Karabibik – Bilge Kültür Sanat
Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Beymelek köyünde yaşayan Karabibik, tarlasını sürmek için Koca İmam’ın öküzlerini kiralar. Karabibik o devir Türk köylüsünün geçim şartları, hayalleri, evlilik düşünceleri, kılık kıyafeti hakkında sunduğu bilgilerle Türk romanının köye yönelik ilk eseri olması bakımından önemlidir. Karabibik’in en büyük hayali bir çift öküz sahibi olmak ve kızını evlendirmektir. Bu hayalinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin cevabını Nâbizâde Nâzım’ın 1890’da yayımladığı Türk edebiyatının ilk köy romanı kabul edilen Karabibik’te bulacaksınız.
Medarı Maişet Motoru – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 33
Medarı Maişet Motoru Sait Faik’in kaleminden bir ilk romandır. Henüz Yeni Mecmua’da tefrika edildiği sırada (1940-41) dönemin baskıcı siyasi ortamında sakıncalı bulunup roman olarak yayımcı bulmakta zorlanacak ve Sait Faik’in annesinin maddi desteğiyle Ahmet İhsan Basımevi’nden 1944’te yayımlanacaktır. Ancak dağıtılmaya başlanmışken bakanlar kurulu kararıyla toplatılan roman, kimi paragrafları çıkarılarak Birtakım İnsanlar adıyla 1952 yılında okuyucusuna kavuşur. İş Bankası Kültür Yayınları olarak Medarı Maişet Motoru üzerinde yıllardır süren sansürü kaldırıyor ve “tehlikeli” bulunarak çıkarılan kısımları koyu harflerle vererek yapıtı eksiksiz bir şekilde sunuyoruz.
Refet
Gör Bağır
Devam edemeyenler, aşkı bedel ödemek sayanlar, basamağa damlayan kanlar, ölü balık gibi bakanlar, iyiler, kötü ve çirkinler, nişan alanlar, hep bir ağızdan haykıranlar, Medusa başları ve aç kalan İsalar.
Fuat Sevimay, yeni öykü kitabı Gör Bağır ile tamir edilmeyi bekleyen bir makinenin parçalarını gösteriyor bize. Aramızdakileri değil, doğrudan bizi, hem de lafı eğip bükmeden anlatmayı yeğliyor. Bir duygu ortaklığı kuruyor yabancı saydıklarımızla aramızda.
“Neşeli günlerdik her şeye rağmen. Millet Corona’dan takır takır kırılıyor, dükkânlar, iş yerleri hepten kapalı, turuncu kafa Amerikan yavşağı her gün bir laf yumurtluyor ama olsun. Biz dalgamızda dümenimizdeyiz. Tipi kayıklar mahallede Allah’ın günü bangır bangır bağırıyor. Döviz almış başını gidiyor, cep delik cepken delik, işsiziz ve yarınımız belirsiz ama olsun. İnceden inceye muhabbetimize bakıyoruz. Bizim mahalleden sahile indiğimiz köşede FEB Bankası var ya hani, tabelası yanarken bütün gece ışık ışık ve hani ben güzeller güzeli Emel’e sırılsıklam âşık.”
Kuyucaklı Yusuf – Can Yayınları
İnsan dediğin mahluk hiçbir şey değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma... Sonra en mühimi: Kendini halinden şikâyet etmeye alıştırma. Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez.
Dehşet dolu bir olayın gölgesinde büyümüş köylü bir gencin mücadelesini anlatan Kuyucaklı Yusuf, taşra ve taşralılık üzerine zamanının ötesinde bir roman.
Ben Ruhi Bey Nasılım
Kimdir Ruhi Bey?
Kendisini nasıl bilir?
Meyhanecisi, kürkçüsü, çiçekçisi onu nasıl bilir?
İnce bıyıklı, güzel giyimli, önünde el pençe divan durulan varlıklı mı varlıklı Ruhi Bey’i gerçekten kim bilir? Kim tanır?
Edip Cansever’in önceki kitaplarıyla düşünsel olarak katıldığı siyasi savaşta toplumca yenik düşüldükten sonra Ben Ruhi Bey Nasılım’la giriştiği bireysellik ve sahicilik mücadelesinde, hepimizin etrafını saran, gündelik konuşmalardan bile akan sahtekarlığı, riyakarlığı, kibarlık oyunlarını, gücünün yettiğine kabalık hakkını görmemek mümkün müdür...
Yoksa değil midir?
Mai Ve Siyah – Türk Edebiyatı Klasikleri 10
Halit Ziya, ustalık döneminin ilk romanı kabul edilen Mai ve Siyah’ta, dönemin basın dünyasını matbaacısından yayın yönetmenine, yazarından eleştirmenine özgün karakterlerle betimlerken, hikâyesini sızılı bir sevdayla bezemeyi de ihmal etmemiştir. Romanın trajik baş karakteri Ahmet Cemil’de, yazarın çeşitli memuriyetlerle yazarlık arasında gidip gelen ikili yaşantısı ve Edebiyat-ı Cedide topluluğunun bakış açısını bulmak mümkündür.
Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945) Tanınmış Uşakizade Ailesinin üyesi olarak çocukluğu İstanbul’da, ilk gençliği İzmir’de geçti. Eski tarzda Arapça ve Farsça öğrenim gördü. Aydın görüşlü babası Hacı Halil Efendi’nin elinden düşürmediği Hafız-ı Şirazî’nin Divan’ı ile Mevlânâ’nın Mesnevi’siyle yetişti. İstanbul’da yaşadığı yıllarda, Gedikpaşa’da Güllü Agop’un oyunlarını izleme fırsatı buldu. Özel Fransızca dersleri aldı. Yazı hayatı Avusturyalı Katolik rahiplerin yönettiği Mechitariste’de okurken başladı. On beşinde ilk yazısı yayımlandı. İzmir’de tanınan, Fransız edebiyatçı Auguste de Jaba onu Mechitariste’ye hazırlarken bir de roman çevirtti. Okuldan ayrıldığında ilk işi şair Tevfik Nevzat’la Nevruz adlı bir dergi çıkarmak oldu (1884). Ardından Hizmet gazetesini yayımladı. İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği, Osmanlı Bankası’nda çevirmenlik yaptı. 1893’te İstanbul’daki Reji İdaresi’nde başkâtipliğe ve II. Meşrutiyet’in ilanıyla reji komiserliğine getirildi. 1909’da İttihat ve Terakki’nin önerisiyle V. Mehmed’in mabeyn başkâtipliğine atandı. Darülfünun’da Batı edebiyatı ve estetik dersleri verdi. Siyasal görevlerle Fransa, Almanya ve Romanya’ya gitti. Bu yoğun çalışma hayatının içinde yazarlığını da ilerletti. 1896’da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılıp Servet-i Fünun’da kendisine büyük ün kazandıran romanlarını tefrika etmeye başladı. İlk büyük romanı Mai ve Siyah yayımlandığında büyük ses getirdi. Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar ve pek çok hikâyesi peş peşe geldi. 1901’de yazarlığı bıraktığını duyursa da II. Meşrutiyet’ten sonra yazmaya devam etti, ancak bu dönem yazdıklarını 1923’e kadar ortaya çıkarmadı. İlk romancılarımız Namık Kemal ve Ahmet Mithat olarak anılsa da edebiyatımız Halit Ziya ile çağdaş romanın gerçek örneklerine kavuşur.
Senin İçin – Türk Edebiyatı Klasikleri 43
Tanzimat’ın ardından Edebiyat-ı Cedide akımıyla bireyi ve sanatı ön planda tutan yepyeni bir dönem başlar. Şiirde olduğu kadar düzyazıda da büyük değişimler kendini gösterir, hikâye türü oldukça gelişir. Halit Ziya başta olmak üzere, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit gibi yazarlar hikâye türünün en güzel örneklerini ortaya koyarlar. İşte bu isimler arasında Tevfik Fikret de hemen hemen aynı yıllarda (1894-1899) bazı hikâyeler kaleme almış, ancak sonrasında bütünüyle şiire yönelmiştir.
Büyük şairimizin kimileri yayımlandığı dergilerde kalmış hikâyeleri, ilk kez bu kitapta, günümüz Türkçesi ve orijinal metin olarak bir araya getirildi.
Semaver – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 13
"Sait Faik, Burgaz çalılıklarından çekti bir kızılcık dalı kopardı, kalem gibi yonttu, ucunu yaşama batırdı ve yazmaya koyuldu.
Türk hikâyeciliği Ömer Seyfettin'den sonra Memduh Şevket Esendal, Fahri Celalettin gibi ustaların sürdürdüğü bir türdü. Sabahattin Ali, Refik Halit'in memleket hikâyeciliğine diyalektik bir görüş katmış ve bu yeniliği ile 1940'ların tek ismi olmuştu . Sait Faik ise onların yapmadığı bir şeyi yaptı. Bir konuyu deği l, yaşamın bir parçasını işliyordu. Bir tez savunmuyor, bir yaşantıyı yansıtıyordu. İnsan sevgisi dolu, doğa sevgisi dolu bir yüreği vardı. Neye baksa bu sevgi ile ısınıyor, ışıklanıyordu. Biz anc ak o el attıktan sonradır ki, en önemsiz görünen insanların ve şeylerin zevkine eriştik."
Haldun Taner, Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, 1983.
Havuz Başı – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 22
"Bir bahar günü Sait Faik ve Orhan Veli ile birlikte yaptığımız bir Boğaz gezintisini anımsıyorum. Üsküdar’dan Beykoz’a kadar her iskelede Sait beni sınava çekmişti: ‘Şu iskeleyi anlatmak gerekse neresinden başlarsın?’ Anadoluhisarı İskelesi’nin yanında küçük bir kahve vardır. ‘Haydi’ dedi, ‘mademki hikâyecisin, şu kahvede ilk gözüne çarpan nedir, söyle bakalım?’ Baktım üç dört kişi oturmuş, kâğıt oynuyor, kahve içiyor, duvarda birtakım basma resimler... İran şahının, Atatürk’le resmi falan. ‘Bu resimleri belirtirim’ dedim. Kızdı birden, ‘Ulan!’ dedi, ‘o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya? İşte asıl hikâye o be?’ " -Oktay Akbal-Şair Dostlarım, 1964.
Sahibini Arayan Mektuplar
Gecede – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 25
Leylâ Erbil’in öykülerinin ve romanlarının odağında hep bir kabus çekirdeği vardır. Bu çekirdek, okurlarının korkularını da kışkırtır. Korku ve kabusu besleyen ise yaşamda ve edebiyatta kadınların kurcalaması değil değinmesi bile yasaklanmış konu ve sorunların incelenmesidir. Leylâ Erbil, birçok söyleşisinde “insanın yaralı, sakatlanmış, doğduğunda sevgiye, sevecenliğe muhtaç olduğuna” değindi. Ancak yazarken “insanlığın her an şaha kalkabilecek kötülük tohumlarıyla donanmış olduğunu” da görmezden gelmedi. Onun insanı yansıtma yöntemi daha çok “delilik görünümlü bir yelpazede” yer aldı, öykü ve romanlarındaki deliye “gerçekleri” söyletti.
Sennur Sezer
Çağlayanlar – Bilge Kültür Sanat
Çağlayanlar Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun hikâyeler aracılığıyla Türk kültürü ile ilgili düşüncelerini etkili biçimde dile getirdiği bir eserdir. Türk milletinin içine düştüğü zor durumun tesiriyle kaleme alınan eser milletin değerlerine sahip çıkmanın önemini haykırır. Yazar, birçoğumuzun önemsemediği yatağan, kilim gibi şeyleri bile anlatırken çağlayanlar gibi coşkuludur. Sokak satıcısının "kaaarpuz" diye bağırmasını bugünlere kadar getirir. Millî değerlere sahip çıkmanın öneminin anlatıldığı hikâyelerin bazıları hikâyeden çok denemeyi andırır. Çağlayanlar Müftüoğlu’nun Türkçülük anlayışına uygun olarak yazdığı hikâyelerden meydana gelmektedir. İçinde taşıdığı millî heyecanla ve Türk kültürüne hayranlıkla kaleme alınan eser yazarın en beğenilen kitaplarından biridir.
Taaşşuk-İ Talat Ve Fitnat – Bilge Kültür Sanat
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ta birbirlerini seven iki gencin evlenmelerine engel olunması ve bu iki gencin birbirlerine kavuşmak için karşılıklı olarak verdikleri mücadele anlatılır. Daha sonraları da sıklıkla işlenen kadın eğitimi, mesire yerlerine halktan birinin hangi gözle baktığı ve görmeden evlenme ile bunun doğurduğu acıklı sonuçlar ele alınır. Yazar bazen araya girerek okuyucuyu bilgilendirmiş ve kendini gizlememiştir. Bu durum, Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ın teknik bakımından kusurlu yönlerinden biridir. Romanda muskanın babası tarafından gün yüzüne çıkması ve Fitnat Hanım’ın babası ile evlenecek olması gibi aşırı tesadüflere yer verilmiştir. Şemseddin Sami tarafından kaleme alınan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat ilk roman olması bakımından günümüz okurlarının da okuması gereken eserlerin başında gelmektedir.
Gönül Hanım
Türk edebiyatında Orta Asya'dan söz eden ilk roman olma özelliği taşıyan Gönül Hanım, Tasvir-i Efkar gazetesinde tefrika edilmiş ve gazete koleksiyonlarından Fethi Tevetoğlu tarafından gün ışığına çıkarılmıştır.
Orhun Abidelerini incelemek amacıyla çıkılan seyahat, bir aşk hikayesi ile birlikte anlatılır. Bu zorlu seyahate çıkanlar Türk subayı Mehmet Tolun Bey, Tatar tüccar Ali Bahadır Kaplanoğlu ve kız kardeşi Gönül Hanım ile Tolun Bey'in arkadaşı Macar Kont Béla Zichy'dir. Yazar Batı dünyası seviyesine ulaşmanın yollarını roman kahramanları aracılığıyla dile getirir.
Türk kültürüne olduğu kadar, Türkçülüğe, Türk milliyetçiliği tarihine de milli eserleriyle büyük hizmetleri dokunmuş Ahmet Hikmet Müftüoğlu'nun Gönül Hanım romanındaki duygu, düşünce, görüş ve yazışı üzerinde bir kanaat ve sonuca varmayı, değerli okuyucunun kendisine bırakıyoruz.
Göl Saatleri
"Bir vurulmuş ilahı andırıyor Suda teskin-i zahm eden bu kamer, Nısf-ı leylin miyah-ı durunda Yıkanır, dinlenir, durur ve güler..." Göl Saatleri, Ahmet Haşim şiirinin açık denizi gibi... Bu yüzden Haşim'i anlatırken "Ben şiir dediğimiz şey için bu baştan daha güzel bir mahfaza, zeka denen kıvılcım için bu gözlerden daha mükemmel iki menfez görmedim" diyen Ahmet Hamdi Tanpınar'ın haksız olduğunu söylenebilir mi?
Bütün Eserleri-2 Eski Kahramanlar
Ömer Seyfettin , Birinci Dünya Savaşı yıllarında halkın yiğitlik duygularını coşturmak amacıyla konularının çoğunu eski tarihlerden aldığı "Eski Kahramanlar" başlıklı tarihi epik hikayelerle, konularını Çanakkale Savaşı’ndan aldığı "Yeni Kahramanlar" başlıklı çağdaş epik hikayeler yazmış, yenilgiyle sona eren savaş ertesinde artık yiğitlik hikayeleri yazmanın anlamı kalmayınca, "Zamane Yiğitleri" genel başlığı altında İstanbul kabadayılarını ele alarak, eski yiğitlerle zamanın kof yiğitleri arasında karşılaştırma olanağı hazırlamıştır.
Bütün Eserleri-3 Bomba
Bütün Eserleri-8 Falaka – Kaşağı – And
Kızılırmak – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 42
şakıdı kuş
yarıldı nar
delirdi ateş
ve başladı uğul uğul uğuldamaya
bütün ırmakları dünyanın
kızılırmak
kızılırmak
*Silah ve şarkı *Sen ne cömert topraklarsın ey Ortadoğu *Ne bulmak içkilerde intiharlarda *Kırmızböceğini tanır mısınız? *Anasının karnını tekmelediğinde Temmuz *Benim karamsarlığım belki de bir demet gül-sevdiğim *Elbet bir bildiği var bu Haçaturyan’ın *Of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar *Yorul ey gayrı *Benim karamsarlığım belki de bir demet gül-sevdiğim *Bir gün çıkıp geldiler *İncecik boyunlu kıraç karpuzu *Ay doğar bedir bedir *Silah ve şarkı *Bir oğlum olacak adı Temmuz *Köprüye varınca köprü yıkıldı
Henüz 17 Yaşında – Türk Edebiyatı Klasikleri 33
Ahmet Efendi ile Hulusi Efendi, Fransız Tiyatrosu’nda sahnelenen bir oyunu izlemek üzere gittikleri Beyoğlu’nda fazlaca içip sarhoş olur, geç saatte yağmur bastırınca geceyi geçirmek için bir geneleve giderler. Ahmet Efendi’nin karşısına çıkarılan kız “henüz 17 yaşındaki” Kalyopi’dir. O geceyi izleyen günler, hem Kalyopi’nin hem de Ahmet Efendi’nin hayatını tümüyle değiştirecektir…Tanzimat Dönemi eserlerinde “ahlaksız kadın” tiplemesine çoklukla rastlanır. Ancak bunlar, genellikle erkek başkişisini yolundan eden, hayatını karartan, uzak durulması gereken kadınlardır. Ahmet Mithat, bu yönüyle dönemin diğer yazarlarından ayrılır. O Kalyopi’ye kulak verir ve bu acılı hikâyeyi okuruyla paylaşarak, “ahlaksız” görülenin de içine, arkasına bakılmasını ister.
Bu Böyledir
Hep beni yazdın. "Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan". Şu sırıtkan tavşanı kurşunlayıp yeni bir sayfa açayım. Benim Kronolojimi biliyor musun sen? Lunapark'ın neonları, florasanları geceyi gecelikten çıkarıyor. Işığın beyazın mor, mor kızılı, yer yer çilek kırmızısı karışıyor. Boşluğa doğru sandalyeler uçuyor. Yeşil-beyaz sandalyeler. Neredeyse uçan daireler.
Yokuşa Akan Sular
Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte yaşanan maddî-mânevî toplumsal sorunları Karslı bir işçi olan Cevher Bican ve çevresindekilerin başından geçen olaylarla irdelendiği Yokuşa Akan Sular sanayileşmeye olduğu kadar peşinden gelecek modernleşmeye de neredeyse bir dervişin gözüyle yapılan bir eleştiri.
Siyah Beyaz Tabletler
Bir Gece Yıldızlarla
İntibah – Bilge Kültür Sanat
Namık Kemal, İntibah romanını 1873-1876 yılları arasında sürgünde bulunduğu Magosa’da kaleme almış ve romana “Son Pişmanlık” adını vermiştir. Hem sanatçı hem de dava adamı olan Namık Kemal, İntibah romanını tiyatrolarında olduğu gibi eğlendirirken eğitmek amacıyla yazmıştır.
Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Ali Bey, iyi bir eğitim ve öğrenim görmüş bir gençtir. Yalnız hayat tecrübesi yoktur. O devrin seçkin gezinti yerlerinden biri olan Çamlıca’da dolaşırken Mehpeyker’le tanışır. Genç adam, ilk karşılaşmada ilgi duyduğu bu kadını derin bir aşkla sever. İntibah; Ali Bey’i her şeyini, sağlığını, sevdiği kadını, servetini, onurunu ve annesine olan saygısını kaybetmiş zavallı bir insan yapan ve “Son pişmanlık fayda vermez.” dedirten felaketlerin anlatıldığı bir romandır.
Kuşlar’da Gitti
Kuşlar da Gitti, İstanbul'un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. Kuşların bir zamanlar mekan tuttuğu İstanbul'da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise ve sinagogların kapılarında "azat buzat beni cennet kapısında gözet" diyerek satarlar. Ancak çocuklar satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar. "Sağlam bir kitap, yoğun bir insan sevgisi ve şiir, tam bir başyapıt." La Croix, (Fransa) "Saklanacak, tekrar tekrar okunacak, üstünde günlerce düşünülerek, bütün zamanların, bütün ülkelerin en güzel edebiyat yapıtlarının yanına konacak bir kitap..." Jeremy Brooks, The Independent, (İngiltere) ''Klasiklere özgü yalınlıkta bir öykü.'' Church Times, (İngiltere) ''Batı Avrupa'da neden böyle romancılarımız kalmadı?'' New Statesman, (İngiltere)