Yaşam Çiçeğinin Unutulmuş Sırrı 1
Bir zamanlar evrendeki tüm yaşam, Yaşam Çiçeği´nin -bizleri fiziksel varoluşa götüren ve oran çıkaran geometrik desen- yaradılışın şablonu olduğunu biliyordu. Sonra, çok yüksek bir bilinç seviyesinden karanlığa düştük ve akim olduğumuzu unuttuk. Yüzyıllar boyunca bu sır, dünyanın her tarafındaki kadim sanat eserlerinde ve oymalarda, ve yaşamın tüm hücrelerinde kodlanmış olarak kaldı...
Bırak
En son ne zaman kredi kartı ekstrenizi incelediniz?
Yoksa sizin için de ekstrenize bakmak en büyük kâbuslardan biri mi?
Nakit parayla aldığınız son şey neydi? Nasıl hissettiniz?
Titredi mi eliniz parayı verirken?
En büyük hayaliniz ne? Bahçeli ev mi? Tekne mi? Lüks araba mı?
Peki bu hayalin sizin olduğuna emin misiniz?
Başkasının hayalini satın alıp üzerinize giymek istiyor olmayasınız?
Psikolog değilim ama çok net bildiğim bir şey var: Parayla ilişkimiz fena halde duygusal! Aslında bizi para harcamaya iten en temel neden duygularımız. Eksiklik, değersizlik hissimiz. Ama kendimize de yüklenmeyelim. Sistem öyle şahane bir biçimde kurgulanmış ki cebimizdeki parayı kaşla göz arasında almayı bir güzel başarıyor. Biraz canım sıkkındı, ne yapayım bu kadarlık harcamam da olmasın mı yani bahanelerine sığınıyoruz, sistemin adına da tüketim toplumu deyip geçiyoruz.
Sistem bize her şeyi mutluluk, güzellik, seksapel, karizma, gençlik vaadinin paketine koyarak satıyor. Önce eksiklik duygusunu yaratıyor sonra bu eksikliği giderecek şeyi temassız alışverişin zahmetsiz bip sesiyle elimize bırakıyor.
İşin sonunda olan ise bize oluyor. Ek hesapla yaşıyoruz, maaşımızı görmeden kredi kartına yatırıyoruz, ekstrelerden öcü görmüş gibi korkuyoruz, her sabah alarmın sesini duyunca sırtında kırbaç görev başına çağrılan kürek mahkûmu gibi hissediyoruz.
Ama bu kitabı aldığınıza göre artık bunun değişmesinin zamanı geldi! Ben bu kitapla size paranın aslında ne olduğunu anlatacağım. Gerçekte ne işe yaradığını. Nasıl duyguyla hareket ettiğini. Ne yaparsak büyüdüğünü ne yapmazsak eridiğini.
Size önce harcarken kazanmanın yolunu öğreteceğim, sonra da en doğru yatırımlarla zengin olmanın.
Zenginlerin hep bildiği, nesillerdir uyguladığı çok basit kuralları anlatacağım.
Ki zenginliğin bir bakış açısı, bir zihin yapısı olduğunu kavrayalım.
Dediklerimi yaparsanız zengin olacağınızı garanti ederim.
Küçük İşler Büyük Özgürlükler
1. Para kazanma derdiniz olmasaydı nasıl bir hayatınız olurdu?
2. Para kazanmanın unutturulmuş sırrı!
3. Finansal özgürlüğünüzü ilan etmek ister misiniz?
Eski Roma’da köleler çalışarak özgürlüklerini satın alabiliyorlardı. Siz de kazandığınız mevcut parayla özgürlüğünüzü satın almak istemez misiniz? Finansal özgürlüğünüzü ilan etmek, kendinizi dilediğiniz yaşta emekli etmek istemez misiniz?
Ekonomik açıdan türbülanslı günlerden geçiyoruz. Parayla ilişkimiz hiç olmadığı kadar önem kazanmış durumda. Peki ama bu ilişkiyi doğru kurabildik mi? Ne için çalışıyoruz? Paramızı neye harcıyoruz, hiç düşündünüz mü? Veya kendimize şunu soralım: Para kazanmak gibi bir derdimiz olmasa kim olurduk? Nasıl bir hayatımız olurdu?
Mert Başaran Küçük İşler Büyük Özgürlükler’de en basit, en sahici, en içimizden dille bize “para”nın aslında ne olduğunu anlatıyor. Her birimizi modern zaman kölesi haline getiren sistemin foyasını ortaya çıkarıyor. Daha güzeli ise bu sistemden çıkış pasaportunu, finansal özgürlüğü kavuşma vizesini avucumuza bırakıyor.
Şöyle anlatıyor kitabını Mert Başaran:
“Para nasıl büyür, nasıl elinizden uçup gider, hayatım bunun sırrını anlamaya çalışmakla geçti.
Ben bir ekonomist değilim ama büyük varlık sahibi, kimileri ülkemizin en zenginleri listesinde yer alan yüze yakın kişiyle yakın temasım oldu. Onların parayı nasıl yönettiklerini, nasıl büyütüp nasıl kullandıklarını çok yakından gözlemledim.
Parayı büyütmenin, zengin olmanı sırrını biliyorlardı. Roket mühendisliği değildi ama bize unutturulmuş bir sırdı bu!
Tam da sistemin istediği gibi ihtiyacımız olmayan şeyleri satın aldığımızda para uçup gidiyordu. Bugünden beş yıl, on yıl sonraki halimize borçlanmış oluyorduk.
Tasarruf edip doğru yatırım yaptığımızda ise katlanıyor, kendi kendine adeta yavruluyordu.
Siz de bu kitabı okuyarak bu sırrın detaylarını öğreneceksiniz.
Vaadim şu: Mevcut kazancınızla, evet mevcut kazancınızla on beş yıl sonra kendi kendinizi emekli etmenizi sağlayacağım. Sistemden çıkış pasaportunuzu alacak, finansal özgürlüğe kavuşacaksınız.
Ben yaptıysam siz de yapabilirsiniz! “
Okuyun, yazara teşekkür etmek isteyeceksiniz…
Minik Rakun İçin Öpülecek Bir El
Uyanışa Üç Adım
Her insanın içinde en az üç kişilik vardır. İlki gerçekte olduğu, ama farkında olmadığıdır. İkincisi olduğunu düşündüğüdür. Üçüncüsü ise insanlara yansıtmak istediğidir. Gerçek insan gerçekte kim olduğundur. Sen çok mütevazı olduğunu düşünürsün ama için egoyla doludur. İnsanlara sürekli hizmet eden bir insan olduğunu düşünüyorsundur ama içten içe herkesin sana hizmet etmesini istiyorsundur. Sen gerçekten de olduğunu anladığın insan mısın? Eğer olduğunu düşündüğün kişide takılıp kalırsan gerçek içsel benliğini asla bilemeyeceksin.
Bir gün uyanmak zorunda kalacaksın. Uyku sonsuza dek süremez ve uyku ebedi bir dinlenme hali olamaz, karanlık nihai hakikat deneyimi olamaz. Er ya da geç uyanmak zorunda kalacaksın her şey sana bağlı. Ama uyandığın zaman daha önce uyanmadığın için pişmanlık duyacaksın elini uzatman yeterliydi, sana öyle yakındı ki.
Görebilen insan düşünmez. Sadece göremeyen insan düşünür. Düşünmek bir cehalet göstergesidir; bilgi göstergesi değil. Ne kadar çok düşünürsen o kadar cahil olduğunu unutma. Bildiğin zaman düşünceler kaybolur.
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
“Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz. Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak.
Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez.
Sanatçının Yolu
İçinizde bilmediğiniz bir sanatçı vardır... Eğer biliyorsanız, evrenin başlangıcından beri biliyorsanız hemen evet deyin. -Mevlana Celaleddin Rumi- Her çocuk bir sanatçıdır. Sorun, büyüdükten sonra da sanatçı olarak kalabilmektir. -Pablo Picasso- Sanatın süreç olduğunu anımsayın. Süreç eğlenceli olmalıdır. "Tek varış vardır, o da yolculuğun kendisidir" sözü bizim için "Yaratıcı çalışmamız aslında zaman içinde kendini göstermekte olan yaratıcılığımızın kendisidir" şeklinde algılanmalıdır. Eğer yazarak, resim yaparak, şarkı söyleyerek, oyunculuk yaparak, yöneterek daha mutlu oluyorsanız Allah aşkına bunu yapın. Yaratan bizi yaratıcı yaptı. Yaratıcılığımız Tanrı’dan gelen bir hediyedir. Onu kullanarak biz de Tanrı’ya hediyemizi göndeririz. Yaratıcılığın merkezinde gizem vardır. Ve aynı zamanda şaşırtıcı şeyler. Yaratıcı olmak istiyorum dediğimiz zaman sıklıkla, üretken olabilmeyi istiyorum demeye çalışıyoruz. Yaratıcı olmak zaten üretici olmak demektir ama yaratıcı süreç ile işbirliği yaparak, onu zorlayarak değil. Fikir oluşturmak ekmek pişirmeye benzer. Bir fikrin kabarmaya ihtiyacı vardır. Eğer başta onu aşırı kurcalarsanız, sürekli kontrol ederseniz kabarmaz. Pişmekte olan bir ekmek veya bir kek, fırının karanlığında ve güvenli ortamında uzun süre kalmak durumundadır. Fırını zamanından önce açın, ekmek çöker veya kekin ortasında, tüm buhar kaçıp gittiği için bir delik oluşur. Yaratıcılığın saygın bir suskunluğa ihtiyacı vardır. En iyi fikirlerin bu şekilde çıktığı bir gerçektir. Bırakın onlar karanlık ve gizem içinde gelişsinler. Bilincimizin çatısında oluşsunlar. Sayfaya damlacık halinde düşsünler. Bu yavaş ve görünürde gelişigüzel damlamaya güvendiğimizde bir gün aniden "İşte, demek bu imiş!" diye şaşırabiliriz. Yaptığımız tüm sanat çıraklıktır. Sanatın büyüğü, yaşamdır. -M. C. Richards
Kaplanı Uyandırmak
Hepimizin hayatı bizi hazırlıksız yakalayan zorluklar içerir.
Okuyun, öğrenin ve hayata ve iyileşmeye hazır olun.
-Bernard S. Siegal, M.D.- Love, Medicine & Miracles and Peace, Love and Healingadlı kitapların yazarı-
Bu kitap okunması gereken en önemli kitaplardan biri. Muhtemelen derin bir dehanın eseri.
-Ron Kurtz, The Body Reveals ve Body-Centered Psychotherapy adlı kitapların yazarı-
Kaplanı Uyandırmak bize travmaya dair yeni ve umut dolu bir bakış açısı sunuyor. Kitapta insan, içgüdüsel kendini iyileştirme kapasitesi ve doğuştan gelen bu kapasiteyi kullanacak entelektüel zekayla donatılmış eşsiz bir varlık olarak görülüyor. Sorulup cevap bulunan ilgi çekici bir soru da yok değil: Vahşi doğada sürekli tehdit altında yaşamakta olan hayvanlar neden nadiren travmatize olurlar? Vahşi hayvanları travma semptomlarına neredeyse tümüyle bağışık hale getiren dinamikler anlaşıldığında, insanoğluna ilişkin travmanın gizemi de ortadan kalkıyor.
Kaplanı Uyandırmak travma semptomlarını ve onları iyileştirmek için gerekli adımları standartlaştırıyor. İnsanlar genellikle sıradan görünen deneyimlerden dolayı travmatize oluyorlar. Okuyucu burada, hayata dair boğucu olaylara karşı verdiğimiz tepkileri yöneten, örtük olmakla birlikte güçlü dürtülere ilişkin rehberli bir tura çıkarılmış gibi gezdirilmekte. Bunu gerçekleştirmek için ise bedensel algılarımıza odaklanmamıza yardımcı olan bir dizi egzersizden faydalanılıyor. Bu algılara ilişkin farkındalığın artırılmasıyla da travma iyileştirilebiliyor.
Olanı Sevmek
Byron Katie'nin The Work (Çalısma)sı gezegenimiz için
büyük bir nimet. Hayatımda bu kadar kısa sürede insan
hayatına etki eden bir terapi yöntemi görmedim. Olanı Sevmek size bir anahtar sunuyor. Onu kullanın.
-Eckhart Tolle, Şimdi'nin Gücünün yazarı-
Dünya'nın en ünlü kişisel gelişim terapisti Byron Katie'den The Work (Çalışma) adı verilen semineri ve seansları bundan sonra hayatınızın önünde bir ışık olacak, karşılaştığınız bütün sorunları bu mucizevi 4 soru ile kendiniz de çözebileceksiniz.
Bu doğru mu?
Bunun doğru olduğunu kesinlikle bilebilir misin?
Bunu düşündüğünde nasıl tepki veriyorsun?
Bu düşünce olmasa sen kim olurdun?
İşte bu mucizevi 4 soru bütün hayatınızı baştan aşağı yenileyecek.
Byron Katie gerçeğe uyanmak diye adlandırdığı olayı 1986'da yaşadı ve o günden beri The Work (Çalısma)'yı yeryüzünde yüz binlerce kişiye tanıttı. Toplumsal etkinliklerinin yanı sıra iş çevrelerine, üniversitelere, okullara, hapishanelere ve hastanelere tanıttı.