Günün Geç Vakitleri
Uluslararası yazın çevrelerince 20. yüzyılın “Bilimkurguya edebiyat saygınlığı kazandıran” seçkin yazarları arasında ilk sıralarda anılan Ursula K. Le Guin; edebiyat yaşamının başından beri şiire özel bir yer ayırmış, şiirlerini belirli aralıklarla, bağımsız bütünler ve yer yer de özel seçkiler vasıtasıyla okura sunmuştur.
Roman ve öykülerinde kurduğu benzersiz dili derinden akan bir su gibi izleyip belirlemiş olan Le Guin şiirinin son örnekleri Late in the Day adıyla 2016 yılında yayımlanmıştı. Günün Geç Vakitleri, bu şiir toplamını Le Guin’in kendi yazmış olduğu önsöz, sunuş, sonsöz ve ek metinlerle birlikte Türkçeye aktarıyor: İnsancıllığın ölümünün vahşi törenlerle kutsandığı bir çağda kah eşyanın, kah mitolojik kahramanların, kah doğanın insancıllığına sığınan, okuyana hem son hem sonsuzluk hissini aynı kuvvette duyuran ebedi bir zaman’ın şiirleri...
Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim
Nurullah Genç'in hayata armağan ettiği kelimeler, şiirin en güzel duraklarına götürüyor okuru yeniden.
saçların dikildi karşıma bir sokak ötesinde
her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu
benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar
gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin
her biri bir kenarda darmadağın
çömelip kalıyordu, yutkunuyordu
rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin
nereye yürüdüysem bakışın, duruşun, sesin
anladım; söndürmeyelim tutuşan yüreğimi
kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri
çünkü sen her şeyinle bendesin
Rüveyda
Nurullah Genç, Rüveyda adlı şiir kitabında en çok beğenilen şiirlerine yer veriyor. Şairin yılların birikimini bir araya getirdiği kitabına adını veren “Rüveyda”ya en güzel seslenişini şu dizelerde görüyoruz:
Sular köpürmemeliydi Rüveyda
Kırılmamalıydı ıslak dalları hasret servilerinin
Ben zehire alışkınım, şerbete değil
Rüyalar nefret eder avare duruşumdan
Kâbuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
Sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
Ben her gece bir Mehdî türküsüyle çilekeş
Yargılamak için zeval kayıtlarını
İnkılap bekliyorum
Şiir Bisikleti
Ahmet Kutsi Tecer’in Bütün Şiirleri
Ahmet Kutsi Tecer, 4 Eylül 1901'de Kudüs'te doğdu. 1922'de Halkalı Yüksek Ziraat Okulu'nu bitirdikten sonra Paris'e gitti. Sorbonne Üniversitesi'nde öğrenimini sürdürürken Paris Ulusal Kütüphanesi'ndeki eski Türk yazmaları ve özellikle Karacaoğlan üstüne yeni belgeler bulmuştur. Bu çalışmalar ile dikkatleri üzerine çeken genç Ahmet Kutsi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirerek öğrenimini tamamlamıştır.
Öğretmenlik yaşamına Ankara Gazi Lisesi'nde başlayan Tecer, 1930 yılında Sivas Lisesi'ne atandı. Sivas'ta halkla yakın ilişki içine girerek ilk Halk Şairleri Derneğini kurdu ve ülkemizde ilk kez bir Halk Şairleri Bayramı düzenledi, Âşık Veysel, Ali İzzet, Talibi gibi halk ozanları, bu bayramla tanındılar. 1934'te soyadı yasası çıkınca yöreye duyduğu sevgiden dolayı Tecer soyadını aldı. 1934'ten başlayarak Yüksek Öğretim Genel Müdürü, Gazi Eğitim Enstitüsü (şimdiki Gazi Üniversitesi) edebiyat öğretmeni görevlerinde bulundu. Ankara Devlet Konservatuvarı Halk Müziği Bölümünü geliştirdi; Muzaffer Sarısözen'i oraya atayarak ilk arşiv çalışmalarına öncülük etti.
Önce Oluş Dergisi'ni çıkaran Tecer, 1941-1946 yılları arasında Ülkü Dergisi'ni yönetti ve bu dergi ile Cumhuriyet'in genç edebiyatçılar kuşağına ışık tuttu.
1942-1946 yılları arasında Seyhan ve Urfa milletvekilliklerinde bulundu.
1949'da Paris'te UNESCO daimi delegesi, kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi görevlerinden sonra 1951'de yurda dönerek İstanbul'a yerleşti. Uzun yıllar, Galatasaray Lisesi'nde edebiyat dersleri verdi. Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik dersleri verirken emekli oldu. Bir yıl sonra, 23 Temmuz 1967'de İstanbul'da öldü.
Köylü Temsilleri adlı önemli bir araştırması, çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış geleneksel Türk tiyatrosu üzerine makaleleri, denemeleri vardır. Oynanmış oyunları: Yazılan Bozulmaz (1947), Köşebaşı (1947), Koçyiğit Köroğlu (1949), Bir Pazar Günü (1959), Satılık Ev (1960).
İlk şiirlerini 1932 yılında Sivas'ta Şiirler adıyla yayınlayan Tecer'in tüm şiirleri, bu kitapta kendi düzenlemesine bağlı kalınarak sunulmaktadır.
Bütün Şiirleri 2
Babam gelirdi ve akşam olurdu.
Bahçedeki akasya ağacı, gün boyu biriktirdiği kuşları,
birer hayal topu olarak uzatırdı yatağımıza.
Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi gelirdi babam.
Kamyonlar hep geceleri, hep uzaklara giderdi.
Ben o zamanlar bütün babaları susar sanırdım.
Yalnızca gaz lambasıyla konuşan bir diş gıcırtısıydı babam.
Kapılar titreyerek açılır, titreyerek kapanırdı.
Tanrıyı ve uzun konuşanları sevmezdi hiç.
Babamdan yapılmış bir korkuydu dünya.
Bütün Şiirleri 1
Bütün Şiirleri 4
Seni yalnız bıraktım diye
Mezarından bile koşarak geliyorum eve.
Islık çalan odalarda
Konuşuyorum konuşuyorum konuşuyorum.
Uzaktan gelmişim, ağzımda sabahın çiy taneleri
Çocuklaşma diyerek çekiyorsun ağzını.
Sonra kaldırıyorum başımı, pencere değil
Sıralı kirpikler gibi çocuk ölüleri.
İnsan acısından utanır mı
Döktüğüm yaşlarla zehirleniyorum.
Bizden geçti de, demiştin, hepsi ölümün rahminde
Bu çocuklar nasıl yaşayacaklar bu ülkede.
Antakya’dayız, Vakıflı Köyü’nde kalbimizi seviyoruz
Bu iyilik içinde kimin aklına gelir ölüm.
Deniz kıyısına gidelim haydi
Mavi, göğsünde uyutur biraz korkumuzu.
İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde
Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin.
Söyle Bana Hindiba
Pulbiber Mahallesi
Şair Didem Madak son kitabı Pulbiber Mahallesi Metis’ten çıkıyor. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlanan, Grapon Kâğıtları (İnkılap, 2000) ve Ah'lar Ağacı (Everest, 2002) isimli iki kitabı bulunan Madak, kendine özgü sesi, şiire yaklaşımı ve hayata bakışı ile dikkat çeken bir şair.
Gerdanlık 1 – Bütün Şiirleri 9
Sonsuz Günbatımı
Geçmişten Gelen – Bütün Şiirleri-1
Asım Bezirci’nin üç ciltte derleyip günümüz Türkçesine aktardığı Tevfik Fikret’in bütün şiirlerinin birinci cildi Geçmişten Gelen, gözden geçirilmiş haliyle uzun bir aradan sonra yeniden okuruyla buluşuyor. “Fikret, edebiyatımızı asrileştirerek, insanileştirerek hakiki rolünü hakkıyla ifa etmiş bir dâhimizdir.” Ziya Gökalp, Muallim, 1917 “Fikret’e küçük bir burjuva aydınıydı demekle onun memlekete yaptığı muazzam hizmetleri, sanatta ulaştığı baş döndürücü merhaleyi inkâr etmiyoruz. Büyük ve ana hattında, iyi manada ‘insaniyetçi’ şair Tevfik Fikret’in faaliyet gösterdiği devirde, içinde bulunduğu muhitte başka türlü de olması mümkün değildi. Fikret yaşadığı devirde, bulunduğu muhitte, en iyi ve en ileri ne olmak mümkünse onu olmuştur…” Nâzım Hikmet, Resimli Ay, 1930 “Tevfik Fikret’i ilk defa 1912 yazında, arkadaşım Şefik Esad’ın delaletiyle tanıdım. On seneden beri şiirine aşina idim. Kendi neslimin bütün çocukları üzerinde olduğu gibi, ruhumda, ahlakımda, zevkimde, lisanımda, sanatımda en büyük tesiri o icra etmişti…” Yahya Kemal, Siyasi ve Edebi Portreler, 1963 Tevfik Fikret (1867-1915) Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) topluluğunun en önemli temsilcisi, şair, yazar, ressam. Tevfik Fikret, Mekteb-i Sultani’yi (Galatasaray Lisesi) birincilikle bitirdi. Burada Muallim Naci, Recaizade Ekrem ve Muallim Feyzi gibi çok değerli hocalardan ders alan Fikret’in ilk şiirleri Tercüman-ı Hakikat ve Mirsad’da yayımlandı. Malumat dergisi (1894) ile Tanin gazetesini (1908) çıkaranlar arasında yer aldı. Servet-i Fünun’un başına geçmesiyle (1896-1901) dergi kısa sürede edebiyatta yenilik isteyen gençlerin buluşma noktası, Edebiyat-ı Cedide topluluğunun yayın organı haline geldi. İlk şiirlerini Divan edebiyatı tarzında yazan Fikret, bu dönemde “sanat için sanat” anlayışıyla bireyi ön plana çıkaran şiirler kaleme almış ve büyük ilgiyle karşılanan Rübâb-ı Şikeste’yi yayımlamıştır. Rumelihisarı’nda -bugün müze olan- projesini kendisinin çizip “Aşiyan” adını verdiği evi yaptırdı. Gerek istibdat döneminin baskıcı ortamı, gerekse melankolik ruh halinin etkisiyle burada bir nevi inzivaya çekildi. Bir dönem Galatasaray’da Türkçe öğretmenliği ve müdürlük de yapan Fikret, hayatının sonuna kadar bu evin yanındaki Robert Kolej’de öğretmenlik görevini sürdürdü. Edebiyatımızda Batılı sanat anlayışının yerleşmesinde büyük rol oynayan, entelektüel kişiliğiyle de kalıcı izler bırakan Tevfik Fikret’in eserlerine Türk Edebiyatı Klasikleri Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.
Bin Aşık Yılı Uzakta
Sen Varsın Gecede Çeviri Şiirler 1
Modern şiirimizin öncülerinden Cemal Süreya, Guillaume Apollinaire’den Paul Valéry’ye, Arthur Rimbaud’dan Paul Verlaine’e birçok şairi dilimize kazandırmıştır. “Çağdaş dünyanın, insandaki yeni bir bilincin karşılığı olan” bu avangard şiir de, hayatını şiire adayan Süreya’nın kalemini, duyarlılığını beslemiştir.
Gerçeküstücülük, sembolizm, romantizm ve kübizm gibi akımları Cemal Süreya’nın özenli çevirileriyle bir araya getiren Sen Varsın Gecede, şiirsel estetiğin ve ifadenin en büyük değişim geçirdiği yıllardan derlenmiş kişisel bir antoloji.
Yüz Aşk Sonesi
Aşkım İsyandır Benim
Destan Destan Çanakkale
Denizin Son Martıları
Şiiri Düzde Kuşatmak
Ateş Semazenleri
Ölüm Bir Skandal
Ben, Haydar Ergülen çocukluk, aşk yokluk ve ölümden dört kitaba heves ettim ve ölümden başladım hiç istemeden hevesimi de aldım dersimi de aldım, cinayet sürerken ölümü savunabilirim sandım ne iyilik var bu kitapta ne de iyi bir şiir hayat da ölüm de artık kötülüğü dair kelimeler kullanmadan yazılmazmış meğer sonunda anladım ve ilk kez bir kitabımı "Hiç kimseye hiçbir zaman" sözleriyle adadım böylece ölümün skandal olduğu bir çağda tuttum, hayatımın en kötü kitabını yazdım, evet, cinayeti bundan daha kötü anlatamazdım!
Beni Öp Sonra Doğur Beni
Bir kilise tadı taşıyor Dolmabahçe camiinin pencereleri
Uzaktan bakmak şartıyla ve aydınlık oluşunu saymazsak;
Ve denizin gişesinde oturan kısa boylu saat kulesi
Yakasının içine kaydırmış hafifçe basınç-ölçerini
Beni Öp Sonra Doğur Beni, kanla yıkanmış kelimelerden sevda sözlerine, kimsenin dokunamayacağı suçsuz coğrafyalardan bir çay bahçesinden manzaralara Cemal Süreya’nın geniş dünyasını ustaca resmettiği bir panorama.
Yolların Sonu
Kuş Uçar Kanat Ağlar
Buradan dağlara bakarım. Gün, eteklerini toplayıp giderken bir küçük anne gelir. Yatağındaki boşluğa bakar. Tülbentlerini açar, katlar. Kırlentleri düzeltir. Kitapları toplar. Çocukları sorar. Gözyaşımı kurular. “Göğsümdeki çiçeklerin dili yok, unutma.” Evine gülümser. Alın çizgilerimi düzeltir. Sonsuzluğun ağzıyla öper. Yalnızlığımı alır. Yalnızlığını verir. “Ölüler, yaşayanlarda yaşar, bunu hiç unutma.”
Buradan dağlara...
Gidiyorum Bu
Her mısrası dehanın gümüş çivileriyle çakılmış, sapasağlam şiirler! gidiyorum bu, en görmüş geçirmiş okuru bile hayretlere gark edecek nitelikte: Fırından yeni çıkmış bir kült kitap!
Ah Muhsin Ünlü, Modern Türk Şiiri’nin keçiyollarında, uçurumlarında, zirvelerinde hünerli bir samuray, muzip bir derviş, fiyakalı bir çita gibi dolaşıyor.
Daha önce yayınlanmamış şiirlerin de yer aldığı bu genişletilmiş baskıyı kıvançla sunuyoruz.
Yarasaların Avlusunda
Bir gün
Herkesin öldüğü bir eski sokakta
Dönüp gelmeyen bir yankı.
Hepsi bu…
Tabii ki ölümü çok düşündüm
Tabii ki ölümü anlayarak yaşlandım
İyi ki güzelliğin sonunu önceden bilmedim
İyi ki ayrılığın acısıyla donandı kalbim
Melankoli, bir soğuk pencerenin pervazına
Hayal ipliğiyle dikilmiş sapsarı bir bozkırdı
Melankoli bütün kızlardan kaçan
Taşralı bir mahcubiyetti
Tabii ki eşikleri anladım
Odayı da sokağı da aynı hayranlıkla sevdim
İyi ki can sıkıntısı yazmanın kapılarını açtı
Yalnızlığı sevecek kadar çok kitap okudum iyi ki
Güzel dostlarım oldu ama hep tenha yürüdüm
Ölülerimle konuşacak yaşlara geldim.
Ben görsem ne, görmesem ne
Kandil sönecek bir gün
Ama dünyamızda ateş böcekleri
Hep yanacak.
Renkleri Duyan Çocuk
Aşk Ölümcül Bir Hülyadır
Yalnızca Çocuklar Uzaklara Bakar
“Keşke insan hiç büyümeseydi. Keşke her şeyi bilmeseydi. Oyuncaklarını kırmasaydı. Çocukluğunu hiç unutmasaydı. Sevgisini bütün yaşlarında aynı içtenlikle söylemeyi sürdürseydi. Ne yazık ki doğa, hayvanlara bağışladığı o masumiyeti insanlardan esirgemiş. Ya da insan, doğasına ihanet etmiş.(…) Sonra kendi çocukluğuma çevirdim gözlerimi. Ara sokaklardaki çocuklara, ışıklı caddelerdeki çocuklara, buğday tarlalarındaki çocuklara… yazdıkça, dünyanın nasıl bir cehenneme nasıl bir cehenneme yuvarlandığını yeniden anladım. Bütün büyük yaratıcılar çocuktu. Dünya edebiyatını çocuklar yaratmıştı. Bütütn ağıtları, şarkıları çocuklar söylemişti. Bütün bilim insanları merakını hiç yitirmemiş çocuklardı. Tanrı çocuktu. .”
Karşılığını Bulamamış Sorular
Yaşıyoruz Sessizce
Bu kitap, bizim sagu, mersiye, ağıt geleneğimize, göç edeni de burada tutan, yaşatan yepyeni bir özellik getiriyor. Üç kadim kavram, yaşamın üç büyük izleği, aşk, yalnızlık ve ölüm, şiirden şiire iç içe geçerek birbirinin kapısını çalıyor. Sonra üçü birlikte gelip hepimizin hayatına doluyor. Yaşıyoruz Sessizce, aşkın, emeğin ve dünyanın ölümle bir daha yüceltildiği bir varoluş simyası.
- Şeref Birsel
Sarkaç durdu. Kapı yok.
Ayna buğulanmıyor.
Tanrı bitti.
Ölüm değil büyük ceza
Her zerresi yalnızlık
Bir dünyayı sevmek hala.
Ayrılık burcum…
Parmaklarım birer mihrap çırası
Gövdem bitene kadar tüteceğim başında.
Kalbe Karışık
Çiçekler Üşümesin
Ahlar Ağacı
Hani
Üvercinka
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Üvercinka, Türkiye’de modern şiirin ifadesine yeni bir soluk getirecek olan genç bir şairin 1958 tarihli ilk kitabı; İkinci Yeni’nin kırılma noktalarından biri.