Kimbilir ?
"Kimbilir?", Engin Geçtan’ın psikiyatri alanında kırk yıldır sürdürmekte olduğu çalışmaların bu aşamasında, psikiyatriye, ülkemiz insanına ve bugün kaosun kenarında yaşanan süreçlere bakışını dile getiriyor. Bir bakıma, yazarın geçmişte yazdığı "İnsan Olmak" ve "Varoluş ve Psikiyatri" adlı kitapların çağımızı yansıtan bir devamı olarak da nitelendirilebilir. "Klasik psikanalizin temel amacı, Kişinin içgüdüsel istekleri toplumsal bir varlık olarak kendisinden beklenilenler arasında bir uzlaşma yaratmaya çalışmaktı. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında toplumların da ‘hastalanabileceği’ fark edildiğinde, ‘normalliğin bir süreç olarak tanımlandığı, daha esnek bir orta yol bulundu. Ve zaten ardından, olmakta olanlara olmaması gerekir demenin pek anlam taşımadığı bir çağa girildi. Biçimsel olarak şöyle ya da böyle yaşanması gerektiği tarzında modellerin geçerliliğini yitirmekte olduğu bir düyada, ortak bir niteliğimiz bizi herşeye rağmen kaosun kenarında tutabiliyor: Binlerce yıldır süren toplumsallaşma süreçlerinin sonucu edindiğimiz ve sağduyu adını verdiğimiz sezgisel gücün genetik kodlarımıza işlenmiş olması."
Mutluluk Psikolojisi Ve Stresle Başa Çıkma
Stres ve zaman yönetiminde; duygu, düşünce ve davranış denetiminde beynimizi doğru kullanırsak, mutlu, başarılı ve nitelikli yaşayabiliriz. Bu yaşantı bizim vereceğimiz kararlara bağlı olduğuna göre, dünyayı değiştirmek yerine kendimizi değiştirmeye öncelik vermeliyiz. Bu kitabın amacı, yaygın hastalıklardan pek çoğunun temel kaynağı olan stresi mutluluğa dönüştürmenin püf noktalarını vurgulamaktır.
Sevmek Cesurların İşidir
Bağımlılık Psikolojisi
Bir bağımlının düşünce yapısına nasıl nüfuz edebiliriz? Ailemizdeki ya da yakın çevremizdeki bağımlılara yardımcı olabilir miyiz? Peki ya yardım etmek isterken daha kötu¨ sonuçların doğmasına sebep olabilir miyiz?
Bağımlıların düşünme şekli, etraflarındaki herkesi aynı kıskaca alacak şekilde işler: Bahaneler üretmekte ustadırlar, başlarına gelenler neredeyse tamamen dış etmenlere bağlıdır ve her zaman çaba gösterdiklerini iddia ederler.
İşte Abraham Twerski, bu döngüden nasıl çıkılacağını bu kısa ama etkili kitapta ele alıyor. Kendini ve başkalarını kandırmanın özsaygı duygusunun altını nasıl kazdığını ve bağımlılıkla mücadele edenlerin çabalarını nasıl tehdit ettiğini açıklıyor. Bağımlıların ve onların yakınlarının geçtikleri yolu, uzun kariyeri boyunca karşılaştığı ilgi çekici vakalarla örnekliyor. Bağımlılık Psikolojisi, bağımlı düşüncelerden kurtulup sağlıklı bir yaşam sürdürmek isteyenler için ideal bir rehber.
Son Sığınak Aile
Aşk, evlilik, eş, aile, ev hanımlığı, sevgi, akrabalar, aldatma, şiddet, boşanma, annelik- babalık, mutlu bir ailenin sırları ve daha fazlası...
Aile kurumunun yıkılmaya yüz tutması, aile bireyleri arasındaki bağların zayıflaması ve modern dünyanın getirdiği sorunlar aile üzerinde yeni baştan durulması gerektiğini gösteriyor.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın kaleminden Son Sığınak Aile, aileye ilk adım olan evliliğin biyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel temellerini irdeliyor. Yaşanmış örneklerin ve ‘evlilik niyet sözleşmesi’nin desteğiyle aile üyelerinin ve evliliğe hazırlık sürecinde olanların yollarını aydınlatıyor. "Aileyi" bütün yönleriyle anlatırken aileleri, karşılaşılan sorunları ve olguları bilimsel bir bakış açısıyla ele alıyor.
Bu kitap, her ailenin ve aile olma yolunda ilerleyenlerin mutlaka kitaplığında bulunması gereken, mutlu aileler için rehber niteliğinde bir başvuru kitabı.
Kardeş Rekabeti
Mutlu bir aile hayatı için çocukların bir arada yaşamasını kolaylaştıran yöntemler…
Birden fazla çocuğun olduğu evlerde kardeş çatışması kaçınılmazdır. Anne babalar kardeşler arasında sevgi dolu bir ilişki için çırpınıp dururlar, ne olursa olsun çocuklarının yakın arkadaş olmasını isterler.
Kardeşliğin doğasında vardır rekabet. Önemli olan çocukların, rekabetin değil işbirliğinin normal kabul edildiği, öfkelerini sağlıklı bir şekilde ifade ettikleri, bir birey olarak değer gördükleri, kimsenin bir role hapsedilmediği bir aile ortamında büyümeleridir. Çünkü her şey ailede başlar.
“Çocuklarımıza farklılıklarına rağmen bir arada yaşamayı öğretebiliriz” diyen Adele Faber ve Elaine Mazlish bu kitapta anne babalara çocuklarının çatışmalarıyla başa çıkabilmek için basit ama etkili yöntemler sunuyorlar.
Mış Gibi Yetişkinler Yetişkin Çocuklar
Yetişkin Çocuklar Aile Ortamı ve Çocuk Yetiştirme Üzerine Yakup Bey’le Söyleşiler Doğan Cüceloğlu’nun Yetişkin Çocuklar adlı kitabını, içeriğini daha iyi yansıttığına inandığımız yeni bir kapak ve yeni bir isimle sunuyoruz.
Bu kitap, aslında bildiğimiz, ancak üzerinde düşünme gereğini pek duymadığımız bir öyküyü anlatıyor. Bu öykünün kahramanlarını tanıdıkça çocukluğumuzu, ailemizi, çevremizdeki insanları ve en önemlisi kendimizi de daha iyi anlayacağız.
Yunus Terapi
Yaşadığı döneme baktığımızda Yunus Emre'nin sadece bir derviş, bir halk şairi, bir mutasavvıf değil, aynı zamanda adeta bir psikolog olduğunu görürüz. O yalnızca halkın sanat zevkini tatmin ettiği için "Yunus" olmamıştır. Nefesinin bugün hâlâ bu kadar canlı olmasında en büyük etken insanların psikolojik ihtiyaçlarını gidermesidir.
Anadolu insanının travmalarını çözen, toplumsal huzuru sağlayan ve yeni bir kültür iklimi adeta bir "Yunus iklim kuşağı" oluşturan bu büyük halk ozanı aslında bugünün insanına çok şey söylüyor!
Nevzat Tarhan Mesnevi Terapi'den sonra Yunus Terapi ile bizlere Yunus Emre'nin şiirinin günümüz insanın ruhsal yaralarını nasıl sarabileceğini, toplum psikolojisini nasıl onarabileceğini keşfetmeye davet ediyor. Yunus Emre'nin şiirlerinden yansıyan bilgeliğe çok ihtiyacımız var...
Aşk insanı karmakarışık eder; dün, bugün, yarın iç içe geçer. Ateşlerde yakar. Yakar ama içindeki cevherin de çıkmasını sağlar. Âşık olan varlık evini terk edip yokluk evine girer. Yokluğa erdiğindeyse her şeyi terk eder, kendini suda, toprakta bulur, Yaradan'ın denizinde erir. Aşk başta ateştir. Ateş, kibir ve gücü temsil eder. Ama bu ateşte yandıkça suya, toprağa dönüşürsün. Sabrı, kanaati, alçak gönüllüğü, edebi öğrenirsin. Aşk ilinde ahlak eğitimi vardır. Aşktan ahlaka giden bir yoldur bu...
Yeni Nesil Veliler İçin Hayatta Kalma Rehberi
İnsanın Huzur Arayışı
Bakışınızı Değiştirecek 10 Deney: İnsan
Kararlarımızı alırken aklımız mı daha öndedir, yoksa duygularımız mı? “İyi” ya da “kötü” biri olacağımız doğuştan mı bellidir, yoksa çevremiz mi bizi şekillendirir? En sıradan insanlar bile bir caniye dönüşebilir mi? “Ahlak”ın kaynağı nedir? Herkes bize karşıyken de doğrularımızı savunabilir miyiz? Toplum içindeyken olduğumuzdan farklı birine mi dönüşürüz?
Belki de en önemli soru şu; insan denen varlığı ne kadar tanıyor, biliyoruz? Yoksa bildiğimizi mi sanıyoruz?
Selçuk Şirin, psikoloji alanında kült olmuş araştırmalardan yola çıkarak insana bakışımızı değiştirecek bir kitapla karşımızda…
Bakışınızı Değiştirecek 10 Deney serisinin ilk kitabı İnsan, insan psikolojisi üzerine yapılmış araştırmalardan elde edilen bilimsel bilgileri Şirin’in kendine has sade ve anlaşılır üslubuyla bir araya getiriyor. Doğru bilinen yargıları altüst eden, ön kabulleri yıkan ve insanı gerçekten anlamaya bizi bir adım daha yaklaştıracak bilgilerle dolu bu kitabı şaşırarak ve heyecanla okuyacaksınız!
Sevgi
Bu kitap, sevgi üzerine en iyiöğetmenlerim olan lbabam Tulioile annem Rosa'ya ithaf olunmuşturBunun nedeni, onlarınsevgiyi hiçbir zaman banaöğretmeye kalkışmamaları amaher hareketleriylegöstermeleridir.Kitap ayrıca benim sevgiile gelişip olgunlaşmama yardımbana yardımcı olacaklaraithaf olunmuştur. Leo Buscaglia
Depresyon
Depresyon, ruhsal bozukluklar içerisinde en sık görülen hastalıklardan biridir. Depresyonu bir hastalık olarak düşünmek işinizi kolaylaştırabilir. Depresyon her bireyde görülen ve karşılaştığımız olaylar, durumlar karşısında ortaya çıkan üzüntü duygusundan farklı bir tepkidir.
Depresyon, kendiliğinden de sonlanabilen ancak kendiliğinden sonlanması beklendiğinde kronikleşen bir durumdur.
Bu kitap, “Bilişsel Davranışçı Terapi” temeline göre yazılmış ancak daha da kolay anlaşılması için bazı yönleri ayrıntılı, bazı yönleri ise daha kısa olarak anlatılmıştır.
Kitapta kısa, öz ve herkesin anlayabileceği türden, teknik ayrıntılara boğulmadan düşünce biçiminin nasıl değiştirileceği üzerinde duruluyor.
Güvenli Bağlanma
Mevsimsel Duygudurum Bozukluğunu Yenmek
Annesinden Kopamayan Erkekler
Neden bana bağlanamıyor? Pek çok kadın ilişki istemeyen, çapkınlık yapmayı bırakmayan veya seks bağımlılığından vazgeçmeyi reddeden bir erkeğe âşık olduğunda kendini bu soruyu sorarken bulur.
Annelerine yönelik aşırı ve dolayısıyla sağlıksız duygusal bağları olan erkekler, kendi isteklerini yerine getirmeye ve yaşamlarını sürdürmeye çalışırken kendilerini kapana kısılmış, suçlu ve vefasız hissederler. Dolayısıyla bağlanmak onlar için korkutucudur. Bu tür erkekleri seven kadınlar, genellikle sevgililerinin flört sürecinde sadece belirli bir yakınlık kurup, orada takılıp kalmalarından dolayı hayal kırıklığına uğrarlar. İlişkinin başlangıcında bu erkekler, çok sevgi dolu ve düşüncelidirler fakat sonra aniden aradaki bağ tüm canlılığını yitirir. Geri çekilirler ve nedenini açıklamazlar. Bağlanmazlar.
Klinik psikolog Dr. Kenneth M. Adams, bu kitapta iç içe geçmiş anne-oğul ilişkilerinin etkilerini açıklamak için klişe örneklerin ötesine geçiyor. Yirmi beş yıllık meslek hayatı boyunca bu tuzağa düşmüş yüzlerce erkeği başarıyla tedavi eden Adams, bu bilgilendirici rehberde onların hikâyelerini paylaşıyor. Annelerinden kopamayan erkeklerle birlikte olan kadınlar, oğullarını özgür bırakmak isteyen anneler için pratik, şefkatli ve verimliliği kanıtlanmış yöntemler sunuyor.
Eyvah. Okuldan Arıyorlar!
Sosyal medyada, haber kanallarında, mahallede, çocuğumuzun okuduğu okulda, hatta belki de birebir kendi çocuğumuzun ağzından işittiğimiz, şahit olduğumuz kötülük haberleriyle nefes alamaz hâle geldik. Üstelik büyüklerimizin de dediği gibi “Dünyanın binbir türlü hâli var,” ve bizler de mesele çocuklarımızı korumak olunca oldukça tedirginiz.
Günümüzde anne-babaların motivasyonu artık, “Çocuğum iyi bir eğitim alsın,” isteğinden öte “Çocuğum güvende olsun,” yönünde.
Kaygılıyız.
Koruma odaklıyız.
Ancak çocuğumuzu korurken kendimizi kolaylıkla bir başka çocuğu etiketlerken buluyoruz. Ve onun da aslında henüz bir çocuk olduğunu çoğu zaman unutuyoruz.
Oysa bu hikâyede pek çok karakter var; zorbalık davranışında bulunanlar, mağdurlar ve üzerinde hiç durulmasa da bu olaylara tanıklık edenler. Ve olaylar bu raddeye gelene kadar yaşanan imkânsızlıklar, içine doğulan aileler, çevresel koşullar, yanlış uygulanan politikalar…
• Peki, gerçekten nedir zorbalık?
• Aileler, öğretmenler ve okullar olarak çocuklarımızı zorbalığa karşı nasıl koruyacağız ve nasıl bilinçlendireceğiz?
• Hem kendileri hem de sınıfındaki öğrencileri için endişelenen ve ne yapacağını şaşıran öğretmenler ne yapmalı?
• Veliler çocuklarının yaşadıkları bu çatışmalara nasıl ve ne zaman dâhil olmalı?
• Çocuklarımızın başkalarına karşı empati duyan, sınırları bilen, vicdanlı, adil bir yetişkine dönüşebilmesi nasıl mümkün?
Öğrenciden öğretmene, yöneticilikten danışmanlığa uzun yıllar boyunca merceğini hep “eğitim” meselesi üzerine tutmuş, bu konuda dertlenmiş eğitimci/öğretmen/ömürlük öğrenci/ebeveyn Müjdat Ataman’ın kaleminden labirentte sıkışıp kalmış ebeveyn ve eğitimcilere bir çıkış yolu… Psikolojik, sosyolojik, bireysel ve toplumsal boyutlarıyla A’dan Z’ye zorbalığa dair bir manifesto…
Eyvah, Okuldan Arıyorlar! zorbalık karşısında derinlerinde bir yerde kırılan, nefes almakta zorlanan çocuklar için başka bir dünyanın hâlâ mümkün olduğuna inanan anne-babalar ve eğitimciler için...
Evet Beyinli Çocuk
Çocuğunuzun psikolojik olarak daha dayanıklı, yaratıcı ve cesaretli olması için beyin odaklı stratejiler
Ekran bağımlılığı, yemek seçme alışkanlığı, yatma vakti gibi can sıkıcı sorunlarla yüzleştiklerinde, çocuklar algılayıcı olmak yerine reaksiyon göstererek ya kendilerini kapatırlar ya da rol yaparlar. İşte yazarlar, bu olumsuz duruma Hayır Beyni yanıtı diyorlar. Fakat çocuklarımıza kendi problemleriyle başa çıkmaları ve bu problemleri çözme yeteneklerini geliştirmeleri için Evet Beyni yaklaşımını öğretebiliriz. Çocuklar Evet Beyni yaklaşımına geçtiklerinde, daha yaratıcı ve psikolojik olarak daha dayanıklı hale gelirler. Çevreleriyle olan ilişkilerinde ve zorluklarla baş etme konusunda daha becerikli olurlar. Hata yapma konusunda ise çok daha az endişeli…
Tüm dünyada farklı sosyo-kültürel yapıdaki binlerce ebeveyn ve çocukla yaptıkları başarılı bilimsel çalışmalarıyla tanınan Dr. Siegel ve Dr. Bryson anne babalara tüm yaşlardaki çocukların faydalı bir evet beyni moduna geçmeleri için beceriler, senaryolar ve aktiviteler sunuyorlar. Bu kitap, çocuğunuzun hem pozitif potansiyelini besleyen hem de içindeki parlayan kıvılcımı koruyup onu güçlendiren eşsiz bir anahtar sunuyor. Siz de çocuğunuza dünya ile anlamlı etkileşimler ve duygusal metanetle dolu bir hayat armağan edin.
Totem Ve Tabu
Freud’a göre ilkel insan bizim çağdaşımız sayılır. Tarihöncesi çağlardaki insanların geçirdiği evreler, gündelik yaşamlar, sanatları, oluşturdukları söylenceler ve mitlerde gelişim sürecimizin önceki basamakları hakkında ciddi izlere rastlar, onlarda kendimize benzerlikler buluruz. Bugün bazı topluluklarda izlerine rastlansa da Freud’un deyimiyle dinsel-sosyal bir kurum olan totemizmin etkilerinin azalmasına karşılık, tabu konusu farklı biçimlere bürünerek de olsa azımsanmayacak derecede yakınımızda durur. Freud’un eserini kaleme alırken belirttiği gibi Totem ve Tabu, bu alanda ele alınan ilk ciddi çalışma olmasının yanıı sıra, psikanalizin bakışı açısı ve bulgulamalarıyla toplum psikolojisinin kemikleşmiş sorunlarına yönelik bir çözümleme denemesi; etnologlar, filologlar, folklorcular ve psikanalistler için kendi ilgi alanlarıyla bağlantıı kurabilecekleri bir köprü inşaasıdır.
Sevme Sanatı
Bir Eylem Olarak Sevmek.
Her sanat dalı disiplin, odaklanma ve sabır gerektirir. Sanatta ustalaşma, bir çocuğun yeni yürümeye başladığı evredeki gibi düşe kalka ama denemekten vazgeçmemekle elde edilir. Sevmek de içinde sevme ve sevilme eylemini birlikte muhafaza eden bir sanattır. Hatta diğer sanat dallarından daha fazla içgörüye ve anlayışa sahip olmaya ihtiyaç duyar. Bir ustası, bir kılavuzu yoktur; kişinin salt kendisi için ve tek başına edinebileceği bireysel bir deneyimdir.
Sevme Sanatı, bu sanatın nasıl ve hangi araçlarla icra edileceğinin anlatıldığı bir reçete ya da sevginin ne olduğu konusunda binlercesi bulunan bir kişisel gelişim kitabı değildir. Bunun çok ötesinde, artık bir klasik sayılan, hemen hemen tüm dünya dillerine çevrilen, yayımlandığı ülkelerde milyonlarca satan bu kitap, insanlığın geleceği için hümanist bir yaklaşım, sevme hakkında kusursuz bir felsefi manifestodur.
Sevme Sanatı, “sevmek” eyleminin ana hatlarını belirleyen ve bunu felsefe ve psikoloji temelinde ele alan, incitmeyen, eleştirmeyen, dili ve içeriği asla eskimeyen bir kitap.
“Psikoloji alanındaki en önemli çalışmalardan biri.”
—The New York Times
Gizli Yaralar
“EN GÜÇLÜLER, EN ÇOK YARALANANLARDIR.”
Neden hep aynı insanları celladım olarak seçiyorum? Neden hep aynı tuzaklara düşüyorum? Kendimi neden yetersiz hissediyorum? İlişkilerimde neden hep aynı yerden yaralanıyorum? Başarılarımın altında bile neden bir eksiklik duygusu taşıyorum?
Bütün içsel çelişkilerin temelinde hayatı zorlaştıran döngüler yatıyor, her biri geçmişin mirası, öğrenilmiş en eski duygusal kalıplarınız.
Psikolog Esra Ezmeci, kaleme aldığı Gizli Yaralar adlı bu kitabında, yaşamın kara kutusu sayılan duygusal kalıpların, şema terapi yöntemiyle nasıl yeniden tasarlanabildiğini, hayatın içinden seçtiği gerçek kahramanların, aklınızdan hiç çıkmayacak sarsıcı hikâyeleriyle ele alıyor.
Handan, Yeliz ve Selen... Sevgisizlik, kaybetme korkusu, yetersizlik, haklılık, ilahi adalet, seks oyunları, intikam ve sıkışmışlık duygularıyla mücadele eden üç özel kadın. Kara kutular açıldığında hikâyelerin nasıl tersyüz edilebileceğinin en güzel örnekleri... Hikâyelerle, şema terapiyle ve dönüştürücü ritüellerle neler yapılabileceğine inanamayacaksınız.
Geçmişi değiştiremezsiniz belki ama geçmişle ilişkinizi değiştirebilirsiniz. Şema terapiyle geçmişle kurduğunuz ilişki değişecektir, hal böyle olduğunda döngüler de kırılacaktır, dolayısıyla artık başka bir hikâye başlayacaktır sizin için. Olmuş olan değişmeyecektir belki ama olacak olan değişmeye başlayacaktır.
Sanal Aşk
Düşün – Düşünceli Bir Hayatın Savunusu
Dikkat dağıtıcı unsurlarla dolu yoğun hayatımızda düşünmeye gitgide daha az fırsat buluyoruz. Düşünceli bir hayatın düşüncesi bile toplumsal hızlanmanın damga vurduğu çağımızla uyumsuz duruyor. Koşuşturmalı modern varoluşumuz, düşüncelerimizle vakit geçirmeye, yaşadığımız olayların ayrıntılarını değerlendirmeye veya hayatın gizemlerine kafa yormaya alan bırakmıyor.
Bildiğimiz kadarıyla insan, dünyada kelimenin tam anlamıyla düşünme kabiliyetine sahip tek varlık. Peki düşünmek tam olarak ne demektir? Hangi biçimleri alır? Nasıl öğrenilir? Sezgi, mantık, dikkat ve muhakeme kavramlarının düşünmeyle ilişkisi nedir? Düşünmek tek başına yapılan bir eylem midir? Düşünmenin bilişsel ve felsefi boyutları neleri kapsar? Günümüzde kendi aklımızla düşünmek mümkün mü? Düşünmek var olmanın bir yolu olarak görülebilir mi? Eleştirel ve derinlemesine düşünmek neye hizmet eder? Teknolojinin sağladığı kolaylıklar düşünme becerimizi nasıl etkiliyor? Hızlı ve yavaş düşünmek ne demektir? Yürümek, çokça söylendiği gibi düşünmeyi destekler mi?
Danimarkalı psikolog ve felsefeci Svend Brinkmann Düşün’de, etrafımıza merak duygusuyla ve eleştirel gözle bakmamızı sağlayan düşünme sanatını ele alıyor: Düşünceler arasında serbestçe dolaşmayı ve iç sesimize daha fazla kulak vermeyi, hayatı zenginleştirmenin bir yolu, çoğu zaman da başlı başına bir neşe kaynağı olarak sunuyor. Düşünme keyfinin kıvılcımını yeniden yakacak küçük ama etkili bir kitap.
Neden Böyleyim? Nasıl Değişebilirim? Bir Huzursuz Beyin Kitabı
Hayatımızın ilk bölümünde bize biçilmiş rollere göre yaşar, kendimizi bu kurallara göre değerlendiririz. Sonra bunun bizi tatmin etmediğini fark ettiğimizde, ilk defa, “Aslında ne istiyorum?” diye sorar ve bunu daha önce sormadığımız için kendimize kızarız.
Hayatının ikinci bölümüne hoş geldin.
İlk bölüm yalan değildi. Bugüne kadar bir yalanı yaşamadık. Bugüne ulaşmamız için yaşamamız gerekeni yaşadık.
Asıl soru, bugünden itibaren ne yapacağız?
Jung, son derece hazırlıksız yakalandığımız bu “hayatımızın ikinci yarısı” için, şakayla karışık bir öneri veriyor: “Yetişkinliğe giriş okulları olmalı.” Belki böyle bir okul yok, ancak bu cümleye denk geldiğinden beri bu fikrin büyüsüne kapılan biri var: Emre Özarslan, namı diğer Huzursuz Beyin, psikolog ve terapistlerden filozoflara, biliminsanlarından sanatçılara, hayalindeki “akademik kadro”yu bir araya getirerek hazırladığı Neden Böyleyim? Nasıl Değişebilirim?’de bize kendimiz üzerine düşünme fırsatı sunuyor. Jung, Nietzsche, Kierkegaard, Freud gibi isimlerin de dahil olduğu bir “eğitimciler ordusu”, bize kendimizi geçmişten kurtarmayı ve arzularımız doğrultusunda dönüşmeyi öğretiyor.
Hazırsan, başlayalım...
Bir Narsiste Aşık Olmak
Kişilik – Tümüyle İnsan Olabilme Sanatı
İsa'dan önce altıncı yüzyıl gibi erken bir dönemde, pek insancıl bir düşünür olan Konfüçyüs kederli bir dille şöyle demişti:"Dünyada var olan, neden kendi kendisiyle ilgilenir? Tüm yollar aynı yere doğru yol gösterirler. Tüm düşünceler aynı sonuçlara varırlar. Şu halde dünyada var olan, neden kendi kendisiyle ilgilenir?"
Çocuklarımızla İtişmeyelim İletişelim
Hatice Kübra Tongar'dan Mutlu Ailelere!
Kavgasız Gürültüsüz Bir Aile Ortamı İçin
Doğru İletişim Teknikleri - 1
Bebekler doğar, büyür ve konuşmaya başlar!
'Dişimi fırçalamıcammm' der!
'Ödevimi yapmıcaamm!' der!
'Yalnız başıma uyumıcammm!' der.
'O yemeği yemicemmm!' der.
'Okula gitmicemmm!' der.
'Beni hiç anlamıyorsunuz!' der.
Peki çocukların bu cümlelerine karşılık ana babalar neler söyler?
Bağırmayan Anneler kitabının yazarı Hatice Kübra Tongar, 0-18 yaş arası çocukların sıklıkla kurduğu kriz cümlelerine doğru iletişim teknikleriyle çözüm önerileri sunuyor. Aile içi krizler yerini huzur ve sükûnete bırakıyor.
Çocuklarımızla İtişmeyelim İletişelim!
Çünkü insanlar konuşa konuşa anlaşırlar…
Çocuk Neyi Neden Yapar – 1 – Timaş Yayınları
Yemek ve uyku düzeni, dil gelişimi, tuvalet eğitimi, sütten kesme, inatçılık, hırçınlık, kaba sözcükler, parmak emme, tırnak yeme, kardeş kıskançlığı ve diğerleri… Her anne babanın kafasına takılan, kimi zaman içinden çıkamadığı sorunlardır bunlar…
Bazı anne babalar bunların ne anlama geldiğini bildikleri için çocuklarını incitmeden sorunları çözerken, kimileri çaresiz kalıp çocuklarıyla çatışmaya girerler. Ve bu çatışmalarda, hem kendilerini hem de çocuklarını yıpratırlar.
İşte bu nedenle Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar’ı ‘çocuk davranışlarını anlama rehberi’ olarak hazırladı. Çocuk davranışlarının nedenlerini ve çözüm önerilerini yalın bir dille, ebeveynlerle paylaştı. Bu kitap, çocuk davranışlarını anlamak isteyen her yetişkinin elinin altında bulunması gereken bir pratik bilgi kaynağıdır.
Anksiyete Terapisi
Çift Terapisi
İnsan İnsana
Bir İnsanın İlişkilerinin Niteliği, O İnsanın Yaşamının Kalitesini Belirler.
İnsan, ilişkileri içinde sürekli olarak “yeniden tanımlanan” bir varlıktır. İnsan ilişkilerinin temelini ise iletişim süreçleri oluşturur.
İki insan birbirinin farkına vardığı anda iletişim başlar. Aynı sosyal ortam içinde yer alan kişilerin söyledikleri sözler ve hareketleri kadar, hareketsizlikleri, susmaları, beden duruşları ve yüz ifadeleri, hepsi anlamlı birer mesaj oluşturur. İyi bir dinleyici, iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil, yüzü, eli, kolu ve bedeniyle yaptıklarını da “duyar.”
Bir aracın sürücüsü, yolda kendinden başka araç yokmuş gibi davranırsa, trafik kazası olur. Bir kişi konuşurken, karşısındakini nasıl etkilediğini düşünmeden, kendi bildiği yönde istediğini söylerse “iletişim kazası” ortaya çıkar. İlişkilerimizde, verdiğimiz mesajların sorumluluğunun bilincinde olmamız, iletişim kazalarını önler.
Bu varsayım toplumsal düzeyde de geçerlidir. Kişi farkında olsun ya da olmasın, toplumla da sürekli ilişki içindedir. Bir toplumda “Herkes benim gibi düşünmelidir, benim düşünce tarzım en doğrusudur,” tutumu ağır basarsa, akılcı tartışmalar yerine duygusal çatışmalar ortaya çıkar.
İnsan hayatını mercek altına alıp, insana dair her hikâyeden bir anlam çıkarabilen bilgeliğiyle değerli Doğan Cüceloğlu, kimliklerin ötesinde, canların temas içinde olduğu “insan insana” bir ilişkinin mümkün olduğunu bize hatırlatıyor. Kalıpları tekrarlamaktan kurtulabilmeniz, insan ilişkilerine anlamsal zenginliği ve derinliği getirebilmeniz için iletişim süreçlerini uygun ve etkili bir biçimde uygulamanıza yönelik bilgi ve becerileri sunuyor.
İletişim sorunlarını çözmeden doyumlu bir yaşam sürdürmenin olanaksız olduğunun ve insanın isterse kendini değiştirip geliştirebileceğinin altını çiziyor.