Efsane Güzeller
Şiir görülmez; ancak kalbe doğabilir. Kalpleri titreten de, çizik çizik eden veya süsleyen de bir hissin ilhamıdır genellikle; bir zamanın akışı, bir ruh sıkıntısı yahut bir hazzın coşmasıdır. Heykel gibi, resim gibi bütüne dayalı bir sanata dönüşüveriyorsa söz, adı divan şiiridir onun. O şiir, soyut olanın peşinde koşarken somut olanı örnek gösterir; duygu için maddeyi, içsellik adına çevreyi kullanır ve lirizmi anlatırken de Leyla’lardan, Şirin’lerden, Azra’lardan dem vurup onların yolunda Kays’ları, Ferhat’ları, Vamık’ları dağlar delisine çevirir. Şair ise beyit denen söz katmanları arasında ince sanatkârların izini sürerken evvelce söylenenleri bilmek ve evvelce söylenenleri geçmek zorunda hisseder kendisini, hayallerini ve düşüncelerini derinleştirdikçe derinleştirip giyindirir düşüncelerine.
Şiir-İ Kadim
Osmanlı medeniyetinin edebiyatı, hiç şüphesiz o kültürün birinci elden kaynağını teşkil eder. Bugün her ne kadar o edebiyat dünyası ile aramızda uzak mesafeler olduğu var sayılıyor ise de, aslen bizim olan ve hatta biz olan bu edebiyatın genç nesillerce anlaşılmasında sayılamayacak kadar faydalar vardır. Elinizdeki kitap bu maksatla hazırlanmıştır ve altı asırlık bir birikimin geniş kültür yelpazesine ışık tutar. Eskiler, ‘el-Ma’nâ fî batnı’ş-şair’ buyurmuşlardır. Yani ‘Mana, Şairin içindedir.’ Bu sebeple biz, şairin kastettiğini sandığımız manayı anlatırken objektif olmaya özen gösterdik. Yine de yorumlar bize aittir ve görüşlerimize katılmayanlara saygı duyarız. Çünkü bize göre bütün şiirler, bilgi edinmek için değil hissedilmek içindir. Bu kitapçık da zaten bir hissedişin ürünüdür.
Gidiyorum Bu
Her mısrası dehanın gümüş çivileriyle çakılmış, sapasağlam şiirler! gidiyorum bu, en görmüş geçirmiş okuru bile hayretlere gark edecek nitelikte: Fırından yeni çıkmış bir kült kitap!
Ah Muhsin Ünlü, Modern Türk Şiiri’nin keçiyollarında, uçurumlarında, zirvelerinde hünerli bir samuray, muzip bir derviş, fiyakalı bir çita gibi dolaşıyor.
Daha önce yayınlanmamış şiirlerin de yer aldığı bu genişletilmiş baskıyı kıvançla sunuyoruz.
Yağmur – Timaş Yayınları
Nurullah Genç, Yağmur'la Gelen Adam… Ona bu sıfatı kazandıran 1990 yılında yazdığı ve birincilik ödülü aldığı Yağmur isimli şiirdi. Yağmur' Nurullah Genç'e 1990 Türkiye Diyanet Vakfı N'at-ı Şerif Büyük Ödülü'nü kazandıran 'Yağmur' şiiriyle birlikte şairin diğer seçme şiirlerinin yer aldığı bir eserdir.
Yağmur Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü…
Grapon Kağıtları
Ahlar Ağacı
Soğuk Kazı
Soğuk Kazı'da "kazı", hem imgelerin kazıma yoluyla, belki de kazıya kazıya oluşturulduğunu, hem de gömülü bir şeylerin kazılıp çıkartıldığını ima ediyor sanki. Birhan Keskin'in yeni şiir kitabında "Flamingo" gibi kolaylıkla "Yeryüzü Halleri" şiirlerine dahil edilebilecek şiirler ile, "İstanbul", "Sulukule", "Tinerci" ve "Gazze" gibi somut şiirler bir arada...
Pulbiber Mahallesi
Şair Didem Madak son kitabı Pulbiber Mahallesi Metis’ten çıkıyor. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlanan, Grapon Kâğıtları (İnkılap, 2000) ve Ah'lar Ağacı (Everest, 2002) isimli iki kitabı bulunan Madak, kendine özgü sesi, şiire yaklaşımı ve hayata bakışı ile dikkat çeken bir şair.
Eksik Şiir
Sezen Aksu'nun 1975-2006 arasında yazdığı dört yüzün üzerinde şarkı sözünden seçtiğimiz 197'si yer alıyor kitapta. Bazılarını çok iyi hatırlayacaksınız.Kendi kendinize mırıldandığınız, hiçbir zaman unutamadığınız şarkılar... Ama muhtemelen bilmediklerinizle, duymadıklarınızla da karşılaşacaksınız.
Türkiye'de art arda 3-4 kuşağın hatıralarında yer etmiş Sezen şarkılarını böyle bir kitap bütünlüğü içinde, bu kez "okunacak" bir şey olarak sunarken, sanatçının şarkı sözlerinin taşıdığı şiirselliği okurla paylaşmak, kendi müziklerine kavuşmazdan önce, kâğıt üstüne ilk geldikleri halleriyle okutmak istedik.
Eksik Şiir, aşk ve sevgi, tutkularımız, vazgeçişlerimiz ve hep yeniden umutlanışımız üzerine bir kitap. İnsan olmakla ne kadar kırılgan olduğumuzu, ama her şeye rağmen yaralarımızı sarıp ayakta durabilecek güce sahip olduğumuzu kanıtlıyor.
Hani
Aşka Dair Nesirler
Gelme diyecektim, geldim. İyi ettim geldiğine. Nerdeyiz? Bir şehir yanıyor, dikkat et. Tutuşabiliriz, işte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına, saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl. Yanıyorsun, yanıyorum, yanıyoruz. Aramakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. Yine de memnunum. İyi ettin geldiğine. Taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi. Ellerini ver, ellerini. Öpüşmeye susadım. Tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni. Titreme, yanıyorsun. Ümit Yaşar Oğuzcan
Peri Kızıyla Çoban Hikayesi Bütün Şiirleri
Birinci Dünya Savaşı’nın en alevli günlerinde şiire başlayan Orhan Seyfi Orhon, ilk şiirini 1917 yılında yayımladı. Başlarda aruz vezniyle şiirler yazan şair, daha sonra hece veznini benimseyerek, şiir tarihimizde “Beş Hececiler” adıyla anılan akımı yaratan kalemlerden biri oldu. Vatan ve doğa sevgisinin hâkim olduğu şiirler kaleme alan Orhon, insan ruhunun incelikli bir hartasını çıkaran mısralarıyla hep zevkle okundu.
“Bütün gürültülere rağmen bu şiirlerin yaşadığına inanıyorum. Büyük bir şey de olmasa, benden sonrakilere gönlümden koparak bunları bıraktığıma seviniyorum.”
- Orhan Seyfi Orhon
Şiir Denizi-1
Ozan, şiirini yazarken, belleğindeki tüm sözcüklerden anlatmak istediğine en uygun olanları bulmak, sonra da sezgisiyle, özeniyle ve ustalığıyla bu sözcükleri yan yana, alt alta getirerek şiirini kurmak zorundadır.
Bu konuda bilinmesi gereken tek kural, her söz dizisinin şiir olmadığı ama her şiirin bir söz dizisi olduğudur."
Babama
Tüm çocuklarına dünyanın
Babalı çocuklar dilerim,
Doyasıya yaşayabilsinler diye
Çocukluklarını.
Doyasıya efelensinler diye
Komşu çocuklarına.
Değil mi ki
Benim babam senin baban döver
Eve gelince,
Varsın sapanla kırılsın camlar
Tırmansınlar elma dallarına
Gönüllerince.
Ayşe Kulin’den babasına 80. yaş günü armağanı…
Ankara Destanı
Bin Aşık Yılı Uzakta
Bir Ömür Böyle Geçti
Tragedyalar
Cansever’i Türk şiirindeki yerine olanca ağırlığıyla oturtan ve İkinci Yeni’den ayrı yönlerini gösteren Tragedyalar’da şair, dizenin işlevini yitirdiği düşüncesiyle tiyatrodan, diyalogdan, iç monologdan yararlanır; düzyazının olanaklarını şiire taşır. Her yönüyle modern şiire yeni özellikler, taze bir hava ve özgün biçimler getiren unutulmaz bir kitap Tragedyalar.
“Unutulmuş gibiyim ben. Ve insan
Bir bakıma unutulmuş gibidir
Bilemem ki, nasıl anlatmalı, yalnız bile değilim
Belki de yalnızlıktan
Daha fazla bir şey bu
Unuttum ben kendimi de Stepan.”
Sen Varsın Gecede Çeviri Şiirler 1
Modern şiirimizin öncülerinden Cemal Süreya, Guillaume Apollinaire’den Paul Valéry’ye, Arthur Rimbaud’dan Paul Verlaine’e birçok şairi dilimize kazandırmıştır. “Çağdaş dünyanın, insandaki yeni bir bilincin karşılığı olan” bu avangard şiir de, hayatını şiire adayan Süreya’nın kalemini, duyarlılığını beslemiştir.
Gerçeküstücülük, sembolizm, romantizm ve kübizm gibi akımları Cemal Süreya’nın özenli çevirileriyle bir araya getiren Sen Varsın Gecede, şiirsel estetiğin ve ifadenin en büyük değişim geçirdiği yıllardan derlenmiş kişisel bir antoloji.
Yunus Emre Divan’ından Seçmeler
Dinî-tasavvufî Türk edebiyatının en önemli temsilcilerinden olan Yunus Emre düşünceleri ve mısraları ile evrensel bir üne ulaşmıştır.
Onun sevgi dolu gönlünden kopup gelen birlik çağrısı çağları aşarak 21. asra kadar ulaşmış ve bütün dünya milletlerince benimsenmiştir.
Yunus’u ölümsüz kılan, dilden dile, gönülden gönüle günümüze kadar eriştiren şiirleri, yani ilâhileridir. Bu şiirler zamanları aşmakla kalmamış, sınırları da aşarak tüm insanlığın malı olmuştur.
Bu şiirler İslâm felsefesini, düşüncesini, insan anlayışını en güzel biçimde işlemiş ve halkın anlayacağı bir dille sunmuştur. Bu şiirleri böylesine benimseten anlaşılır ve samimi olmalarıdır. O en karışık düşünceleri basit söyleyişlerle bize sunar. Her insana aynı gözle bakmayı, tüm canlıları sevmeyi öğretir.
13. asırdan günümüze, ruhları aydınlatmaya devam eden bu sevgi ve hoşgörü ışığı, sunduğu güzelliklerin ve sevgiyle onun yolundan gidenlerin sayesinde çağlar sonrasını da aydınlatacaktır.
Ses Ve Yankı
Şiir terapi gibidir, şiir şifa verir;
Şair yazdıkça ruhundaki ağırlıkları hafifletirken, okur da sayfalar boyu bu hafifliğe tanık ve ortak olur.
Kemal Sayar şair yönünü, usulca yayımladığı üç kitapta ortaya koymuş; geniş yankı uyandıran ve devamı beklenen bu şiirler Ses ve Yankı adıyla bir araya gelmiştir. Hızır ve Roza, İki Güneş Arasında ve Ricat, ince, derin ve latif bir âlemin şiirleri olarak, yeniden okurunun huzuruna çıkıyor.
Ruhun keskin dönemeçlerinden
Eşsiz yamaçlarından çocukluğun
Sevinçle uçurur gibi uçurtmalarımızı
Gövdemizde hikmetin, şiirin kanatları
Süzülüyoruz aşağıdaki boşluğa
Seyrangâhta durup da baktığımız
O derin vadi değil, dünyadaki maceramız
Ardımızda bıraktığımız
Yazlar ve yenilgiler değil
Tene yerleşen o rahat sıcaklık
Biz bu yolculukta dağı hiç görmedik
Dağ bize dağıldı, bir dağ olduk hepimiz
Biteviye kendimizi seyrettik
Halukun Defteri Şermin Son Şiirler
Ben Fikret’e yetişemedim. Onun sohbetinden istifade edemedim. Fakat onun bütün eserlerini okudum. Birçoğu da ezberimdedir. O, hem büyük bir şair hem de büyük bir insandır.
Mustafa Kemal Atatürk
Fikret’in şair muhayyilesi, tıpkı Halit Ziya’nın nesrinde olduğu gibi ressam atölyesiyle beraber yürür. Onun kendisini büsbütün hitabete terk etmediği manzumelerde daima tablo estetiği hâkimdir. Böylece Türk şiirinde eski teksif edilmiş beyit bütünlüğünün yanında, manzumeye ait yeni bir bütünlük fikri peydahlanır. Fikret’te cemiyetin mesuliyetini yüklenen şair, Promete mitosuyla birleşir.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Halûk’un Defteri Fikret’in İnkılap’tan evvel ve sonra bu memleket gençliği için düşündüğü, duyduğu emellerin, kuvvetlerin, ümitlerin ve ideallerin birer formülüdür. Onu kendi eliyle yazması da gençliğe karşı gösterdiği bağlılığın manevi bir nişanesi gibiydi.
Ruşen Eşref Ünaydın
Halûk’un Defteri Tevfik Fikret’in Meşrutiyet’ten sonra yazdığı şiirleri içine alır. Şiirlerinde imge ve duyguya oranla düşünce, bireysel boyuta oranla toplumsal eğilim ağır basar. Kitaba adını veren birinci bölümde şair, gençliğin ve geleceğin simgesi olarak oğlu Halûk’a -inanç ve içtenlikle- seslenir. Onu yarından umutlu olmaya, yurdunun yükselmesi, özgürlüğe kavuşması için çalışmaya, hayata, gerçeğe, insana, bilime bağlı kalmaya, zulme ve haksızlığa başkaldırmaya çağırır.
Asım Bezirci
Tevf ik Fikret (1867-1915) Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) topluluğunun en önemli temsilcisi, şair, yazar, ressam. Tevfik Fikret, Mekteb-i Sultani’yi (Galatasaray Lisesi) birincilikle bitirdi. Burada Muallim Naci, Recaizade Ekrem ve Muallim Feyzi gibi çok değerli hocalardan ders alan Fikret’in ilk şiirleri Tercüman-ı Hakikat ve Mirsad’da yayımlandı. Malumat dergisi (1894) ile Tanin gazetesini (1908) çıkaranlar arasında yer aldı. Servet-i Fünun’un başına geçmesiyle (1896-1901) dergi kısa sürede edebiyatta yenilik isteyen gençlerin buluşma noktası, Edebiyat-ı Cedide topluluğunun yayın organı haline geldi. İlk şiirlerini Divan edebiyatı tarzında yazan Fikret, bu dönemde “sanat için sanat” anlayışıyla bireyi ön plana çıkaran şiirler kaleme almış ve büyük ilgiyle karşılanan Rübâb-ı Şikeste’yi yayımlamıştır. Rumelihisarı’nda -bugün müze olan- projesini kendisinin çizip “Aşiyan” adını verdiği evi yaptırdı. Gerek istibdat döneminin baskıcı ortamı, gerekse melankolik ruh halinin etkisiyle burada bir nevi inzivaya çekildi. Bir dönem Galatasaray’da Türkçe öğretmenliği ve müdürlük de yapan Fikret, hayatının sonuna kadar bu evin yanındaki Robert Kolej’de öğretmenlik görevini sürdürdü. Edebiyatımızda Batılı sanat anlayışının yerleşmesinde büyük rol oynayan, entelektüel kişiliğiyle de kalıcı izler bırakan Tevfik Fikret’in eserlerine Türk Edebiyatı Klasikleri Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.
*Halûk’un Defteri *Hayâta Karşı Beşer *Hitâbeler *Şermîn *Son Şiirler
Geçmişten Gelen – Bütün Şiirleri-1
Asım Bezirci’nin üç ciltte derleyip günümüz Türkçesine aktardığı Tevfik Fikret’in bütün şiirlerinin birinci cildi Geçmişten Gelen, gözden geçirilmiş haliyle uzun bir aradan sonra yeniden okuruyla buluşuyor. “Fikret, edebiyatımızı asrileştirerek, insanileştirerek hakiki rolünü hakkıyla ifa etmiş bir dâhimizdir.” Ziya Gökalp, Muallim, 1917 “Fikret’e küçük bir burjuva aydınıydı demekle onun memlekete yaptığı muazzam hizmetleri, sanatta ulaştığı baş döndürücü merhaleyi inkâr etmiyoruz. Büyük ve ana hattında, iyi manada ‘insaniyetçi’ şair Tevfik Fikret’in faaliyet gösterdiği devirde, içinde bulunduğu muhitte başka türlü de olması mümkün değildi. Fikret yaşadığı devirde, bulunduğu muhitte, en iyi ve en ileri ne olmak mümkünse onu olmuştur…” Nâzım Hikmet, Resimli Ay, 1930 “Tevfik Fikret’i ilk defa 1912 yazında, arkadaşım Şefik Esad’ın delaletiyle tanıdım. On seneden beri şiirine aşina idim. Kendi neslimin bütün çocukları üzerinde olduğu gibi, ruhumda, ahlakımda, zevkimde, lisanımda, sanatımda en büyük tesiri o icra etmişti…” Yahya Kemal, Siyasi ve Edebi Portreler, 1963 Tevfik Fikret (1867-1915) Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) topluluğunun en önemli temsilcisi, şair, yazar, ressam. Tevfik Fikret, Mekteb-i Sultani’yi (Galatasaray Lisesi) birincilikle bitirdi. Burada Muallim Naci, Recaizade Ekrem ve Muallim Feyzi gibi çok değerli hocalardan ders alan Fikret’in ilk şiirleri Tercüman-ı Hakikat ve Mirsad’da yayımlandı. Malumat dergisi (1894) ile Tanin gazetesini (1908) çıkaranlar arasında yer aldı. Servet-i Fünun’un başına geçmesiyle (1896-1901) dergi kısa sürede edebiyatta yenilik isteyen gençlerin buluşma noktası, Edebiyat-ı Cedide topluluğunun yayın organı haline geldi. İlk şiirlerini Divan edebiyatı tarzında yazan Fikret, bu dönemde “sanat için sanat” anlayışıyla bireyi ön plana çıkaran şiirler kaleme almış ve büyük ilgiyle karşılanan Rübâb-ı Şikeste’yi yayımlamıştır. Rumelihisarı’nda -bugün müze olan- projesini kendisinin çizip “Aşiyan” adını verdiği evi yaptırdı. Gerek istibdat döneminin baskıcı ortamı, gerekse melankolik ruh halinin etkisiyle burada bir nevi inzivaya çekildi. Bir dönem Galatasaray’da Türkçe öğretmenliği ve müdürlük de yapan Fikret, hayatının sonuna kadar bu evin yanındaki Robert Kolej’de öğretmenlik görevini sürdürdü. Edebiyatımızda Batılı sanat anlayışının yerleşmesinde büyük rol oynayan, entelektüel kişiliğiyle de kalıcı izler bırakan Tevfik Fikret’in eserlerine Türk Edebiyatı Klasikleri Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.
Yarasaların Avlusunda
Bir gün
Herkesin öldüğü bir eski sokakta
Dönüp gelmeyen bir yankı.
Hepsi bu…
Tabii ki ölümü çok düşündüm
Tabii ki ölümü anlayarak yaşlandım
İyi ki güzelliğin sonunu önceden bilmedim
İyi ki ayrılığın acısıyla donandı kalbim
Melankoli, bir soğuk pencerenin pervazına
Hayal ipliğiyle dikilmiş sapsarı bir bozkırdı
Melankoli bütün kızlardan kaçan
Taşralı bir mahcubiyetti
Tabii ki eşikleri anladım
Odayı da sokağı da aynı hayranlıkla sevdim
İyi ki can sıkıntısı yazmanın kapılarını açtı
Yalnızlığı sevecek kadar çok kitap okudum iyi ki
Güzel dostlarım oldu ama hep tenha yürüdüm
Ölülerimle konuşacak yaşlara geldim.
Ben görsem ne, görmesem ne
Kandil sönecek bir gün
Ama dünyamızda ateş böcekleri
Hep yanacak.
İkiz Divan
Söyle, mürekkepten kan kokusu gelmiyorsa
neye yarar harfler, sesler, derin susmalar,
Hayat bir biçimde özünü vermeli kâğıda,
hemen arkamda ıslık çalsa meleğin tırpanı
döner dimdik bakarım, bilmesin korkarım.
Bu şiirler bu yazılar ondandır kıpkırmızı,
Paracelsus’tan öğrendim imbik kullanmayı,
Agrippa’dan uykusuz ocak ateşini korumayı,
öyle damlattım hokkama kalemin can suyunu
tanırım kum saatından inen her taneyi —
kendime içinden geçmeye derin su seçtim.
Çok Bi Çocuk – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 20
Ölüm Ve Oğlum – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 15
Üşüyor mu deniz üstüne boşandıkça yağmur?
Ondan mı dersin tüyleri böyle ürperiyor?
Ben de gidersem bi gün bu biçim bi sağnakta
Alı al moru mor bir sandal gibi acaba
Yıllar sonra yılmayıp yine
Çarpar mı yüreğim yurdumun sahillerine?
* Baharla Ölüm Konuşmaları *Al Bir Uzun Hava *Bayramlık *Aslandan Al Haberi! *Menapoz *Cankurtaranla *Anayasası İnsanın *Epigram *Taksim Mitinginden İzlenim *Değişim *Cansuyu *Ukte *Ay! Ay! Ay! *Bi Damlacık *Küçük Kızım Su’ya *Akis *Dostum Samaripa’ya Mektup *Muhabbet *Bir Ölüm İlanı *Arkamdan Konuşmasınlar Diye *Güler Yüzümle *Ve Komiser Kolombo *Şiir-Şair-Dünya *Sonsöz *Ölüm ve Oğlum
Dünya Lekesi
sonra madem insan kal adında bir beladır
insan dalgın bir belgedir kendisiyle hayat arasında
neden eve dönmekten ibarettir hayat
neden bazen simsiyah bir doğruyla denilir
devletin ve Allah’ın en iyi fikridir kış
bütün evlerin en mükemmel hatasıdır baba
başka incirin yarasını başka incir de bilmez gibi talandır bu herkesle herkes olmak
kopan umur, ufalan ödün adıyla
iki lekenin birbirine dağılmasına sadece aşk mı denir
diğer zeytinin diğer zeytine fethi gibi
dilerim herkesin vaktiyle adı sinem olan
uzun bir yasa değer eli
sinem!
o kadar
o denli
Yunus Divanı
“Türk şiirini tattım, tanıdım” diyebilmek için yapılacak işlerde ilki Yunus Divanı’na yol düşürmektir. Anadolu’yu sözlerini maneviyatıyla yoğuran, tohumlayan bu mana sultanı, Türk şiirin dahi mayalayan ilk öncüdür. Sözü yücelerden aşırıp gönlümüz düşüren bir pîrdir. Türkçenin o çocuk çağında söylenmiş bu nefis manzumeleri okumadan şiir kapısından girmemek gerekir.
Bu divan, Yunus şiirlerini toplayan yazmalardan eskisi ve güvenilir olduğuna kanaat getirdiğimiz Karaman nüshasını esas alarak hazırlanmıştır. Bu nüshada bulunmayan fakat Büyük Yunus’un olduğunu kabul ettiğimiz/düşündüğümüz manzumeler incelediğimiz diğer yayınlardan alındı. Genel bir okuyucu kitlesi gözetildiği için divan hazırlanırken bazı biçimsel düzenlemeler ve bir çeşit yazım güncellemeleri yapıldı. Kolay okunmasını hedeflediğimiz için, olduğunca külfetsiz bir yazımı, Yunus şiirinin duruluğunu gösterecek bir imlayı tercih ettik. Yunus’un Divanı karşısında bulunmak, büyük, aydınlık ve yüce bi kapının önünde durmak gibidir. O görklü kapıdan içeri girenlere, sözünün manasına erenlere selam olsun.
Yunus Emre Divan
Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni / Ben yanarım gündüz gece, bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim / Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni
Yunus Emre (1240-1320)
Anadolu sahasında yetişmiş en büyük Türk şairi ve mutasavvıf. Hayatı hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte Sivrihisar’ın Sarıköy adlı köyünde doğduğu, mezarının da oraya yakın bir yerde bulunduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı Yunus Emre, mahlası ise Aşık Yunus, Derviş Yunus’tur. Emre kelimesinin türeyişi hakkında birçok farklı görüş vardır. Bunların arasında ilginç olanı, bu kelimenin “amramak” (sevmek) fiilinden türeyiş şeklidir. “Aşık, seven, arzu edilen, imrenilen” gibi anlamlara geldiği gibi “kardeş, birader” anlamına da gelmektedir. Şiirlerindeki bilgilerden evli ve çocuk sahibi olduğu, İsmail adında bir oğlunun bulunduğu anlaşılmaktadır.
Her ne kadar ümmi olduğu söylense de tasavvuf yoluna girmeden önce iyi bir medrese eğitimi almış olması kuvvetle muhtemeldir. Eğitim aldığı yer, o dönemin bilgi merkezlerinden sayılan Konya olabilir. Yine onun iyi derecede Farsça, Arapça bildiği söylenebilir. Bazı beyitlerinin ışığında onun Maraş, Kayseri, Tebriz, Nahcıvan, Yukarı Azerbaycan, güneyde Bağdat ve Şam’ı dolaştığı anlaşılmaktadır. Yunus Emre’nin mürşidi Tapduk Emre’dir. Anadolu ve Rumeli’ye derviş yetiştirip gönderdiği bilinen Tapduk Emre, Yunus Emre’yi Nallıhan’daki zaviyesinde yetiştirmiştir.
Yunus Emre, resmi yazışma ve edebiyat dilinin Farsça olduğu, bilimsel eserlerin Arapça yazıldığı bir dönemde yetişmiş, Türkçeye geçiş dönemini yaşamış bir şairdir. Bu yüzden eserlerinde bir kelimenin Türkçe, Farsça ve Arapça kullanılışlarına rastlanır. Buna rağmen Yunus Emre 13. yüzyılda Anadolu sahasında Oğuz Türkçesinin en büyük temsilcisidir. Eski Anadolu Türkçesi dediğimiz bu dönem Türkçesinin edebi bir dile dönüşmesinde birinci derecede katkı sahibi olan kişidir. Ahmed Fakih, Şeyyad Hamza, Hoca Dehhanî gibi o dönemde yetişen şairler de dilin gelişmesine katkı sağlamıştır. Şiirlerini genel olarak hece ölçüsüyle yazmakla birlikte, hece ölçüsüne uyan aruz vezinleriyle de şiir söylemiştir. Tek heceli dil olan Türkçe ile aruz vezni uyum sağlamadığından ister istemez aruz hataları oluşmuştur. Kimi zor kavramları Türkçe kelimeler kullanarak rahatlıkla ifade etmeyi başaran Yunus Emre bu özelliği dolayısıyla kendisinden sonra yetişecek şairlerin öncüsü olmuştur. Yunus Emre’nin Risâletü’Nushiyye adlı tasavvufi bir mesnevisi ile Divan’ı vardır. Risale 1307-8 yılında yazılmış olup 600 beyitten oluşur.
Çalışmamıza esas aldığımız Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Koleksiyonu, 3889 numarada kayıtlı olan yazma bu eserler başlar. Yunus Emre hakkında ayrıntılı bilgi ve bibliyografya için aşağıdaki kaynaklara bakılmalıdır:
Mustafa Tatcı, Yunus Emre, DİA, 43/600-606; aynı yazar, Yunus Emre, Dîvân-ı İlâhiyât, H Yayınları, 3. basım, İstanbul 2014, s.9-238; Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri, Hasan Âlî Yücel Klasikler Dizisi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 7. basım, İstanbul, Ocak 2016, s. 9-45
Günün Geç Vakitleri
Uluslararası yazın çevrelerince 20. yüzyılın “Bilimkurguya edebiyat saygınlığı kazandıran” seçkin yazarları arasında ilk sıralarda anılan Ursula K. Le Guin; edebiyat yaşamının başından beri şiire özel bir yer ayırmış, şiirlerini belirli aralıklarla, bağımsız bütünler ve yer yer de özel seçkiler vasıtasıyla okura sunmuştur.
Roman ve öykülerinde kurduğu benzersiz dili derinden akan bir su gibi izleyip belirlemiş olan Le Guin şiirinin son örnekleri Late in the Day adıyla 2016 yılında yayımlanmıştı. Günün Geç Vakitleri, bu şiir toplamını Le Guin’in kendi yazmış olduğu önsöz, sunuş, sonsöz ve ek metinlerle birlikte Türkçeye aktarıyor: İnsancıllığın ölümünün vahşi törenlerle kutsandığı bir çağda kah eşyanın, kah mitolojik kahramanların, kah doğanın insancıllığına sığınan, okuyana hem son hem sonsuzluk hissini aynı kuvvette duyuran ebedi bir zaman’ın şiirleri...
Bütün Şiirleri – Kırmızı Kedi Yayınevi
Türk şiirinde tüm taşları yerinden oynatan ve sadece şiirleriyle değil, yazıları, hikâyeleri ve tüm çevirileriyle kendinden sonraki Türk edebiyatının bütününe etki etmiş bir isim Orhan Veli. Bütün eserleriyle Kırmızı Kedi’de.
Külliyatın bu cildi Bütün Şiirleri, Orhan Veli’nin daha önce kitaplarında yayımlanan, dergi veya gazetelerde yayımlanıp kitaplarına girmeyen ve ölümünden sonra yayımlanan şiirlerinden oluşuyor. Necati Tonga ve Tahsin Yıldırım’ın büyük bir titizlikle “eleştirel basım” olarak hazırladığı kitapta, şairin sağlığında yayımlanan şiir kitaplarına ulaşıldı, şiirlerin yayımlandığı dergi ve gazeteler kontrol edildi ve bu sayede baskılar arasındaki farklar ortaya konarak en sağlam nüshaya ulaşılmaya çalışıldı. Bu kitabı diğerlerinden farklı kılan yönlerinden bir diğeri ise Orhan Veli’nin daha önce kitaplarına girmemiş yedi şiirine yer vermesi.
Artık Orhan Veli’yi eksiksiz okuyabileceksiniz.
Bütün Şiirleri Ahmet Haşim
“Zannetme ki güldür, ne de lâle,
Âteş doludur, tutma yanarsın
Karşında şu gülgûn piyâle...”
Ahmet Hâşim, modern Türk şiirinin kurucu şairlerinin başında gelir. Hayattayken yayımlanmış iki şiir kitabı olsa da Hâşim’in Türk şiirinde yarattığı etkinin bir benzerine rastlanamaz. Başta Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi Hisar, Nurullah Ataç gibi isimler olmak üzere, onun getirdiği yenilikleri anlayan ve şiirlerini ayrı bir yere koyanların sayısı azımsanacak gibi değildir. Bugün değerinin daha iyi anlaşıldığı ve onun ilk “modernist” şairimiz olduğu konusunda görüş birliğine varıldığı da bir gerçek.
Elinizdeki kitapta, Ahmet Hâşim’in kitaplarında yer alan ve dergilerde kalan bütün şiirlerini bulacaksınız. Osmanlıca-Türkçe karşılıklı sayfalarda ve “eleştirel basım” olarak sunduğumuz bu baskıyla, nüsha farklarını görecek, modern Türk şiirinin bu büyük ismini eksiksiz okuyacaksınız.