Şeytan Etkisi
1971'de bir grup üniversite öğrencisi görünürde mahkumiyet psikolojisinin araştırıldığı bir deneye gönüllü olarak katıldı. Rasgele seçilmiş öğrencilerden bir kısmına gardiyan, bir kısmına da tutuklu rolü verildi. Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün bodrum katında oluşturulan yapay bir hapishanede rollerini oynamak üzere deneye dahil olan öğrenciler, deney başladıktan kısa süre sonra bambaşka bir gerçeklik algısıyla rollerini içselleştirdiler. Bundan sonra yaşananlar ise psikoloji tarihinde bir mihenk taşına dönüştü. Stanford Hapishane Deneyi olarak bilinen bu çalışmanın mimarı Prof. Philip Zimbardo, durumsal güçlere ve sosyal dinamiklere bağlı olarak insanların ansızın nasıl canavarlara dönüşebildiğini kanıtlamıştı.
Daha da önemlisi, Stanford Hapishane Deneyi'nin ortaya koyduğu bulgular insanlık suçlarının bazı dinamiklerini açıklamaya yardımcı oldu. Aynı şekilde bu deney, Ruanda'daki katliamlardan Irak savaşında ABD askerlerinin özellikle Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki insanlık dışı zulümlerine kadar tarihimizde kayıtlı ve ne yazık ki önlenemez bir şekilde devamı gelen insanlık suçlarını sosyal psikolojik yönden, yetkenin ve güç algısının insan tutum ve davranışlarına zararları açısından ele alınabilir bir analiz seviyesine taşıdı.
"İyi" insanlara kötülük yaptıran şey nedir? Philip Zimbardo Şeytan Etkisi ile okuru bir yolculuğa çıkartıyor ve bu sorunun cevabını okurla birlikte bulmaya çalışıyor.
Filmleri çekilen, belgesellere konu olan, esinlenilerek romanlar yazılan Stanford Hapishane Deneyi'ni ve genel anlamda "kötülüğün psikolojisini" ele alan Şeytan Etkisi'ni okurken insanların nasıl başkalaşım geçirdiklerine tanıklık edecek, sizin de aslında o insanlardan farklı olmadığınızı düşündükçe tedirgin olacaksınız.
Kitle Ve İktidar
Canetti 1930’larda kitle eylemlerinin her tür politik mücadelenin en önemli silahı olduğunu fark ederek “kitle” ve “iktidar” ilişkisi üzerinde çalışmaya başlar. Yaşadığı yıllar, İkinci Dünya Savaşı’nın, tarihteki en büyük kitle hareketlerinin ve kitlesel yıkımların görüldüğü yıllardır, “iktidar” simgesi olarak Hitler’in vahşeti doğru iz üzerinde olduğunu gösterir: Kitle yıkıcı, iktidar öldürücüdür. Ölüme karşı direnmenin yolu ise emre karşı koymak ve yaratmaktır. “Düşünmek ısrar etmektir” diyerek 30 yıl boyunca bu çalışmasını gölgeleyecek kapsamda başka eser vermez. Düşünsel zenginliğinin yanı sıra böylesi kitaplarda az rastlanan edebi bir anlatıma da sahip olan Kitle ve İktidar, insanı anlamada başvuracağımız vazgeçilmez kaynaklardan biri haline geldi. Anlamanın müthiş bahtiyarlığını hissetmek isteyenler için...
İçindeki Devi Uyandır
Zihinsel, duygusal fiziksel ve parasal kaderinin kontrolünü hiç gecikmeden eline al! Şaşırtıcı bir inanırlık... Her sayfası, iyi araştırılmış ve hemen kullanılabilecek pratik yöntemlerle dolu... Düşünce ve duygularınızın konsantrasyonuyla amaçlarınıza ulaşmanızı mümkün kılan kitap! -"Success" dergisi Anthony Robbins: Doruk performans biliminde lider.
Seninle Başlamadı
Seninle Başlamadı geleneksel psikoterapinin, ilaçların ve diğer müdahale yöntemlerinin uzun süredir çözemediği zorlukların ortadan kaldırılmasında dönüştürücü bir yaklaşım sunmaktadır.
“Seninle Başlamadı travma terapileri alanında, farkındalık uygulamaları konusunda insanı anlamak için ileriye doğru güçlü bir adım atmanızı sağlıyor. Cesur, yaratıcı ve şevkat dolu bir çalışma.”
-Sharon Salzberg, Yazar Lovingkindness and Real Happiness
“Kalıpları altüst eden bu kitap kalıtsal aile travmaları konusunda anlayışı geliştiren ve acı çekmeye son verebilecek güçlü araçlar sunuyor. Mark Wolynn iyileşmeye doğru yapılacak seyahatte güvenilir ve bilge bir rehberdir.”
-Tara Brach, PhD, Yazar Radical Acceptance and True Refuge
“Mark Wolynn, bilemediğimiz ve acı çekmemize sebep olan çözülmemiş travmalarla bizi atalarımıza derinden bağlayan yolları aydınlatma konusunda muhteşem bir iş başarıyor. Bize derinden anlayışı, diyalog görselleştirmelerini ve şefkatle yeniden bağlanmayı sağlayacak teknikler ve beceriler sunuyor.”
-James S. Gordon, MD, Yazar Unstuck: Your Guide to the Seven-Stage Journey Out of Depression
Boşluk Hissi
"Çocuklukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi, ebeveynlerimizden bize kalan mirasa farklı ve açık bir şekilde ışık tutmakla kalmayıp çocukluğumuzda ebeveynlerimizden aldıklarımızın, yetişkinlik döneminde duygusal ve sosyal anlamda bizleri nasıl etkilediğini anlamamıza yardımcı oluyor. Dr. Webb zengin, sıcak ve empati yüklü cümleleriyle doğrudan bize hitap ederek, duygusal olarak karşılaştığımız engelleri tanımlamamıza ve bu engellerin üstesinden gelebileceğimiz yolları bulmamıza destek sağlıyor."
- Dr. Jeffrey Pickar, Harvard Tıp Fakültesi
Bazen hayatınız sadece geçip gidiyormuş gibi hissediyor musunuz? Çok iyiymiş gibi davranıp, gizliden gizliye yalnız ve kopuk hissettiğiniz oluyor mu? Belki çok güzel bir hayatınız var, işinizde çok iyisiniz ama bu durum sizi mutlu etmeye yetmiyor mu?
Öyleyse yalnız değilsiniz. Dünya sizin gibi düşünen insanlarla dolu. Kendini bu dünyaya ait hissetmeyen, hissettiklerini kelimelere dökemeyen ve yeteri kadar mutlu olmadığı için kendini suçlayan birçok insan var.
Siz de bu kişilerden biriyseniz, eşinize yeteri kadar bağlı olmadığınızı düşünebilirsiniz, diğer insanlar kadar derinden sevemezsiniz ya da kendinizi mutlu hissetmezsiniz.
Jonice Webb, Amazon’da dünyanın en çok satan psikoloji kitaplarından birini yazarak iddiasının ve çözüm yöntemlerinin tüm dünyada geçerli olduğunu kanıtlıyor. Milyonlarca kişinin hayatına katkı yapan bu kitabı, okunması gerekenler listenizde en üste almalısınız.
Panik Atakta
İlaçsız yeni anksiyete terapisi ile hayatınız değişebilir!
Hepimiz kaygı, endişe ya da panik hissinin neye benzediğini biliriz. Aşağıdaki düşüncelerden bazıları size tanıdık geliyor mu?
“Bu uçağın türbülansa girip düşeceğine adım gibi eminim.”
“İş yerinde sunumumu yapacağım sırada her şey aklımdan silinecek ve herkes benim aptal olduğumu düşünecek.”
“Niçin bu kadar utangaç ve kendime güvensizim? Tam bir eziğim.”
“Aklımı kaçıracak ve sinir krizi geçirecekmiş gibi hissediyorum.”
“Ben niye hiçbir şeyi halletmeyi beceremiyorum!”
Eğer öyleyse, nasıl hissettiğinizi değiştirebilirsiniz! Panik Atakta size kronik endişe, utangaçlık, toplum önünde konuşma anksiyetesi, sınav kaygısı, fobiler gibi her çeşit anksiyete ile savaşabilmek için, uzun terapiler ya da ilaçlara gerek kalmadan, bir cephane sağlayacak. Dr. Burns size güçlü ve güncel anksiyete karşıtı 40 tekniği öğretecek ve size işinize yarayacak olan yöntemi nasıl seçeceğinizi gösterecek. Amaç sadece bir şekilde daha iyi hissetmek değil, tamamıyla iyileşmek. Tek ihtiyacınız olan biraz cesaret, sağduyu ve bu kitapta yer alan teknikler.
Vücudunuz Hayır Diyorsa ; Duygusal Stresin Bedelleri
Hastalık, rahatsız edici bir durumdur. İnsanın sağlıklıyken çok da farkında olmadığı yaşamsal önemdeki fizyolojik ve psikolojik süreçlerine ciddi bir darbe vurur. Özellikle de kronik hastalığı olan biri, vücudunun sınırlarını bu hastalık yoluyla fark etmeye başlar. Eskilerin bilgeliğine dayanan sezgiler ve öğretiler, fiziksel rahatsızlıkları kişinin kişilik yapısıyla, psikolojik durumuyla, özellikle de stresle ilişkilendirir. Oysa modern tıp, söz konusu zihin ve beden olduğunda, kişinin hastalık başlamadan önceki duygusal şartlarını veya bunların hastalığın seyrini ve nihai durumunu nasıl etkilediğini gözden kaçırabilmektedir. Bu kitap stresin, özellikle de çocukluk yıllarımızdan gelen ve özbenliğimizin bir parçası zannedilebilecek kadar derin ve ustaca yerleştirilmiş şartlanmalar sonucunda bilinçsizce yarattığımız gizli streslerin sağlığımız üzerindeki etkilerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Peki stres hastalığa nasıl dönüşür? Duygusal stresin bedelleri nelerdir? Duygularımızı bastırmak bize neler kaybettirir? İçimizdeki bastırma dinamikleri nasıl çalışır? İnsanların yaşamlarını şartlandırma biçimleri hastalıklarına nasıl katkı sağlar? Dr. Gabor Maté zihin ile bedenin aslında nasıl bir bütün oluşturduğunu, hastalarının yaşamöyküleri aracılığıyla ve herkesin anlayabileceği bilimsel veriler ışığında açıklıyor. Zihin ile bedenin etkileşimine, yaşam boyu hastalıkta ve sağlıkta duygularla fizyolojinin ayrılmaz bütünlüğüne dikkat çekerken, multipl skleroz, romatizma, kanser, Alzheimer vaka analizlerinden çarpıcı örnekler sunuyor. Sağlığını geri kazanmak ve korumak isteyen herkes için vazgeçilmez bir okuma.
Gölgeyle Buluşma
Bilince çıkarmadığımız her şey hayatta kader olarak karşımıza çıkar.”
Carl Gustav Jung
Hiddet, kıskançlık, yalan söyleme, hınç, suçlama, açgözlülük… Bu yasak hisler ve davranışlar karanlıkta kalan ve inkâr ettiğimiz tarafımızdan yani kişisel gölgemizden ortaya çıkar. Herkesin bir gölgesi vardır ve bilinçli yaşamında birey ona ne kadar az yer verirse gölge o denli karanlık ve yoğun olur. Birisine karşı açıklanamaz bir antipati hissettiğimizde, kendimizde uzun süre gömülü kalmış, kabul edilemez bir özellik keşfettiğimizde, öfke, haset veya utançtan bunalıp bu duygulara yenik düştüğümüzde gölgemizle karşılaşırız.
Gölge yalnızca bireysel bir sorun değildir. Grupların ve toplumların da ırkçılık, günah keçisi bulma, düşman yaratma ve savaş gibi tehlikeli davranışlara götüren kolektif gölgeleri vardır.
Evinizdeki Terapist
Sosyal Zeka
Duygusal Zeka Neden Iq Dan Daha Önemlidir
"IQ" ile ölçülen zeka, insanların okul ve iş yaşamındaki başarısını belirleyen değişmez bir etken midir? Öyleyse, neden yüksek IQ’lu çocuklar, ortalama IQ’ya sahip arkadaşlarına göre hayatta daha başarısız olabiliyor? Dr. Daniel Goleman, psikoloji alanında çığır açan bu kitabında, "EQ"nun "IQ"dan daha önemli olduğunu kanıtlıyor. "Duygusal zeka"yı, özbilinç, azim, dürtülerini frenleme, başkalarının duygularını paylaşabilme gibi özellikleri içeren bir zeka olarak tanımlıyor. Araştırma bulgularına göre, duygusal zeka yoksunluğu, kişinin aile yaşamından mesleki başarısına, toplumsal ilişkilerinden sağlık durumuna kadar birçok alanda çok kötü sonuçlar doğurabiliyor. Ancak, Dr. Goleman’a göre, duygusal zeka doğuştan gelen bir özellik değil. İnsan beyninin yapısı dolayısıyla, çocuklukta alınan duygusal dersler, yaşam boyunca davranış tarzını belirliyor. Başta eğitimciler ve ana-babalar olmak üzere, herkesin ufkunu açan bu kitabın çok önemli bir toplumsal mesajı da var: Demokrasinin topluma ne ölçüde mal olduğu, bireylerin duygusal zeka düzeyiyle doğrudan bağlantılı.
Zor Kişiliklerle Yaşamak
Problemlerimizin kaynağını, çoğu zaman hayatımızdaki "başka kişiler"in yaşantımızı ne derece etkilediklerini fark etmeksizin yanlış yerlerde ararız. Sorunlarımızın odağındaki "başka kişiler"i fark ettiğimizde, onların birer "zor kişilik" olarak en yakın dostumuz, iş arkadaşımız hatta eşimiz olduğunu görürüz. "Zor kişilikler"in çevresi, bu kişilerin sürekli olarak sergiledikleri davranışlar karşısında şaşkınlığa düşer: Yaşamı çatışmalar ve dargınlıklarla geçen paranoyak kişilik, başkalarını idealize etmeyle hayal kırıklığı arasında salınan oyuncu kişilik, çevresinden karşılıksızca ilgi ve ayrıcalık talep eden narsist kişilik, iç dünyasına kapanan şizoid kişilik ve sürekli koruyucularının gölgesinde yaşayan bağımlı kişilik... Peki ama bu sorunlu var olma biçimleri nasıl değiştirilecektir? Bu konuda bütün görev ve sorumluluk kişiye mi ait olacaktır? Yoksa, bu tür kişilerin davranışlarından yakınan ya da rahatsızlık duyan çevresinin ona baskı uygulaması mı gerekir? Zor kişiliklerle baş edebilmek ve onlarla birlikte yaşayabilmek mümkün müdür? "Zor Kişilikler"le Yaşamak on iki ayrı zor kişilik tipinin kendilerini ve başkalarını nasıl gördüğünü anlatıyor. "Zor kişiliğin" kendine ve dünyaya bakış açısını anladığımız zaman, bu kişinin bazı davranışlarını açıklamanın nasıl da kolaylaştığını gösteriyor. Kitap hayatımızdaki "zor kişilikler"le beraber nasıl yaşayacağımızı anlatmanın dışında, kendimizi daha iyi tanımamıza ve kendimizde "zor kişilik" özelliklerinden bazılarının bulunup bulunmadığını anlamamıza da yardım ediyor. François Lelord ve Christophe André, psikiyatr ve psikoterapi uzmanları olarak ele aldığı kişilik tiplerine uygun vaka analizleri ışığında, meslek ya da aile çevremizde bulunan zor bir kişiliği idare etmek konusunda bize yol gösteriyorlar. "Zor kişilikler"le yaşamayı seçen ya da buna mecbur olanların ve başkaları tarafından "zor bir kişilik" olarak tanımlanan herkesin faydalanacağı bir okuma.
Endişe Tedavisi
Bu kitap sayesinde, endişeleriniz olmadan, yeni insanlara yaklaşabilir, topluluk içinde daha kolay konuşabilir, zorlayıcı işler alabilir, daha önce almadığınız riskleri alabilir, bugün oldukları haliyle ilişkilerinizin tadını çıkarabilir, insanların işinizle ilgili ne düşündüğü yerine, işinize odaklanabilir, ertelemenin üstesinden gelebilir ve bugün hayatınızdan daha fazla yararlanabilirsiniz.
Nasıl mı? Şu 7 adımı uygulayarak:
‘Mükemmel bir kitap! Kendi kendini değerlendirme ölçekleri her okuyucunun kişisel endişe alanlarını daraltıyor, hayatlarını dönüştürücü değişiklikler yapmada onlara destek oluyor ve endişenin üstesinden gelmede anlaması kolay ve adım adım uygulanan yöntemleriyle araştırmaya dayalı kullanışlı araçlar sağlıyor.’
Dr. Monica Ramirez Basco
Beynin Gece Hayatı
Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyoruz ve uykunun fiziksel, nörolojik ve psikolojik sağlığımız açısından ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki hepimiz gece boyu sıkı bir uyku çekip sabah zinde bir şekilde uyanacak kadar şanslı değiliz. Uzmanlık alanlarından biri de uyku bozuklukları olan nörolog Guy Leschziner bu kitabında uykuyla başı ciddi biçimde dertte olan hastalarının hikâyelerini anlatıyor: uykusunda motosikletine ya da arabasına atlayıp dolaşan Jackie; aksiyon filmlerini aratmayan rüyalar görürken o sahneleri bilfiil canlandırdığı için komik durumlara düşen Alex; espri yapıp güldüğü her seferinde birdenbire yere yığılıveren Adrian; uykusunda seks yapan Tom; uyurken hiç farkında olmaksızın tıka basa yiyen, yiyecek bulamadığında granül kahveden kuşyemine kadar birçok şeyi midesine indiren Don ve diğerleri.
“Peki bu hastalardan neden söz ediyorum? Daha da önemlisi, bunları neden okuyasınız ki?” diye soran Leschziner, anlattığı hikâyelerin uyku bozukluklarını uçlarda yaşayan insanlara dair olduğunu, ama bu uç durumları incelemenin uykunun genel işleyişine dair nispeten kısıtlı bilgimizi artırdığını söylüyor. Nitekim imsomni, narkolepsi, gece terörü, apne ve uyurgezerlik gibi bozukluklarla ilgili bu hikâyeleri okurken, uykunun biyolojik, sosyal, çevresel ve psikolojik faktörlerden etkilenen incelikli mekanizmasını ve bu mekanizmanın hayatımız üzerindeki etkilerini daha iyi anlıyoruz.
Takıntılarla Başa Çıkma
Takıntılarla Başa Çıkma Obsesif Kompulsif Bozukluğunuzu Kontrol Altına Almanın Yolları
"...OKB üzerine yazılmış en iyi kitaplardan biri"
- Robert L. Leahy
Tekrarlayan eylemlerinizi ve zorla zihninize giren düşüncelerinizi tanımayı ve bunlarla başetmeyi, istenmeyen düşüncelerle ilgili korkularınızdan kurtulmayı, kaygılarınızı azaltmayı, takıntılı düşünmeyle ilgili duygusal rahatlama yolları bulmayı öğrenebilirsiniz.
Takıntılı düşünceleri yönetmede etkisi kanıtlanmış teknikler hepimizin zaman zaman sıra dışı düşünceleri olur. Örneğin, gözümüzün önüne şöyle bir görüntü gelir; akan trafikte arabamızı birdenbire ters bir yöne doğru sürebiliriz ya da akşam yemeği hazırlamakta kullandığımız bıçağı alıp sevdiğimiz birine zarar vermek için kullanabiliriz. Birçoğumuz, bu tür düşünceleri hiç önemsemez, ama bazılarımızın zihni sürekli bunlarla meşgul olur. Ya bir kazaya sebep olursam? Ya bakımını üstlendiğim birine zarar verirsem?
Şiddet içeren, hoş olmayan, dine saygısızlık içeren düşüncelerden ne kadar deneseniz de kurtulamıyorsanız, bu kitap size yardımcı olabilir. Bu tür takıntılı düşünceler, obsesif-kompulsif bozukluğun (OKB) belirtileri olabilir. OKB tanısı almışsanız ya da tanı almamış olsanız da bu tür düşünceleriniz varsa, bu kitaptaki güvenli ve etkili teknikler tekrar huzura kavuşmanız için size yardımcı olabilirler.
Takıntılı düşünceleri yönetme süreciniz, takıntılı düşüncelerin neden ısrarcı olduklarını ve bu düşünceleri tedavi etmek için profesyonellerin kullandıkları yolları keşfetmekle başlar. Kendi takıntılı düşüncelerinize anlam vermeyi de öğrenirsiniz bu düşünceleri neyin tetiklediğini ve bu düşüncelerle başa çıkmak için halihazırda ne yaptığınızı. Ardından, kitap sizi, takıntılı düşüncelerinizi yönetmenize yarayacak ve bu düşüncelerin yaşam kaliteniz üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlayacak bir dizi güvenli ve kontrollü yüzleşme egzersizine doğru yönlendirecektir.
Öfke Dansı
Öfkenin nedenleri ve modelleri üzerinde duran bu kitap, önemli ilişkilerde anlamlı ve uzun vadeli değişimler gerçekleştirmeyi sağlayacak özel stratejiler sunuyor. Yazar, vardığı sonuçları on yıllık klinik araştırmalara, psikanalist sistemler ve aile sistemleriyle ilgili en son bulgulara dayandırarak, kavga ve suçlamayla ya da sessizlik ve duygusal uzaklaşmayla dışarı vurulan öfkenin, mevcut ilişki dinamiklerini neden ve nasıl koruduğunu gösteriyor. Ayrıca, öfkeyi daha güçlü ve bağımsız bir benlik duygusu kazanmak için kullanma konusunda kadınların yaşadığı zorlukları da dile getiriyor. Kadının öfkeli ve suçlayıcı bir konumdan, kendi karmaşasıyla yüzleşmeye doğru yaptığı yolculukları dile getiren Öfke Dansı, öfkenizi yapıcı bir güce dönüştürerek yaşamınızı yeniden şekillendirmek için size rehberlik edecektir.
Yetişkin Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu
Biliyorsunuz, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yaşamın pek çok yönünü etkiliyor. Neyse ki doğru bilgi ve stratejilerle DEHB yönetilebilir ve hatta kimi zaman avantaja dönüştürülebilir. Bu kitapta, DEHB'nin ne olduğundan başlayıp oradan DEHB’li bir yaşamı nasıl yöneteceğinize, oradan da duygusal ve sosyal etkilerine kadar birçok soruya yanıt bulacaksınız.
Kitaptaki her bir yazar özel olarak yetişkin DEHB ile ilgileniyor, hastalarına her gün DEHB’li bireylerin ve yakınlarının karşılaştıkları zorlukları anlama ve bu zorluklarla başa çıkma noktasında yardımcı oluyor. Onlardan bu bilgileri herkese ulaştırmalarını istedik.
DEHB’lilerin uzun ve sıkıcı kitaplar› okurken de zorlandığını da bildiğimiz için
DEHB–dostu bir yaklaşım benimseyerek, metinleri sade ve anlaşılır tutmak, bilgileri tablolar ve vurgulu noktalarla pekiştirerek DEHB’li bireylerin de rahatlıkla izleyebileceği bir yapıda tasarladık. Bu kitabı, okurken “Okuması pek de rahatmış!” diyerek ilgiyle okumanızı umuyoruz.
DEHB ile yaşayan herkes için değerli bir kaynak olan ‘Yetişkin DEHB: Tanımak,
Yönetmek Birlikte Yaşamak’, bu durumun üstesinden gelmeye yönelik çoğunu ilk defa duyacağınız pratik öneriler ve güçlendirici bilgilerle dolu.
Kendinizin ve sevdiklerinizin hayatını kolaylaştırmak için, bu bilgi hazinesi sizi bekliyor.
Korku Kültürü
“Ben” değil “biz” diyen güçlüdür. Toplum olarak “biz” kimliğimizi keşfetmek ve yaşamak zorundayız. Barış, huzur, üretim, gelişme içinde özgürce yaşamamız, “biz” diyebilmemize bağlı.
Evinin temizliğine titizlikle dikkat ettiğimiz halde, nasıl oluyor da yollarda, kaldırımlarda, parklarda, kumsalda arkamızda bir çöplük bırakıyoruz?
Neden engelliler için ayrılmış park yerlerine, engelli olmadığımız halde aracımızı park ediyoruz?
“Sadece ben” diyen insan nasıl yetişiyor?
Kötü insanlar değiliz, ama birbirimize kötü davranıyoruz. Bizim gibi düşünmeyenleri dinlemek bile istemiyoruz ve hemen ötekileştiriyoruz.
Niçin?
On günlük bir Türkiye yolculuğunda günlük gözlemlerle bu ve benzer soruların cevabını bulmak için bir sohbet oluşturduk. Üç kişiydik; ben Doğan, bu kitabın yazarı; Timur, tatil için Amerika’dan gelen otuz yaşlarında oğlum ve Arif öğretmen. Neden “sadece ben” demenin ötesinde “biz” diyemediğimizi anlamaya çalıştık. Neler keşfettiğimizi merak ediyorsanız, buyurun sohbetimize siz de katılın.
Evrenle Uyumlaşma Sürecinde Varolmak. Gelişmek. Uzlaşmak
İnsan yarına kalmak, uzun yaşamak; yakınlarının, genlerinin, kültürünün yarına kalmasını ister. En azından, bu dünyada hoş bir seda bırakmak ister. Bunların gerçekleşmesi, insanın varolma, gelişme ve uzlaşma becerisini artırmasına bağlıdır.
Kitabın kuramsal temelinde bilişsel psikoloji, genetik, sosyobiyoloji, sosyometri ve kuantum mantığıyla kaynaştırılmış varoluşçu felsefe ve psikoloji var. Prof. Dökmen, karmaşık açıklamalardan arındırılmış, günlük yaşama indirgenmiş, iyimser bir varoluşçuluğu ele alıyor.
Aşkın Celladı
Saul, Stockholm'den gelen ve açamadığı üç mektuptan dolayı niye acı çekiyordu?
Thelma'yı geçmişteki bir aşk macerasına bu kadar bağlayan şey neydi?
Carlos'un maço fanteziler', onu yavaş yavaş öldüren kanseri kabullenmesine nasıl yardımcı oldu?
Elinizdeki bu kitapta, psikoterapist Irvin D. Yalom'un yalnızlık, ölüm korkusu, yaşama amacını yitirme gibi, aslında hiçbirimizin tamamen kaçamayacağı temel insanlık kaygılarından rahatsız olan hastalarıyla yaptığı çalışmalardan seçtiği, on ilginç öykü bulacaksınız.
Dr. Yalom bu öyküleri aktarırken, bir insan olarak psikiyatrın terapi sürecinde karşılaştığı güçlükleri de, duygusal ve sürükleyici bir dille anlatıyor.
Kaygıyla Başa Çıkmak
Anna Williamson dışarıdan bakanların hayranlıkla izlediği, başarılı bir TV programcısı iken bir gece o anda sebebini bilmediği bir panik atak krizi geçirir ve hayatında yeni bir dönem başlar.
Kalp çarpıntıları, sırılsıklam avuç içleri, bunaltı, nefes darlığı ve pek çok fiziksel ve psikolojik semptomla ilerleyen süreç bugün çok sayıda insanın bu türden sıkıntılarına derman olan bir kimliğe dönüşür.
Kaygıyla Başa Çıkmak işte böyle bir kitap. Tam bir damdan düşenin halinden anlama hikâyesi.
Terapist Anna Williamson, klinik psikolog Dr. Reetta Newell’in de katkılarıyla, çeşitli kaygılardan ve panik ataklardan mustarip kişilere uygulaması kolay bir rehber sunuyor. Sık sık kendi anksiyete öyküsüne yaptığı atıflarla empati ve ümit düzeyi son derece yüksek bir bakış açısı ortaya koyuyor.
Anksiyetenin ilk belirtilerinden başlayarak panik atakla ya da sosyal fobiyle mücadelede her adımda yanınızda olacak pratik önerilerle nasıl daha iyi bir hayat sürebileceğinizi ve panik atak kapınızı çaldığında özgüveninizi nasıl geri kazanabileceğinizi öğrenmek istiyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.
Bir Kalbi Kırılmaktan Koruyabilsem
“Kitapta zaman zaman bir sohbet edası ile sizinle konuşuyorum, zaman zaman da bilmişlik taslıyor, derin mevzulara giriyorum. Bazen aradan çekiliyor ve o konuda düşünmüş ve hissetmiş yazarlara, şairlere kulak veriyorum. Bazen de kendimi tutamayıp meşk ediyor, içimdeki şairi serbest bırakıyorum. Bazen psikiyatrist konuşuyor satırlarda, bazen şair, bazen varlığın heybeti karşısında büyülenmiş bir şaşkın. Üçünü de birleştiren bir şey varsa, samimi bir umut üzere var olmaları. Elimin erdiği, sözümün yettiğince daha iyi bir dünyanın inşasına katkıda bulunmak istiyorum. Dilerim ki bugün söylediğimiz güzel söz, yarın bize tanıklık etsin.”
Kadın Beyni
Yaşamın Anlam Ve Amacı – Say Yayınları
Yaşamın Anlam ve Amacı, Alfred Adler’in İnsanı Tanıma Sanatı ve Yaşama Sanatı’ndan sonra “Bireysel Psikoloji Kuramı” üzerine üçüncü önemli yapıtı.
Yalnızca psikolojiyi uğraş edinenlerin değil, herkesin kolaylıkla okuyup anlayabileceği bir dille kaleme alınan yapıt, bireysel ve toplumsal sorunları irdeleyerek günlük yaşamda karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sunuyor.
Çocuklukta yaşanan olayların yetişkinlikteki rolü, kompleksler, korkular, aile ve okulun çocuk üzerindeki etkisi, çocuğa ilk cinsel bilginin veriliş biçimi ve yetişkinliğe etkisi, kadın-erkek ilişkileri, evlilik gibi pek çok konuyu ele alan Yaşamın Anlam ve Amacı, kendisiyle ve sevdikleriyle daha iyi ilişkiler kurmak isteyenler için önemli bir yol gösterici.
Kötülük Psikolojisi Ve Toksik İlişkiler
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kötülük Psikolojisi ve Toksik İlişkiler adını verdiği yeni çalışmasında kötülüğün, kötücül dilin ve toksik ilişkilerin giderek yaygınlaşmasına, değer ve anlam odaklı yaşamanın yerine hayatlarımıza hakim olan anomiye dikkat çekiyor. Kötülüğün normalleşmemesi için önce onun fark edilmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, okuru kendi iç dünyasından gündelik hayata, toplumsal ilişkilerden çalışma hayatına ve siyasete uzanan geniş bir çerçevede kötülük tuzaklarına karşı uyaran ve iyiliği çoğaltan bir bakış açısıyla yaşamaya davet ediyor.
Kitap insanı tanımaktan, nefsi ve egoyu anlamaktan başlayarak içimizdeki iyicil ve kötücül eğilimleri masaya yatırıyor. Olumlu ve olumsuz eğilimlerimizin nörobiyolojisi ile zihinsel kanıtlardan söz ediyor. Bir yandan kötülüğe yatkın kişilik tiplerine, toksik kişilere ve kötülüğün tuzaklarına değinirken öte yandan değerler hiyerarşisinin bozulmasıyla ortaya çıkan durumlara iyi ve değer odaklı çözüm önerileri getiriyor.
Bilgelik Psikolojisi 2
Bilgeliğin sadece sözde ve soyut bir tavır olarak kalmaması, aksine günlük hayatımızın bir parçası ve yaşam pratiğimizin bir değeri olması gerektiği düşüncesiyle yola çıkan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Bilgelik Psikolojisi 1-2 adını verdiği iki eserle 21. yüzyılın en temel değeri olarak gördüğü bilgeliği masaya yatırıyor.
“Rasyonel İnanç, Spinoza’nın Yanılgısı ve Evrimin Evrimi” alt başlığını taşıyan Bilgelik Psikolojisi 1 kuantum sonrası dönemde bilimin ulaştığı veriler ışığında inancın rasyonel akılla nasıl da ortak temellere dayandığını, Higgs Bozonu-Tanrı Parçacığı tezinin bilimsel temelini, Yaratılış ve Evrim ikilemi gibi konular eşliğinde bugün gelinen noktada bilimin yaratılışı hesaba katmasının bilimsel etik açısından bir zorunluluğa dönüştüğünü kanıta dayalı verilerle aktarıyor.
“İyi, Doğru ve Güzeli Bulma Sanatı” alt başlığını verdiği Bilgelik Psikolojisi 2 ise Batı’nın Pozitif Psikoloji olarak tanımladığı bilgelik öğretisinin orijinal kökenlerine atıfta bulunarak ego-ben kavramlarına bilgelik temelli bir bakış getiriyor. Bilgeliğin dinamiklerine, aile, toplum ve liderlik konuları özelinde pratik hayata aktarılmasına ve tasavvufla bağına dair kapsamlı bilgiler sunuyor.
Küresel ölçekte bir pandeminin hüküm sürdüğü gezegenimize adalet ve barışın hakim olması için, aklın rehberliğinde, vicdan ve hesap verebilirlik kavramlarının eşliğinde bir bilgelik paradigmasına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Bilgelik Psikolojisi 1-2 adlı çalışmasında teori ve pratiği bir araya getirerek yüzyılımıza çare olabilecek bir teklif sunuyor.
Sahip Olmak Ya Da Olmak
Eğer insan yalnızca “sahip olduğu” şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir. Böylece yaşamı yanlış kurmanın sonucunda ortaya yenilmiş, moralsiz, yıkık ve acınacak bir insan çıkar. “Olmak” kavramında ise sahip olunan şeylerin kaybedileceğinden doğan endişe ve korku yoktur. Olduğum gibiysem ve kişiliğim “olmak” tarafından belirleniyorsa kimse benden bunu alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz. Odak noktamı ve davranışlarımı yönlendiren güdüleri, kendi içimde bulurum.
Müzik Terapi
Müzik Terapi, insanlık tarihi boyunca pek çok hastalığın tedavisinde farklı formatlarda kullanılagelmiştir. Günümüzde Avrupa ülkelerinde ve ABD’de modern tıptan aldığı destekle özellikle ruhsal hastalıkların tedavisinde kapsayıcı tıbbın şemsiyesi altına giren etkin bir yöntemdir. Geçmişte Türk ve İslam dünyasında hatırı sayılır bir yere sahip olan Müzik Terapinin ülkemizdeki yeri, tarihte edindiği rol ile örtüşen ve daha da ötesine giden çeşitli çalışmalarla günden güne mesafe kat etmektedir.
"Müzik Terapi, ülkemizde ve dünyada trendi gitgide yükselen çok etkili bir terapi yöntemidir... Müzik Terapiyi basite indirgemeyip ciddi ve güçlü bir yaklaşım olduğunu bilerek hareket etmek gerekir. O yüzden Müzik Terapi uygulamalarının evrensel, bilimsel ve etik sınırlar içinde yapılması son derece önemlidir. Böyle olduğu takdirde müziğin o gizemli gücünden daha çok istifade etmek ve insanlık için biopsikososyospiritüel açıdan sınırsız seçenekler sunabilmek mümkün olabilecektir,” diyen Doç. Dr. Adnan Çoban Müzik Terapi’yi çağdaş tıbbın referanslarıyla destekleyerek bu konuda ülkemizde yer alan çalışmalara ışık tutmuştur.
Bağımlılık
Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktive
Sanırım bu kitabı okuyan herkesin yolu bir biçimde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğundan geçiyordur. Çocuğunda dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan anne babalar, öğretmenler, profosyoneller ve kendisi hiperaktif olanlar. Yolu herhangi bir nedenle dikkat eksikliği hiperaktiviteden geçen okurlar için iyi bir haberimiz var: Dikkat eksikliği hiperaktivite çok iyi bir bozukluktur.
Sınır Kişilik Bozukluğu
"Sınır Kişilik Bozukluğu için en kapsamlı ve en güncel tedavi yaklaşımını arayan klinisyenler tarafından mutlaka okunması gereken bir kitap!"
- Jeffrey Young
"Sınır Kişilik Bozukluğu'nun tedavisinde Şema Terapi umut veren, yepyeni bir yaklaşım. Şema Terapi'yi geliştiren ekibin üyeleri tarafından kaleme alınan bu kitapta, bu terapi yaklaşımının klinikte tam olarak nasıl uygulandığı anlatılıyor. Klinisyenler için pratik bilgiler sunan son derece faydalı bir kitap!"
- Joel Paris
Sınır Kişilik Bozukluğu (SKB) genellikle tedavi edilemez bir ruhsal bozukluk olarak görülmektedir. Ancak güncel araştırmalar, tedaviye yanıt verme ve iyileşme oranlarına bakıldığında, Şema Terapi'nin (ŞT) üstünlüğünü ortaya koymaktadır. Sınır Kişilik Bozukluğu için Şema Terapi SKB için kavramsal bir model, hastaların tedavisi için bir tedavi modeli ve pratik bir dizi teknik önermektedir. Bu kitapta Arnoud Arntz ve Hannie van Genderen tarafından tedavi planlaması, terapötik ilişki, bilişsel ve davranışçı teknikler, özgül stratejiler, davranışsal örüntü bozma ve terapiyi sonlandırma konuları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Aynı zamanda yöntemlerin nasıl uygulamaya konulacağını göstermek için sıklıkla vaka örneklerinden yararlanılmıştır. Teknikler, modların tespit edilmesi ve terapi aşamalarını bir bütünlük içinde okura sunan bu pratik kitap, günlük ve pozitif seyir defteri gibi hastalar için faydalı bir dizi broşür ile de desteklenmiştir.
Şema Terapi
Şema Terapi, kişilik bozukluğu ve kronik depresyon gibi uzun süreli ruhsal sağlık sorunlarıolan insanlara yardım etmek için, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) tekniklerini kişilerarası, yaşantısal ve psikodinamik terapi öğeleri ile birleştirir. Şema Terapi, birçok olumsuz bilişsel durumun geçmiş deneyimlere dayandığını ileri sürer ve sonuç olarak değişimi ortaya çıkarmak amacıyla, negatif düşünce ve davranışlara karşı meydan okumak ve onları değiştirmek için modeller sunar.
Bu kitapta, Eshkol Rafaeli, David Bernstein ve Jeffrey Young, Şema Terapi'nin 30 ayırıcı özelliğine ve bu yöntemin daha geniş BDT spektrumuna nasıl uyarlanabileceğine dikkat çekmektedirler.
Kuramsal Kısımlar ve Uygulama Kısımları olmak üzere iki bölümden oluşan bu kitap, tekniğe yeni olanlar için özlü bir giriş; alanda tecrübe sahibi olanlar içinse, bu tekniğin diğer Bilişsel DavranışçıTerapilerden nasıl ayrıldığı üzerine bir tartışma sağlamaktadır.
"Bu kitap, Şema Terapi'yi çok güzel anlatıyor ve Şema Terapi'nin güncel gelişimindeki tüm kilit alanları yetkin ve özlü bir biçimde ele alıyor."
- George Lockwood
Hatıraların Evi – Günümüzdeki Aile
Ev, dünyaya kök saldığımız yerdir. Sorgusuz sualsiz kendimiz olabildiğimiz yer... Aile ise “kalpsiz bir dünyada son sığınak”tır; şefkatin son kalesi. İnsan kimliği hatıralarla oluşur. Aile bu bakımdan hatıraların evidir. Bir evi “yuva” yapan da budur.
Ancak şimdilerde herkesin aklı karışık… Bir “ahlaki panikler çağı”nda yaşıyoruz: Eyvah, aile elimizden kayıp gidiyor mu? Çocuklarımız hiç de bizim çocukluğumuzu hatırlatmıyor, yoksa onlara kötü bir şey mi oldu? Anne ve babalarda sürekli “Bir şeyler yanlış mı gidiyor?” hissi, hatta “yeterince iyi olamama” kaygısı…
Kemal Sayar, Hatıraların Evi–
Günümüzde Aile ile bu akıl karışıklığını bir nebze hafifletmeye çalışıyor. Sorulara ve cevaplara ışık tutan bu kılavuz kitap, evden yuvaya giden yolu aydınlatıyor.
Ruhun Derin Yaraları
Yazılarında “yavaşlamayı” salık veren, iç âlemimize dikkat kesilmeye, vicdanın sesini duymaya çağıran Kemal Sayar’ın sözleri, tüm dünyayı sarsan karantina günlerinde de ruhlara şifa âdeta. Dünya her birimizi tedirgin eden bir “felaketler çağı”na girmiş görünüyor. Ruhun yaraları derinleşiyor. Şimdi şu soruları sormanın tam zamanı: Hayatın şamatası dindiğinde sana anlam verecek olan şey nedir? Öncelik saydıkların gerçekten de öne alman gerekenler miymiş? Madem şimdi makam ve para peşinde koşmak anlamsız, o halde hayatına değer veren ne kaldı?
Ruhun Derin Yaraları, kendimizi ve dünyayı sorgulamaya çağıran, bizi can evimize buyur eden bir kitap.
“Bütün dünyayı onaramazsın ama onarmaya kolunun uzandığı yerden başlayabilirsin. Bir ruhun diğerine yardıma heveslendiği, bir ıstırabı dindirmeye talip olduğu her seferinde dünya güzelleşir ve buraya geldiğimizde, insan olduğumuza değer.”
Sevgi İçin Doğmak
Bu Takıntılı Düşüncelerle Ne Yapacağım?
Değer yargılarınıza ters, uygunsuz, tuhaf düşünceler mi musallat
oluyor zihninize?
• Kimliğinize aykırı, örneğin saldırganca dürtüler hissettiğinizde
bunlara ilişkin görüntü ve imajlar mı beliriyor zihninizde?
• Zihninizde âdeta kendiliğinden beliren bu tür rahatsız edici,
istenmeyen düşünce, imge ve dürtüleriniz daha çok dini, cinsel ya
da felsefi konularla mı ilgili?
• Kendinizi, en kutsal saydığınızı tahrip ederken ya da kendinize
ve en yakınınızdakilere zarar verirken mi hayal ediyorsunuz?
Bunları yapabileceğinizden korkup önlemler mi alıyorsunuz? Ya
da bunlar aklınızdan geçtiği anda, o düşüncelerden kaçabilmek için çeşitli ritüeller mi geliştiriyorsunuz?
• Bu düşünce, imge ve dürtüler kimseye açamayacağınız kadar aykırı mı sizce? Ya da durumunuzu yakınlarınızla paylaşmak hiçbir şeyi değiştirmedi mi?
• Rahatsız edici bu düşünce, imge ve dürtülerinizi tehlikeli mi buluyorsunuz? Bu durumun eninde sonunda bir felaketle mi
sonuçlanacağına inanıyorsunuz?
• Sizce bu düşünce, dürtü ve imgelerinizden sorumlu musunuz?
• Bu düşünce, imge ve dürtüler sizi delirtebilir mi?
• Ne kadar kaçsanız, reddetseniz de zihninize tekrar tekrar gelen bu
düşünce ve imgelerden nasıl kurtulacağınızı bilemiyor musunuz?
Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar’ın editörlüğünde hazırlanan Hayatı
Anlamak Serisi ’nin bu beşinci kitabında Prof. Dr. Kadir Özdel, insan
zihnine âdeta kendiliğinden gelen rahatsız edici düşüncelerin nasıl
obsesif kompulsif bozukluğa dönüştüğünü anlatıyor. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi`yi esas alarak hazırladığı değerlendirme anketleri
ve çözüm uygulamaları ile bu konuda kendi kendinize nasıl yardım
edebileceğinizi adım adım gösterirken, insanın en karanlık gizlerinden birini aydınlatıyor:
Zihniniz, zehirsiz de olsa yılanların dolandığı bir bahçeyse, o bahçede
nasıl sağlıklı yaşarsınız?