Tersyüz Ve Salyangoz
Saliha Demir
Resimleyen: Merve Ergenoğlu
Saliha Demir’in yeni kitabıyla kar kürelerinin bekleme salonuna bir güzel yerleşeceğiz. Merve Ergenoğlu’nun kalplere dokunan çizimleri sayesinde bunu yapmamız epey kolay olacak. O yuvarlak, minicik dünyaların eşliğinde ışıltılara bulanacağız. Yeni kabuklarına, yeni hayatlara kavuşanların öyküsüne tanık olurken dostluk, çaba ve umut da bizim kar küremize dolacak. Ona özenle bakmayı unutmayalım, tıpkı Salyangoz’un yaptığı gibi. Hep parlasın, dost elleriyle sarmalansın…
***
Şimdi yeni kabuklar bulma vakti…
Tersyüz, bir kar küresinin içinde yaşıyor. Kar küreleriyle dolu bir depoda. Nasıl ışıltılı, nasıl eğlenceli bir yer olduğunu siz düşünün! Hepsi görevlinin gelip onları seçmesini bekliyor, böylece mağazada sergilenebilecekler.
Tersyüz’ün arkadaşı Salyangoz, güzel dostluğu ve tüm desteğiyle hep yanında. Camı ışıl ışıl olsun da seçilsin diye, Tersyüz’ün küresini her gün özenle parlatıyor. Sonunda o gün geldiğinde ise…
Tema: Kim olduğumuz
Kavramlar ve Anahtar Sözcükler: Farklılıklar, arkadaşlık, DUYGULAR, umut, olumlu düşünme, ERDEMLER, sorun çözme
Tutum ve Değerler: Güven, dostluk, empati, yaratıcılık, sevgi, yardımseverlik
Profil Öğeleri: Duyarlı, riski göze alan
Yılbaşı öncesi bir kar küresinin içinde olmak harikaydı. Toplandıkları depoda hiç ama hiç sıkılmadılar. Anlatacak öykü çoktu. Gülecek şey de… Ama mağazanın açıldığı saatlere doğru bir yarış başlar, sohbetler kesilirdi.
Küçük gemi Tersyüz, kar küresinin camındaki gıcırtıya aldırmamaya çalışarak bekledi. Hızlı eller arkadaşlarını parıl parıl parlayan gövdelerinden tutuyor, sepete dolduruyordu.
Toplanan kar küreleri kapının ardındaki mağazada sergileniyordu. Seçim zamanı geldiğinde Tersyüz heyecanla cama yapışır, görevliler tarafından alınmayı beklerdi. Gıcırtı uzmanı arkadaşı Salyangoz, Tersyüz parlasın diye saatlerce camını temizlerdi.
“Gıcırt, göcürt, gucurt, gücürt…”
Deponun kapısı kapandığında kürelerden homurtular yükselir, azalan ışıkta yaydıkları ışıltı göz kamaştırırdı. Cam gövdeleri parlak ve tombuldu. Orada balıklar gibi yüzen pullar, ışık oyunları yapardı. Deponun yıldızı dansçı Prenses, fırfırlı eteğini savurur ve etrafında uçuşan pulları neşelendirirdi. O, harika bir kar küresiydi.
Başka bir kar küresinde neşeli Kardan Adam, diğerinde Oyuncak Ayı’yla yavruları ve tüm o eğlenceli kar küreleri…
***
Market görevlisi, küreyi bir kutuya koyup heyecandan yerinde duramayan yeni sahibine verdi. Kocaman gözlüklü çocuk, Tersyüz’e çok sevimli gelmişti. Şapkasında büyük harflerle MİÇO yazıyordu. Ona artık Miço diyecekti. Tersyüz, “İkimiz de dünyaya bir camın arkasından bakıyoruz. Bu çok güzel” diye mırıldandı.
Eve geldiklerinde Miço sabırsızlıkla kutuyu açtı ve Tersyüz’ü uzun uzun seyretti. Tersyüz de Miçosunu. Babası, “Uyku zamanı küçük denizci!” diye seslenince Miço küreyi kitaplarının yanına yerleştirdi ve odadan ayrıldı. Salyangoz için iyi bir fırsat doğmuştu.
“Bekle beni dostum” dedi. “Kendime bir kabuk bulacağım.”
Yavaş ve yapış yapış hareketlerle kapının altından çıktı ve gitti. Onun gidişini seyreden Tersyüz huzurlu bir uykuya daldı.
Lumi’nin Güneşi
Güzel Atlar Ülkesi
Okumayı Söken Çocuk
Bayan Çokören, şişler, tığlar ve iplerle örülebilecek her şeyi örüyormuş. Torunu ilkokula başladığında da kimse onu durduramamış. Örmüş de örmüş... Çanta ve kalemlik örerek başlamış. Yetmemiş, kaleme, silgiye kılıflar örmüş. Dahası da var: Tek tek harfleri örmüş. Bitti mi sandın? Kelimeler, sonra da cümleler ortaya çıkana kadar örmeye devam etmiş.
Anneannesi bir makine gibi örerken torunuysa şu sorunun yanıtının peşindeymiş:
“Okumayı nasıl sökeceğim?”
Gizli bir plan yapmış. Planını adım adım uygulamış veee sonunda…
Rengârenk yumaklar, şişler, tığlar… İşte Bayan Çokören’in pek yakın arkadaşları… Hangi yumakla hangi desenler ortaya çıkacak, ilmekleri neye dönüşecek bilinmez. Bir bakmışsınız trafik lambalarına şapka örmüş, bir bakmışsınız güllerin dikenine kılıf örmüş. Bu sıralar ilmeklerini torunu için bir araya getiriyor. Ördüğü harfler kelimelere, kelimeler cümlelere dönüşüyor. Çünkü torunu okula başladı ve okumayı sökecek. Acaba yalnızca okumayı mı ?
Bayan Çokören örgüleriyle sevdiklerini, yazarımız Saniye Bencik Kangal’sa yeni öyküsüyle kalplerimizi sıcacık sarıyor.
Okumayı öğrenen çocuklar için yazılmış bu eser, onlar bu dik yokuşu tırmanırken arkadan uzanan bir destek eli gibi...
Anneannemin gerçek adını ben bile unuttum. Çünkü herkes ona “Bayan Çokören” diyor. Nasıl demesinler? Bir beni örgüyle kaplamadığı kaldı.
Anneannemin elinden gelse Satürn’e halka örer, gökyüzüne yıldız örer, güneş ışınlarından etkilenmesin diye Ay’a güneşlik örer hatta Samanyolu’nu beğenmez yeni bir gök ada örer.
Anneannem bir yandan harfleri mandalla ipe asıp bir yandan da “Okumayı böylelikle daha rahat sökeceksin” diyordu.
Kararımı verdim, okumayı hızlıca sökecek ve sınıfın birincisi olacaktım.
Okumayı sökme konusunda, önümdeki tek engel anneannemdi. Rengârenk yumaklarla dolu köşesinden hiç kalkmıyordu. Sürekli yeni kelimeler örüyor ve bunları ipe asmaya devam ediyordu. Herkese sürpriz yapmak için anneannemin oturduğu yerden kalkmasını gizlice bekledim.
Eskiden anneannem “Şişin başına çıkayım” deyince aklıma türlü türlü senaryolar gelirdi. Şişi bir dağ gibi düşünür, o dağa bir dağcı edasıyla tırmanan anneannemi hayal ederdim. Anneannem şişten dağa ulaşınca el örgüsü bayrağını zirveye saplardı.
Dünyanın Oyunu
Sırada Almanya'dan gelen mektup var.
Hallo, Ben Philip. Sana anlatacağım oyunun adı topfschlagen. Bu oyunu oynamak hem çok eğlenceli hem de sonunda bir sürpriz var. Önce küçük bir hediye, tencereye konur ve tencere bir yere saklanır. Sonra ebenin eline bir kaşık verilip gözleri bağlanır. Ebe dizlerinin üstünde ilerler, tahta kaşıkla tencereyi bulmaya çalışır. Diğer çocuklar, ebe tencereye yaklaştıkça "sıcak", uzaklaştıkça "soğuk" der. Böylelikle tencereyi bulması için ona yardım ederler. Sonunda tencereye ulaşırsa hediye onun olur.
Uluslararası bilinç, hak ve özgürlükler, çeşitlilik gibi temalar dile geldiler, bir çocuğun merak duygusu ve yaratıcılığıyla buluşup dünyayı gezdiler, bir dolu mektupla da döndüler. Şimdi Sarp'ın sayesinde dünyanın oyunu önümüzde. Yaşasın oyun oynamak!
Sarp günlerdir heyecan içinde. Dünyanın dört bir yanına mektuplar gönderdi. Şimdi ise mektup arkadaşlarından yanıt alma zamanı. İşte postacı geliyor. Bakalım çantasından neler çıkacak? Acaba Sarp hangi oyunlarla tanışacak?
Uzaklardan gelen yepyeni oyunlarla neşelenmeye hazır mısınız?
Giz Avı
Okuldan sonra koşa koşa gittiğiniz bir yer ya da hiç vazgeçmediğiniz, peşinden neşeyle koştuğunuz bir tutkunuz var mı?
İşte Öykü, her gün halasının dükkânında alıyor soluğu; Karmaşık Sahafta. Burası öylesine zengin bir dünya ki içeriye adım attığı an büyüleniyor, yepyeni keşifler için bitmeyen bir heyecan duyuyor. Davetkâr sayfaların arasında gezindikçe tutkusu büyüyor, büyüyor, içi içine sığmıyor. Her yeni gün, geçmişte kalan, unutulan, saklanan, belki de kaybolup sayfa sayfa gezen şeylerle karşılaşıyor. Dilini bilmediği sır dolu mektuplar, yepyeni gizemlere işaret eden krokiler, sahibini bekleyen kurutulmuş çiçekler ve daha nicesi… Hepsi, Kuzey’le birlikte adımlanacak şahane yollar, çözülecek olaylar, tanışılacak yepyeni insanlar demek.
Aslını isterseniz sahafın dışındaki dünya da pek farklı sayılmaz. Orada da çözülecek gizemler hiç bitmiyor. Bazen kaybolan bir elmasın bulunması gerekiyor, bazen de unutulan dostlukların hatırlatılması. Kimi zaman önyargı duvarları aşılmalı, kimi zamansa birlik olma coşkusunun nereye kaybolduğu öğrenilmeli.
Yazar Nehir Yarar yine mahallemizi şenlendiriyor. Bu sıcacık romanla buluşup Öykü ve Kuzey’in sırlarına ortak olmaya hazır mısınız?
Fare İle Köstebek Parti Veriyor
Havada bahar kokusu vardı. Köstebek, bahçede hoplaya zıplaya dolaşıyor, kendi kendine şarkı söylüyordu.
“Sen kelebek, sen arı,
Sen ağaçtaki kuş,
Şakıyın, anlatın bana
Şu neşeli baharı.”
Sonra, “Gel de gör! Gel de gör!” diye Fare’ye seslendi. Fare bir koşu dışarı çıktı. Köstebek orada durmuş, parlak sarı bir fulyaya bakıyordu.
“Bak! Bahçemizde bir fulya boy atıyor” dedi. “Baharın ilk fulyası” dedi Fare.
Fare ile Köstebek’in her günü öyle sıcak, öyle içten anlarla dolu ki… Fare neşeli ve pratik, Köstebek ise heyecanlı ve duygusal. İki dostun birbirini anlayan, tamamlayan, hayatı birlikte tadan eğlenceli halleri ve sohbetleri hepimizi gülümsetecek. Belki kendi içten dostlarımız aklımıza gelecek, ne şanslı olduğumuzu bir kez daha hatırlayacağız. Bir de üstüne tadına doyamayacağımız çizimler gelip bize sımsıkı sarılacak. Oh, kestane kebap!
Ünlü yazar ve çizer Joyce Dunbar-James Mayhew ekibinden, ödüllü bir çizgi film olarak da karşımıza çıkan ve zamanımızın klasiklerinden sayılan bu yumuşacık, mizahi öyküler, iyi günde kötü günde yan yana duran tüm dostlar için.
***
Fare ile Köstebek, bahçelerindeki çiçeği görmeden edemiyorlar. İçleri kıpır kıpır. Acaba ne yapsalar da hep onunla kalabilseler? Peki, ya en çok bekledikleri ve hiç beklemedikleri şeyler neler? Giden bıyıkların geri gelmesi beklenir mi?
Haydi tatlı okur, kitabı aç da baharın getirdiklerinin, ummadığın anda kalbe dokunanların, gündelik mutlulukların bu muzip bekleyişi son bulsun.
“Sıcacık, esprili çizimler… Tam da serin bir öğleden sonra içimizi ısıtmak için.”
Practical Parenting
“Çocuklar, bu sıradışı iki arkadaşın yalın serüvenlerine bayılacaklar.”
The School Librarian
“Yaşamlarını birlikte sürdüren bu iki karakter, çocuk edebiyatının en büyükleri arasında yer alıyor.”
Sunday Times
Çok Özel Bir Fare İle Köstebek
“Ne düşündürüyor sana, Köstebek kardeş?”
“Önce sen söyle.”
“Var olan tüm çakıl taşlarını düşündürüyor bana. Önceden var olmuş ve gelecekte var olacak tüm çakıl taşlarını.”
“Sayılamayacak kadar çok çakıl taşı.”
“Sonra bana, var olan tüm fareleri düşündürüyor. Önceden var olmuş, gelecekte var olacak tüm fareleri.”
“Sayılamayacak kadar çok fare.”
“Kesinlikle öyle. Bu kadar çok çakıl taşı varsa, bir çakıl taşının ne kıymeti olabilir ki? Ve bu kadar çok fare varsa, bir farenin nasıl herhangi bir önemi olabilir?”
“Gerçekten de nasıl olabilir?”
“Köstebek kardeş, bunun anlamı şu: Benim hiçbir önemim yok.”
“Sen benim için önemlisin.”
Fare ile Köstebek’in her günü öyle sıcak, öyle içten anlarla dolu ki… Fare neşeli ve pratik, Köstebek ise heyecanlı ve duygusal. İki dostun birbirini anlayan, tamamlayan, hayatı birlikte tadan eğlenceli halleri ve sohbetleri hepimizi gülümsetecek. Belki kendi içten dostlarımız aklımıza gelecek, ne şanslı olduğumuzu bir kez daha hatırlayacağız. Bir de üstüne tadına doyamayacağımız çizimler gelip bize sımsıkı sarılacak. Oh, kestane kebap!
Ünlü yazar ve çizer Joyce Dunbar-James Mayhew ekibinden, ödüllü bir çizgi film olarak da karşımıza çıkan ve zamanımızın klasiklerinden sayılan bu yumuşacık, mizahi öyküler, iyi günde kötü günde yan yana duran tüm dostlar için.
Fare ile Köstebek’in gündelik küçük eğlenceleri, her şeyde özel bir yan olduğunu fark etmelerini sağlayacak. Buna kendileri de dâhil…
Haydi tatlı okur, kitabı aç da yarısı kayıp yiyeceklerin, Humphrey Sopa ile Saçma Birikinti’nin ve fark edilmeyi bekleyen biricik şeylerin bu muzip bekleyişi son bulsun.
“Sıcacık, esprili çizimler… Tam da serin bir öğleden sonra içimizi ısıtmak için.”
Practical Parenting
“Çocuklar, bu sıradışı iki arkadaşın yalın serüvenlerine bayılacaklar.”
The School Librarian
“Yaşamlarını birlikte sürdüren bu iki karakter, çocuk edebiyatının en büyükleri arasında yer alıyor.”
Sunday Times
Bonbon Ekspresi
Dünyanın En Büyük Evi
Küçük salyangozun büyük bir hayali vardır: Dünyanın en büyük evine sahip olmak... Bu isteğini babasıyla paylaştığında ise aksine minik, yalın bir hikâyeyle tanışacaktır. Küçük salyangoz anlar ki yükün hafifledikçe dünyan büyür ve aslında dünyanın kendisi keşfedilecek koskoca, nefis bir evdir.
Lionni’den yine çiçek gibi bir yapıt. Kabuğuna sığamayanlar ve dünyanın görmeye değer tüm güzel odaları, açılacak renkli kapıları için…
Tema: Yer ve zaman olarak nerede olduğumuz.
Kavramlar ve Anahtar Sözcükler: İletişim, yaşam alanı, istekler, ihtiyaçlar, mutluluk, gerçeklik, şekil, keşif, farkındalık.
Tutum ve Değerler: Empati, saygı, sevgi, istekli olma, değer bilme, merak.
Profil Öğeleri: Dönüşümlü düşünen, dengeli.
Köşe Bucak Safranbolu
Çocukların muzip yol arkadaşı Pelin Güneş, harika bir gözlemcidir. Yazma işine bir oyun oynar gibi ciddiyetle yaklaşır, amacı okurlarını gülümsetmek, kıkırdamalarına yardımcı olmaktır. Keyifle, kahkahayla donatır elinin değdiği satırları. Biz şimdi onunla kol kola girdik, sizi bekliyoruz. Hazırsanız Kültürel Miras Serisi, dördüncü kitabıyla Safranbolu’nun kapısını çalıyor…
Cem annesini bir türlü anlayamıyor. Nasıl oluyor da mesleğini bu kadar sevebiliyor? Sonuçta perili köşklere benzeyen evlere girip günlerce çalışıyor… Marifetli ustalar da ona eşlik ediyorlar, hatta bazen sürpriz konukları oluyor: Tuvalet pencerelerine yuva yapmış baykuşlar, tavandan sarkan örümcekler, saklanmış yarasalar, sağa sola saçılmış eski fotoğraflar, küflü sandıklar… Ne komik değil mi? Antika bir iş…
İşte tam bu perili köşklerden biri daha hayata döndürülmüştü ki bu kez de Safranbolu’daki bir konak yardıma çağırdı. Masallardan fırlamış gibi görünen sevimli kasabada, tatlı tatlı soluyan bir ev, gizli bir dolap ve ortadan kaybolan kadife keseler… Haydi bakalım, çık işin içinden çıkabilirsen!
Düş Hırsızının Çırağı
Çocuk oyunları ve romanlarıyla yakından tanıdığımız Ahmet Önelden, çocuklar kadar yetişkinlerin de okumaktan büyük zevk alacakları yepyeni bir roman!
Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmayız biz ve uykuyla çevrilidir küçücük hayatımız
William Shakespeare
Uyandığımızda yarım yamalak hatırlasak da yüzümüzü güldüren, şaşırtan, heyecanlandıran düşlerimizi yitirsek, hayat ne kadar tatsız olurdu değil mi?
Tozlu şehrin sakinlerinin, yakın zamana kadar sıklıkla gördükleri güzelim düşlerinin yerinde yeller esiyordu artık. Düşlerini çaldırdıklarından öylesine emindiler ki! Sonunda düşlerini kötü niyetli birine kaptırdıkları konusunda anlaştılar ve soluğu amansız dedektifler Fındıkkıran ve Atomun bürosunda aldılar. Aldılar almasına ya, Fındıkkıranı bir düş hırsızının varlığına inandırmak kolay olmayacaktı.
Tozlu şehre bu tuhaf olayın yaşandığı günlerde ayak basan Kiraz ise kısa sürede, bu şehirdeki tek tuhaflığın kaybolan düşler olmadığını fark edecekti. İnsanların olduğu kadar, dükkânların isimleri de bir acayipti bu şehirde: Mmmm Pastanesi, Derdeçare, Çetinceviz, Bayan Lüle, Bay Telaş, Doktor Kuzukulak Ve tabii ki, olayların akışı ve çözümlenişi de öyle olacaktı
Cesur Aktör Gerçekler Ormanında
Gerçekler Ormanı’na Davetlisiniz Sizce Gerçekler Ormanı nasıl bir yerdir? Hayalle gerçeğin birbiriyle dans ettiği, portakaldan güneşi, rengârenk puf puf gülleri, dallardan kopup düşen maceracı elmaları, şirin baykuşları ile parıl parıl parlayan bir yer olduğunu söylesek... Kesinlikle hoş bir tatil yeri gibi görünüyor, değil mi? Kahramanımız Cesur içinse durum biraz farklı; Gerçekler Ormanı onun için çeşit çeşit oyuncaklar, şekerlemeler, pastalar demek. Hep en başarılı öğrenci, hep en gözde arkadaş olmak demek. Özgürce her istediğine sahip olmak isteyen kahramanımız Cesur’un yolu, Gerçekler Ormanı’ndan geçiyor geçmesine ama yolunda gitmeyen bir şeyler var sanki. Sonu kendisine çıkan bu yolda acaba Cesur’un başına neler gelecek? Peki, bu yolculukta ona kim eşlik ediyor dersiniz? Elbette ailesi ve dostları, bir de esrarengiz yol arkadaşları Peri Füruğ ve Kurtçuk. Davetimizi kabul ederseniz sizleri de bekliyoruz.
Balık Çorbası
Düşünen Adam ve Yazan Kadın, balık çorbası tenceresinin başında buluşan iki sıkı dost... Adam; masasında ya da bahçesinde oturup düşünmekten hoşlanıyor, düzenli olmayı tercih ediyor, ineğiyle yaşıyor ve pudinge bayılıyor. Kadın; kitap yazıp onları ciltlemekten keyif alıyor, evinin dağınık olmasını tercih ediyor, uçan fareleri ve kedileri ile yaşıyor, balık çorbasına hayır diyemiyor. Sık sık bir araya gelip balık çorbası içerken uçan düşüncelere kaşık sallıyorlar. Bir gün düşünceler havada kanat çırparken bir düşünce akıllarına konuveriyor. Acaba bu düşüncenin ardından ortaya çıkan iki ilginç çocuğun sırrı ne? Bu gizem nasıl çözülecek? Usta yazar Le Guin’in yarattığı, dostluk ve hoşgörüyle renklenen bu büyülü dünyada keşfe çıkmaya hazır mısınız? Gülümseyerek büyümeniz dileğiyle...
Arzavul Tepesi
Ercan, Selçuk. İbrahim ve Davut... Onlar Karadeniz'in tepe köylerinden Kıranbaşı'nda yaşayan dört arkadaştılar. Hayatları köylerindeki diğer çocuklarınkinden farksızdı. Ta ki Arzavul Tepesinde garip ışıklar fark edene kadar.
Arzavul ışık saçıyor, uğulduyor, adeta geliyordu. İnsanlar çevrelerinde olup bitenlere alışmışlar, hiçbir şeyi araştımaz olmuşlardı. Bizim Kıranbaşılı kafadarlar, bu alışkanlığı yıkmak istediler. Mustafa Dede'nin de desteği ile korkunç Arzavul'u gözlerine kestirip yola koyuldular.
Sen de Karadenizin yeşil tepelerinde yol almak, karanlık ormanlardan geçmek. dil kayalıkları' tırmanmak ve yol boyunca kanatta çıkacak engellerle mücadele etmek istiyorsan bu kitabı mutlaka oku. Arzavul'un zirvesinde seni bambaşka sürprizler bekliyor!
Küçük Beyaz Uğur Böceği
Bu kitabı; çocuklar, çocuk gelişim uzmanları, öğretmenler ve aileler okuyup beğendi.
Sevgili arkadaşlar, Türkiye'nin dört bir yanına gidip uğur böcekleriyle birlikte okullarda, Çocuk sirgeme Kurumlarında ücretsiz eğitimler veren güler yüzlü Şerif Amca şimdi sizler için bir kitap yazdı. Anlatacak hikâyeleri vardı. Büyürken fark etmeniz gereken şeyler olduğunu biliyordu.
"Gidip de göremediğim çocuk kalmasın; kelimelerimle, hikâyelerimle hepsine ulaşayım" dedi. Kitabı okurken kimlerle mi tanışacaksınız? Gerçek Uğur Böcekleriyle. Dilerseniz siz de
Beyaz Uğur Böceği olabilirsiniz. Nasıl mı?
Şerif Amca'nın önerdiği iyilikleri yaparak.
Gülümseyerek büyümeniz dileğiyle…
Aklını Arayan Çocuk
Damla, Emre, Senem, Çağlar, Görkem, Pınar, Berk… Onların da her günü sizinkinden farklı değil. Okulda, bahçede aileleriyle, arkadaşlarıyla macera dolu günler yaşıyorlar. Biten her günün ardından kendileri ve çevreleri hakkında yepyeni şeyler öğrenirken akıllarını karıştıran sorulara cevaplar arıyorlar. Sen de bu maceraya göz kırpmak ister misin?
Güneşi Takip Et
Fil Hakika
Hop Oturup Hop Kalktım
Nehir Yarar’ın kaleminden çıkan deyimlerle bezenmiş bu sürükleyici öyküde iki arkadaşın bir günlük okul macerasına tanıklık ediyoruz. Hop Oturup Hop Kalktım, tıpkı yazarın diğer öyküleri gibi yalın anlatımı ve eğlenceli olay örgüsüyle dikkat çekiyor.
Gülce gibi bir arkadaşa sahip olmayı kim istemez ki? O hem arkadaş canlısı hem kafa dengi hem de çok yardımsever. Üstelik çok da akıllı, neredeyse her konuda bir fikri var. Tamam kabul! Bazen, özellikle de akıl verdiği zamanlarda çekilmez olabiliyor.
Macera, Yağmur’un okul bahçesinde küçücük bir yavru kedi bulmasıyla başlıyor. Yağmur ona bir isim veriyor ve onunla ilgili hayaller kurmaya başlıyor. O gün, sürekli miyavlayan bu yavru kediyi öğretmenlerden saklamak için akla karayı seçiyor. Hop oturup hop kalkıyor. Gülce ne kadar laf anlatmaya çalışsa da Yağmur, Gülce’nin yavru kediyle ilgili uyarılarını yabana atıyor. Ama yine de Gülce, arkadaşının yardımına koşmaktan da geri durmuyor. Yağmur eninde sonunda doğru yolu bulacak mı bakalım? Sorunun yanıtı sayfaların arasında keşfedilmeyi bekliyor…
Kara Oklar Çetesi 3 – Avustralya Macerası
Kara Oklar Çetesi üyelerinin Avustralya’ya kadar uzanan yolculuklarında yerini almaya hazır mısın?
Kıbrıs’tan yeni dönen ekip üyelerine Mustafa Kemal Paşa bir görev daha verir; Türkiye Cumhuriyeti’ni
tanıtmak. Karadeniz Vapuru ile Sidney’e doğru yola çıkan kahramanlarımız, daha yolculuklarının
başındayken bir terslik olduğunu fark eder. Geminin güvertesinde bulunan yasak bölgede üstü örtülü
şeyler vardır. Bu sırrın peşine düşen Erim, Nisan ve Zafer yeni arkadaşlarıyla birlikte kendilerini hiç
ummadıkları bir maceranın daha içinde bulurlar.
Tema: Yer ve zaman olarak nerede olduğumuz
Kavramlar ve Anahtar Sözcükler: İLETİŞİM, aile, arkadaşlık, toplumsal cinsiyet, kültürler arası iletişim, MİLLÎ MÜCADELE VE ATATÜRK, MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZ, tarihî şahsiyetler, arkeoloji, seyahat, keşif, ülkeler, konukseverlik.Tutum ve Değerler: Merak, hoşgörü, bağımsızlık, barış, dostluk, özgürlük, saygı, sevgi, vatanseverlik.Profil Öğeleri: Sorgulayan, bilgili, iletişim kuran
KİTAPTAN
Nisan ve Erim kollarına girip onu kaldırdılar ayağa. Temizlenmiş bahçe yolunda aşağı yukarı yürüdü Bönbön. Koltuk değneksiz, oldukça hızlı ve dengeli hareket ediyordu. Kendisi de şaşkındı.
Karaköy Rıhtımı’na girdiklerinde uğurlamaya gelen büyük kalabalık hızla limana yaklaşan at arabasına doğru döndü. Bir anda kalabalıktaki sesler, konuşmalar kesildi. Herkes hayretle arabadan atlayan iki çocuğa bakıyordu.
Bu gazeteci esmer, biraz büyük burunlu, ciddi bakışlı biriydi. Gür saçları vardı ve alnı biraz açıktı. Nisan’la göz göze geldiler. Nisan hafif bir irkildi, içinden “Nedense ondan hiç hoşlanmadım ama söylesem Bönbön gibi olurum şimdi” diye düşündü.
Beybaba konusundaysa hâlâ endişeliydiler. Geminin arka tarafında olduğunu biliyorlar, yanındaki esrarengiz kadını, küçük çocuğu ve devasa adamı çok merak ediyorlar, Arap Orhan’ın herkesi niye tanımazlıktan geldiğini bir türlü anlamlandıramıyorlardı.
İkisi Zafer’in olduğu yöne doğru kenarlara çarpa çarpa koşmaya başladılar. O taraftaki güverteye döndüklerinde Zafer’i yerde yatarken gördüler. Başında tüfekli bir asker vardı ve üzüntüyle titriyordu.
Karadeniz Vapuru yaklaşırken köprünün iki tarafında toplanmış büyük bir kalabalık gördüler, ellerinde bayraklar vardı. Kaptan ve çocuklar, yüzlerine yerleşmiş gülümseme ile birbirlerine baktılar. Kaptan gururla geminin düdüğüne üç defa asıldı.
Nisan sabaha doğru bazı gürültüler duydu. Uyandı, sonra bir uçak sesi duyar gibi oldu geminin dibinde. “Olamaz bu saatte hem de geminin dibinde, civarda uçakların bulunduğu bir yer falan olsa tamam ama imkânsız” diye düşündü. Tam uykuya dalarken kamaranın kapısı güm güm diye çaldı.
Çete üyeleri beraberce sürünerek eve doğru ilerlemeye başladı. Ortalarda bir yerde evden bir silah sesi geldi. Hepsi dönüp birbirine baktı, hızlandılar. Eve yaklaşırken Erim motosikletlerin saklandığı yerde bir hareketlilik fark etti. Durup biraz gözledi ama bir şey göremedi.
Herkes ortamın enerjisiyle zıplarken, gülüşürken Nisan büyük bir dikkatle düşünüyor ve bir şeyler tekrarlıyordu. “Tabii ya, tabii ya. Sanırım çözdüm gizemi” dedi bir anda kendi kendine.
Herkes kalktı, örtünün başına gittiler. Brandayı çektiklerinde deniz uçağının altında iki büyük ve uzunlamasına yatan sandık daha vardı. Sandıkları dikkatle açtılar.
Matilda Teyzenin Nükleer Yemek Tarifleri
Bilim Apartmanı
Bitkilerin Yaşam Döngüsü
Kuğu, gece gökyüzünde parlak yıldızların oluşturduğu en güzel takımyıldızlardan biri. Biz de bilimsel konularla ilgili yayınlar hazırlamak için bir araya gelmiş bir takımız. TAKIMYILDIZ olarak çocuklar için özgün bilimsel içerikler üretiyoruz.”
Bitkiler Dünya’yı nasıl değiştirdi? Eğreltiotları nasıl çoğalır? Mabet ağacına neden yaşayan fosil denir? Sümbülün çoğalmasına hangi hayvan yardım eder? Karahindiba tohumları nasıl yayılır? Her bitkinin yaşam döngüsü aynı mıdır? Hepsi bu kitapta...
Mercimek Çorbası Anlatıyor
"Öyle tenceresinde kaynayıp buzdolabının bir köşesinde saklanan çorbalardan değilim ben. Yüzlerce yıldır, yüz binlerce çocukla arkadaş olan mercimek çorbasıyım. Arkadaşlık kurduğum hiçbir çocuğu da unutmadım bugüne kadar."
İşte karşınızda büyük küçük herkesin sevgilisi, her sofranın biriciği mercimek çorbası! Üstelik çok da konuşkan, anlatıyor da anlatıyor… Dostluk yaptığı çocuklar, konuk olduğu evler, lokantalar, şenlendirdiği yolculuklar, okullar… Hazırsak şimdi hepimize bol kepçe neşe dağıtacak. Bizi yepyeni dünyalarla tanıştıracak, birleştiğimiz yolları bize hatırlatacak.
Hayvanların Yaşam Döngüsü
Kır kırlangıçları yuvalarını nasıl yapar? Bir ahtapot yumurtalarını nereye bırakır? Şişe burunlu yunuslar yavrularını büyütürken onlara neler öğretir? Bir boz ayının yavruları ne zaman doğar? Hangi hayvanlar başkalaşım geçirir? Bir yeşil deniz kaplumbağası kaç yıl yaşar? Her hayvanın yaşam döngüsü aynı mıdır? Hepsi bu kitapta...
Katır Kutur
İşte karşınızda Katır Kutur! Omuzlarında kuş kanadı, yüreğinde katır inadı... Hikâyesiyle göz göze gelenin, anlattıklarını işitenin bir türlü tadına doyamadığı; yazarının, çizerinin, yayımlayanının küçük katırı, tatlı hayallere doğru dörtnala koşanı…
Kahramanımız Katır Kutur (Müdür Karayel’in ona verdiği ad tam da budur), bir katır olduğu için her yıl düzenlenen Tay Koşusu’na katılamayacağını öğrenir. Sorar durur, bu haksızlık değil midir? İş başa düşer, Katır Kutur gizli planlar yapar, kendi yolunu kararlılıkla çizer.
Bir katır için fotofiniş gerçekten o kadar uzakta mıdır? Yanıtı, doludizgin akan rengârenk sayfalarımızda sizleri bekleyecek. Tıpkı Katır Kutur gibi, hiç vazgeçmeyerek…
Bu, ne hızlı bir atın ne de sevimli bir eşeğin hikâyesi. Pek bilinmeyen bir katırdır size anlatacağımız, hem hızlı hem sevimli. Oyuncu mu oyuncu, Truva Atı gibi…
Aman dikkat! Yel gibi esip geçerken sayfaların içinden, şöyle seslendiğini duyabilirsiniz:
“İnadım inat, omzumda kanat!”
Elanko
Bazı tanışmalar farklıdır.
Yağmurun dinmesini beklerken, hiç aklında yokken, gözleri usul usul kapanmaya hazırlanırken bir ses duyar Elanko. Biri ağaçtan, yaprakların arasından ona seslenmektedir. Derken gizemli sesin sahibi ve Elanko sohbet etmeye başlar, birbirlerini tanımaya çalışırlar. Ağaçtaki ses, ilginç sorularıyla Elanko’yu şaşırtır. Acaba “kimdir” bu sesin sahibi?
Kendini tanımak üzerine, Elanko gibi minicik, ağaçtaki ses gibi meraklı, soruları seven bir hikâye…
***
Minik fil Elanko’dan yetişkin okurlara:
Adını, gittiği okulları, mesleğini bildiğimiz ama en sevdiği rengi, kokuyu, şarkıyı, oynadığı oyunları bilmediğimiz birini tanıdığımızı söyleyebilir miyiz?
Kendimizi tarif ederken toplumsal roller, biçim ve hedeflerden sıyrılmak mümkün mü?
Eğer sıyrılabilirsek geriye ne kalıyor?
Kendini bilme yolculuğu, kendine soru sormakla başlıyor…
“Fıstık yer misin?” diye sordu bir ses.
Koca ağacın o kadar çok yaprağı vardı ki Elanko sesin kimden geldiğini anlayamadı.
Gözlerini yaprakların arasında dolaştırırken, “Hayır, teşekkür ederim” diye yanıt verdi.
Bu kez de “Adın ne?” diye sordu ses.
“Elanko…”
“Anlatsana Elanko, kimsin sen?”
“Afrika filiyim.”
“Nerelisin diye sormadım ki” dedi ağaçtaki ses gülerek.
“Aşağı gölün kenarında yaşayan fil sürüsü var ya, işte onların en küçük yavrusuyum.”
“Bu kadar mı?”
“Hayır” dedi gururla Elanko. “Dimya’yı tanıyor musun? Onu buralarda herkes tanır. Ben Dimya’nın kardeşiyim.”
“Peki, ya sen? Seni tanırlar mı?”
***
“Filler böyle yapar” dedi Elanko sıkılarak. “Peki, sen ne yaparsın?” diye sordu ağaca doğru.
“Tırmanabildiğim en yüksek dala sarılırım her sabah. Önce aşağıyı izlerim uzun uzun, sonra gördüklerimle ilgili düşünürüm. Beni bir dalda durup düşünürken görenler, etrafı izliyorum zannederler ama aslında öyle değildir. Düşünürken yalnızca düşünürüm, başka bir iş yapmam.”
“Düşünmek iş midir?” diye şaşkınlıkla sordu Elanko.
“Sen ne düşünüyorsun? İş midir?”
Tembelhayvan yanıt verirken bile soru soruyor, aklını karıştırıyordu.
Kanatsız Arı Mu Dev Mülteci
Kara Vezir Kargo, “Ah eski güzel günler…” diye mırıldandı, batan güneşe yani baltopuna baktı. “Nerede o eski düşmanlar, savaşlar…” Çiçek böcek sevgisiyle dolu Mu kovana geldiğinden beri, herkesle dost olmaya başlamışlardı. Çok uzun süredir neredeyse kimseyle savaşmamışlardı. Halbuki iki ayaklılar sürekli dumanlar sıkıyordu. Bu yüzden can düşmanları eşek arıları da diğer kolonilerdeki bal arıları da çok azalmıştı. Eskiden onunla aynı düşünen Kraliçe ise şimdi sanat, bilim, dostluk gibi laflar etmeye başlamıştı. Dövüşmeyi öğrettiği arılar, şimdi dans dersi, yoga dersi alıyordu.
Bazı akşamüstleri baltopu kaybolduğunda, şiir yazmayı seven sanatçı ruhlu Bombus, Mu, Ağcan, Dafni ve Vuzz buluşuyorlar, beraberce şiirler yazıyorlardı. Ertesi akşam da işçi arılar kovandan içeri girmeden önce, Bombus ince sesiyle bal arılarına şiirler okuyordu. Hem de kendi yazdığı şiirleri. Kovandaki birçok yavru bal arısı da ondan etkilenip şiirler yazmaya başladılar. Mu’nun kovanda ve çevrede yarattığı değişiklikler, Bombus Sağkalyolarus’un gelmesiyle daha da artmış, küçük bir kovandan yayılan güzellik ve iyilik tüm ormana yayılmaya başlamıştı.
Kaju Adası Kardeşliği
Okyanusun ortasındaki gizemli ada Kaju’da ilginç olaylar yaşanır. O olağanüstü gecede herkes on yıl yaşlanır, çocuklar büyürler. Zalim hükümdar Olimba’ya göre Karita, Netya ve diğer çocuklar yeni savaş makineleridir artık. Ancak onlar hükümdarla aynı görüşü paylaşmazlar ve işler karışmaya başlar. Gizli Kabin üyeleri, barış ve özgürlükleri için heyecanlı, engellerle dolu bir maceraya girişirler. Bu mücadelede sahip oldukları tek şey özgürlüğe olan inançları ve cesaretleridir.
Bir tarafta Lider Olimba ve Büyücü Baykuş, diğer tarafta Kaju Adası Kardeşliği… Bakalım zafer kimin kapısını çalacak?
Bizim Evde Eşitlik Var
Evdeki ampulleri hep babalar mı değiştirir? Anneler bozulan eşyaları tamir edemez mi? Kız çocukları futbol oynamaz mı? Erkek çocuklar yemek yapmaya ilgi duyamaz mı? Esra ve Murat’ın evinde bunların hepsi mümkün. Çünkü bu evde eşitlik var! Bu evdeki herkes işleri eşit şekilde paylaşıyor. İşte o zaman işler kolaylıkla halloluyor. Hatta taşınırken bile… Esra ve Murat başka bir eve taşınıyorlar. O gün ailecek, kolilerden çıkan eşyaları yerleştirmek için oradan oraya koşturup duruyorlar. Gül nine ve Hasan dede, onlar taşınırken yardım etmeye karar veriyorlar. Sen de onlara yardım eder misin? Haydi o zaman koliden çıkan eşyaları sahipleriyle buluşturmak için kitaptaki çıkartmaları yerlerine yapıştırmaya başla!
Filimi Parka Götürdüm
Dişlerine İyi Bak!
Ağız ve diş sağlığını korumak için çocukların küçük yaşlardan başlayarak bu konu hakkında bilgi sahibi olmaları ve doğru alışkanlıklar kazanmaları gerekir. Doğru alışkanlıkların başında düzenli olarak diş fırçalamak ve diş hekimi kontrolüne gitmek yer alır. Diş sağlığı için yararlı besinlerle beslenmek ve zararlı besinlerden uzak durmak da konunun bir başka yönü. Bunlara dikkat edilmesi çocukların sağlıklı, mutlu ve özgüvenli bireyler olarak yaşamlarını sürdürmelerine önemli katkı sağlar.
Dişlerine İyi Bak!, Prof. Dr. Ateş Kara önderliğinde, çok değerli bilim uzmanlarının bilimsel içerik hazırlığı ve danışmanlığı eşliğinde, Takımyıldız’ın özenli ellerinde hayat buldu ve sizinle buluşmayı bekliyor.
***
Diş sağlığını korumak neden önemlidir?
Şekerli yiyecek ve içeceklerin dişlere zararı nedir? Dişler için yararlı besinler nelerdir?
Süt dişleri ne zaman düşer?
Kalıcı dişler ne zaman tamamlanır?
Diş çürüğü nasıl oluşur?
Çürük oluşumunu önlemek için neler yapmak gerekir?
Diş sağlığıyla ilgili bilgiler, farkındalık artırmaya yönelik etkinlikler ve de eğlenceli bir oyun...
Hepsi bu kitapta.
Tema: Kim olduğumuz
Kavramlar ve Anahtar Sözcükler: SAĞLIK VE SPOR, dişler, ağız, öz bakım, temizlik, hastalık, besinler, beslenme, diş hekimi, sorumluluk
Her Yaş İçin
Kitaptan
Süt Dişlerinden Kalıcı Dişlere
Dişlerimiz anne karnındayken oluşmaya başlar. Yeni doğduğumuzda dişlerimiz, alt ve üst çenemizin içindedir, dışarıdan görünmezler. Altı aylık olunca süt dişleri de denilen ilk dişlerimiz çıkmaya başlar.
Genellikle üç yaşına geldiğimizde süt dişlerimizin tamamı çıkmış olur. Süt dişlerimiz yirmi tanedir.
Altı yaşından itibaren süt dişlerimiz aşamalı olarak düşmeye başlar ve yerlerine kalıcı dişler gelir. Bir süt dişi düşmeden önce kökü erir. Sonra diş sallanmaya başlar ve düşer. Düşen süt dişlerinin yerine yine çenemizin içinde bulunan kalıcı dişler çıkar. Bu yaşlarda birinci büyük azı dişleri adı verilen kalıcı dişler de çıkmaya başlar. Bunlar, herhangi bir süt dişinin yerine gelmeden doğrudan çıkar. Dişlerimiz çıkarken diş etimiz hassaslaşabilir. Bu hassasiyet bir süre sonra geçer. Süt dişlerinin tümünün düşüp yerlerine kalıcı dişlerin çıkma süreci genellikle on iki yaşına kadar devam eder.
***
Sözcük Avı
Aşağıdaki sözcükleri tabloda bul.
DİŞ MİNESİ - DENTİN - PULPA - SEMENT - DİŞ KÖKÜ - DİŞ ETİ - KRON
***
Sağlıklı Dişler İçin Doğru Besinleri Seçelim
Gün boyunca çeşitli yiyecekler yer, içecekler içeriz. Bunlardan bazıları, ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebilir; dişlerde zararlı bakterilerin çoğalmasına ve diş minesinin aşınmasına neden olabilir. Ağız ve diş sağlığına olumlu etkileri olan yiyecek ve içecekler de vardır. Bunlardan bazıları dişlerin güçlenmesini destekleyen maddeler içerir. Bazıları da dişlerin doğal yollarla temizlenmesine yardımcı olur.
Gazlı içecekler asitlidir. Bu içecekler sık tüketildiğinde içeriklerinde bulunan asit dişlere zarar verir.
Pastalar, şekerlemeler, hazır meyve suları, paketli atıştırmalıklar gibi bazı yiyecek ve içeceklerde çok miktarda şeker bulunur. Zararlı mikroorganizmalar bu şekeri besin olarak kullanır ve asit üretir. Şekerli yiyecekler ve içecekler sık tüketildiğinde hızla çoğalan zararlı mikroorganizmalar ağızda asit miktarının artmasına yol açar. Bu asit de dişlere zarar verir.
Kraker, ekmek, cips gibi yiyeceklerin kalıntıları dişlerin üzerine yapışabilir, aralarına sıkışabilir. Bu yiyecek kalıntıları zararlı mikroorganizmaların çoğalmasına neden olur.
***
Diş Fırçalama Takvimi
Bu takvimi bir kâğıda çiz. Dişini fırçaladığın her sabah, içinde güneş olan üçgeni, her akşam da içinde ay olan üçgeni boya. Bunu sırayla her gün için yap. Dişlerini fırçalayamadığın zamanlar olursa o üçgenleri boş bırak. Bu takvim sayesinde dişlerini hangi sıklıkla fırçaladığını görebileceksin.
***
Diş Hekimine Gidiyoruz
Dişlerimizin sağlıklı olup olmadığının kontrol edilmesi ve varsa sorunların çözülmesi için diş hekimine muayene oluruz. Çocukların dişlerini çocuk diş hekimleri muayene eder. Pedodontist olarak da adlandırılan çocuk diş hekimleri, çocukların diş gelişimini kontrol eder, dişlerde çapraşıklık olup olmadığına bakar, çürük tedavisi ve diştaşı temizliği yaparlar. Diş bakımı, sağlıklı beslenme ve çürükleri önleme gibi konularda çocukları ve ailelerini bilgilendirirler.
Çocukların ilk diş hekimi muayenesini, ilk süt dişi çıktıktan sonra olmaları gerekir. Ardından da herhangi bir sorun olmasa bile altı ayda bir muayeneye gitmeleri önerilir.
Bir diş hekimi, ona muayeneye gelen hastasına bazı sorular sorar. Bu soruların yanıtlarını da göz önünde bulundurarak hastasının ağzının içini iyice inceler. Ağızda ve dişlerde bir sorun olup olmadığını belirler. Bir sorun varsa bunu çözmeye yönelik tedaviyi uygular. Diş hekimlerinin en sık yaptıkları tedavilerden biri çürük dişlere yapılan diş dolgusudur. Dolgu yapılırken önce dişin çürük bölümü temizlenir, sonra da buraya özel bir dolgu malzemesi yerleştirilir.
Sen de Bu Sorulara Yanıt Ver
Burada diş hekimlerinin hastalarına sorduğu bazı sorular var. Bu sorular üzerinde düşün ve yanıtlarını belirle. Sonra da ailenle yanıtların hakkında sohbet et. Ardından gerekli görüyorsanız ailenle birlikte bir çocuk diş hekiminden randevu alıp kontrole gidin.
• Dişlerini hangi sıklıkla fırçalıyorsun?
• Dişlerinde ağrı ya da hassasiyet hissediyor musun?
• Dişlerin sıcak ya da soğuk yiyecekler yediğinde sızlıyor mu?
• Şekerli ya da asitli yiyecekleri sık tüketiyor musun?
• Dişlerinde çapraşıklık var mı?
Fare İle Köstebekin Mutlu Günleri
“Bak, Fare kardeş!” diye bağırdı. “Bak ne var elimde! Peşinden koştuğum yaprak bu değildi ama gene de düşen bir yaprak.”
“Ha bu yaprak olmuş ha bir başkası, hiç fark etmez, eminim” dedi Fare. Kendi yaprağını yere bıraktı. “Hadi, şu çalılıktan çıkman için sana yardım edeyim.”
“Ya sen Fare kardeş? Herhangi bir yaprak yakalayabildin mi?”
“Hayır, Köstebek kardeş, yakalayamadım. Senin gibi yaprak dansı edemiyorum ben.”
“Aaah” diye inledi Köstebek. “Her tarafım yara bere içinde.”
“Önemi yok” dedi Fare. “Bilimsel bakan bir köstebek olduğunu kanıtladın sen.”
“Öyle” dedi Köstebek.
“Ve yılın kalanı boyunca şanslı olacaksın” diye ekledi Fare.
“Öyle” dedi Köstebek. “Ve gelecek yıl, senin için bir yaprak yakalayacağım.”
Fare ile Köstebek’in her günü öyle sıcak, öyle içten anlarla dolu ki… Fare neşeli ve pratik, Köstebek ise heyecanlı ve duygusal. İki dostun birbirini anlayan, tamamlayan, hayatı birlikte tadan eğlenceli halleri ve sohbetleri hepimizi gülümsetecek. Belki kendi içten dostlarımız aklımıza gelecek, ne şanslı olduğumuzu bir kez daha hatırlayacağız. Bir de üstüne tadına doyamayacağımız çizimler gelip bize sımsıkı sarılacak. Oh, kestane kebap!
Ünlü yazar ve çizer Joyce Dunbar-James Mayhew ekibinden, ödüllü bir çizgi film olarak da karşımıza çıkan ve zamanımızın klasiklerinden sayılan bu yumuşacık, mizahi öyküler, iyi günde kötü günde yan yana duran tüm dostlar için.
***
Köstebek, Fare’yi tatsız bir düşüşten nasıl kurtaracak? Fare kurduğu hamakta tatlı düşlere dalabilecek mi? Köstebek’in her şeye farklı bir gözle bakmasını sağlayan ne? Düşen bir yaprağı havada yakalamanın yolları neler?
Haydi tatlı okur, kitabı aç da keşfedilmeyi bekleyen güzelliklerin, bulunmayı bekleyen özel gözlüklerin, dans eden rengârenk yaprakların bu muzip bekleyişi son bulsun.
“Sıcacık, esprili çizimler… Tam da serin bir öğleden sonra içimizi ısıtmak için.”
Practical Parenting
“Çocuklar, bu sıradışı iki arkadaşın yalın serüvenlerine bayılacaklar.”
The School Librarian
“Yaşamlarını birlikte sürdüren bu iki karakter, çocuk edebiyatının en büyükleri arasında yer alıyor.”
Sunday Times
Anlat Dede
Gençlerin en sevdiği kalemlerden Nehir Yarar, bu kitabıyla da genç sevinçlerin naif ortağı, gülümseten gençlik kaygılarının zarif sözcüsü oluyor. Hazırsanız o samimi anlatım dili, bir koluna okul yaşantısını, diğerine tatlı bir ailenin zorunlu göçle şekillenen derin öyküsünü takacak, usul usul akıp gidecek.
Herkesin bir hikayesi vardır. Günce'nin size anlatacağı bu hikaye ise bol sürprizli ve eğlenceli. Kimi zaman da biraz karmaşık. Neden mi? Okul hayatının zorluklarını tahmin edersiniz. Özellikle bitirim ikili Simge ve Selin'in yaptıklarına hiç anlam veremiyor Günce. Neyse ki Poyraz fikirleriyle hep yanında.
Günce'nin şenlikli geniş ailesi, mahalle yaşantısı ve kedisi Zozo da bu hikayeyi epey renklendiriyor, bizden söylemesi. Ama en renklisi, hiç kuşkusuz dedesinin anlatacakları...
Bir ödev sayesinde dedesinden dinledikleri, Günce'nin hikayesinde bambaşka kapılar açacak. Biz de akıp giden bu konuşkan satırlara bırakacağız kendimizi. Haydi!
Dört Kuleli Şövalye Kalesi
Bir adada oldukları için görülmesi en muhtemel hayvanlar keçilerdi. Bu küçük ayaklı hayvanların izlerini ve zeytin çekirdeğine benzeyen dışkılarını takip etmeye karar verdiler. Böylece onların su içtikleri yerleri bulacaklardı. Sağ taraflarında ağaçların yoğun olduğu bölgeye doğru yürüdüler, bir süre sonra gerçekten de keçilerin izleri gittikçe belirginleşmeye başladı. Üçü birden bulacakları suyun bir akarsu, çay gibi hareketli bir su olması için dua ediyordu. Çünkü durgun sular genelde içilmeyecek kadar pis, akan sular ise temiz ve kokusuz olurdu. Eğer su kaynağı bulamazlarsa akıllarına tek gelen, gece kurdukları tentenin üzerinde birikecek yağmur sularını kullanmaktı. Bunu sene başında yaptıkları doğada kalma eğitimi sırasında öğrenmişlerdi. Ancak yağmur yağması gerekiyordu.
(…) Öğretmenimiz yönleri anlatırken şöyle demişti; “Eğer doğadaysanız ve nerede olduğunuzu bilmiyorsanız bakacağınız birkaç yer var. Öncelikle ağaçların yosun tutmuş taraflarını bulmalısınız, bu bize kuzeyi gösterecektir. Sonra da karınca yuvalarının girişlerindeki toprak yığıntısının olduğu yöne bakın, bu da kuzeyi işaret eder”. Hadi şimdi hep birlikte bakalım ve emin olalım.
Hepsi birden çevrelerindeki ağaçların gövdelerine bakmaya başladılar. Biraz sonra sesler duyuldu. “Buldum, buldum.” Bu sefer Cem elinde bir bayrak sallıyordu. Bayrak, bir ağacın tamamen yosun tutmuş tarafındaki minik kovuğuna konmuştu. Üzerinde, “2” Buldum hemen yönümü, çizdim sonra yolumu, yazıyordu. Hemen onu da torbaya yerleştirdiler.
Midas’ın Geveze Berberi ve Prenses Ada’nın Tuhaf Ayakları adlı kitaplarıyla tarih, mitoloji, arkeoloji ve antropolojiyi yakınımıza getiren İpek Arman, bu kez yön bulma ve doğayı incelikle okuma konuları üzerine eğiliyor. Hayatları aniden gizemli bir maceranın sosuna bulanan, bu sırada hem doğayı hem de birbirlerini yeniden keşfeden öğrenci grubunun hikâyesi, şimdi sizin sularınıza demir atmaya hazırlanıyor. İyi okumalar.
Yüzer okul Dafne’de öğrenim gören Yakamoz grubu, kendilerini ıssız bir adada bulur. Hiç anlaşamayan bu yedi öğrenci, hiç bilmedikleri adada koca beş gün geçirecektir. Üstelik keşifler yapacak, şifreler çözecek, yiyecek bulacak ve bir hedefe ulaşmaya çalışacaklardır. Ama önce takım olmayı başarmaları gerekmektedir.
Yön bulmanın incelikleri nelerdir? Yiyeceklerimiz kısıtlıyken doğada nasıl beslenilir, enerji veren besinler hangileridir? Temiz su kaynaklarına nasıl ulaşılır? Yosunlar ve karınca yuvaları bize neler fısıldar? Kutup Yıldızı nasıl bir yol arkadaşıdır? Gölgeler bize hangi konuda yardım edebilir? Hepsi ve fazlası, Yakamoz grubunun keşiflerinde saklı.
Fare İle Köstebek
“İmdat!” diye bağırdı Köstebek ertesi sabah. “Resmen boğuluyorum.”
“Kendini nasıl hissettiğini biliyorum” dedi Fare. “Haydi, ortalığı toplamamız gerek.”
“Ama daha dün topladık” dedi Köstebek.
“Topladık ancak her şeyi yanlış yaptık. Görüyorsun, asıl sorun eşya. Çok fazla eşyamız var. Hepsini toplamadık. Bir odadan diğerine taşıdık. Eşyadan tamamıyla kurtulmamız gerek.”
“Ama ben eşyayı seviyorum. Eşya hiçbir şeye benzemez, günün birinde yararı olabilir.”
“Ya eşyan olur ya hareket edeceğin alan. İkisi bir arada olmaz.”
Fare ile Köstebek’in her günü öyle sıcak, öyle içten anlarla dolu ki… Fare neşeli ve pratik, Köstebek ise heyecanlı ve duygusal. İki dostun birbirini anlayan, tamamlayan, hayatı birlikte tadan eğlenceli halleri ve sohbetleri hepimizi gülümsetecek. Belki kendi içten dostlarımız aklımıza gelecek, ne şanslı olduğumuzu bir kez daha hatırlayacağız. Bir de üstüne tadına doyamayacağımız çizimler gelip bize sımsıkı sarılacak. Oh, kestane kebap!e yan yana duran tüm dostlar için.
Fare ile Köstebek’in yarın için planları var. Eğer ışıl ışıl parlayan bir günse, sandviçlerini alıp piknik yapacaklar. Hava rüzgârlı ve fırtınalıysa da ateşin başında kestane kebap… Peki, ya ikisinin arası bir günse?
Haydi tatlı okur, kitabı aç da sabah ve akşam keyiflerinin, vazgeçilemeyen eşyaların, dolup boşalan piknik sepetlerinin bu muzip bekleyişi son bulsun.
“Sıcacık, esprili çizimler… Tam da serin bir öğleden sonra içimizi ısıtmak için.”