En Büyük Sevgi – Atatürk’ün Askerî Okul Yılları
Bu kitap, Mustafa Kemal’in az bilinen dönemlerinden olan Harp Okulu ve Harp Akademisi yıllarına ışık tutuyor.
Yazarımız Hatice Topçu’nun titiz inceleme ve araştırmaları sonucunda elde ettiği bilgilerle roman kurgusunda kaleme aldığı Atatürk’ün Askeri Okul Yılları En Büyük Sevgi’de ülkesinin kurtarıcısı, kurucusu olacak ve çağdaşlaşma yolunda yapacağı devrimlerle bütün dünyayı kendine hayran bırakacak büyük bir liderin doğuşu yolundaki seçimlerine tanıklık ediyoruz.
Onu daha iyi tanımak için…
Enver Paşa – Cilt 1
Şartlar, Olaylar ve Atmosfer: Bu kitap, bir insanın değil, bir devrin hikayesidir. Bu devir ne zaman başlar? Nerede biter? Bunu belirlemek güçtür. Çünkü tarih içinde devirlerle, bu devirlere müdahalesi olan kahramanlar, daha öncelerden gelişen birtakım şartların, oluşların mahsulüdürler. Onları bu şartlar ve bu oluşlar hazırlar. Onların bu şartlardan, bu oluşlardan kesin sınırlarla ayırmak mümkün değildir. Bir devri ve kahramanlarını, kendilerinden evvelki devrin doğum ağrılarından kopardığımız zaman, bu devir ve bu şahsiyetler, köksüz ve havada kalırlar. Bu esasa bağlı kalaraktır ki biz de, <> eserimizde ele aldığımız devri, onun eşhasını ve başlıca davalarını verirken, onları hazırlayan daha önceki şartları ve olayları, mümkün olduğu kadar öncelerden aldık. Konumuzu tarihin akışı içine yerleştirmeye çalıştık. Böylece bir devri ve onun kahramanını hayat sahnesine atan doğum ağrılarını, derinlere inen uzunca bir zamanın akışı içinde izlemeye gayret ettik...
Erzurum Yolculuğu
1828’de sürgündeki asker arkadaşlarını görmek üzere Kafkasya’ya giden Puşkin, hepsinin Osmanlılar üzerine düzenlenen sefere katıldığını öğrenir. Az bilinen diyarları görmek ve bir savaşa tanık olmak için, sivil olarak orduya katılır. Yolculuk boyunca eskizler çizer ve bir kısmını dönüşünde yayımlayacağı notlar tutar. Ancak notlarını kısmen yayımladığında eleştirilir. Oysa her zamanki objektifliğiyle ve insancıllığıyla tanık olduklarını, gördüğü yerleri ve tanıdığı insanları anlatmaktadır: Erzurum Seraskeri Salih Paşa, Paşa'nın eşi, Rus orduları kumandanı General Paskeviç, yolda vurulmuş yatan genç Türk Askeri, Tellak Hasan... Hepsi de Puşkin'in gözünde insan olarak hakettikleri değer bulur; övgü ya da yergi konusu olmazlar. Bu yalın yaklaşımın, kendi ülkesini yeterince yüceltmemekle eleştirilmesi üzerine Puşkin ölümünden bir yıl önce tüm notlarını yayımlar. Puşkin Nişanı sahibi Ataol Behramoğlu'nun notlarla zenginleştirilmiş ve el yazmasının yayımlanmamış bölümlerini de içeren çevirisi, 1829 Anasolusu'na eşsiz bir tanıklık... Aleksandr Sergenyeviç Puşkin (1799-1837) Moskova'da soylu bir ailenin çocuğu olarak doğdu. anne tarafından Orta Afrikalı'ydı. 11 yaşındayken Fransız edebiyatını neredeyse hatmetmiş ve ilk eserlerini vermeye başlamıştı. 14 yaşında saray okulundan mezun olduğunda, çoktan edebiyatçı olarak tanınmıştı. Liberal ve özgürlükçü akımlarda etkin roller oynadı. Ama asıl damgasını, Batı dillerinden aktararak yarattığı kelimelerle Rusça'ya vurdu. Edebiyat dilinin gelişmesine de büyük katkıda bulundu ve modern Rus edebiyatının temellerini attı. 1831'de Natalya Gonçarova ile evlenerek saray sosyetesine katıldı. 1837'de, eşiyle bir gönül ilişkisi kurmaya çalışan George d'Athens ile yaptığı düelloda yaralandı ve iki gün sonra öldü.
Eski Türk Tarihi
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Atatürk…
“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mani olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir.
Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”
- İlber Ortaylı
Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal'in aile kökeni ile başlıyor. Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, 2. Abdülhamid, Enver Paşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.
Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü’l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr…
Tüm detaylarıyla Milli Mücadele dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’e giden yol...
Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı'dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılablar...
Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk...
İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatıyor. Türk tarihçiliğine hiç unutulmayacak ve sürekli başvurulacak bir rehber kitap daha kazandırıyor...
Genç Okurlar İçin Kısa Bir Dünya Tarihi
Prof. Gombrich'in bu kitabının ilk baskısı 1935 yılında yayımlandı ve büyük bir başarı kazanarak hemen hemen pek çok dile çevrildi. Bu yeni baskısı için DuMond Yayınevi yapıtı baştan aşağı gözden geçirterek en yeni durumunu almasını ağladı. Yüzür ayrıca "50 yıl sonra son söz" başlağı altında kapsamlı bir son bölüm kaleme alı, böylece kitap bugüne kadar gelmiş oldu. "Genç Okurlar İçin Kısa Bir Dünya Tarihi" yazmak her zaman göze alınabilecek bir iş değildir; tam ibir bilimsel cesarete ihtiyaç gösterir. bu nedenle yazar haklı bir övgü kazanmıştır. İnsanlığın gerçek gelişim öyküsünü üç yüz sayfayı bira aşan bir kitapla göstermek kolay kolay göze alınacak bir iş değildir. Büyük bir güç, anlayış ve bilgi birikimine ihtiyaç gösterir. Bu kitabın adı " Genç Okurlar İçin Kısa Bir Dünya Tarihi" adını taşımaktadır. bir zamanlar yirmi beş yaşında olan Ernst H. Gombrich'in kaleminden 1935 yılında çıkmıştır. Yazar okuyucusuna 'sen' diyerek sesleniyor; ama her şeyi bilen bir amanın otoriter tavrı yok bu seslenmede. O, daha çok bir ağabey gibi konuşuyor okuyucusuyla, sanki kardeşlerine bir öykü anlatan ağabey. Ama kardeşlere anlatılanlar öylesine ilginc ki onları he birlikte Düşünmeye sürüklüyor.Gombrich konusunda usta. Gelişmeleri gösteriyor, Çağ Değişiklerini anlatıyor. Ama bütün bunları yaparken akıcı bir ifade ve gözler önünde canlandırıcı bir üslup kullanıyor. Fırsatını bulduğu zaman da çağları için çok önemli kişileri tanıtmayı da ihmal etmiyor. Bu kitabın yararı şurada: İnsanlığın tüm tarihi bir nefeste okumakla kalınmıyor, ayrıca tarihsel olayların biribirine bağlılığı veya benzerliği, sebepleri de kolayca anlaşılabiliryor. Die Zeit (Almanya'nın en ünlü haftalık fikir gazetesi)
Gençler İçin Nutuk – Beyaz Balina Yayınları
Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası Kongresi’nde yaptığı 36 saat 31 dakika süren konuşmasıdır. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkıştan 1926 yılı ortalarına kadar olan zaman dilimini kapsamakta olup Cumhuriyet tarihinin en önemli kaynaklarından biri olarak kabul edilir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün bizzat kendi ağzından Millî Mücadele yıllarını anlattığı ve bir belge niteliği taşıyan eseri Nutuk'un gençler için hazırlanan bu baskısında eserin içerdiği anlamın bozulmaması için azami gayret gösterilirken gençlerin rahatlıkla okuyabileceği bir dil kullanılmışır. Atatürk'ün fotoğraflarının da yer aldığı bu eserin gelecek nesillere kılavuzluk edecek bir rehber olduğuna inanıyoruz.
Gençler İçin Nutuk – Yapı Kredi Yayınları
“19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım. Ülkenin genel görünüşü şöyleydi:
Osmanlı Devleti’nin birlikte savaştığı devletler yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta ezilmiş, koşulları ağır bir anlaşma imzalanmış. Savaş sonunda millet yorgun ve fakir bir durumda...”
Yapı Kredi Yayınları, Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele’yi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihini birinci ağızdan anlattığı ölümsüz eseri Nutuk’u bu kez gençler için hazırlanan özel bir baskıyla sunuyor.
Ana hatlarıyla günümüz Türkçesine aktarılan Cumhuriyet tarihinin bu en önemli metni, Cumhuriyet’in erdemlerine sahip çıkmak isteyen gençlerin başucu kitabı olacak.
Geometri – Doğan Kitap
Günümüz Türkçesiyle Nutuk
Hafıza
İnsan Unutur Tarih Hatırlatır. Bugün bize Atatürk’ü ve ‘’yakın tarihi’’ unutturmak isteyenler, ‘’ulus bilincimizi’’ oluşturan ‘’milli hafızamızı’’ silmek istiyorlar. ‘’Siyasal hafızamızı’’ kurgusal bir tarihle yeniden biçimlendirmeye çalışıyorlar. İşte bu kitabı, unutturulmak istenen ‘’yakın tarihimizi’’ hatırlatarak ‘’milli hafızamızı’’ tazelemek için yazdım. Hafızanı silip yeniden biçimlendirmelerine izin verme! Unutma, hatırla!
Hannibal – Kronik Kitap
Efsane ve Gerçekler Arasında Tarihin En Gizemli Komutanı..
Hangi Hannibal efsane, hangisi gerçek? MÖ 208 yılında ünlü Alpleri geçişi nasıl gerçekleşti? Tarihin en dikkat çeken komutanlarından biri olmasının sebepleri nelerdi? Niçin kendisini alt edenlerden daha meşhurdu? Strateji ve taktik dehası mı yoksa kumarbaz ve şanslı mı? Dünya askerî tarihinde Hannibal ve icraatları nasıl yorumlanıyor?
Stanford Üniversitesi’nde beşerî bilimler, arkeoloji, mitoloji ve sanat dersleri veren Patrick Hunt, gençliğinden beri hayal gücünde geniş yer edinen Hannibal efsanesinin peşine düştüğü bu eserini, uzun yıllar boyunca üç kıtada onun ayak izlerini takip ederek oluşturdu. Antik kaynaklar ve arkeolojik saha araştırmaları eşliğinde ilerleyen sayfalarda Hannibal’ın olağanüstü zorluklara karşı verdiği taktiksel karşılıkların değişkenliği ortaya çıkıyor. Bu da binlerce yıllık dönemde Hannibal’in neden büyük bir muamma olduğunu ve hakikatle efsanenin nasıl birbirine karıştığını gözler önüne seriyor.
Kitap, Hannibal’in gençlik dönemiyle ve yemin töreniyle açılıyor. Hannibal’in adım adım geçtiği İspanya, Pireneler ve Alpler arasında yaşanan coğrafi ve iklimsel zorlukların yanı sıra pusular da kitabın heyecanını çok üst seviyede tutuyor. Alplerin zirvesinden Apeninler ve Arno bataklıklarına, Roma zaferinden Zama Muharebesi’ne doğru adeta bir roman gibi sürükleyici biçimde ilerleyen kitap, Hannibal’ın sürgünüyle ve mirasıyla son buluyor.
Dünya kitap eleştirmenleri tarafından hayranlıkla tarif edilen Hannibal’in Samet Özgüler çevirisiyle tarih okurları için de unutulmaz olacağını düşünüyoruz…
Hasan Sabbah Ve Alamut
Dağın Efendileri... Hasan Sabbah ve fedailerinin gerçeği neydi? Alamut Kalesi neden feth edilemedi? Kaledeki muazzam yiyecek ve su ambarlarının özelliği neydi? Cennet Bahçeleri gerçekten var mıydı? Bir vezir, bir şair ve bir dini liderin yolları gerçekten kesişti mi? Hasan Sabbah'ın fedailerine niçin Haşhaşi denilmekteydi... Onlar gerçekten birer ölüm makinesi miydiler? Bir Alamut fedaisi gerçekte kimdi? Elinizdeki kitapta,Hasan Sabbah'ın medrese öğrenciliğinden İsmaili liderliiğine uzanan hayat öyküsü, kıvrak bir zeka ve karşı konulamaz bir ikna kabiliyeti, propaganda metodu, dini siyasallaştırması, suikast emirleri, Alamut Kalesi'nin tarihi fonksiyonu, Alamut fedailerinin gücü ve direnişi orjinal kaynakların ışığında inceleniyor.
Hatıralar – Roger Garaudy
Ben geçitlerden de geçtim, çıkmazları da yaşadım. İsterim ki, bunca mücadelenin, düşüşün ve yanlışın, umudun ve kardeşçe buluşmaların bana kazandırdıkları benimle gömülüp gitmesin.
Fikir ve eylem adamı olarak 20. yüzyıla adını yazdıran Garaudy, elinizdeki kitabı bu cümlelerle özetliyor.
Stalin'den Nasır'a, De Gaulle'den Fidel Castro'ya, Bachelard'dan Jean-Paul Sartre'a, Pablo Neruda'dan Picasso'ya nice ünlü devlet, düşünce ve sanat adamlarıyla görüşüp tartıştığı meseleleri okuyucularıyla paylaşıyor.
Yazar, yaşadıklarından hareketle kendisinin kim olduğunu ve ne için yaşadığını sorgularken; tespitleri, tahlilleri ve teklifleri ile geleceğin dünyasına da ışık tutuyor.
Güleryüzlü bir geleceğe özlem duyanların heyecanla okuyacakları çok önemli hatıralar ve gerçek anlamda bir temel eser...
Hayallere İlk Adım – Atatürk’ün Gençlik Yılları
Hayatım
Kazım Karabekir’in hayatı ve tanıklıkları…
Kâzım Karabekir hayatına ve tanık olduğu olaylara dair neler yazdı? Yazmaya ne zaman başladı? Eğitim hayatı nasıl geçti? Aile yapısı nasıldı? Enver Bey (Paşa) ve Resneli Niyazi birlikte Balkanlarda komitacılara karşı nasıl mücadele etti? Sultan Abdülhamid devrini nasıl anlattı? İşte Türk askerî ve siyasi tarihinin en önemli figürlerinden biri olan Kâzım Karabekir’in kendi kaleminden hayatı…
“Herkesin hayatı, mükemmel bir tarih parçasıdır. Hele çocukların ibret alacağı güzel bir kitaptır. Şahsının ehemmiyetine göre böyle bir kitap bütün vatan evlatlarının da istifade edebileceği hakiki bir rehber olabilir. Ne idik, ne olduk? Mutlak bilinmelidir” şiarını benimseyen Karabekir Paşa, bu eseriyle birlikte 1882-1907 yılları arasındaki süreci, yani yaşamının ilk 25 yılında tanık olduğu her şeyi aktarıyor.
Askerî tarihçi yazar Erhan Çifci’nin editoryal katkılarıyla yayına hazırladığı bu eser, Kâzım Karabekir’in yaşadıklarını yazma sebebiyle başlar, ailesi ve eğitim süreciyle birlikte tanıdığı insanları ve gördüğü şehirleri anlatmasıyla devam eder. Oldukça objektif biçimde ele aldığı konular arasında askerî ve siyasi başarılar kadar başarısızlıklar da geniş yer bulmaktadır. Onun fikirleri günümüzde de önemini korumaktadır ve bazı çıkış yolları için kapı aralamaktadır.
Hayatım, bir paşanın bir imparatorluğun en zor zamanlarını kaydetmesi sebebiyle kaynak niteliği taşımaktadır…
Hesaplaşma – Yeditepe Yayınevi
1908-1918 arası Türkiye'nin kaderine hâkim olan İttihat ve Terakki Partisi, mensuplarının bütün iyi niyet ve vatanseverliklerine karşın, ülkenin büyük bir felakete sürüklenmesine yol açtı. İttihatçı zihniyete göre; iktidara sahip olmanın yonu darbe yapmaktan geçiyorsa bu yapılırdı. "Ya devlet başa ya kuzgun leşe" aralarında kullandıkları meşhur bir slogandı. Eski İttihatçıların bir kısmı, Cumhuriyet'ten sonra, her ne kadar güçlerini kaybetmiş olsalar da devletin başına geçme arayışı içinde oldular. Bunun yolunu da Mustafa Kemal Atatürk'e suikast yapmada aradılar. Bu olay tarihe İzmir Suikastı olarak geçti. Eski İttihatçılardan oluşan bir kesim 15 Haziran 1926 tarihinde İzmir'de Atatürk'ü öldürmeyi düşündülerse de suikast girişimi başarılı olmadı. Sonrasında ise bir hesaplaşma dönemi başladı. Bu hesaplaşmadan dönemin muhalif kesimleri önemli bir darbe aldılar. Görünen o ki bu olayda, gelişmelerden haberi olmayıp kendi köşesine çekilmiş birçok eski İttihatçı da yargılandı, bazıları da cezalandırıldı. Bu da muhtemelen, her zaman potansiyel tehlike olmanın ceremesini çekmek anlamını taşıyordu.
Heyet 2 Devletin Gizli Sırları
Abdülhamid Han'ın dünyayı saran muhteşem istihbaratının gerçek hikâyeleri… İstihbaratın pîri Kuşçubaşı Eşref ile Lawrence'ın amansız mücadelesi… Çok yakın tarihin sır perdeleri, perde arkası suikastler, mafya savaşları, istihbari çarpışmalar, Adnan Menderes ve Erbakan'ın hiç bilmediğiniz devletler var eden hamleleri, Derin aklın 40 yıllık diriliş planı, Yeşil’in hikâyesi, pkk, asala, fetö ve daha fazlası.
Bu kitap size Devlet babanın hikayesini anlatacak. Ve unutmayın sırrın sırrı da vardır. Bu kitap size sırrın sırrınıda anlatacak. Ve anlattıklarımızı anladıkça bildikleriniz sadece basit birer bilgi olarak kalacak.
Heyet 3 Devletin Anlaşılmamış Devri
Bir dönemin hiç duymadğınız olaylarını okumaya hazır mısınız ?
Vahdettin ile Mustafa Kemal’in arasındaki gizli antlaşmalar, İngiliz ve Amerikan istihbarat belgelerinde Kurtuluş Savaşı’nın perde arkası, Kazım Paşa’nn günlüğünde ve hatıralarında geçen çok önemli detaylar, İstanbulda’ki gizli birlik, Enver Paşa ve Mustafa Kemal Paşa arasndaki gizli savaş, Atatürk’ün ölümünün ardındaki sır, Atatürk’ün Abdülhamid ve Vaahdettin hakkında söylediği bomba sözler, İttihat Terakki’nin gizemleri, Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki olayları ve daha birçok şey.
Yazılan her şey belgelere, hatıralara ve kaynaklara dayalı bir şekilde bu kitapta seni bekliyor. Okurken her satırda hayretiniz artacak ve yakın tarihin en derin sularına gireceksiniz. Bir tarih profesörü olsanız bile, inanın bu kitaptan çok şey öğreneceksiniz. Bunun için ilk sayfayı açıp başlamanız yeterli. Zaten duramayacaksınız.
Heyet Devletin Gizli Sahipleri
Bugüne kadar okuduklarınızı unutun…
16 Türk Devletini, yine 16 Türk Devletinin yıkması tesadüf müydü?
Aslında yıkılan bir devlet yoktu, sadece ismi değiştiren bir HEYET vardı.
Meta Han ‘dan bugüne kadar size anlatılmayan tarih, bu kitabın sayfaları arasında gizli.
Ve inanın sayfaları çevirdikçe şaşıracaksınız, bildiklerinizin sadece basit birer bilgi olduğunu göreceksiniz.
Gerçekleri öğrenmek için sadece ilk sayfayı okumanız yeterli.
İnanın bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız!
Homo Deus- Yarının Kısa Bir Tarihi
Hayvanlardan Tanrılara Sapiens kitabıyla insan türünün dünyaya nasıl egemen olduğunu anlatan Harari, Homo Deus'ta çarpıcı öngörüleriyle yarınımızı ele alıyor. İnsanlığın ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşindeki yolculuğunu bilim, tarih ve felsefe ışığında incelediği bu çalışmasında, insanın bambaşka bir türe, Homo deus'a evrildiği bir gelecek kurguluyor.
Yola "önemsiz bir hayvan" olarak çıkan Homo sapiens, tanrılar katına ulaşmak uğruna kendi sonunu mu hazırlıyor?
Homo sapiens nasıl oldu da evrenin insan türünün etrafında döndüğünü iddia eden hümanist öğretiye inandı?
Bu öğreti gündelik yaşantımızı, sanatımızı ve en gizli tutkularımızı nasıl şekillendiriyor?
İnsanı inekler, tavuklar, şempanzeler ve bilgisayar programlarının tümünden ayıran yüksek zekası ve kudreti dışında herhangi bir alametifarikası var mı?
Tarih boyunca benzeri görülmemiş kazanımlar elde etmemize rağmen mutluluk seviyemizde neden kayda değer bir artış olmadı?
"Tüm bunları anlamak için tek yapmamız gereken geriye dönüp bakmak ve Homo sapiens'in aslında ne olduğunu, hümanizmin nasıl dünyaya hakim bir din hâline geldiğini ve hümanizm rüyasını gerçekleştirmeye çalışmanın aslında neden insanlığın kendi sonunu getireceğini incelemektir. İşte bu kitabın temel meselesi budur."
"Okurken hem eğlenecek hem de çok şaşıracaksınız. Her şeyin ötesinde, kendinizi daha önce hiç düşünmediğiniz şeyleri düşünürken bulacaksınız."
-Danıel Kahneman, Hızlı ve Yavaş Düşünme'nin yazarı-
"Homo Deus'u okuduğunuzda uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından vardığınız bir uçurumun kenarında durduğunuzu hissedeceksiniz. Yolculuğun artık bir önemi kalmayacak, çünkü bir sonraki adımınızı engin bir boşluğa atacaksınız."
-David Runciman, The Guardian-
Hunlar Hakanı Attila
Osprey
Büyük Komutanlar - 3
Tarihin en büyük komutanlarının yaşam öyküleri, muharebe tecrübeleri, uyguladıkları taktikler ve stratejiler
Hunlar Hakani Attila
Dünya tarihinin en büyük komutanlarını tüm yönleriyle inceleyen osprey büyük komutanlar serisi, hunlar hakanı attila ile devam ediyor…
Hunlar hakanı attila, tarihin en simgesel şahsiyetlerinden biridir; öyle ki mirası ve namı günümüzde dahi hayal gücünü harekete geçirebiliyor. Genel kanı, onun gelmiş geçmiş en etkili komutanlardan biri olduğu yönündedir.
Gelgelelim, Attila’nın efsanevi seferlerinin ardındaki gerçeklere dair tam olarak ne biliyoruz? O, MS 430’ların sonlarından öldüğü yıl olan 453’e kadar Roma İmparatorluğu’nun önce doğu, sonra da batı yarılarını tarumar etmişti. Hatta 452 yılındaki seferde bizzat İtalya’yı hedef almış ve ebedi şehir Roma’yı tehdit altında bırakmıştı.
Zengin bir görsel malzemeyle desteklenen bu yeni kitap, Hunlar Hakanı’nı etrafını çevreleyen efsaneleri aralayarak analiz ediyor ve Avrupa’yı bir uçtan öbürüne silip süpürmeyi nasıl başarabildiğini açıklığa kavuşturuyor. Attila’nın getirdiği yenilikler ile verdiği savaşlar, yaşadığı pek az yenilgiden biri olan MS 451’deki Chalons muharebesi de dahil, masaya yatırılıyor.
Elinizde tuttuğunuz, Attila’nın olağanüstü fetihlerinin ve onun bu denli geniş bir imparatorluk kurabilmesini sağlayan kabiliyetlerinin eksiksiz bir hikayesidir. Salt kurucusunun iradesine bağlı bu imparatorluk, Attila sahneyi terk edince ayakta duramayıp dağılmıştır.
Hunlar-Bozkırların İlk İmparatorluğu
İnsanlık tarihi M.Ö. 3 binlerde aydınlanmaya başladığında dünyanın farklı bölgelerinde bazı toplulukların varlığından haberdar oluruz. Bunların Ön Asya'da Mısır'da Akdeniz etrafında, Hint ve Çin'de bulunduğu kabul edilir ve böyle yazılır. Aynı devirlerde Orta Asya'nın derinliklerinde de insanlar yaşıyordu. Nitekim komşuları Çinliler ilk efsanevi metinlerinde onlara yer veriyordu. Bu toplulukların uçsuz bucaksız bozkırlarda boy ya da boy grupları halinde yaşadıkları bildirilmektedir.
Aradan yüzyıllar geçer, tarih daha belirgin hale geldiğinde biz onları Hunlar olarak tanırız. Ancak, onlar çok önemli bir aşamaya yükselirler. Bir siyasi birlik örgütlenmesi gerçekleştirerek bozkırların ilk devlet modelini, hatta ilk imparatorluğunu meydana getirirler. Biz bu siyasi yapılanmaya tarihçiliğimizde çok doğru bir şekilde Asya Hun İmparatorluğu adını veriyoruz.
M.Ö.221'den M.S.439'a kadar uzanan çok açık bir Hun tarihi söz konusu olsa da atalarını M.Ö. 2255'lere kadar götürebiliriz. Her devletin yaşadığı kader gibi Hunlar da yükselmişler, sonra duraklamış, bölünmüş ve yıkılmışlardır. Bozkırların ağır iklim şartlarının, özellikle aşırı soğuktan kaynaklanan kıtlıkların onların zayıflamasında büyük rol oynadığı gerçektir. Yaşadıkları bütün zorluklara rağmen Hunlar sağlam bir devlet geleneği oluşturmuşlar ve bu gelenek Avrasya tarihinde hiç kesilmeden 20. yüzyıla kadar devam etmiştir.
Ahmet Taşağıl, bu çalışmasında kaynakların verdiği bilgilere dayanarak derli toplu bir şekilde Asya Hunlarının tarihini ve kültürünü anlatmaktadır.
İkinci Yüzyılda Yeniden Atatürk
Bazı şeyler vardır ki bir kanunla, bir emirle, bir düdük çalarak düzeltilebilir. Ama bazı şeyler vardır ki, kanunla, emirle milletçe omuz omuza boğuştuğunuz halde düzelmezler.
Fesi atar şapkayı giyer; ama alnında fesin izi vardır.
Siz sarıkla gezmeyi yasaklarsınız, kimse sarıkla dolaşmaz. Ama bazı insanların başındaki görünmeyen sarıkları yok edemezsiniz. Çünkü onlar o zihniyetin içindedir. Zihniyet, binlerce yılın birikimidir. O birikimi bir anda yok edemezsiniz, boğuşursunuz onunla sadece. Yeni bir zihniyet, yeni bir ahlak yerleştirinceye kadar boğuşursunuz ve sonunda muvaffak olursunuz…
Boğuşuyoruz ve boğuşa boğuşa yeneceğiz. Önemli olan burasıdır. Yani, boğuşmaktan yorulmamak, umutsuzluğa düşmemektir. Milletler boğuşa boğuşa ilerlerler, yorulan, umutsuzluğa düşen yenilir. Biz inanıyoruz, inandığımız şey doğrudur, yenidir, ileridir. Öyleyse eskiyi, geriyi, işe yaramazı mutlaka yeneceğiz demektir. Çünkü bunun başka çaresi yoktur. Yaşamak kanunu budur.
Mustafa Kemal Atatürk
İktidar Ve Teknoloji
Tarih boyunca teknoloji ve ilerleme el ele yürüyen iki kavram olarak değerlendirildi. Teknoloji çoğu zaman gücü elinde bulunduranlar tarafından yönlendirildi, ancak her zaman toplumun yararı gözetilmedi.
Bugün teknoloji küçük bir grubun kontrolündeyken, iktidar ile teknoloji ilişkisini yeniden düşünmek elzem.
Daron Acemoğlu ve Simon Johnson bu ilişkiyi tarihsel süreçte ele alıp teknolojiye gözetim değil, demokratikleşme aracı olarak yeniden yön verilmesi gerektiğini savunuyorlar. Ekonomi ve tarihten ustalıkla süzdükleri bilgiler ışığında yeni bir vizyon öne sürüyorlar.
İlk Osmanlı Mebusları
Osmanlı’da meclis, seçim ve temsil mekanizmaları söz konusu olduğunda yapılan çalışmalar genellikle II. Meşrutiyet ile başlatılır. Oysa Osmanlı’nın demokrasi ve kurumsal bir meclis tecrübesi 1876’da ilk Osmanlı Anayasası olan Kanun-i Esasi’nin ilan edilmesi üzerine toplanan meclislere dayanır. Üstelik bu meclisler, düşünüldüğü gibi sembolik bir “Evet Efendim!” meclisi değildir, oldukça sert ve sorgulayıcı oturumlara şahitlik etmiştir. Nitekim I. Meşrutiyet’in ömrünün kısa olması biraz da bundan kaynaklanır.
93 Harbi’nin devam ettiği krizli günlerde Rusya ile Osmanlı arasındaki savaş durumunu görüşmek için yapılan bir meşveret meclisinde Meclis-i Mebusan’ı temsilen toplantıda bulunan İstanbul mebusu Astarcılar Kethüdası Hacı Ahmet Efendi’nin Padişah II. Abdülhamid’in yüzüne karşı sarf ettiği “Siz bizim fikrimizi pek geç soruyorsunuz. Bize, felaketin önünü almak mümkün olduğu zaman müracaat etmeli idiniz. Meclis-i Mebusan kendi malumatı haricinde sebebiyet verilen bir halden dolayı mesuliyeti asla kabul etmez,” şeklindeki sözleri üzerine Meclis-i Mebusan olağan çalışma takvimini tamamlayamadan padişah iradesi ile kapatılır.
Meclis-i Mebusan’la ilgili çalışmalarda temel kaynak zabıt cerideleridir. Bu kitapta ise Dr. Sinan Çakır zabıt ceridelerinin ötesine geçerek seçim prosedürünü, meclis binasının hazırlanmasını, mebusların kimlik ve eğitimlerini, içerisinde bulundukları cemiyetleri ve görev aldıkları idari birimleri, mebusluk öncesi ve mebusluktan sonraki kariyerlerini ayrıntılı biçimde inceliyor. Böylece bu Meşrutiyet anlatısında dönemin özneleri, yani mebuslar ön plana çıkıyor. Özellikle izledikleri sert muhalif tutumla dikkat çeken ve Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasından sonra memleketlerine dönme zorunluluğuna uğrayan mebusların Yeni Osmanlılar ve Midhat Paşa ile olan bağlantıları ve bu ilk mebusların tatminkâr bir performans sergiledikleri ortaya koyuluyor.
İmparatorluktan Cumhuriyete
Tarih alanında dünyanın tartışmasız en büyük isimlerinden biri olan Halil İnalcık’ın, Osmanlı sosyal tarihi ve modern Türkiye’nin ortaya çıkışıyla ilgili çalışmaları bir arada.
Kitabın ilk bölümü, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve toplumsal sisteminin temelini oluşturan toprak meselesi, çift-hane uygulaması ve tahrir meselesini irdeliyor. Sonrasında Osmanlı tebaası gayrimüslim milletlere dair arşiv vesikalarını, Rum Ortodoks Kilisesi’nin yetki alanını, Osmanlıların Sefarad Yahudilerine iskân hakkı vermesinin özel koşullarını, modern Avrupa’nın gelişmesinde Türk etkisini ve sultanın siyaset alanındaki diğer güç odaklarıyla iktidar mücadelesinin dönüşümünü ele alıyor.
Kitabın ikinci bölümü İmparatorluktan Cumhuriyete geçiş sürecine ışık tutuyor. Özellikle Avrupa ile Ortadoğu arasındaki Türkiye’nin stratejik konumu ve 1924’de Halifeliğin kaldırılması ve Atatürk inkılapları arasındaki ilişkiye dair incelemeleri, İnalcık’ın modern Türkiye Cumhuriyeti tarihi araştırmalarında da ne denli önemli bir yer teşkil ettiğini gösteriyor.
İmparatorluktan Cumhuriyete, hem meslekten tarihçiler hem de tarih meraklıları için bir başucu kaynağı.
İnancın Zaferi Çanakkale
İstanbul Dersaadet
“İstanbul, musikîsiyle, edebiyatıyla, güzel, sanatlarıyla, tasavvufu, güzel hayatı, leziz yemekleri, zarif insanları ve nükteleri ile bitip tükenmez... Fakat biz tükendik, üzüntüden, yeisten, ümitsizlikten tükendik... Zira ‘yıkıldı, yandı, ağaçlar kesildi, balık tükendi, çayırlar kurudu’ demekten yorulduk…”
Münevver Ayaşlı, Dersaadet adlı eseriyle; bahçeleri, yüksek duvarları, konak-yalı mimarisi, sahil-sarayları ve hepsinden öte insanlarıyla eski İstanbul’un şimdi tarih sayfalarında kalan siluetini zamanımıza düşürüyor. Devraldığı Osmanlı kültürü ve estetiğiyle birlikte, sadece İstanbul masalını değil, tarih ve felsefesini de anlatıyor.
İstiklal – Vatanımda Bir Tek Düşman Kalmasın
31 Ağustos 1922...
Büyük Taarruz'la son aşaması başlayan Türk'ün istiklal yürüyüşü meyvelerini vermiş, düşmanın muharip gücü Dumlupınar'da çok ağır bir darbe almıştır. Başkomutanlık Meydan Muharebesi'yle Yunan Küçük Asya Ordusu'nun üçte biri savaş dışı kalmıştır ama geriye kalan kuvvetler daha geride, örneğin Milne Hattı'nda savunmaya geçme ve İzmir yolunu kapatma potansiyeline sahiptir. Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal Paşa'nın “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!” emri işte bu tehdidi ortadan kaldırmak, vatanı son düşman askerinden de temizlemek için ortaya konan stratejinin özetidir.
Nitekim 9 Eylül’de İzmir’in geri alınmasıyla savaş bitmeyecek, İstiklal Harbi'nin son kurşunu namludan çıkmak için dokuz gün daha bekleyecektir. Türk üç buçuk yıl süren Milli Mücadele’nin sonunda, bağımsızlığa açılan son kapının eşiğindedir.
1 Eylül-9 Eylül 1922 arasında Batı Cephesi’nde neler yaşanmıştır? Yunan ordusu dövüşmeye devam mı etmiştir, yoksa ardına bakmadan kaçmış mıdır? Zaferin ardından Mustafa Kemal Paşa'nın yeniden kılıcını kuşanmasına neden olan şey nedir? Yunan ordusunun yaptığı etnik temizlik ve sistematik yıkımdan sonra Türk'ü nasıl bir gelecek beklemektedir? İzmir yangınını kim çıkarmıştır? General Trikupis nerede ve nasıl esir alınmıştır? İstanbul ve Çanakkale'de İngilizlerle yeniden karşı karşıya gelen Türk Ordusu İstanbul'u nasıl tek kurşun atmadan geri almıştır? Milli Mücadele sadece Yunanlılara karşı mı verilmiştir; İngilizler bu savaşın neresindedir? Çanak Krizi nedir? Mudanya Mütarekesi’ne giden diplomatik süreçte neler yaşanmıştır? Bütün bu soruların cevapları Sakarya ve Büyük Taarruz kitaplarının yazarı Selim Erdoğan’ın İngiliz ve Fransız arşivleri başta olmak üzere, kullandığı kaynakları muharebe sahalarındaki çalışmalarıyla doğruladığı İstiklal kitabında.
Cephede Milli Mücadele Serisi'nin yeni kitabı Lloyd George'u köşeye sıkıştıran ve pes etmesine neden olan dinleme skandalını ilk kez gündeme getirmesi ya da Büyük İzmir Yangını'nın failini bizzat isim vererek işaret etmesi açısından da Milli Mücadele literatürüne yeni katkılarda bulunmaktadır.
"İstiklal: Vatanımda Bir Tek Düşman Kalmasın" üç buçuk yıl süren Milli Mücadele’nin son perdesini belgelerle, atlas kısmındaki renkli fotoğraflar ve haritalarla tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor.
İttihatçıların Kara Kutusu
“Ben Resne’de iken Bulgar komitelerinin devâm-ı nüfuzuna, te’sir-i hükmüne imkân olamaz idi. Resne ve Presbe Kumandanlığında iken hükûmet-i müstebidenin kuvveti olmaktan ziyade cemiyetin eli olmuştum. Bir taraftan aynı suretle Ohri’ye getirilen ve aynı emeli takip eden Ohri Redif Taburu Kolağası Eyüp Efendi kardeşim, feleğin aynı müsaadelerine mazhar olduğu için, Ohri cemiyetin en mutemed bir merkezi hükmünde idi.”
Resneli Ahmed Niyazi Bey
“Bu sırada, yani üç yüz yirmi üç senesi Eylül’üne doğru Ohri Redif Taburu Kumandanlığına tayin olunan Kolağası Eyüp Sabri Efendi’nin vüsûlü cemiyetin tevessüüne fevkalâde yardım etti. Zaten Ohrili bu zât derhâl idare hey’eti arasına idhâl edilerek cemiyetin tevessüüne çalıştı. Zekâveti ve gayreti sayesinde hakikaten muvaffak oluyordu.”
Enver Paşa
“Eyüp Sabri benim kardeşimdir.”
Talât Paşa
“Bazı isimler vardır, sahiplerinin hal, tavır ve ahlakına uygun düşmüştür. Eyüp Sabri hakikaten sabrın ve tahammülün bir timsali idi. Kızmazdı, kendisine ta İttihat ve Terakki günlerinden beri edilen müracaatları daima güler yüz ve tatlı sözle karşılardı. Dün onun cenazesinde, son saatlerinde yanında bulunan bir dostu anlatıyordu: ölüm döşeğinde yatarken yine kendisine müracaat edenlerin arzusunu isafa [yerine getirmeye] çalışmıştır. Hele amansız hastalığından, ağrısından, sızısından asla şikâyet etmeyişi Eyüp ismine ne kadar layık olduğunu gösteriyordu. Onun 1908 İhtilâli’nden evvelki hizmetleri kitaplara geçmiştir. Tabii yalnız eski devirde ve eski harflerle yazılmış kitaplara geçmiş olduğu için, belki yeni nesiller Eyüp Sabri’nin o vaktin tabiriyle bir kahraman-ı hürriyet olduğunu bilmezler. Fakat o, öyle bir kahramandı ki ne caddelere sığmayacak kadar kollarını kabartarak halk arasına girmiş, ne de arkadaşları arasında baş sedire oturmaya kalkışmıştır.”
Adnan Adıvar
Talha Burak Ünlü bu defa İttihat ve Terakki zincirinin eksik halkalarından Ohrili Eyüp Sabri Akgöl’ün hayatını yazdı. Resneli Niyazi Bey’i durdurması için II. Abdülhamid tarafından görevlendirilen Şemsi Paşa’nın halefi Müşir Tatar Osman Paşa’yı alıkoyarak II. Meşrutiyet’in ilanına yaptığı büyük katkıların ve “Hürriyet Kahramanı” olmasının yanı sıra Osmanlı Devleti’nin son dönemini ve erken Cumhuriyet dönemini ilgilendiren birçok olayın bir numaralı tanığı Eyüp Sabri Bey’in…
Iv Murad Şarkın Sultanı
Zamanın İskender’i, Şarkın Sultnanı Bağdat ve Revan Fatihi IV. Murad
“Bizim tarihimizde askeri eğitim görmediği ve sancağa çıkmadığı hâlde IV. Murad gibi bir dâhi vardır. 17. yüzyılın en büyük mareşalidir. O devirde dünya üzerinde ona denk düşecek bir başka deha yoktur. 12 yaşında tahta çıkan bu genç adam, 19’unda devlete hâkim oldu. 28 yaşında da öldü. Bu kadar kısa sürede de Bağdat ve Revan Fatihi olarak adını tarihe yazdırdı. Prof. Dr. Abdülkadir Özcan’ın vesikalara dayanarak hazırladığı bu kıymetli çalışma tarihteki büyük komutanlarımızdan IV. Murad’a dair birçok bilgiyi tazeleyecek.”
İlber Ortaylı
Sultan Osman’ın hazin akıbeti ve I. Mustafa’nın birkaç ay daha süren ikinci saltanatından sonra Kösem Sultan’ın planıyla henüz 11 yaşında tahta geçen IV. Murad… Yaptığı iki doğu seferi nedeniyle, çağdaş kaynaklarda ve İslâmî edebiyatta efsane olan Makedonya Kralı Büyük İskender ve yine iki büyük doğu seferinin sahibi Yavuz Sultan Selim’le kıyaslanarak bazen “İskender-i Sânî” ve “Zamanın İskender’i”, bazen de “Şarkın Sultanı” olarak nitelendirilen IV. Murad…
17 yıllık saltanatının ilk 9 senesi annesi Kösem Sultan’ın vesayeti altında geçen fakat 1632’den sonra idareyi tamamen eline alan IV. Murad önce kendi adamlarıyla dersaadette ve taşrada büyük bir temizlik harekatı yaptı. Koyduğu amansız yasaklarla asi önderlerin ve iç isyanların hakkından gelen sultan daha sonra doğuya iki büyük sefer düzenleyerek günümüz Türkiye-İran sınırını çizdi.
IV. Murad devrinin iç ve dış olaylarını ele alan, orijinal kaynaklar ve araştırmalarla yepyeni bir sentez olarak ortaya çıkan bu özgün çalışma alanında büyük bir boşluğu dolduruyor.
Kalpaklılar Kısaltılmış
Kalpaklılar, Samim Kocagöz’ün belgelere dayanarak işlediği bir destan: İşgal altındaki topraklardan Kuvayı Milliye’nin doğuşuna, cephelerdeki çarpışmalardan gerici ayaklanmalara kadar Kurtuluş Savaşı’nın, bir ulusun bağımsızlık için verdiği mücadelenin gerçek destanı.
Kalpaklılar’ın yazılışından bu yana neredeyse 70 yıl geçti.
Kurtuluşun, bağımsızlığın heyecanını günümüz boyutlarında genç kuşaklara duyumsatabilmek için “kısaltılmış” bir baskıyı hazırlamak kaçınılmaz oldu.
Yoğunlaştırılarak kısaltılmış olan Kalpaklılar’ın bu sürümünü babası Samim Kocagöz’ün sağlığında eserin tiyatro metnini birlikte hazırlamış olan oğlu Şükrü Kocagöz hiçbir olayı, hiçbir kişiyi metin dışında bırakmadan, hiçbir sözcüğü değiştirmeden, bir televizyon dizisi ritmi ve tadında yaptı.