Söz Söyleme Ve İş Başarma Sanatı
“Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı”, hayatınızdaki önemli kişileri, iş dünyasında karşılaştığınız kişileri ve işverenlerinizi etkilemenizi sağlayacak pek çok pratik ve yararlı öneriye yer vermektedir.
Bu kitapta size söylenenleri uygulayarak; kendinize hakim olmaya ve daha fazla güven duymaya başlayabilirsiniz.
Belleğinizi geliştirebilirsiniz. Söylediklerinizi daha net bir şekilde ifade edebilirsiniz. Konuşmanıza nasıl başlayacağınızı ve sözlerinizi nasıl bitireceğinizi kestirebilirsiniz.
Dinleyicilerin ilgisini çekebilirsiniz. Düşman kazanmadan tartışmalar yapabilirsiniz.
Yıllardır milyonlarca insan tarafından kullanılan ve geçerliliğini kanıtlamış olan bilgiler içeren “Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı” nın sizin de çok işinize yaradığını göreceksiniz.
Dost Kazanma Ve İnsanları Etkileme Sanatı
Bu kitapta yer alan, geçerliliği zaman içinde kanıtlanmış öğütler, elli yıldır milyonlarca insan tarafından okundu, on binlerce ünlü insanı hem iş hem de özel yaşamlarında başarı merdiveninin zirvesine taşıdı.
"Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı" 2000'li yılların rekabeti ve karmaşası içindeki okuyucuların da potansiyellerinin doruk noktasına ulaşmalarını sağlamak için gözden geçirildi ve günümüze uyarlandı.
Bu kitabı okuduğunuzda; insanların sizden hoşlanmalarını ve sizinle fikir birliğine varmalarını sağlamanın, onları kırıp incitmeden değiştirmenin yollarını öğrenecek, yaşamın sizin için daha kolay hale geldiğini göreceksiniz.
Zirvede herkese yer var. Yeter ki siz ulaşmayı bilin!
Dale CarnegIE’nin diğer kitapları:
Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak
Dale Carnegie'nin dünyanın her yerinde milyonlarca insan tarafından okunan kitabı Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak üzüntü alışkanlığının üstesinden gelmenize yardımcı olmayı amaçlamaktadır.
Carnegie'nin formülleri 2000'lerin hızla değişen dünyasında da gerçekten çok işe yarayacaktır. Bu formülleri uygulayarak;
Çiya Ülkesine Yolculuk
Kabilesiyle sıcak bir ülkeye göç etmeyi reddeden Komaçi,
bir gün kulübesinde kitap okurken duyduğu ağlama sesiyle irkilir. Merakla kapıya koşar ama gördüklerine inanamaz. Evin hırkasının cebinde bir bebek kollarını açmış umutla ona gülümsemektedir. Aklında bir dolu soruyla onu alıp içeri girer. Ancak bu karda kışta nasıl geldiğini çözemez. Bu sırada Çiya ülkesindeki bebek taşıma yarışında yolunu kaybeden Benek Kanat, çatıda kendine gelir ve bebeği kaybettiğini düşünür.
Bu eğlenceli ve farkındalık dolu hikâyede yer alıp tortilla bebeğin ailesine kavuşmasına yardım edebilirsin.
Unutamayacağın bir maceraya atılmaya hazır mısın?
Dansçı Caretta
Yumurtasından yeni çıkmış minicik bir deniz kaplumbağasıdır Dansçı Caretta. Artık bir an önce denize ulaşmalıdır. Denize giden yolun daha başlarında iki şey keşfeder: Annesini bulmak isteğini ve içindeki dans etme coşkusunu... Sonrasında ise denizdeki
tehlikeleri, kirlenmeyi görür. Ama Dansçı Caretta, aklıyla,iyi kalbiyle, dostluk inancıyla ve dalga dalga yayılan dansıyla, ne tehlikelere boyun eğecek ne de kirlenmeyi kabullenecektir.
" Herkes evinde kendini güvende hisseder. Denizde dans ederek annesini arayan bizim Dansçı Caretta da öyle sanıyor. Çünkü çevresindekikıskaçlılardan ve denizdeki kirlilikten habersiz henüz. Aslında denizlerin kirlenmesi, kıskaçlılardan daha tehlikeli! Annesini arayışında bunu fark eden Caretta'nın dans dolu, renkli ve tehlikeli yolculuğunda ona eşlik etmelisiniz. Onu izlemek, korumak için."
Yüz Yüze – Sarsıntı 2
“Her Şey Sana Aklımda Bir Oda Vermemle Başladı.”
Arda Erel ilk psikolojik romanı Sarsıntı’nın ardından devam romanı Yüz Yüze ile gözlerini bu kez topluma çevirirken, görünenle yaşananın ayrımını mahremiyet düzleminde inceliyor. Kitleleri, toplumsal bakış açılarını, ötekileştirilenleri, tarih boyunca değişmeyen ailedeki iktidar zeminini ve toplumun statüsel yaklaşımlarını kadınlar ve erkekler üzerinden sorguluyor.
Aşk, hiçbir zaman ne öylesineymiş ne de boş yere.
Acıysa, ne geçmişteymiş ne de gelecekte.
O halde aşkı acıdan özgürleştirmek için, herkes birbiriyle yüz yüze gelmeli nihayetinde.
Yüz Yüze, hayattaki düğümlerini çözüp kendi yolculuğuna yürüyenlere dair bir roman.
Ajan Bilbo
Dünyaya hâkim olmak isteyen "siyah giysili" kötü adamlar öyle zehirli bir mikrop geliştirmişti ki, bu mikrobun yayılması tüm insanlığın sonu olabilirdi. Neyse ki Çin'de bir dağ köyünde yaşayan yaşlı Kung-Fu Ustası, bu mikrobu yok edecek bir ilaç yapmıştı. Ama ilacın Çin'den alınıp Ajanlar Merkezi'ne getirilmesi neredeyse imkânsızdı; çünkü "siyah giysili" adamlar da bu ilacın peşindeydi. Bu görevi ancak bir kişi başarabilirdi, o da Ajan Bilbo'ydu!
İyilikle kötülüğün mücadelesini anlatan olağanüstü, şaşırtıcı bir macera...
"Kötü insanlar, dünyanın peşindeler. Ajan Bilbo'nun ise dünyayı onlara bırakmaya hiç niyeti yok. Banu Bozdemir'den heyecanın dorukta olduğu bir kitap daha. Dünyaya sahip olmak isteyen kötülere karşı verilen mücadeleyi çarpıcı bir anlatımla sunan Ajan Bilbo'da, karakterimiz, kitabın sonunda dünyayı eskisinden daha güzel bir yer hâline getirdiği için mutluydu. Onun mutluluğunu Banu Bozdemir'in canlı üslubu sayesinde biz de içimizde hissettik."
Seda Keçe-Türkçe Öğretmeni
Ağlayamayan Bulut
Yağmurlar, bulutların gözyaşları olsaydı ama bulutlar da bir türlü ağlayamasaydı... Ne olurdu? Biz söyleyelim: Dünyamıza yağmur yağmazdı. İşte Canbulut'un canı da bu yüzden çok sıkkındı.Son zamanlarda bütün bulutlar bir türlü ağlayamaz olmuş, dünyada kuraklık başlamış, insanlar içecek su bile bulmakta zorlanır hâle gelmişti. Canbulut ve bütün bulutların mutlaka yağmur yağdırmaları gerekiyordu. Peki, ama nasıl?.. Bir gün Canbulut, Güzelbulut, Beyazbulut yeryüzüne indi; Can ve Melek ile karşılaştı. Onların arkadaşlığı, yeniden yeşil bir dünyada yaşamının başlangıcı oldu.
"Bulutlar bembeyaz ve yumuşacık oluşları ile herkesi kendine hayran bırakır. Ancak o güzel bulutların yağmur yağdırabilmek için ağlamayaihtiyacı var ve ağlamayı hiç kimse Canbulut ve arkadaşları kadar isteyemez! Dünyanın ise Canbulut, Beyazbulut ve Güzelbulut gibi duyarlı bilinçlere o kadar ihtiyacı var ki! Ağlayarak dünyaya yardımetmek için çırpınan Canbulut bize duyarlı olmak hakkında çok şeyöğretiyor. Can ve Melek de o güzel bulutlara fidan dikerek yardımediyor ve sonunda güzelim doğa yeniden hayat buluyor. Her şey yeşilbir dünya için. Ağlamak da!
Ağlatmanın en keyifli hâli ise Banu Bozdemir'in anlatımıyla Ağlamayan Bulut 'ta."
Seda Keçe-Türkçe Öğretmeni
Son Kurşun Kalem
Kalemcik, Mert'in çantasından bir parkın bankına düşmüş ve bankın tahtaları arasına sıkışıp kalmıştı. Kalemcik oradayken 50 yıl geçmiş, Dünya'yı kavuran kuraklıklardan sonra bütün ağaçlar yok olmuştu. Sonra bir gün Ekin ve dedesi Kalemcik'i buldular. Böylece ta Kaf Dağı'na kadar giden bir serüven başladı. Şimdi
Kalemcik, hem Dünya'da kalan son kurşunkalemdi hem de Dünya'ya ağaçları ve yeşil doğayı geri getirecek "sihirli" tohumların tek bekçisi! Çevre duyarlılığıyla hayal gücünü birleştiren, inanılmaz bir öykü...
"Artık kalemlerimiz olmasaydı dünya nasıl olurdu?
Banu Bozdemir, bu sorunun yanıtını bizlere masalsı bir dille 'Son Kurşunkalem'in dilinden anlatıyor. Bir kurşunkalem, elli yıl kaybolduktan sonra ortaya çıkıp tüm dünyanın yeşermesini sağlıyor. Bunu yaparken küçük arkadaşı Ekin, ona yardım ediyor. Bizce de onların bu yolculuğunu
izlemek ve yeşilimize, dünyamıza sahip çıkmak kalıyor"
Seda Keçe-Türkçe Öğretmeni
Zorbalık
Zorbalığın gerçekten balık olduğunu düşünüyorsanız, bizim sınıfın da bir akvaryum olduğuna inanıyor olmalısınız. Ancak Okan püskülü, kuyruğu olan bir balık hiç değil; yalnızca bana göre fazlasıyla iri ve zorba biri. Bense kürdan gibi inceyim. Kuş tüyü bir yastık bile beni hastanelik etmeye yeter.
Annem rüzgarlı havalarda dışarı çıkmama izin vermiyor. Uçup gitmemden korkuyormuş. Bu durumdan şikayetçi olduğumu sanmayın, tam tersi çok mutluyum. Yalnızca gözümü morartan, elbisemi çekiştirip duran, lakap takıp dalga geçen sonra da “Şaka yaptım, kazayla oldu.” diyen zorba Okan’dan kurtulabilmeyi isterdim.
Belki zorbalıklardan kurtulmam için güçlü pazulara gerek yoktur, bir çaresi olmalı ne dersiniz?
Hercai 2 Meftun
Wattpad Fenomeni Sümeyye Koç’tan yıkık dökük bir mazinin ortada bıraktığı yaralı bir adamla en az kendisi kadar yaralı olan bir kadının paramparça sevda hikâyesi bu. Hayallerini asmış bir kadının, yeniden düşlere tutunuş hikâyesi bu. Hercai bir adamın, meftuna dönüş hikâyesi…
Ne bir veda sözcüğü ne de haklı bir isyan. Hiçbir şey, onu sevmemeye yemin ettiği adamın karşısında güçlü tutamamıştı.
Dudaklardan dökülen her serzeniş karşısında ördüğü duvarları biraz daha yıksa da, onu bir daha affetmeyeceğine dair büyük bir yemini vardı. Asla boyun eğmeyecekti, ihanetini unutmayacak, o adamı yeniden sevmeyecekti. Olmamıştı... Yeminlerini bozduran, karanlık bir gecede ellerinden tutan, onu düşüren adamdan başkası değildi.
Yaralıydı. Lakin o adam daha yaralıydı.
Seviyordu. Lakin o adam daha çok seviyordu.
“Dinle,” diyordu yürek yakan bakışlarını kuzguni harelere emanet ederken. “Dinle ki anla öldüğümü, seni öldürdüğümü sandığım her yerden! Sen sadece bir bıçaktın. Bense o bıçağın düşmanıma değil, kalbime saplanacağını hesaba katamayan bir zavallıydım..."
Bir Güvercinin Hazin Hayatı
Bir mayıs günü, Ankara’daki Kumrular Sokak’ta bir güvercin, üçüncü kattaki bir evin balkonuna kondu. Yaman adındaki bir çocuk o güvercini fark etti. Güvercinin ayağına bir saç dolandığı için yaralanmıştı. Ve bu güvercin birden Türkiye’de yeni bir gündemin başlangıcı oldu...
Önce bu kuşun ne olduğu tartışıldı, sonra bu saçın kime ait olduğu konuşuldu. Buradan kim ne demiş, kim kime laf atmış diye mevzu uzadı gitti. Tüm konular unutuldu, tüm yaşananlar geride kaldı. Gündemde tek şey vardı: Ayağına saç dolanmış güvercin!
Prof. Dr. Üstün Dökmen’den bir güvercinden yola çıkarak Türkiye gerçeklerini anlattığı çarpıcı bir hikâye: Bir Güvercinin Hazin Hayatı ...
Aile, ilişkiler, gençlerin ve kadınların sorunları anlatılıyor, toplumsal problemler bir bir gözler önüne seriliyor. Bu sırada bir güvercin hayatımızdan geçip gidiyor...
Umudun Beşinci Mevsimi
İnsan en karanlık anlarında bile çıkış yolunu düşünür; çünkü umut etmek, insan ruhunun en güzel teslimiyetidir. Yeniden başlamak gerektiğini biliriz, ne kadar zor olursa olsun. Tam da o anlarda geçmişin anılarıyla geleceğin hayallerini harmanlar, hayata yeniden tutunuruz. Bazen küçücük bir cesaret kıvılcımı, karanlıkları aydınlatmaya yeter. En zor anlarda bile bir çıkış yolu vardır; yeter ki bakmasını bilelim.
Kendini karanlığa bırakma, kendinden vazgeçme; çünkü sen kendini bırakırsan, kimse uğramaz yüreğine. Gülümse yarınlarına, çünkü bu beşinci mevsimi en çok sen hak ettin.
Her insan, yüreğinde kendi mevsimlerini taşır. Yaşanmışlıkların ve zorlukların ardından, beşinci mevsimi yüreğine sığdırmayı öğrenir. Hayat, kimine yaz, kimine kış, kimine bahar getirir. Ancak sabredenlerin yolları her zaman çiçeklerle bezenir. Umut, dua ve sabırla yoğrulan kalplerin ödülü, hep bahara çıkan güzel bir yoldur.
Kırmızı Teleskop – Küçük Astronomlar
Cumhuriyetin İlk Çocukları
1933 yılı sonbaharında bütün radyolar ve gazeteler, 29 Ekim haftasında Cumhuriyet’imizin 10. Yıl'ı olması sebebiyle yapılacak olan tören ve kutlamalardan bahsetmektedir. Tüm yurtta düzenlenecek olan bu kutlamalar büyük bir şenlik havasında geçecektir.
Üsküdar’da yaşayan Haluk da bu kutlu bayramı ve şenlikleri heyecan içinde beklemektedir. Ancak o sıra evlerine bir çocuk, bir yabancı ve bir de kara kanatlı kuşun gelmesiyle işler sarpa sarmaya başlar. Yepyeni duygularla ve düşüncelerle tanışan Haluk ise kendisini bir maceranın ortasında buluverir.
Cumhuriyet’imizin 100. Yılı’nı kutladığımız şu günlerde, Renan Özdemir sizleri zaman yolcuğuna çıkarıp doksan yıl geriye o yılların İstanbul’una götürecek ve Haluk’la birlikte Cumhuriyet’in 10. Yıl kutlamalarına tanıklık etmenizi sağlayacak. Satırlarda Atatürk ile buluşup söyleşecek ve Genç Cumhuriyet’imizin kazanımlarını öğreneceksiniz