Ben De Az Değilim
Son zamanlarda sosyal medyada gördüğümüz, günlük yaşamda vitrinlerde şahit olduğumuz ve zaman zaman da bizim yaptığımız yansıtmalar var.
Ben değerliyim, ben hep haklıyım, benim gibisini zor bulur, hep alacaklıyım, belirsizliğe gelemem gibi...
Ya bizde de hatalar varsa?
Hep biz mi haklıyız?
Hep biz mi mağduruz?
Hep kader, evren, dış güçler mi suçlu?
Elbette hayır!
Ben de az değilim yani…
Günü kurtarmayan bahanelerden sıyrılma ve yüzleşme vakti. Bu kitapla sahici bir yüzleşmeyle kendine bakacak, doğru kendilik algını inşa edebilecek, psikolojik sağlamlığını güçlendirecek ve ikili ilişkilerindeki hatalarını
tespit edebileceksin.
Nerede hata yapıyorum?
Hangi döngülerden çıkamıyorum?
Neden oyuncu değişse de senaryom değişmiyor?
Ve daha fazlası.
Kendinle yüzleşmeye var mısın?
Kusursuz değilsin ama bütün kusur sende de değil.
Bensiz Biz Olmaz
İlişki ve evlilik danışmanı Serhat Yabancı, katıldığı seminerlerde, radyo televizyon programlarında, imza günlerinde, sosyal medyada, flört ve evliliğe dair kendisine en çok sorulan 50 soruyu belirledi; cevaplarını bu kitapta bir araya getirdi: Bensiz Biz Olmaz.
Eski sevgilimi neden takip ediyorum?
İlişkimi kafamda bitirdim, kalbimde de biter mi?
Yazışmak, mesajlaşmak veya sanal ilişki aldatma mı?
İlişkilerimde neden sınır çizemiyorum?
Neden affetmeliyim?
Güçlü kadınlar neden yalnızdır?
Neden evlileri seçiyorum?
Karabatak sevgiliye nasıl davranmalı?
İkinci evlilikte nelere dikkat edelim?
Can Borcu
“Sen kontrol etmeye çalıştın her şeyi deli gibi, şöyle olsun, böyle olsun diye. Sen rekabet ettin ondan, bundan, şundan daha iyi olmak ve öne geçmek için. Sen yaptın her hamleyi öbürü arkada ne halde kaldı, bilmek istemeden. Sen nefessiz bıraktın Lara’yı illa şöyle olacaksın, böyle olacaksın diye. Parlatıyorsun zannederken tüylerini, sen tükettin kendini. Kılıfın güzel göründüğünden kendin de inandın masalına. Ama için tükendi, kurudun kızım. Leş kargası da geldi sana dadandı tabii. O, ‘bakın ben ne kadar iyiyim, güzelim, başarılıyım’ kabuğunun altındaki cansızlık onu çekti. Uyan.”
“Bunları yapmayıp ya ne yapacaktım? Bize öğretilenler bunlar değil miydi?”
“İşte, öğretilenler yanlış Lara. İnsan işlemiyor. Hata veriyor. Hep dünya işlemiyor zannediliyor ama işlemeyen insanlık. İşlemeyerek de bu hale geldi. Ne yapacaktım diyorsun. Cevap çok basit: Kendin olacaktın. Lara olacaktın. Bir şey yapmaya çalışmayacaktın. Lara olacaktın!”
“Lara olmak ne ki?”
Lara’nın hikâyesi, yaşamın beklediği seni keşfetmen, yaşayabilmen ve böylelikle Can Borcu’nu ödeyebilmen için bir davettir. Var mısın?
Gökyüzü Gri Değil Maviymiş
“Geleceği tahmin etmeye çalışmayın. Bugünü anlayın. Dünü kabul edin.”
– Nihat Güneri
Yaşam bir algı yönetimi. Algımız nasıl oluyorsa duygularımızda öyle şekilleniyor ve bize kendi paralelinde olay ve kişileri çekiyor. Peki bu kıymetli bilgiyi günlük hayatımızda nasıl kullanacağız?
Nihat Güneri, iş hayatındaki zor bir dönemde gökyüzünü gri görmeye alışmış milyonlarca insandan biriydi: Değerlilik duygusu düşüktü ve gelecekten endişe duyuyordu. Değerlilik inancının başkalarının bize gösterdiği değerden daha çok “kendi değerimizin farkına varmak” olduğunu anladığı günden itibaren hayatı değişti! Artık kuralları başkalarının değil kendisinin koyabileceğimi anlamıştı. Yaşamında önce göklerin eşsiz maviliğini gördü sonra da kalıcı mutluluk ve başarıya ulaştı. Yazarın yaşamından izler taşıyan ve kendini buluş serüvenini aktaran Gökyüzü Gri Değil Maviymiş, konular eşliğinde verilen meditasi ve testlerle de okuruna bir yol haritası çiziyor.
Değerli olduğumuzu nasıl hissedeceğiz?
Kendi “gerçek” değerimizi bilmiyorsak karşı tarafa olması gerekenden daha fazla mı değer veriyoruz?
İşte veya okulda çalışmayı keyifli hale nasıl getiririz?
Onursal, fiziksel, zihinsel ve zamansal anlamda özgürlük nasıl elde edilir?
Negatif enerjiyi boşaltma yolları nedir?
KUHA yöntemi ile aynı hataları tekrarlamaktan kurtulabilmek mümkün!
Gerçek anlamda ne kadar yaşıyoruz?
Kendimizi ne kadar tanıyor ve seviyoruz?
Kanatsız Melekler
Kıyamet U – İşaret I
İnsan... İnsan arayış demektir. Yolcu demektir... “Çokluğunu” bulmak için “yokluğunu” arar bu hayat yolculuğunda... Ve o, tüm hayatı boyunca hayallerini dışarıda zannederken karşılaştığı acılarda da aldığı yaralarda da başka bir istikamete değil aslında hakiki kendine, “öz”üne yolculuk ettiğini fark eder bir gün. Hayallerinin, özlemlerinin ve herkesin peşinde olduğu Kafdağı’nın ardındaki o meşhur “hazine”nin izini sürerken, aslında aşılması gereken tek Kafdağı’nın kendi nefsi olduğunu fark eder. İşte bu yolda ilerlerken insan, onu bekleyen Hazinenin Sahibinin, ona “kelam”ıyla, “elçi”leriyle İşaretler bıraktığını görmeye başlar. Ve her şeyin onun için çok önceden büyük bir sevgi ve şefkatle hazırlanmış ve düşünülmüş olduğunu...
Eğer ki inşa ettikleriniz sarsılıyorsa... Eğer ki hayatınızdan vazgeçilmez sandıklarınız uzaklaşıyor, kayıp sandıklarınız artıyorsa... Bilin ki aslınıza Hicret’tesiniz; giden herkes ve her şey, sizin Hazinenin Tek Sahibİ Allah’a, kanatlanıp uçmanıza yük olan ağırlıklardır. Bırakın gitsinler... Rüzgâr ve ruh birbirine benzer. Eğer kendinizi O’nun nefesine, ruhuna bırakırsanız O size yeni kanatlar verir ve kanatlarınız altındaki rüzgâr olur. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter...
Bedenimde nâr
Ruhumdaysa yâr var
Bana burası yeryüzü diyorlar
Oysaki her yer YÂR-yüzü
Bilmiyorlar...
Mifarim N – İşaret Iv
“Eğer günahlarından ders çıkarıp onları ‘iyiliğe’ dönüştürmeyi, hissettiğin pişmanlık ve vicdan azabının yangınında ruhunu güzelleştirme arzusu ile tekâmülünü gerçekleştirmeyi başarabilirsen, işte o zaman kişiye ‘günahkar’ denilmesinin arkasındaki ‘gizli Rahmet’i de anlarsın… Günahından ‘kar’ edene ‘günah-kar’ denir. Günah-kar günahlarından dolayı aczini görüp boyun eğmeyi, ‘yokluğu’ yaşamış; Rabb’ine karşı duyduğu utanç ile varoluş amacını gerçekleştirme peşine düşmeyi öğrenmiş, hatalarını ve isyanlarını ilahî hakikatini aşikar etmek için ‘bir dönüşüm vesilesi’ kılmış kişidir.”
Misafir’in sözleri bütün hücrelerimi adeta yakmıştı. Günah-kar… Günahlarından dolayı duyduğu “samimi” utancı ve pişmanlığıyla Rabb’inin affı ve merhameti sayesinde “kar” edip temizlenmiş, böylece de yüceltilmiş ruh… Aman Ya Rabbî! Bu ne muhteşem bir açıklamaydı…
Misafir üzüntülü bir sesle şöyle söyledi: “Allah’ı takdir edemediler… O’nun kadrini, kıymetini gereği gibi bilemediler...”
İçimi derin bir utanç kapladı... Derin bir vicdan azabı...
Usulca, “Ve ma kaderullahe hakka kadrihî...” dedim.
Gözlerime baktı: “Allah’ı takdir edemediniz…”
Misafiriz Ş – İşaret Vı
Dünyanın esirleri...
Bedenin esirleri...
Malın mülkün esirleri...
Makamların, evlatların, hırsların, tutkuların esirleri...
Beni unuttunuz, ama daha acısı kendinizi unuttunuz.
Varoluş sebebinizi, ilahi hakikatinizi, aslen kim olduğunuzu ve neden dünyaya gönderildiğinizi unuttunuz!
Sıladasınız diye “salat” ile çağırdım sizi...
Ta ki siz esaretiniz olan dört unsur kalıbını (toprak, ateş, hava, su) kırıp da “Sıla”da değil içimde “Rahmim”de olduğunuzu anlayıncaya kadar...
Ya benî İsrâil...
Ey İsrâiloğulları...
Ey Esiroğulları!
Siz dünyaya değil aşka, sevgiye ve güzelliklere esirdiniz.
Siz Rabbinize, O’nun size duyduğu sevgiye esir olsaydınız dünyaya efendi olurdunuz.
Ne yaptınız siz... Ne yaptınız!
Yaptığınız nankörlük bana zarar veremez ama siz ne yaptınız!
Ne yaptınız...
Kendinize…
Misafirsin I – İşaret V
“Misafir” kelimesi çok ilginçtir mesela... “Tefsir, sefer ve misafir” kelimeleri, hepsi birbiriyle bağlantılıdır. “Kuran’ı tefsir ediyorum,” demek aslında “dünyadaki misafirliğimin anlamını yani marifeti öğrenmeye çalışıyorum,” demektir. Marifet, kendini ve Yaradanını bilmeye, tanımaya gayret göstermektir. Kainat “büyük insan” olduğu için onda sizin içsel yolculuğunuzun izdüşümü bulunur. Bu sebeple “Şu ayet ne diyor? Bunun anlamı ne?” diye o kitap bu kitap gezmeden önce “tefsir” ne demek anlamanız lazım... Tefsir “perdeyi kaldırmak” demektir ve “sefer” kelimesiyle bağlantılıdır.
Kuran senin sana yolculuğunu anlatır; algıların üzerindeki örtüleri kaldırarak “öz”üne varma seferini... Bu, enfüsünde, içsel aleminde gerçekleşen tefsirdir. Bilim ise dış alemde, afakta ayetlerin üzerinde bulunan perdeleri kaldırmayı sağlayarak kainat kitabını tefsir etme görevindedir. Fark etseniz de etmeseniz de dünyanızı dinler ve inançlar yönetiyor. Buna rağmen siz dine alerji geliştirmişsiniz! “Misafir” kelimesiyle aynı kökten gelen “sefer” kelimesi dünyada bir yolculukta olduğunuzu işaret eder. Dünya bir köprü, hayat bir yolculuktur. Sen kendindeki Rabbine yapacağın seferde; kendine ve Yaradanına ait hakikatlerin içinden geçerken, o hakikatlerin üzerini kapatan örtüler teker teker kalkmaya başlar. Bu da senin farkındalığına sunulan her yeni bilgiyle bilinç ekranından bir perdenin daha kalkması demektir.
Seferdesin... Allah’ın ilim sofrasında Misafir-Sin...
Seyir
Seyir eden misin, seyreden mi bu alemde?
Eksikliğin boş gözleriyle büyümüştü Mina...
Küçük bir kızken bunu ilk fark ettiğinde, şaşırmıştı; olmayan her ne ise kalbinin orta yerinde, orada bir oyuk oluşturmuştu sanki.
Bozuktu. Defoluydu. Büyüdü, genç bir kadın oldu ve bir karar verdi; Madem eksiğim ben, bu eksikliği kapatacak olan malzeme başkalarında olmalı.
Onların sözleri, onların ilgisi, onların tanımları, onların yorumları…
Aşklar da oldu yaşamında, kırgınlıklar, savruluşlar da... Kaybetti, ama yıkılmadı yeniden ayağa kalktı.
Bir sergi açılışında Celal ile göz göze geldiği ilk an, bir tokat patlamıştı sanki yüzünde.
Deli gibi çarpan kalbinin sesini duyuyor, bu gergin ama bir o kadar da gizemli erkeği izlemekten kendini alamıyordu.
Mina, onu kendi dönüşümüne götürecek
uzun bir yolculuğa çıkmaya hazırdı artık!