
– Yaptık, dedi, seni şehir meclisine üye yaptık. Hadi kardeşim, in aşağı da arkadaşlarını bekletme!..
– İnmem! Belediye başkanı yapın ineyim!
İhtiyar,
– Gördünüz mü, dedi, vaktiyle gerekti. Şimdi hiç inmez.
Ter içinde kalan itfaiye komutanı,
– Yani belediye başkanı yapsak ne olur, dedi, yapalım. Sonra iki elini ağzına boru yapıp yukarı seslendi: İn kardeşim!.. Seni belediye başkanı yaptık, in de görevine başla!
Deli göbek atarak,
– İnmem, dedi, bir deliyi belediye başkanı yapanların arasında benim ne işim var? İnmem!
– Peki, ne istiyorsun?
Boşluk
Çocuklara En Güzel Öyküler
Aziz Nesin En Güzel Öyküleriyle Tekrar Bizlerle... Büyük gülmece yazarımız Aziz Nesin’in öykülerinden çocuklar için yapılan bu yeni seçkide O’nun olağanüstü gözlem ve anlatım gücü bir kez daha karşımıza çıkıyor. Spor karşılaşmalarından çocuk eğitimine, küçük hesaplar peşinde koşanlardan olağanüstü serüvenler yaşayanlara dek birbirinden ilginç insan tiplerini konu alan öyküler herkesin başucu kitabı olmayı sürdürüyor. Gülmece ile toplumsal eleştirinin dünyada az rastlanacak başarıyla biraraya geldiği bu öyküleri büyük beğeniyle okuyacaksınız.
Kedi Merdiveni
Arkadaşım Badem Ağacı
Hayvanlar Takımı
"Bilimsel araştırmalara göre, suçluların yüzde sekseninin, çocuklarında hayvanlara eziyet edenler arasından çıktığı anlaşılmıştır. Öyleyse, topluma yararlı kişiler olarak yetişmeleri için, çocuklarımıza hayvan sevmeyi, hayvanlara sevecen davranmayı öğretmeliyiz. Hayvanlara acıyanlar, hayvanları sevenler, insanlara da duygulu davranır, güçsüzleri korur, acı çekenlere yardım ederler. Hayvana bakan çocuklarda, kendine güven, sorum duyguları gelişir.
Salt çocuklar, gençler okusunlar diye yazmadım derlediğim bu yazıları. Ama daha çok onların okumalarını diliyor gönlüm.
Matematik Ve Korku
Bu kitabın matematik korkusunu yeneceği inancı (ne yazık ki) doğru değil. Matematikten korkmamak için öbür kitaplarımı da okumalısınız. Anlamadığınız yazıları atlayarak... Bir ya da iki yazıyı anlamamanız hiç önemli değil... Dünyanın sonu değil ya! Ben de her matematik yazısını (hatta çoğunu) anlayamam. Ama ilginizi çeken yazıları anlamaya çalışın, hatta yazının tamamını okumadan, kendi kendinize anlamaya çalışın. Yazıda sorulan soruyu illa çözebilmek gerekmez. Amaç, düşünerek, çalışarak, dirsek çürüterek mutlu olunabileceğini, eğlenilebileceğini göstermek. Eğlenmek için illa kahkaha ya da göbek atmak gerekmez! Kimileyin ciddi bir iş yaparak da eğlenilebilir. Matematik, herşey gibi, ancak emek verildikçe sevilir. Önemli olan çalışmak, emek vermek. Gerisi kendiliğinden gelir.
Ninemin Yemekleri Dedemin Oyuncakları
Sabırlı Ol Miyuki
Parkta Kimsecikler Yok
Büyülü Deniz
Anıtı Dikilen Sinek
Kimseye kulak asmadan umuda koşan sinekler, yıkılacağını bile bile kumdan kaleler kuran çocuklar, kendi tahtını deviren padişahlar, başkan seçilen öküzler, yoksulların dostu kardan adamlar, birbirini kıskanan taşıtlar, çocuklaşan dedeler, bilge küçükler, haddini bilmez uşaklar, kendini beğenmiş badem ağaçları var bu kitapta. Kimileyin öykü, kimileyin masal kılığına girmiş hayatın ta kendisi var. Apaçık gerçeği anlatmak için tatlı bir gülmeceyi kullanıyor Aziz Nesin ve çocukların dilinden konuşmayı çok iyi biliyor.
Ejderhanı Nasıl Ateşlersin
Petra
Borçlu Olduklarımız
Osmanlı İmparatorluğu'nun dağıldığı günlerde doğup Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde büyüyen Aziz Nesin, hiç kuşkusuz ki 1923 Devrimi'nin Türkiye'ye neler kazandırdığını en iyi bilenlerden biri. Bu Yurdu Bize Verenler ve Borçlu Olduklarımız adlı iki kitabında topladığı yaşanmış öyküler, Kurtuluş Savaşı'nın adsız kahramanlarını ve destansı anlarını, en yalın gerçeklikleriyle anlatıyor.
Mustafa Delioğlu’nun çizimleriyle…
“Canım çocuklarım! Bu kitapta sizlere, yakın geçmişimizden olaylar anlatıyorum. Burda anlattıklarım bitakım kurgusal olaylar değildir. Hepsi de yaşanmıştır, gerçektir. Bu olayları yerleriyle, zamanlarıyla, yaşayan kişileriyle, adlı adınca yazdım. Üstelik bu olaylardaki kişilerin salt olumlu yanlarını göstermekle yetinmedim, olumsuz yanlarını da belirtmeye çalıştım. Çünkü çocuksunuz diye aldatılmanızı, herşeyin iyi yanlarını görmenizi istemiyorum. Daha küçük yaştan, gerçekleri görmelisiniz. Bu güzelim dünya, ne salt tozpembedir ne salt kapkaradır. Dünyamızda, alçaklıklarla yiğitlikleri birlikte yaşayacaksınız; herşeyin hem iyi hem kötü yanlarını göreceksiniz. Olaylar da, kişiler de ancak olumlu ve olumsuz yanlarıyla, yani heryanı ve bütün yüzleriyle gösterilirse gerçeklik kazanır. Burda anlattığım olaylarla işte bunu yapmak istedim. Salt kahramanlıklar anlatarak boş böbürlenmenizi, salt kötülükler anlatarak da yerinmenizi istemiyorum. Bu olayları yazarken sizleri çocuk yerine koymadım; anababalarınız için nasıl yazıyorsam, sizler için de öyle yazdım. Sevgili çocuklarım, yaşamınız boyunca gerçekçi olmanızı, gerçekleri araştırıp öğrenmenizi dilerim; çünkü ancak gerçekçi insanlar kendilerine, yurtlarına, halklarına, insanlara ve dünyaya gerçekten yararlı olabilirler.”
- Aziz Nesin