3391 Kilometre – Film Özel Baskı
Bir Mesafe Aşkı Hikâyesi
Yağmur böyle güzel yağar mı bir daha şimdi çıkıp ıslanmazsak?
“O gün, bana ‘Sinemaya gidelim mi?’ diye sordu. 3391 kilometre öteden, şehirlerce, denizlerce uzağımdan… Yanımdaki insanlar görmezken beni, o bana imkânsız olduğunu bile bile ‘Sinemaya gidelim mi?’ dedi…”
Aylarca sesini duymadığınız, yüzünü görmediğiniz, dokunmadığınız, kokusunu almadığınız, aynı sokaktan geçme ihtimalinizin dahi olmadığı, aynı fotoğrafın içinde bile bulunamayacağınız, sizden kilometrelerce, hatta denizlerce, adalarca ve şehirlerce uzakta olan bir insana âşık olur muydunuz?
Kendinize yapar mıydınız bunu?
Bu hikâye, uzak bir ilişkinin hikâyesi! Birbirlerini görmeden ve duymadan, aylar boyunca gece gündüz konuşan; birbirlerine bu kadar uzak, ama bir o kadar da yakın olan; aralarına giren onca kilometreye rağmen birbirlerine âşık iki insanın hikâyesi! Burası bizim gezegenimiz, burada her şey anını bekler. Burası, bizim 3391 kilometrelik gezegenimiz…
“Seni görmem için yanımda olmana gerek yok. Gözlerim kapalıyken de görebiliyorum seni. Zaten seni gözlerim kapalıyken görebiliyorum sadece…”
3391 Kilometre Ciltsiz Bir Mesafe Aşkı Hikayesi
Yağmur böyle güzel yağar mı bir daha şimdi çıkıp ıslanmazsak?
“O gün, bana ‘Sinemaya gidelim mi?’ diye sordu. 3391 kilometre öteden, şehirlerce, denizlerce uzağımdan… Yanımdaki insanlar görmezken beni, o bana imkânsız olduğunu bile bile ‘Sinemaya gidelim mi?’ dedi…”
Aylarca sesini duymadığınız, yüzünü görmediğiniz, dokunmadığınız, kokusunu almadığınız, aynı sokaktan geçme ihtimalinizin dahi olmadığı, aynı fotoğrafın içinde bile bulunamayacağınız, sizden kilometrelerce, hatta denizlerce, adalarca ve şehirlerce uzakta olan bir insana âşık olur muydunuz?
Kendinize yapar mıydınız bunu?
Bu hikâye, uzak bir ilişkinin hikâyesi! Birbirlerini görmeden ve duymadan, aylar boyunca gece gündüz konuşan; birbirlerine bu kadar uzak, ama bir o kadar da yakın olan; aralarına giren onca kilometreye rağmen birbirlerine âşık iki insanın hikâyesi! Burası bizim gezegenimiz, burada her şey anını bekler. Burası, bizim 3391 kilometrelik gezegenimiz…
“Seni görmem için yanımda olmana gerek yok. Gözlerim kapalıyken de görebiliyorum seni. Zaten seni gözlerim kapalıyken görebiliyorum sadece…”
Aç Hayalet
Acıların Hükümdarı
Wisteria Diyarı, İmparatoriçe Irithel Asano ve İmparator Drystan Asano tarafından barış içinde yönetiliyordur ancak ortaya çıkan bir kâhin tüm diyarın huzurunu bozmaya kararlıdır. İmparatorluk ise kâhinin ortaya çıktığı Ocreya Krallığı’nı yakından izlemeye başlar.
Ocreya Krallığı, Vaseva ailesi tarafından yönetiliyordur. Krallığın vârislerinden biri olan Euria Vaseva, annesini ve küçük kız kardeşini kaybettikten sonra onların intikamını almak üzere yıllar boyunca en usta dövüşçüler tarafından eğitilmiş, kendini bir suikastçı haline getirerek on sekiz yaşında Ocreya Krallığı’nın
en ünlü suikastçısı olan Gümüş Firari kimliğine bürünmüştür.
Hedefine çok yaklaştığı sırada babası Kral Halrod, Gümüş Firari denen suikastçının yakalanmasını emredince Euria kendini intikamı ile tahtı arasında son derece zor bir durumun ortasında bulur. Bir seçim yapması şarttır. Ya suikastçı kimliğini terk edip tahta geçecektir ya da intikam peşinde koşarken tacından olacaktır.
Acıların Hükümdarı Ciltli
Wisteria Diyarı, İmparatoriçe Irithel Asano ve İmparator Drystan Asano tarafından barış içinde yönetiliyordur ancak ortaya çıkan bir kâhin tüm diyarın huzurunu bozmaya kararlıdır. İmparatorluk ise kâhinin ortaya çıktığı Ocreya Krallığı’nı yakından izlemeye başlar.
Ocreya Krallığı, Vaseva ailesi tarafından yönetiliyordur. Krallığın vârislerinden biri olan Euria Vaseva, annesini ve küçük kız kardeşini kaybettikten sonra onların intikamını almak üzere yıllar boyunca en usta dövüşçüler tarafından eğitilmiş, kendini bir suikastçı haline getirerek on sekiz yaşında Ocreya Krallığı’nın
en ünlü suikastçısı olan Gümüş Firari kimliğine bürünmüştür.
Hedefine çok yaklaştığı sırada babası Kral Halrod, Gümüş Firari denen suikastçının yakalanmasını emredince Euria kendini intikamı ile tahtı arasında son derece zor bir durumun ortasında bulur. Bir seçim yapması şarttır. Ya suikastçı kimliğini terk edip tahta geçecektir ya da intikam peşinde koşarken tacından olacaktır.
Alex De Souza
Alex, kuşkusuz birlikte çalışma ayrıcalığına eriştiğim büyük bir oyuncuydu. Maç okuma yeteneği olağanüstüydü, zeki ve teknikti, sahada olup bitenleri gözden kaçırmıyor ve topa akıl almaz bir kolaylıkla dokunuyordu. Onun futbolu klasik ve rafineydi.
Saha kenarından, sonraki hamlelerini çoğu zaman tahmin edemiyordum. Fakat o, öngörüsüyle yapılması gerekenleri diğerlerinden önce düşünüyordu. Hiç kuşkusuz, Brezilya futbolunun en büyük oyuncularından biriydi. Fakat Dünya Kupası'na katılma fırsatı verilmeyerek adaletsizliğe maruz kaldı. Bence 2002'de Brezilya Milli Takımı’nda yer almalıydı.
Kendisi yıldız olduğu halde, sizi idolleştiren biriyle çalışmak pek kolay değildir, fakat sonuçta, onun ve kurduğu o güzel ailenin dostu olma hazzına eriştim. Fenerbahçe'de onun gibi örnek bir profesyonelle çalışmak işimi kolaylaştırmıştı. Takım için önemini gösterme niyetiyle zaman zaman, ondan çok şey talep ettim. Alex bir liderdi ve takımdan yana aldığı her tutum önemliydi. Daha fazla sorumluluk üstlenmesini hedefleyerek, onu kaptan yaptığımda, hemen sorumluluğu üstlendi ve takıma liderlik yaptı. Türkiye'de birlikte çok mutlu anlar yaşadık.
Alex, tüm yaşamını futbola adayarak elde ettiği parlak kariyerini kısa bir süre önce sonlandırdı, sıra dışı futbol yıldızlığının, saha dışındaki tavırlarının yanı sıra bencillikten uzak tutumunun şekillendirdiği bir kişiliğe sahipti. Bütün bunlar onun futbolculuğunu ve eşsiz kişiliğini daha da belirginleştiriyordu.
Zico, Brezilya Milli Takımı’nda 10 numaralı formayı giydi, üç Dünya Kupası’nda (1978, 1982 ve 1986) oynadı; 2006-2007 ve 2007-2008 sezonlarında Fenerbahçe’yi çalıştırdı.
Altıncı Koğuş – İndigo Kitap
Buraya kimi kapattıysak burada o bulunur, kimi kapatmadıysak o da serbest gezer; hepsi bu. Benim doktor olup, sizin akıl hastası olmanızın ahlakla ya da mantıkla bir ilgisi yok, sadece basit bir tesadüf.
Bir kasaba hastanesinde göreve başlayan Doktor Andrey Yefimıç, ilk zamanlarda hastanedeki koşulların düzeltilemeyecek kadar umutsuz olduğunu görüp, var olan koşulların da verdiği memnuniyetsizlikle hastaneye her gün gitmemeye karar verir. Bir gün akıl hastalarının yattığı Altıncı Koğuş’a ziyaretinde, oradaki hastalardan biri olan İvan Dimitriç’in hayata dair derinlikli konuşmaları doktorun ilgisini çeker. Bu sebeple hastaneye daha çok gidip gelmeye, Dimitriç’le sık sık sohbet etmeye başlayan Doktor Yefimıç için bu ziyaretler, kendisini dönüşü olmayan, beklenmedik gelişmelerin içinde bulmasına sebep olacaktır.
Rusya’da ilk kez 1892 yılında yayımlandığında büyük ses getiren Altıncı Koğuş’un alt metninde, ülkedeki aydınların, halkın sorunlarına ışık tutmakta yetersiz kaldığının eleştirisi yer almaktadır.
Anatomi – Bir Aşk Hikayesi
Kadın olmanın pek çok kapıyı kapadığı bir çağda mucize yaratmak için ona yalnızca ölüler yardım edebilirdi.
NEW YORK TIMES ÇOKSATANI
INDIE ÇOKSATANI
USA TODAY ÇOKSATANI
REESE’İN KİTAP KULÜBÜ GENÇ YETİŞKİN SEÇKİSİ
Gözünü evliliğe değil cerrahlığa dikmiş bir leydi
Hazel Sinnett’ın görünürde her şeyi vardı: güçlü bir aile, para, ufukta iyi bir evlilik. Ancak o, cerrah olma hayallerinin peşine düşmek istiyordu. Bunun için erkek kılığına girerek ünlü Dr. Beecham’ın anatomi derslerine katılacak kadar da ileri gitmişti.
Sr. Beecham çevirdiği oyunu fark ettiğinde ona kaderini değiştirecek bir teklifte bulundu: Hazel, Kraliyet Hekimlik Sınavı’nı geçebilirse ilk kadın cerrah olacaktı. Artık Hazel’ın çalışmak için kitaplardan daha fazlasına ihtiyacı vardı: Üzerinde inceleme yapabileceği cesetlere.
Ölmenin çok kolay olduğu bir şehirde hayatta kalmaya çalışan bir mezarcı
Birkaç yıl önce Edinburgh’yı kasıp kavuran Roma humması geri dönmüş ve yoksullar birer birer sırra kadem basmaya başlamıştı. Jack Currer hiç olmadığı kadar tehlikeli olan bu şehrin karanlık mezarlıklarında dolaşarak bilimadamları için ceset çalıyordu.
Jack ve Hazel’ın yolları kesiştiğinde birlikte sadece ceset değil, Edinburgh’nın sırlarını da gömüldükleri yerden kazıp çıkaracaklardı. Ve belki de bu sırların en tehlikelisi kalplerinde filizlenen aşktı.
Artık Kimsenin Hiç Kimsesi Olmayacağım
Ben suskun değilim,
Sevdiklerim bana sağır!
Sessizce yaşayan kadınlar var...
Kendinden başka hiç kimseye zararı olmayan, hüzünlerini gülümsemelerinin arkasında saklayan ve artık masallara inanmayan kadınlar…
Yorgunluklarını gözlerinde taşıyan, konuşmaktan bıkmış, içine kapanmış, hayatı tecrübeleriyle sorgulayan, susan ve anlaşılmayan kadınlar…
Gündüzleri nafakası için çabalayan, geceleri yalnızlığına sarılan, her şeye rağmen yine de inatla ayakta kalan ve sevdikleri için yaşayan kadınlar…
Saçınızdaki her beyaz, ışığınız; akıttığınız her gözyaşı, ahınız ve doğruluktan ayrılmayan kalbiniz de sizi diğerlerinden ayıran en büyük farkınız olsun...
Asel
Ateş 3 – Kavuşmak
Ateşten Tezahürat Ciltli
Ateşten Tezahürat Karton Kapak
Bana Seni Seviyorum Deme Evlen Benimle
Bana Seni Seviyorum Deme Hissettir
Sen benim kalbimin kafası güzel halisin...
Sevmekten daha önemli şeyler vardır.
Hissettirmek gibi, koklayarak öpmek gibi…
Bazen sevilmekten çok varlığını hissetmek istersiniz. Varlığını hissedemediğiniz birini sevemezsiniz.Kadınlar sevildiğini duymaktan çok hissetmek ister.
Sevdiği adamın sevgisini hisseden kadından daha güzeli yoktur.
Sevdiği kadına sevgisini hissettiren erkeğin aşkına doyum olmaz.
Ben bu kitapta kendimi sana hissettirmeye geldim.
Ben sevdikçe hissettirdim, sen hissettikçe gittin.
Oysa sen benim kalbimin kafası güzel haliydin…
Ve o gün öyle bir gittin ki ben o günden sonra kendimi hissetmedim…
Ve o kalple seni sevdim.
Varlığını hissedemediğiniz birini sevemezsiniz…
Bana Seni Seviyorum Deme Sev
Bazı İnsanlar Böyle Yaşar – 4 Ciltli
Müzayedeye katılan Lina ve Aral, kendilerini bir sirk gösterisinin ortasında bulduğunda başrol olduklarını fark etmeleri uzun sürmez. Sirkin perdeleri kapanmamak üzere açıldığında ise oyun başlar ve gerçek ile illüzyon birbirine karışır. Yaşam ile ölüm arasında tercihler yapmak zorunda kalan Lina, damarlarında akan kanı inkâr edemeyecek durumdadır. Ortaçağ’dan bu yana kanında taşıdığı DNA onun için bir lanet, Circus için bir lütuftan ibarettir ve Yüksek Şûra’nın bunun peşini bırakmaya niyeti yoktur. Gölgesinde yetişmiş üç cennet çiçeğinden biri ayaklarına dolanarak onu da yeraltına çekmek ister. Lina ya mecburiyet tasmasını takacak ya da sevdiklerini bir bir darağacına uğurlayacaktır…
Damarlarımda akan ağır kan… Üzerimde taşıdığım ruh yalnızca yedi gram. Al benden neyimi istiyorsan. Kendisine olan saygısını da yitirdiğinde ne yapar insan? Kim açar kapısını, kendinden bile kaçsan? Kalmak mı zor gitmek mi? Otuz beş binde verilen bir karar… Hangisi yaşatır, hangisi derinden yaralar? Verilmesi zor cevaplar… Tek tesellisiyse; bazı insanlar böyle yaşar… Bu hayatı mutlaka kazanacağım Aral…
Bazı İnsanlar Böyle Yaşar – 4 Karton Kapak
Müzayedeye katılan Lina ve Aral, kendilerini bir sirk gösterisinin ortasında bulduğunda başrol olduklarını fark etmeleri uzun sürmez. Sirkin perdeleri kapanmamak üzere açıldığında ise oyun başlar ve gerçek ile illüzyon birbirine karışır. Yaşam ile ölüm arasında tercihler yapmak zorunda kalan Lina, damarlarında akan kanı inkâr edemeyecek durumdadır. Ortaçağ’dan bu yana kanında taşıdığı DNA onun için bir lanet, Circus için bir lütuftan ibarettir ve Yüksek Şûra’nın bunun peşini bırakmaya niyeti yoktur. Gölgesinde yetişmiş üç cennet çiçeğinden biri ayaklarına dolanarak onu da yeraltına çekmek ister. Lina ya mecburiyet tasmasını takacak ya da sevdiklerini bir bir darağacına uğurlayacaktır…
Damarlarımda akan ağır kan… Üzerimde taşıdığım ruh yalnızca yedi gram. Al benden neyimi istiyorsan. Kendisine olan saygısını da yitirdiğinde ne yapar insan? Kim açar kapısını, kendinden bile kaçsan? Kalmak mı zor gitmek mi? Otuz beş binde verilen bir karar… Hangisi yaşatır, hangisi derinden yaralar? Verilmesi zor cevaplar… Tek tesellisiyse; bazı insanlar böyle yaşar… Bu hayatı mutlaka kazanacağım Aral…
Beyaz Leke
“Bıçak sana saplanmadan acıyı hissetmeyecek misin? Unutma, acıyı hissetmiyor ve ses çıkarmıyorsan elinde bıçak tutan sensindir.”
BL
Sene 2027.
Ülkede artık yasalar değil, Krallık’ın koyduğu kurallar geçerlidir ve o kurallar kişilik haklarını zedelemekte, kendi taraflarında olmayanları suçlu saymakta, kadınlarla çocukları ikinci plana atmakta, halkın sessizleştirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Başarılı Avukat Eftalya Atalar, yasaklı bir kitabı okuma suçundan idam cezasına çarptırılan milletvekili babası Adnan Atalar’ı kurtarmak için çaba gösterirken hayatının dönüm noktasını yaşar. Krallık’a başkaldıran BL Örgüt Lideri ve Kurucusu Mahkûm Tugay Demir Çeviker’le hapishanede tanışması kendi içinde yaşattığı başkaldırı fitilini ateşler. Bir yandan da herkesin korktuğu Örgüt Lideri aslında senelerdir bağlı olduğu Eftalya Atalar’a iç savaşın ortasında aşkı bahşeder ve zaman ilerledikçe ikisinin zekâsı ve gücü, Krallık’ı devirmek adına işler; Ölüm Timi ise geçmişten gelen sırlarıyla oradadır.
Tek istedikleri özgürlük, kaçtıkları ise ölümdür. Aşk ise bu savaşın ortasında bir mahkûmun güneşi görmesi kadar imkânsızdır.
"En büyük savaşların ortasında kurak topraklarda bile bazen çiçek açar, bombalar etki etmez, kökleri sımsıkı tutunur. Bir bakarsın renkler canlanır, güzel kokar her yer. Sen bu çiçeksin diyemem, biz bu çiçeği temsil ediyoruz diyebilirim. Özgürlüğümüze.”
Beyaz Leke 2 – Özgürlük Ciltli
“Çünkü biz yan yanayken hiçbir karanlık korkutmaz bizi, ayrıyken ise en aydınlık anlarda bile kör gibi hissederiz.”
Sene 2028.
Krallık’ın yönettiği ülkede sefalet artmış, işler çığırından çıkmaya başlamıştır.
Eftalya Atalar ve Tugay Demir Çeviker, Krallık’ı yıkmak için planlar yapmaya başlar.
Direniş gitgide güçlenir ve Adnan Atalar’ın sırları bir bir açığa çıkar.
BL örgütünün içinde bile geçmişin gölgeleri ve ihanetin izleri saklıdır.
Tek istedikleri özgürlük, kaçamadıkları ise savaştır.
Aşk ise bu savaş meydanının ortasında en güçlü duygu olarak kalplerinde atmaya devam edecektir ve birbirlerine olan zaafları onların bu savaştaki en güçsüz tarafıdır.
“Her gözyaşı bir yangın, her saç teli bir urgan, her veda ise bir solmuş çiçek.”
Beyaz Leke 2 – Özgürlük Karton Kapak
“Çünkü biz yan yanayken hiçbir karanlık korkutmaz bizi, ayrıyken ise en aydınlık anlarda bile kör gibi hissederiz.”
Sene 2028.
Krallık’ın yönettiği ülkede sefalet artmış, işler çığırından çıkmaya başlamıştır. Eftalya Atalar ve Tugay Demir Çeviker, Krallık’ı yıkmak için planlar yapmaya başlar. Direniş gitgide güçlenir ve Adnan Atalar’ın sırları bir bir açığa çıkar. BL örgütünün içinde bile geçmişin gölgeleri ve ihanetin izleri saklıdır.
Tek istedikleri özgürlük, kaçamadıkları ise savaştır. Aşk ise bu savaş meydanının ortasında en güçlü duygu olarak kalplerinde atmaya devam edecektir ve birbirlerine olan zaafları onların bu savaştaki en güçsüz tarafıdır.
“Her gözyaşı bir yangın, her saç teli bir urgan, her veda ise bir solmuş çiçek.”
Beyaz Leke Ciltli
“Bıçak sana saplanmadan acıyı hissetmeyecek misin? Unutma, acıyı hissetmiyor ve ses çıkarmıyorsan elinde bıçak tutan sensindir.”
BL
Sene 2027.
Ülkede artık yasalar değil, Krallık’ın koyduğu kurallar geçerlidir ve o kurallar kişilik haklarını zedelemekte, kendi taraflarında olmayanları suçlu saymakta, kadınlarla çocukları ikinci plana atmakta, halkın sessizleştirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Başarılı Avukat Eftalya Atalar, yasaklı bir kitabı okuma suçundan idam cezasına çarptırılan milletvekili babası Adnan Atalar’ı kurtarmak için çaba gösterirken hayatının dönüm noktasını yaşar. Krallık’a başkaldıran BL Örgüt Lideri ve Kurucusu Mahkûm Tugay Demir Çeviker’le hapishanede tanışması kendi içinde yaşattığı başkaldırı fitilini ateşler. Bir yandan da herkesin korktuğu Örgüt Lideri aslında senelerdir bağlı olduğu Eftalya Atalar’a iç savaşın ortasında aşkı bahşeder ve zaman ilerledikçe ikisinin zekâsı ve gücü, Krallık’ı devirmek adına işler; Ölüm Timi ise geçmişten gelen sırlarıyla oradadır.
Tek istedikleri özgürlük, kaçtıkları ise ölümdür. Aşk ise bu savaşın ortasında bir mahkûmun güneşi görmesi kadar imkânsızdır.
"En büyük savaşların ortasında kurak topraklarda bile bazen çiçek açar, bombalar etki etmez, kökleri sımsıkı tutunur. Bir bakarsın renkler canlanır, güzel kokar her yer. Sen bu çiçeksin diyemem, biz bu çiçeği temsil ediyoruz diyebilirim. Özgürlüğümüze.”
Bir Çöküşün Öyküsü – İndigo Kitap
Bir İnattır Yaşamak
Gücünü sevdiklerinden alan ve onlar için ayakta kalan kadınlara selam olsun.
Zordur içi dışı bir kadınların anlaşılması. Zordur değerlerine göre yaşayan bu kadınların kendilerini diğerlerine anlatması. Hani zorluklarda kaçmak yerine savaşmayı seçen, düştükleri dikenli yollarda kendilerine yeni yollar çizen ve yeri geldiğinde de acılarına bile gülümseyen kadınlardan bahsediyorum. Dert anlatmak için oturdukları masalardan dert dinleyerek kalkan, inandıkları bir doğru için tüm limanları bir anda yakan ve karar verip yola düştüklerinde kimsenin gözyaşına acımayan kadınlar var diyorum.
Yalnızlığı iliklerine kadar hissetseler de kişiliklerinden asla ödün vermeyen, ağladıklarında gözyaşlarının son damlasına kadar ağlayan, mutlu olduklarında ise herkesi kıskandıracak kadar içten gülen ve yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen yine de hayattan zevk almasını bilen kadınlara sesleniyorum. Birileri tarafından değeriniz bilinmese de, unutmayın ki birilerinin olmazsa olmazısınız. Birilerinin can damarı ve hayat pınarısınız. Fırtınalarda köklerine ve sevdiklerine tutunup dimdik ayakta kalan kadınlar, Siz İyi Ki Varsınız.
Bir Kadın Ağladığında
Bitiş Çizgisi – İndigo Kitap
İki düşman aile.
Chapman ve Miller.
İki düşman âşık.
Nora ve Andre.
Bir süredir hayranı olduğu yeni tasarım araba motorunu rakip şirketin kapısında gördüğünde hiç çekinmeden rüyalarını süsleyen aracı inceleyen Nora Chapman, bir akşam arabanın sahibi Andre Miller’ı karşısında bulur. Nora, tüm dünyada spor arabaların tanrısı lakabıyla bilinen Miller şirketinin vârisi Andre kendisine akşam yemeği teklif ettiğinde onu alaya alacak kadar akıllıdır çünkü Millerlar babasının en büyük düşmanıdır.
Kafasına koyduğu her şeyi yapan Andre Miller, onu reddeden kadının sıklıkla araba yarışlarına katıldığı Pist-On yarış pistine giderek Nora’ya kendi arabasına binmesi için meydan okur.
Nora meydan okumayı kabul edip sağ koltuğa oturduğunda Andre, kazanmak zorunda olduğunu bilir.
Nora, babasının övgüsünü kazanmak ve şirketin en üst katlarına terfi etmek için Andre’yi oyuna getirdiğinde iki düşman ailenin çocukları arasında bir savaş başlar. İntikam ateşiyle tutuşan Nora ve Andre, bu ateşin ikisini de yaktıktan sonra küllerinden bir aşk doğuracağından habersizlerdir.
“Bu sefer yanlış yere kaçtın, güzelim.
O dağın tepesinde tüm yollar bana çıkar.”
Bitiş Çizgisi Ciltli
İki düşman aile.
Chapman ve Miller.
İki düşman âşık.
Nora ve Andre.
Bir süredir hayranı olduğu yeni tasarım araba motorunu rakip şirketin kapısında gördüğünde hiç çekinmeden rüyalarını süsleyen aracı inceleyen Nora Chapman, bir akşam arabanın sahibi Andre Miller’ı karşısında bulur. Nora, tüm dünyada spor arabaların tanrısı lakabıyla bilinen Miller şirketinin vârisi Andre kendisine akşam yemeği teklif ettiğinde onu alaya alacak kadar akıllıdır çünkü Millerlar babasının en büyük düşmanıdır.
Kafasına koyduğu her şeyi yapan Andre Miller, onu reddeden kadının sıklıkla araba yarışlarına katıldığı Pist-On yarış pistine giderek Nora’ya kendi arabasına binmesi için meydan okur.
Nora meydan okumayı kabul edip sağ koltuğa oturduğunda Andre, kazanmak zorunda olduğunu bilir.
Nora, babasının övgüsünü kazanmak ve şirketin en üst katlarına terfi etmek için Andre’yi oyuna getirdiğinde iki düşman ailenin çocukları arasında bir savaş başlar. İntikam ateşiyle tutuşan Nora ve Andre, bu ateşin ikisini de yaktıktan sonra küllerinden bir aşk doğuracağından habersizlerdir.
“Bu sefer yanlış yere kaçtın, güzelim.
O dağın tepesinde tüm yollar bana çıkar.”
Bul Beni Ciltli
“Herkesin umutları vardı ve umutsuzlukları, herkesin imkânları vardı ve imkânsızlıkları.
Hayat iki uçluydu her daim, kutlamaların konfetileri ve vedaların külleri arasında gidip geliyordu gerçeklik.”
Derin Mavi Sezer, en yakın arkadaşı Baran’ın kaybolduğu gün yanında görülen son kişiydi. Bu kayıp Derin’in ve arkadaşlarının hayatını temelinden sarsarken hayatlarına dahil olan bir yabancı tüm taşları yerinden oynatacaktır. Baran’ın kaybı çocukluk arkadaşları Derin, Dünya, Berfu ve Baran’a tamamen yabancı olan Aziz Ata’yı da içine alarak bir bulmacanın içine sürüklerken ortaya çıkacak gerçek, herkesin inandığından çok başka olacaktır. Kimse tüm bu olan bitenin eski bir fotoğraf çerçevesine bağlanacağını tahmin dahi edemeyecektir.
Çünkü harp ve harap kelimelerinin arasında yalnızca bir harf var.
İşte o kadar yakın birbirine savaşmak ve perişan olmak...
Bul Beni Karton Kapak
“Herkesin umutları vardı ve umutsuzlukları, herkesin imkânları vardı ve imkânsızlıkları.
Hayat iki uçluydu her daim, kutlamaların konfetileri ve vedaların külleri arasında gidip geliyordu gerçeklik.”
Derin Mavi Sezer, en yakın arkadaşı Baran’ın kaybolduğu gün yanında görülen son kişiydi. Bu kayıp Derin’in ve arkadaşlarının hayatını temelinden sarsarken hayatlarına dahil olan bir yabancı tüm taşları yerinden oynatacaktır. Baran’ın kaybı çocukluk arkadaşları Derin, Dünya, Berfu ve Baran’a tamamen yabancı olan Aziz Ata’yı da içine alarak bir bulmacanın içine sürüklerken ortaya çıkacak gerçek, herkesin inandığından çok başka olacaktır. Kimse tüm bu olan bitenin eski bir fotoğraf çerçevesine bağlanacağını tahmin dahi edemeyecektir.
Çünkü harp ve harap kelimelerinin arasında yalnızca bir harf var.
İşte o kadar yakın birbirine savaşmak ve perişan olmak...
Buraya Sevilmek İçin Gelmedim
Yayın akışında âşık olmak yoktu... Ama bu bir son dakika haberi!
Eliza Quan deneyimi ve tuttuğunu koparmasıyla okul gazetesinin baş editörlük seçimlerinde rakip tanımıyordu. Ancak yakışıklı eski sporcu Len DiMartile anlık bir hevesle aday olup da sırf “bir lidere daha çok benzediği” için kazanınca Eliza tüm değerlerini sorgulamaya başladı.
Bu haksızlık üzerine bir anlık öfkeyle kaleme aldığı yazı onun isteği dışında internette yayımlanınca Eliza kendini bir feminist hareketin başında buldu. Ancak sözcü rolü oynamasını bekleyenler ile iddialarını kınayanlar arasında çapraz ateşte kalması çok vakit almayacaktı.
Okul müdürleri bu kutuplaşmayı yatıştırmak için Eliza ve Len’in bir projede beraber çalışmasını istediğinde, Eliza kendiyle alakalı hiç bilmediği şeyler keşfedecekti. Bunlardan en korkunç olanıysa, ataerkilliğin vücut bulmuş hali olduğuna inandığı ve savaş açtığı Len’e âşık olmasıydı.
İşlerin sarpa sardığına inanan Eliza’nın tekrar düşünmesi gerekecekti.
• New York Times Gelecek Vaat Eden Genç Yetişkin Romanı
• Junior Library Guild Tercihi
• Parents Dergisi Yılın En İyi Kitaplarından Biri
• NPR Yılın En İyi Kitaplarından Biri
• Kirkus Yılın En İyi Kitaplarından Biri
• CCBC Choices Yılın Tercihi
• Bank Street Yılın En İyi Genç Yetişkin Kitaplarından Biri
“Kendini hayatının bir noktasında beğenilmez hissetmiş herkes için mükemmel, türe taptaze bir soluk getiren bir çıkış romanı. Buraya Sevilmek İçin Gelmedim keskin bir zekânın ürünü. Acı gerçeklerin dokunuşu kalbinizde iz bırakacak.”
–Stephanie Garber, New York Times çoksatanı Caraval serisinin yazarı
“Duygu yüklü, cesur ve baş döndürücü hislerle dolu, zekice kaleme alınmış bir roman.”
–Maureen Johnson
“Lise ve aktivizm hakkında daha önce hiç okumadığınız bir hikâye.”
–Kirkus Reviews
Buz Krallığı
“Bir kadının çığlığı yeterli değilken, bir erkeğin fısıltısı tüm kapıları açtırabiliyordu.”
Megan Maureen Sheran, kadınların erkeklerin gözlerine bakmalarının bile yasak olduğu Buz Krallığı’nda yaşamaktadır.
Ülkesindeki kadınlara daha özgür bir hayat sunabilmek için mücadele eden Kitap Kulübü adında bir örgüte üyedir.
Kız kardeşinin veliaht prensle nişanı bozulduğunda istemediği bir evliliğin içine sürüklenir.
Hayatı boyunca her şeye kolayca sahip olan Leonard Ares Henderson, onunla evlenmeyi reddeden bir kadınla karşılaştığında dengesi bozulur. Ülkenin dört bir yanından yükselen örgüt sesleri krallığını iç savaşa sürüklerken, müstakbel eşinin de bir örgüte üye olduğundan habersizdir.
Ülkesine karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir veliaht prensle kadınları korumak için korkusuzca savaşan bir leydinin birbirine meydan okuduğu bu krallıkta ikisini de hazırlıksız yakalayan aşk, tüm planları altüst eder.
“Eğer bir gün gökyüzüne bakma cesareti gösterirsen, özgür olduklarında yıldızların ne kadar çok parladığını görürsün. Sen de bir yıldızsın ama parlamaman için özgürlüğünü elinden aldılar.”