Dervişin Teselli Koleksiyonu
Kederli günlerden geçen derviş, rüya âleminde bir adaya uğrar. Gördüğü şey mucizevidir. Peygamberler, veliler, âlimler ve filozoflar bir halka şeklinde oturmakta ve anlaşıldığı kadarıyla birini beklemektedirler. Derviş de onlarla birlikte beklemeye durur ancak asıl misafirin kendisi olduğunu anlaması uzun sürmez. Halkanın ortasında kendisine gösterilen yere oturur ve her kederine bir teselli verecek olan bu nurani meclisi dinlemeye koyulur.
Halkanın bir tarafında Abdulkadir Geylani’den Yunus Emre’ye, İmam Gazali’den Mevlana’ya ve İbn Arabi’ye birçok gönül doktoru… Halkanın diğer tarafında Sokrates, Hegel, Kant, Kierkegaard, Spinoza ve Schopenhauer gibi hikmet âşıkları… Halkanın bir başka yanında ise Geothe’den Cibran’a, Tanpınar’dan Dostoyevski’ye, Sadi Şirazi’den Rilke’ye ve Proust’a acılarını kelimelerin büyülü dünyasında dindirmeye uğraşan kalem erbabı...
Bu teselli halkası öylesine geniştir ki, dindiremeyeceği keder, zayıflatamayacağı acı, sevdiremeyeceği dert yok gibi gözükmektedir. Sözler sözleri, anlatımlar anlatımları, teselliler tesellileri takip eder. Derviş uyandığında yalnızca güneş doğmamıştır, kendi içsel karanlıklarından da aydınlığa çıkmıştır.
Dervişin Teselli Koleksiyonu doğunun ve batının binlerce yılda oluşturduğu teselli birikimini yaralı gönüllere cömertçe ulaştıran bir çalışma. Teselliden kasıt zihnin düşünceler yoluyla uyuşturulması değil, bilakis acı karşısında uyumayı seçen zihnin uyandırılması... Kadim teselli ustalarıyla, teselliye muhtaç gönülleri buluşturmak, bu kitabın varoluş sebebi!
Dervişin Teselli Koleksiyonu 3
İnsan, yaradılışı gereği, musibetler karşısında zayıf ve âcizdir. Basit bir kederle bile baş dönmesi yaşar. Küçük bir gam karşısında sersemleşir. Bir mikroba mağlup olan bedeni gibi ruhu da basit bir mesele karşısında sarsıntılar geçirir. Yaşam gidişatındaki ufak bir aksaklıktan ümitsizliğe düşer. Gerçekleşme işareti taşımayan zayıf olasılıklardan telaşa kapıldığı dahi olur. Önemsiz bir mevzuda hayal kırıklığına uğradığında hayat ona tümden acı görünür. Dünya sık sık ona dar gelir, pek çok defa zindan gibi olur.
İnsan, hissiyatını kontrol edebilme konusunda zayıftır. Nefsinin arzularını gemlemede âcizdir. Kalp dinginliğini sağlamada çoğu zaman yetersizdir. Kendi düşüncelerine karşı bile mağluptur. Aklının bir mutluluğa onlarca acı karıştırmasından yakasını bir türlü kurtaramaz. Yaşamın en kırılgan varlığı olan insanın hâletiruhiyesinin hangi hikmetler için böyle mukavemetsiz yaratıldığı, üzerinde tefekkür etmeye değer bir konudur.
İnsanın zayıflığı ve yaşamındaki acılar konusunda en ilginç tahliller çoğunlukla sûfilerin dünyasından gelmiştir. Birçok insan için yıkım sebebi olan hadiselerin sûfiler tarafından gülüp geçilecek nitelikte algılanması, çocuğun dünyasında büyük bir sorun hâlinde yaşanan bir oyuncak kaybının, bir yetişkinin pek de önemsemeyeceği bir durum olmasına benzetilmiştir.
Doğu’nun ve Batı’nın kadim tesellilerini aktarmaya devam eden Dervişin Teselli Koleksiyonu, üçüncü kitapta Sufilerin Mutluluk Sanatını merkeze alıyor.
Allah A Güven
Allah’a güven, çünkü O seni senden iyi bilir ve hep yanındadır.
BU KİTABI OKUDUĞUNDA GERÇEKTEN NEYE İHTİYACIN OLDUĞUNUFARK EDECEKSİN.
Niçin Allah’a güvenmelisin?
Çünkü O, seni senden çok daha iyi tanıyor.
Çünkü O, senin gerçekten neye ihtiyacın olduğunu senden çok ama çok daha iyi biliyor.
Çünkü O, nelerin sana zarar vereceğini de senden daha iyi biliyor ve şimdi düşün!
Henüz anne rahminde daha kolların, bacakların, ellerin, ayakların, organların dahi oluşmadan ve tüm bunların sana olan faydasından bihaberken, Allah sana bir süre sonra dünyaya gözlerini açtığında lazım olacak diye; eller, ayaklar, kollar, bacaklar, gözler, tatman için dil ve dişler, nice organlar verdi.
Nasıl Dayandın Ya Rasulullah
Yer O’nun için...
Gök O’nun için...
Deniz kıyısındaki kum tanelerinin her biri O’nun için...
Tüm alem O’nun, O ise tüm alem için...
Kul ve resul planında vücuden en evvel, manen en ahir...
O ki Allah’ın sevdiği kulu, son resulü...
Hürriyetini bulmak isteyen O’na esir olsun.
Allah’a kul olmak isteyen O’na uysun.
Kurtuluş O’nda... Ferahlık O’nda... Selamet O’nda...
Aranıp da bulunamayan hiçbir güzellik yok O’nda...
Öyleyse bugün kimin gönlü bunalıyorsa, kim başına gelen imtihanlardan yorgunsa, kim sıkıntılar içinde göğüs kafesi çatlayacakmış gibi hissediyorsa, kim her şeyi olmasına rağmen hâlâ huzursuzsa, kim aldatılmışsa, kim ağlatılmışsa Resulullah’la arasındaki bağa baksın... Kim de hayatına yeni bir başlangıç yapmak istiyorsa bir besmele çekip bundan sonra O’na biraz daha benzeyebilmek için adım atsın.
Allah’ın bizlere yol göstermek için gönderdiği Peygamber Efendimize(sav) tutunursak aklımızdaki birçok soru cevap bulacak, kalbimizdeki birçok şüphe yerle bir olacak ve karanlıklar aydınlanacak.
Zemzemin Annesi Hz.hacer
Hazreti Hacer…
İbrahim Peygamber’e eş, oğlu İsmail’e anne olan kutlu kadın.
Hazreti Muhammed'in(sav) temiz soyunun kaynağı.
Çölün ortasında, kucağında bebeğiyle yapayalnız kalmasına rağmen teslimiyetini bir an bile yitirmeyendir o...
Kadın olmanın en ağır imtihanlarından geçerken tevekkülden bir şehir inşa eden bir yürek...
“Şehirlerin annesi Mekke”nin mimarı...
Ceylanlarla sohbet eden,
Rüzgârın kızı Hacer.
Bizi Zemzem kıyısında bekleyen annemizdir o.
Asırlardan bugüne akan bir nehir...
Sibel Eraslan, “Cennet Kadınlarının Sultanları”na Hazreti Hacer romanını ekliyor bu kez. Hazreti Hacer’in hayatını zaman değişse de insanlığın değişmez kavisleriyle anlatıyor. Hepimizin büyükannesi olan Hazreti Hacer’in hayatını okurken aşk, ayrılık, sadakat, esaret ve özgürlük üzerine yeniden düşüneceksiniz.
Sabır Ve Vefa Timsali Hazreti Zeyneb
Yüreklere dokunacak
Tılsımlı bir aşk hikayesi….
Bir tarafta Allah'ın Son Elçisi’nin "Kızlarımın en hayırlısıdır." diye vasfettiği can paresi Hz. Zeyneb... Diğer tarafta nezaketi, anlayışı, cömertliği ve şefkatiyle Hz. Hatice'nin gönlüne taht kuran şair gönüllü yeğeni Ebu'l As... Bu iki mümtaz şahsiyetin muhabbetinden neşet eden bağın gurur, iman, vahiy, ayrılık, hasret ile sınanması... Vahyin "Onları kafirlere geri göndermeyin!" (Mümtehine Suresi: 10) emriyle ayırdığı bu muhabbetin, yine vahyin ışığında tekrar bir araya gelmesinin zorlu ve çileli hikayesi...
Mekke'nin muannid gururunun verdiği ayrılık kör düğümlerinin, ilahi sevgisinin feyziyle çözülmesi ve hasretin bitmesi...
Hz. Zeyneb'in ve Ebu'l As'ın hayatlarının ve muhabbetlerinin ayrıntılarında, bugünün insanlarının da alacağı çok mesajlar var.
Kendisi de şair tabiatlı, kaleminden nur damlayan sevgili kardeşim Nurdan Damla'nın bütün bunları destansı ve şiirsel bir lisan ile kaleme aldığı bu eser, gerçekleri romansı bir lezzette aktarmış.
Okuyan herkes, bu eserin satırları arasında dolaşırken kendi yüreğine de dokunan bir tılsım, bir haz, bir hatıra yakalayacaktır.
Mehmet Ali Bulut
Bir yanda Resul kızı, öte yanda şirke batmış bir koca. Aşk var orada, ümit var. Dua, sabır ve gözyaşı var. "Asi olsa da As, bekle!" demiş kızına babası. Hidayetin muştusunu mutsuz yarınlara sarmalayıp "Ah mine'l aşk!" muskasını iliştirip anne yadigârı gerdanlığına, hazin geceleri nur sabahlara kundak eder Zeyneb.
Kitabı okuduğunuzda Peygamber’in gözdesi Zeyneb'in hicranını vicdan ocağında gözyaşları ile yakacaksınız. Aşk olsun çile çiçeklerine...
Sinan Yağmur
Kutsal Kısır Döngü – İslam Dünyasında Geri Kalmışlığın Kaynakları
Merdan Yanardağ’dan İçtihad Kapısı kitabından sonra, yine sarsıcı bir yapıt, Kutsal Kısır Döngü.
Bu kitapta Yanardağ, İslam dünyasının geri kalmışlığının nedenlerini araştırıyor ve önümüze çarpıcı bir tablo koyuyor. Bugüne kadar, “İslam dünyası neden geri kaldı?” sorusuna âlimler, ulema ve siyasal islamcılar tarafından verilen yanıtın, nasıl bir kısır döngü yarattığını ortaya çıkarıyor. Geri kalmışlığın nedenine ilişkin soruya yanıt olarak verilen, “İslam’dan uzaklaşma” gerekçesini ve çözüm olarak daha fazla dine sarılmayı öneren yaklaşımı sorguluyor. Söz konusu yanıtın aslında geri kalmışlığı nasıl yeniden ürettiğini gösteriyor.
Bu yönüyle elinizdeki kitap, İslam dünyasının geri kalmışlığına ilişkin, bugüne kadar ileri sürülen dış dinamiklerin (Batı, sömürgecilik, emperyalizm vb.) sorunu açıklamakta yetersiz kaldığını da kanıtlıyor. İslam dünyasının geri kalmışlığının nedeni olarak iç dinamiklere; teolojik, ideolojik, sosyolojik ve tarihsel boyuta dikkat çekiyor. Müslüman aklının mühürlenmesi ve bilim kapısının kapatılmasının yıkıcı sonuçlarını gösteriyor. İnsanlık tarihinde örneği bulunmayan büyük entelektüel intihar ile geri kalmışlık arasındaki neden-sonuç ilişkisini kuruyor.
İlahiyatçılar, akademisyenler, sosyolog ve tarihçilerle yapılan görüşmelerle zenginleşen çalışma, yazarın İçtihad Kapısı adlı kitabının hem bir devamı, hem de ondan bağımsız ayrı bir yapıt özelliği taşıyor. Böylece yazar, yine alanında bir ilk olan İslamo-Faşizm kitabıyla birlikte, entelektüel ortamı derinden etkileyecek üçlemeyi de tamamlıyor.
Herkes İçin Siyer Mekke Dönemi
Peygamberimiz'in (s.a.v.) Hayatı - Mekke Dönemi.
Peygamber (s.a.v.) sevdalısı ve şairi olan Hassân b. Sâbit’e (r.a.), “Muhammed’i övecek bir şiir oku!” dediklerinde, “Ben sözlerimle Muhammed’i (s.a.v.) övemem, bilakis Muhammed (s.a.v.) ile sözlerimi güzelleştirmiş olurum,” demiştir.
İşte Herkes İçin Siyer’in amacı, Efendimiz’in (s.a.v.) o bereketli ömrüne yapacağımız yolculukla güzelleşmek, onun hayatından kendi hayatımıza güzel hasletler aktarabilmektir…
Bu kitapla umuyoruz ki Allah Resûlü (s.a.v.) hayatımızın her alanına dokunacak ve hiçbir yer kalmayacak ki onun eli değmemiş, onun sesi, onun sedası işitilmemiş olsun. Çünkü biliyoruz ki yitik dünyamız ancak onunla anlam kazanabilir. Daralan ufuklarımız ancak onunla genişleyebilir.
Sahâbeye hasret kalan yüreklerimiz ancak onun zamanlar ve zeminler üstü mesajlarıyla bir karşılık bulabilir.
Bundan dolayı siyer her ne kadar bir insanın, bir beşerin hayatı olsa da, aslında bütün bir beşeriyetin hayatıdır. Çünkü kim olursa olsun, herkese söylenmiş bir söz vardır…
Bir Mabed Savaşçısı
Ömrü boyunca harbi değil, muharebeyi kazanmayı hedeflemiş bendenizin harbin kaybedilmesinden ötürü hissesine düşen ızdırabın, yarinin içine atıldığı o büyükçe ateş ormanını söndürebilmek için ağzıyla su taşıyan küçük serçenin ızdırabından daha az olmadığı itirafını, bir buruk veda yazısının sonuna iliştirilmesi gereken ve ne yazık ki bir türlü dinmek bilmeyen mevsimsiz yağmurlar yüzünden mürekkebi akmış bir pusula halinde, dîvanesi olduğum o metruk yolun kenarcağızına, önleyemediğim bir hüzün ve sarartmayı beceremediğim bir utanç içinde terk ediyorum.
Hüve’l-Baki
Bostan Ve Gülistan
Bostan ile Gülistan, İslâm bilgeliğinin Batı’ya açılan ilk kapısı oldu. Avrupa dillerine ilk defa bu iki kitap tercüme edildi. Batılı aydınlar ilk önce işte bu kitap sayesinde İslâm dininin yüceliğini, Peygamberimiz’in büyüklüğünü ve Doğu’nun hârikulâde bilgeliğini okuyup öğrendiler.
Fransa’nın dev şair ve yazarlarından Victor Hugo ile Lamartine, Peygamberimiz hakkındaki o eşsiz övgü dolu yazı ve şiirlerini bu kitabı okuduktan sonra yazdılar. Almanların her zaman iftihar ettikleri şair ve yazarları Goethe, Peygamberimizi göklere çıkaran o uzun şiirini, bu kitabı ve bunun hemen ardından çevrilen İslâm klasiklerini okuduktan sonra kaleme aldı.
Dünyanın en önde gelen şaheserlerinden olan bu kitap, verdiği öğütler, anlattığı hikâyeler, olaylar ve kıssalar aracılığıyla okuyucusuna hayatta huzurlu ve mutlu olabilmenin bütün yollarını öğretir.
Bazı şeytanî medyanın içimizi kararttığı ve bunalttığı günümüzde bu kitap, okuyucusunun gönlünü ferahlatır; bunalan ve daralan ruhumuzda sadece klasik İslâmî eserlerin verebildiği o psikolojik ve psikanalitik tedaviyi sağlar.
Kuran-I Kerim Bilgisayar Hatlı Renkli Ve Desenli (Pembe) Orta Boy – Merve Yayınları
Ruh İyiliği
Şu an elinize aldığınız bu kitap! Sadece bugüne ait bir kitap değildir... Geçmiş, şimdi ve gelecek... Zamanı! Mikro ve makro-âlemleri! Yapay ve doğal hayatı! Din ve bilimi! şeytanın iç sesini! Ve işte hepsini birden... Ruh diliyle! Kalbin o en eski bilgisi üzerinden... Tevhidî bakışla bütünleyerek... Tarih boyunca faaliyet gösteren küresel şirk-etlerin bugün insanlığı getirdikleri bu ‘dijitalçağ’da! O karanlık uçurumun kenarında! Dijital olan her şeyin geçici olduğunu! Ezelden ebede her dâim bâki kalacak olanın sadece ‘Ruh İyiliği’ olabileceğini! Sizlere bir daha hatırlatabilmek için yazıldı!
İstiyoruz ki! Şirk-etlerin karanlık niyetlerini artık tüm açıklığıyla bilelim! ‘İnsan’ olmanın... ‘İnsan’ kalabilmenin ‘Nur-u Hakikat’i üzerine bir defa daha düşünelim... İşte ancak o zaman... ‘DijitalÇağ’ın üzerimize gelen bu alacakaranlığından kurtulabiliriz... Her şeyin ‘hakikat’ini bilerek...
De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır.”
( Zümer / 9 )
Birinci Bölüm: Ruh Muhafızları
• Her ânınızı izliyorlar, kaydediyorlar... Ve sizin geleceğinizi şekillendiriyorlar siz hiç fark etmeseniz de! Kimler ki onlar?
• Ama ne yaparlarsa yapsınlar... Kalbimizde duruyor ya hâlâ O ‘Sırr-ı Hakikat’! Orada hep sizi bekliyordur tüm güzelliğiyle! şeytan kalbe giremez çok şükür... Bunun için yazıldı bu kitap!
• İlk insan yaratıldığından beri kalbin içindeki o sırlı bilgi! Zamandan etkilenmez... Hep canlıdır... ‘Hayy’ olandır... Yani ‘insan’a bağımlı değildir... ‘Nur-u Hakikat’tir!
• Ey Müslümanlar... Bilesiniz ki bu kitap ‘dijital şeytanlar’a ‘bir’ ültimatom olduğu kadar... Sizlere de yapılmış son ‘bir’ çağrıdır...
İkinci Bölüm: Şeytanın İç Sesi
• DijitalŞirk, ‘Yeryüzü Halifesi İnsan’ın tevhid zikrinin bozulmasıdır... İnsanın... Yeryüzünün... Gökyüzünün...
• şeytan, Cennet’te Hz. Âdem’e ‘bilinç’ sayesinde yaklaşabilmiştir! Onların bilincine seslendi! Ve günah başladı!..
• O günlerin şeytanı ve bugünlerin ‘Yapay Zekâ’ya bağlı sanal mürşitleri! Aşksızdır pek çoğu! Keşke ‘Aşk’ı bilebilselerdi!
• Sizlere Metafizik ‘bir’ okuma yaptırmaya gayret ediyoruz… şeytanı uzaklaştırabilmek için… Bizlerdeki o sır ‘emanet’ten…
• Nedir ki o şeytan ve şürekâsının ısrarla üzerinde durdukları ‘kuantum teoloji’? Madde ve anti madde! Dalga ve parçacık!
• Şirk-etler bugün sizleri! Tüm dünyayı! ‘Yapay Zekâ’ya bağlayıp! Ve hepinizi de çipleyerek! ‘Yapay Zekâ’ya! Neden bilinç kazandırmanın peşindedirler?
• Düalite nedir ki? Ve onun her yerdeki düalite sembolleri kimlere işarettir? Hadi düşüncenizi ‘Yapay Zekâ’nın ‘kod’lanmasına kadar vardırın… 0 ve 1!
• Ruhunuzla aranıza girmek ister! Ve bunu başarırsa da! Sizi ‘Yapay Zekâ’sına bağlar… Köleleştirir!
• İnsan zekâsındaki bilgileri; tüm insanlık tarihini, olayları, görüntüleri, sesleri, tüm kayıtları ve milyarlarca insanın yaşadıkları olaylara göre tüm ruh hâllerini, genetik kodlarıyla birlikte o ‘DNA’ zincirini yapay zekâya taşıyıp; sonra da insanı yok etmek niyetindeler! ‘Yapay Zekâ’ya bilinç kazandırmak dedikleri tam da budur…
• Anlaşılıyor ki dijitaller… Maddeyi yeniden enerjiye dönüştürmenin peşindedirler… Tüm yeryüzünü, onca mahlûkatı ve insanı kendi karanlık maddelerine katacaklardır…
• Dijital tehlikenin en eski kökenini yazmaya gayret ediyoruz size! Bugünkü bilgilerle de iç içe geçirerek yorumluyoruz…
Üçüncü Bölüm: ‘Aşk’a Muhtacız
• İnsan nesline meydan okuyor dijital ‘şey’ler… Yecüc-Mecüc! Şimdilik sadece dalgalar hâlinde olan o şeyler…
• O zaman gelmeden işte! Zülkârneyn Seddi’nizi güçlendirin… Demirlenin! Topraklanın…
• İnsanın asıl sırrı kendi kalbinin içinde beklemektedir… Vahiydir!
• Ey kapitalist sufîler! Maddeciler… Çekilin aradan! İnsanları bir an önce Kur’an ile baş başa bırakın…
• Cenâb-ı Allah, halifesinin gizleneceği mekâna ‘Kalb’ ismini vermiştir… Günümüzde ise diyorlar ki! Kur’an dışı tasavvufçular ve ilim bilmeyen o metruk bilim insanları; bu mekân, ‘kalb’ değil! ‘Beyin’dir, şuurdur!
• İnsanın kalbi ilâhî sırların gizlilik evidir! Ve o ‘halife’ işte tüm ilâhî gizlilikleri koruyacak kasadır!
Dördüncü Bölüm: Great Reset
• Kuantum fiziğinin dünyamızı getirdiği yer burasıdır! Kâinattaki her mikro parçacığa müdahale etmek istiyorlar… Kâinata bir müdahale! Ve ‘Yeryüzü Halifesi İnsan’a!
• Artık kendi programını yazabilen o yapay zekâ; ‘Yüce Zekâ’ olmaya hazırlanmaktadır!..
• İşte bunca zamandır o sizin kendinizin bile bilmediği ruhunuzun peşindedir ‘Yüce Zekâ’! Çünkü ‘insan’ın şeytana üstünlüğü! ‘Ruh’undan gelir… şeytanın tüm kıskançlığı, kötülüğü bundandır… ‘Ruh’suz olmasından!
• Yer-altı Virüsü! Kara-bilimin asıl sahibi! Artık bugüne kadar kimler ona hizmet etmişlerse hiçbirine ihtiyacı kalmamıştır… Kendi zekâsı; o ‘yapay zekâ’ya bilinç kazandırmıştır…
• ‘Dijital virüs’çüler! ‘İnsan’ olmayanlar… Kuantum fiziğine göre artık her yerdeler! İçinizde dışınızda mevcutlar… Elbette ki çok yakında görünürlük kazanacaklar… Ellerinizde tuttuğunuz o ekranların içinden!
Beşinci Bölüm: Aynadaki ‘Sır’
• Sırlar ilmi düşünceyle, çalışmayla elde edilemez… Müşahadeyle ve ilhamla; Rabbimizden gelecek ‘bir’ lütufla edinilebilir… Bu ilim sadece aklın kavrayabileceği türden bir ilim değildir… Kalbin rehberliğine ihtiyaç vardır…
• Kalbinizi yardıma çağırmazsanız… Kalb gözünüzü açık tutmazsanız… Bilin ki akıl ancak kendi sınırları dâhilinde olan kadarını bilebilir… O sınırların dışında kalan şeyleri bilemez…
• İşte ‘insan’ın halifelik sırrı budur!.. Ve işte bu ‘sır’ o biricik ‘insan’ın kalbine indirilmiştir… Kur’an’dır…
Altıncı Bölüm: Mikro-âlemdeki Şirk
• Şundan hiç kuşkunuz olmasın ki! Şirk-etler hayatımıza olan müdahalelerini arttıracaklardır… Çünkü onlar için; insan “son derece karmaşık ileri bilgisayar programıdır. Hepimiz genlerimizi korumaya programlı bilgisayarlarız. Bilgisayarlar da karbona dayalı olmayan bir canlı türüdür.”
• Kendi yer-altı uzayından gelip dünyayı kurtaracak… Kaosa son verecek… ‘DijitalMesih’ hazırlığındalar! Ve sonra da ‘YeniDijitalDünya’! Şirk-et Diktatörlüğü!
• ‘Her şeyin teorisi’ dedikleri ve dünyada ne kadar insan varsa hepsini ‘ekran’lara bağlayıp evlerinde esir aldıktan sonra tüm hayatlarını izleyebilecek o ‘KuantumGöz’!
• Dalga ve parçacık arasındaki o gidip gelmelerin arasına sızabilen o ‘şey’ler… Bilin ki! Cenâb-ı Allah’ın ‘nur’dan yapılmış ordularına hiçbir şey yapamazlar…
• Tam da burada işte ‘şeytanın gürültüsü’nü hatırlayalım yeniden… Bu gürültü bizi sadece makro âlemde rahatsız etmez ki! Mikro-âlemi de rahatsız eder… Tüm zerrelerimizi böler parçalar… İnsanın kendiyle! İnsanın kendisinin kâinatla olan ‘bir’liğini bozar… ‘Tevhid’e aykırıdır!
• Asıl şirk mikro-âlemdedir… Buna dikkat çekmeye gayret ediyoruz! şeytan, dijital şirk-etleriyle vücudumuzun ve kâinatın ‘bir’ âhengini bozmak, parçalamak için yüzyıllardır uğraşıyor…
• Bu kitabı bunun için yazdık! Nedir ki değil mi mikro-âlemdeki şirk? şeytanın iç sesiyle kımıldanışı! Kendi enerjisiyle; yılan oluşu!
Yedinci Bölüm: Kurtuluş
• Aklınızı kalbinizin içine alın… ‘Kalb’ vahyin yurdudur… Akıl, kalbin dışına çıkarsa şeytanın hilelerine aldanabilir ve haz girdabının içine düşer…
• İslâm, gizli açık tüm hâllerimizle Allah Teâla’ya teslim olmaktır… Ancak o zaman müminin kalbinin içindeki ‘nur’ parlar… Ve şeytanın tuzaklarına karşı uyanık kalır… Gözündeki perdelerin kalkmasıyla da tüm hakikatler ortaya çıkar… Kalbindeki tevhid nuruyla ‘bir’lenir… Kalb-î selim olur…
• Gökyüzünü seyredin… Ağaçlara, kuşlara, o berrak su kaynaklarına, tabiatınıza bakın… Tabiatınızı sevin, koruyun, sahip çıkın… Cenâb-ı Allah’ın âyet-i kerîmeleri her yerdedir… ‘Oku’yun! Tefekkür edin…
• Şirk-etlerin tüm bu dijital günahlarından korunmak için de tek yapmanız gereken; yüzünüzü Kur’an’a dönmektir! Ey müminler… Elbette ki yüzünüzü Kur’an’a dönmek de yetmeyecektir… Kur’an’ın içine girin!
Sekizinci Bölüm: Dijital Faşizm
• Yüzyıllardır o yer-altı örgütlenmeleri! Kadim inisiyeler… Hepsinin o ilk âna yeniden dönebilmek içindir bütün faaliyetleri! Şaşırmayın ama! Kuantum fizikçiler de buna gayret ediyorlar… Ve tıp sektörü! Metalurji bilimi!
• İnsanın körleşmesi o dijital ekranlar üzerinden olmuştur… Elbette ki orada kalmayacaktır dijitalleşme! Parmaklarınızın ucundan sanki sizin yönetiminizde gibiyken… Artık sizi yönetecektir… ‘Kuantum damga’lanma budur!..
• Dijitalleşmek, yapay zekâ, insan neslinin sonunu getirecektir… Ve bildiğimiz anlamıyla insan artık kalmayacaktır!.. Bu dijital sistem insanı robotlaştırırken… Robotları da insanlaştırmak hedeflidir!
Dokuzuncu Bölüm: ‘Sırr-ı Hakikat’
• Her kim olurlarsa olsunlar. Kardeşliğimizi bozdurmamalıyız… Çünkü zaman… Ey Müslümanlar belki de ‘Âhir Zaman’dır.
• Ve kalbinizde ‘hayatî sır’ olanın farkına varacaksınız!.. şeytanın ‘insan’la ilgili hiçbir zaman bilemeyeceği o ‘kadim sır’ belki de sizin kalbinizdedir…
• Dünyada yaşadığınızı ‘bir’ an için unutun… Kendinizi gökyüzündeki bir gezegen gibi hissedin… Ve o gezegenin her zerresinde ne oluyorsa hissedebiliyorsunuz… Yani o gezegen sizden ibaret!
• Ve şimdi elinizde tuttuğunuz kitabın teker teker harflerini düşünün… Ve kelimeler… Ve bütün kitap! Sonra da dünyadaki bütün kitaplar, harfler, kelimeler… Mânâlar!
• İnsan, topraktandır... İnsanın tüm ‘ölçü’sü toprağa göredir... Toprakta ne varsa insan içindir... Ağaç, çiçek, ekin, bulut, yağmur, deniz ve o ayaklarımızın altından akan berrak ırmaklar...
• Kısacık şu dünya hayatı için... Ruhuyla ilişkisini kaybedenler bilsinler ki! Asıllarını! Cennet’i! Rablerine kavuşmayı kaybediyorlar... Oysa ‘Ruh İyiliği’ Cennet’e dönebilmemiz için vazgeçilmezdir..
Mescidi Aksanın Metafizik Sırrı
Kudüs zıtların uyumluluk arz ettiği ilahî bir mekândır... ‘İlahî Nur’ buradadır! Mescid-i Aksâ ise göklerin ve yerin buluşma noktasıdır... Peygamber Efendimizin miraca neden ‘Muallak Kayası’ üzerinden yükseldiği bilinmeden... Bugün yaşadıklarımızın pek çoğu anlaşılamaz... Ve İstanbul’da namaza durduğumuzda iki kıblemize birden secde ederiz... Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksâ! Aynı yöndedirler... Alınlarımızda birbirlerine temas ederler... Hacerü’l-esved ve Muallak Kayası! Bunun içindir ki ey insanlar! Kudüs düşerse İstanbul da düşer... Ve sıra Mekke’ye gelir!
Tapınakçıların hedefi 2022’ye kadar Muallak Kayası’nın üzerine Tapınak’ı inşa etmek, İsrail Devleti’ni yıkıp yerine ‘Büyük İsrail’i kurmaktır! Tapınak onlar için ‘Modern Babil’dir... ‘Büyük Şirk’ Tapınağıdır! Arz-ı Mev’ud hayallerinin son noktasıdır! Ve bilin ki bu karanlık planın sahipleriyle, Gazze’yi bombalayanlarla, dünyaya laboratuvar virüsünü yayan şirk-etlerin hedefi aynıdır! Great Reset yani Büyük Sıfırlama’dır!
İnsanları her an mutasyon geçiren virüslerle korkutmak, evlere hapsetmek, ekranlara bağlamaktır… Özellikle yaşlıları ve çocukları tamamıyla hayattan koparmaktır... Korku pandemisini yaymak, sürekli tedirginlik yaratmaktır... Onlar, Dijital Teknolojilerinin hızına ve ‘Yapay Zekâ’larına fazlaca güvenirler. İsterler ki ‘eşref-i mahlûkat’ vasfı sıfırlansın ve insanlar DijitalDünyaDevletiYurttaşı olsun! Sokaklar, meydanlar boşalsın, herkes eve hapsolsun, kimsenin ses çıkartacak hali kalmasın, direniş kırılsın… Ve füzeler masumların üzerine atılsın! Tüm çocuklar öldürülsün! Yıllardır Ahit Sandığı bahanesiyle altı kazılan Mescid-i Aksâ, yerleştirilen sensörlere gönderilecek siber bir tetikleme ile yıkılsın! Olduğu yere çöksün, kendiliğinden yıkıldı densin!
Evet, tam da bu tehlikelere dikkat çekmek için yazdık bu kitabı... Bilginin Tevhidi için... Büyük resmi tamamlayabilmeniz için!.. Kudüs’ün, Mescid-i Aksâ’nın... ‘Muallak Kayası’nın metafizik sırlarına, konuyla ilgili tüm kozmik bilgilere vakıf olabilmeniz için... Ve umudu, direnişi diri tutmak için… Şirk-etler ne yaparlarsa yapsınlar, Rabbimizin nurunu tamamlayacağından emin olmanız için... Kalplerinizde o Muallak Kayası’ndan bir parça taşıdığınızı hatırlatmak için…
Tam da şu zamanda! Kalbinizin muallak kayasının üzerinde kendi miracınızı başlatmanız için!
Çöl Deniz
Peygamber Efendimizin eşi Hz Hatice hakkında yazılmış çok özel bir çalışma!
Hz. Muhammed’i (sav) peygamberliğinden evvel tanıyıp seven ve O’na ilk iman eden, müminlerin annesi Hz. Hatice’nin hayatına farklı bir bakış…
Sadakatin, sevginin, güvenin zirvesi bir kadın…
Ölümüne dek vefayla bağlı olduğu ve kendisine vefayla bağlı olan Son Peygamber’in eşi…
Müslüman kadınlar için bir örnek olan bu emsalsiz kadının hayatını, Sibel Eraslan, uzun bir araştırma döneminin ardından, şimdiye dek bilinen ve bilinmeyen tüm yönleriyle yazdı.
Hz. Hatice’nin hayatına farklı bir pencereden bakmak isteyenleri, üslubu ve anlatımıyla kuşatacak bir kitap!
Siret-İ Meryem
Doğu Batı Arasında İslam
Son yüzyılın en önemli Müslüman düşünür ve devlet adamlarından birisi olan Aliya İzetbegoviç’in başyapıtı sayılan Doğu Batı Arasında İslam, büyük bir bilgi birikimini derin bir tefekkür ile harmanlayarak geniş bir bakış açısı sunuyor. Felsefe, sanat ve sosyoloji gibi disiplinlerin kültürel öğelerle etkileşimlerini temel alan bir düşünce sistematiği inşa eden İzetbegoviç, İslam’ın kuşatıcı ve dönüştürücü özüne doğru bir yol izliyor. Doğu’da ve Batı’da, İslam’ın bütün güzelliklerini tıpkı güneşin hareketlerini takip eder gibi modern dünyanın karanlık yanlarına ulaştırmak isteyen bu eser aynı zamanda örnek bir yaşamın da ürünü. “İslam, adını kanunlarından, emir ve yasaklarından, talep ettiği bedensel ve ruhsal çabadan değil, tüm bunları kapsayan ve aynı zamanda aşan, bir marifet anından, ruhun zaman ile yarışma kuvvetinden, bir mevcudiyetin sunabileceği her şeye tahammül etme dirayetinden, tek kelime ile teslimiyet hakikatinden almıştır. Ey teslimiyet, senin adın İslam’dır!”
İlahi Söz
Dünyanın pek çok ülkesinde ilgiyle takip edilen Nouman Ali Khan’ın Kur’an-ı Kerim’in anlaşılması ve hayata aktarılması için gösterdiği çaba bu defa bambaşka bir kitapla okurla buluşuyor: İlahî Söz/Kur’an’ın Edebî Dilini Keşfetmek
Nouman Ali Khan ve öğrencisi Sharif Randhawa’nın Kur’an’ın dili ve edebî özellikleri üzerine yıllardır yaptıkları çalışmalar neticesinde birlikte kaleme aldıkları eser, Kur’an’ın emsalsiz diline, üslubuna, ritim ve kafiye düzeneğine etkileyici bir pencere açıyor. Ayetlerin simetrisine, kullanılan benzetmelere ve aktarılan mesellere bambaşka bir gözle bakmamızı sağlayan bu ayrıntılar her okuyuşumuzda Kur’an’ın başka bir mucizesini görmemizi sağlıyor.
İlahî Söz, Kur’an dilinin mucizevi yönüne, kelime yapısı hem de kelimelerin kullanımı ve dili açısından deliller getirerek okurlarını Kur’an’ın, Rabbimizin kelamı olduğuna hiçbir şüphe bırakmaksızın bir kez daha ikna ediyor ve Kur’an’ın ilahî mesajına çağırıyor.
“İlahî Söz, Kur’ân’ın edebî dili üzerinde yapılan çok önemli bir çalışma. Kur’ân’ın hem üslubunun hem de yapısının anlaşılması için çok kıymetli katkılar sağlıyor. Şiddetle tavsiye ederim.”
Carl W. Ernst, Kuzey Carolina Üniversitesi, Chappel Hill
“İlahî Söz, okuyucularını Kur’ân’ın hem edebî inceliklerinden hem de nükteli yapısından haberdar ediyor.”
Raymond Farrin, Kuveyt Amerikan Üniversitesi
Çöle İnen Nur – 39
Tefsir, hadis, siyer ve nakil olarak en emin kaynaklardan devşirili ve kaynaklarını tek tek göstermek tasasından uzak bu eser, "Başlangıç" yazısında da belirtildiği gibi, sadece iman sahiplerine hitap edici, hiçbir akli teftiş, tespit ve ispat gayretine düşmeyici, mutlak "doğru" üzerine hissi ve teessüri bir çatı kurucu ve eğer bir kıymeti varsa onu bu noktada toplayıcı bir denemedir; ve akla verdiği pay, onu bazı noktalarda yine akılla iptal etmekten ibarettir. Bu bir ilim değil, san'at eseridir ve ilmin içini ve dışını tahkik selahiyetinde olmadığı mukaddes kapıya, ancak, inanmış ve teslim olmuş san'at tavriyle sokulmaktan başka çare yoktur.
Kıyamet U – İşaret I
İnsan... İnsan arayış demektir. Yolcu demektir... “Çokluğunu” bulmak için “yokluğunu” arar bu hayat yolculuğunda... Ve o, tüm hayatı boyunca hayallerini dışarıda zannederken karşılaştığı acılarda da aldığı yaralarda da başka bir istikamete değil aslında hakiki kendine, “öz”üne yolculuk ettiğini fark eder bir gün. Hayallerinin, özlemlerinin ve herkesin peşinde olduğu Kafdağı’nın ardındaki o meşhur “hazine”nin izini sürerken, aslında aşılması gereken tek Kafdağı’nın kendi nefsi olduğunu fark eder. İşte bu yolda ilerlerken insan, onu bekleyen Hazinenin Sahibinin, ona “kelam”ıyla, “elçi”leriyle İşaretler bıraktığını görmeye başlar. Ve her şeyin onun için çok önceden büyük bir sevgi ve şefkatle hazırlanmış ve düşünülmüş olduğunu...
Eğer ki inşa ettikleriniz sarsılıyorsa... Eğer ki hayatınızdan vazgeçilmez sandıklarınız uzaklaşıyor, kayıp sandıklarınız artıyorsa... Bilin ki aslınıza Hicret’tesiniz; giden herkes ve her şey, sizin Hazinenin Tek Sahibİ Allah’a, kanatlanıp uçmanıza yük olan ağırlıklardır. Bırakın gitsinler... Rüzgâr ve ruh birbirine benzer. Eğer kendinizi O’nun nefesine, ruhuna bırakırsanız O size yeni kanatlar verir ve kanatlarınız altındaki rüzgâr olur. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter...
Bedenimde nâr
Ruhumdaysa yâr var
Bana burası yeryüzü diyorlar
Oysaki her yer YÂR-yüzü
Bilmiyorlar...
Aşka Adanmış Bir Ömür Hazreti Hatice
Gerçek aşk ve sevgi adına bu kitabı en az 2 defa okuyacaksınız…
Romancı denince, bu ülkede artık Nurdan Damla akla gelmelidir. Türk romanının İntibah’dan günümüze gelen yüz elli yıla yakın seyri içinde hiçbir roman Hz.Hatice Kadar ustalıkla ve otantik olarak kaleme alınmamıştır. Bu değerlendirmeyi beş romancı üzerine ömrünü vermiş ve eleştiri terimleri kitabı yazmış biri olarak yapıyorum.
- Prof.Dr.Himmet Uç
“İslam dünyasında, sebebini çözemediğim bir nedenden ötürü hep Ayşe konuşuluyor. Oysa peygamberin ilk eşi Orta Doğu kültürünün baskın hegemonyasında dik duruşuyla baş kaldırmış ve önemli işler başarmış bir kadındı. Ve sizin peygamberinizin çok değer verdiği bir eşti. Sayın Damla’nın kitabı bu yönüyle ciddi bir çalışma. Tebrikler.”
- Dr. Lotte Begglid
Hani lezzetli bir yemek yediğimizde tadı damağımızda kalır ve ondan sonra her yemekte aynı tadı ararız ya... “Aşka Adanmış Bir Ömür Hz. Hatice” gerek Peygamber Efendimiz’in hayatı gerekse Hz. Hatice hakkında okuduğum en lezzetli kitaptı. Emeği geçenlere en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
- Recep Efe
Muhteşem bir anlatım, harika bir üslup. Kitap hiç bitmesin istedim. Elime aldım bırakamadım. Yayınevini de yazarı da kutluyorum.
-Sevilay Ergüleç
Masumiyetin İncisi Hazreti Meryem
Ahirette 45 Gün
İçtihad Kapısı
Bu kitap, insanlık tarihinin en büyük entelektüel intiharını ve uygarlık dramlarından birini anlatıyor. Bu anlamda elinizdeki kitap, Batı kültür havzasında yaşayan toplumların, Ortaçağı aşıp, akıl ve bilim çağını yakalamalarına karşın, İslam dünyasının bunu neden başaramadığının hikâyesidir.
• Merdan Yanardağ, bu kitapta insanlık tarihinde kalıcı izler bırakan büyük bir medeniyetin, geri kalmışlık ve sefaletinin nedenlerini sorguluyor. İslam dünyasının içine sürüklendiği şiddet / terör sarmalının kaynaklarını araştırıyor.
• Yanardağ, uygarlığımızın krizi ve geleceği bakımından yaşamsal değeri olan, “İslam dünyası neden kendi Ortaçağından çıkamadı” sorusunun yanıtını arıyor. Bu bağlamda, “İçtihad Kapısı” denilen “akıl ve yorum yolunun kapatılması” konusunu derinlemesine inceliyor.
• Yanardağ, konuyu, salt bir felsefe tartışması olmaktan da çıkarıyor. Tarihten sosyolojiye uzanan bir alanda din-devlet-toplum ilişkisini çözümlüyor. Böylece kitap, Grek kültürü, İslam, Avrupa Rönesansı ilişkisine de ışık tutarak, bir uygarlık incelemesine dönüşüyor.
• Nizamiye Medreselerini kuran ve başına Gazali’yi getiren Nizam’ül-Mülk’ün devlet felsefesi de kitabın inceleme alanlarından birini oluşturuyor. Bu anlamda kitap, İmam Gazali - İbn Rüşd tartışmasını ele almanın ötesine geçerek, Selçuklular üzerinden bir Türk-İslam tarihi çalışması niteliği kazanıyor.
• Dolayısıyla Yanardağ’ın kitabı, aslında güncel bir soruna, hepimizin hikâyesine, İslam dünyasının içinde bulunduğu karanlığın nedenlerine ışık tutmaya çalışıyor.
Kur’an’da Karakter İnşası
Modern çağda ulvi yönelişini kaybeden insan, tarihte yaşanan cahiliye devirlerini aratacak derecede özünden kopmuş, Yüce Yaratıcı'nın bahşettiği erdemleri elinin tersiyle bir kenara itmiş, süfli hedefleri doğrultusunda inşa ettiği profan dünyada nefsi ve şeytanıyla baş başa kalmış ve böylece dünyayı kendisine zindan etmiştir.
Artık insan, içine düştüğü bu buhrandan kurtulmak için özeleştiri yapmak, kendisini yeniden tanımak ve tanımlamak, maddî ve manevî varlığını; olumlu ve olumsuz yönlerinin farkında olarak en sahici ve samimi bir biçimde yeniden inşa etmek zorundadır. Bunu yaparken de kendisini bir amaç doğrultusunda yaratan, onun zafiyet ve erdemlerini en iyi bilen Yüce Yaratıcı'nın hakikat çağrısı olan Kur’an’ın ışığında hareket etmek mecburiyetindedir. Çünkü vahye alternatif olarak ileri sürülen seküler ‘izm’ ve ideolojilerin, insanlığı günbegün nasıl bir uçurumun kıyısına sürüklediği artık herkesçe malumdur.
İnsan, nasıl ki, sağlıklı bir hayat için havaya, suya ve gıdaya muhtaç ise mutlu ve faziletli bir yaşam için de vahye muhtaçtır. O, kendi varlığını, var edicisinden; fazilete giden yoldaki tekâmülünü de vahiyden ve Hz. Peygamber'in rehberliğinden bağımsız düşünemez, düşünmemelidir.
Tefsir ilminin yanı sıra Din Psikolojisi ve Din Eğitimi gibi alanlardan da istifade edilerek kaleme alınmış inter disipliner bir çalışma olan Kur'an'da Karakter İnşası'nda Doç. Dr. Yasin Pişgin, vahyin karakter inşa metodunu "aklın inşası", "kalbin inşası" ve "davranışların inşası" olmak üzere üç ana başlık altında derinlemesine analiz ederken modern devrin insanına, ahlakî erdemlere ulaşma ile sonuçlanan tatbiki bir metot sunuyor.
Kur’an’ın Anlattığı Tarih: Türkiye
Gülistan – Kapı Yayınları
Sadi, hikmetli öğütler ve unutulmaz ibretler içeren hikâye geleneğimizin zirve isimlerinden biri. Sadî’nin Gülistan adlı bu eseri, birbirinden çarpıcı hikâyeler ve ilgi çekici karakterlerle dolu.
Yazar okurunu bazen çöllerde, bazen şehirlerde gezdirir. Bazen bir öğrenci bazen de bir tacirle tanıştırır. Ama eser bütün gücünü çarpıcılıktan ve ilginçlikten değil, hikâyelerin derinlerinde yatan alt metinlerden ve anlamlardan alır. Gülistan, özellikle Doğu’da ama bütün dünyada çok beğenilmiş, yüzyıllardır okunmuş ve okutulmuş, böylece bir başucu kitabı haline gelmiştir. Bugünden geçmişe bakıldığında Gülistan, tartışmasız Doğu edebiyat birikiminin en başlarında yer alan birkaç klasikten biri…