Bir Amerikan Evliliği
Fil Çalan Kız
Sesini Duyur – Ciltli
Gözleri artık kapalıydı. Gitarı çalmıyor, âdeta yaşıyordu. Bora Ateş, gözlerini sahneden tam benim olduğum yere dikince o an kalbimin duracağını hissettim. Mahşerî kalabalığın içinden beni bulabilmişti. Şarkıyı söyleyen Uygar’ın sesi ve baterinin başındaki Alar’ın ritimleri çok uzaklardan geliyor gibiydi. Bedenim uyuşmaya başlamıştı. Bora’nın dudakları yavaşça kıvrıldığında, gülüşü bedenime bir gök gürültüsü gibi çarptı.
Dudaklarından dökülen samimi cümlelere rağmen gözlerinde dolaşan arsız parıltılar, güzel hislerin habercisi gibi gelmiyordu. Bu adam ya beni göklere çıkaracaktı ya da cehennem ateşine atacaktı.
Sonrasında bir adım attım ve bir adım daha... Rüzgâr, saçlarımı dans ettirdiğinde dudaklarım, onlara eşlik edecek bir melodiyi mırıldanmak istiyor gibi kıpırdıyordu.
Ben Maya Erez.
Ailenin baş belası, annesinin ölene kadar uslandıramadığı yaramazı, babasının umurunda olmayan ortanca kızı, ablasının bakmakla yükümlü olduğu küçük kardeşi... Gözlerimi açtığımda ben buydum. Şimdiyse müzikle çevrelenen çetin bir savaşın içine giriyor, şeytani bir Rock grubu liderine meydan okuyordum. Savaş başlasın!
Gizli Bahçe – Modern Klasikler 148
İngiltere’nin uçsuz bucaksız fundalık arazilerinden birinde yer alan Misselthweite Malikânesi, kapısı kilitli yüz odası, geceleri duyulan tekinsiz ağlama sesleri ve duvarla çevrelenmiş bahçeleriyle birlikte değişim, kurtuluş ve arınma temalı bir hikâyeye ev sahipliği yapar. Frances Hodgson Burnett’ın Gizli Bahçe’si, Victoria döneminde tasvir edilen gelenekselleşmiş yetim çocuk imgesini başka bir noktaya taşır. Oliver Twist, Jane Eyre ya da Heidi gibi munis, utangaç ve sinik bir karakter olmayan Mary Lennox, şımarık, bencil ve kimi zaman da şiddete meyillidir. Onun kendini tanıyıp sömürgeci bir kültürde yetişmenin etkilerinden sıyrılma yolculuğu, anahtarı toprağa gömülü bir bahçe kapısının açılmasıyla başlar. Mary’nin kendisi gibi sevgisiz bir çocukluk geçiren kuzeni Colin’in onu çepeçevre saran buhrandan kurtulmasının sırrı da aynı kapının ardında gizlidir.
1911’den beri sayısız çocuğu ve yetişkini ağırlayan Gizli Bahçe, günümüzde çocuk edebiyatı kanonuna dahil edilse de ilk olarak hedef kitlesi yetişkinler olan bir dergide tefrika edilmiştir. Yazarın Britanya’nın sömürgeci politikasına, dönemin çocuk yetiştirme yöntemlerine ve biçilmiş cinsiyet rollerine yönelttiği eleştirilerin yanı sıra, holistik tıp yanlısı yaklaşımı da hâlâ güncelliğini korumaktadır.
Ağaçkakanlar
“Fakat düşün bir kere, dünya o kadar, o kadar, o ka-dar geniş ki burada minnacık bir arazi parçasına sıkışıp kalmak aptallık olur. Deden anlatmıştı, taaa uzaklardan gelmişler. Bil bakalım ne kadar uzaklardan?” Fakat Upuy cevap vermedi. Rengi solmuş gibi, isteksiz bir şekilde babasına baktı. Ve dalgın dalgın, “Ne kadar uzaklardan?” diye sordu. “Tam bir milyon kanat vuruşu uzaktan.”
Cahit Zarifoğlu, hayal ve gerçeğin içinden filizlenen bir hikâye ile selamlıyor bizi. Anne ve baba ağaçkakanların korkuları yaşamlarına yön verirken ceviz ağaçlarının üzerinden hızla geçen yavru kuş, rüya içinde rüyaya, gerçek içinde gerçeğe dikkatle bakmamız için kanat çırpıyor.
Esir Şehrin Mahpusu
“Büyük tarih romanları, bizi milletimizin ve toplumumuzun gelişmesindeki belli çatışma çağlarının doğrularında ve gerçeklerinde yeniden yaşatma gücünü taşıyan eserlerdir.”
İnsanın esareti ve toplumun esareti birbiriyle bağlantılı, birbirinin sebep ve sonucu sayılan haller midir?
“Esir Şehir” üçlemesinde Kemal Tahir, kurucu unsur olarak tarihî malzemeleri ve insan doğasına dair şaşırtıcı doğruluktaki gözlemlerini kullanır. Tarih nehrinin yoğun, hareketli ve gerilimi yüksek sularında yol alırken bireysel gerçekliği toplumsal gerçekliğe feda etmeksizin gündelik hayatın temel dinamiklerini soyutlar. Bu soyutlama, onu sıradan insanın ya da kahramanın, bir mahpusun ya da kent soylu asilzadenin ahlaki sefalet ve asalete aynı mesafede durduğu tedirgin edici bir ara yere sıçratır.
“Esir Şehir” üçlemesinin ikinci kitabı Esir Şehrin Mahpusu, Kemal Tahir’in “dar yer” dediği hapishanede geçer. İşgal altındaki şehrin mahpusları; esaretin bütün eziciliğini yaşamış, hürriyet duygusuyla kalbi burulan bu insanlar, dışarıdaki işgal ve esaret atmosferini anlamak için adeta birer laboratuvar görevi görürler.
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik 1 Lordlar Ve Varisler
Gökyüzü senin için şarkı yazıyor!
Su Krallığı’nın yıkılışının ardından tahta geçen Toprak Krallığı yüzyıl sonra insanların arasına gizlenen
vârislerin peşindedir. Büyük Yıkım’ın ardından Ateş Krallığı esir düşmüş, Hava Krallığı çok kayıp verse de ayakta kalmış, Su Krallığı’ndan ise geriye hiçbir şey kalmamıştır.
Alfin efsaneleri ile gökyüzünü seyrederek büyüyen ama sihre inanmayan Nova diyara getirildiğinde en yakın arkadaşı ile düşman krallıkların vârisleri olduklarını öğrenir. Yüzlerinde kim olduklarını ve hangi krallığa ait olduklarını simgeleyen izi de bir türlü belirmez.
Diyarda herkes tarafından dışlanınca Hava Krallığı’nın nazik lordu Sina, Nova’yı sarayında misafir eder.
Düzenbaz Ateş Lordu’nun ise onun için başka planları vardır. Tüm bu karmaşanın içinde Nova Su Krallığı’na dair bir iz bulur ama bunun için cehennem kapılarını aralamak zorundadır.
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik 2.5 – Ejderha Ve Yıldız
YILDIZLARA YAZILI KALBİNİN DENGİ.
Daren ve Nova diyardaki zorlu karşılaşmanın ardından insanların arasına karışmıştır. Nova için çok tanıdık olsa da artık eski dünyasında hiç kimse onu hatırlamıyor.
Nova geride bıraktığı krallığına dair endişe içindeyken Daren, Nova’nın eski yaşamının her ânını öğrenmek için heveslidir.
İnsanların arasında geçirecekleri sürede yaptıkları anlaşma onları daha çok yakınlaştırırken suçlu hissetmemek mümkün değil. İnsan kaç kez Ateş Lordu ile sinemaya ve konsere gidebilir? Nova bu kadar eğlenceli olacağını hesaba katmamıştı ve dönüş zamanı yaklaşıyordu.
Nova ve Daren’in ilişkilerini anlatan Ejderha ve Yıldız’ın, serinin ikinci kitabı Krallar ve Soytarıları’ndan sonra, üçüncü kitabı Deliler ve Cellatlar’dan önce okunması tavsiye edilir.
Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik 2.5 Ejderha Ve Yıldız – Ciltli
YILDIZLARA YAZILI KALBİNİN DENGİ.
Daren ve Nova diyardaki zorlu karşılaşmanın ardından insanların arasına karışmıştır. Nova için çok tanıdık olsa da artık eski dünyasında hiç kimse onu hatırlamıyor.
Nova geride bıraktığı krallığına dair endişe içindeyken Daren, Nova’nın eski yaşamının her ânını öğrenmek için heveslidir.
İnsanların arasında geçirecekleri sürede yaptıkları anlaşma onları daha çok yakınlaştırırken suçlu hissetmemek mümkün değil. İnsan kaç kez Ateş Lordu ile sinemaya ve konsere gidebilir? Nova bu kadar eğlenceli olacağını hesaba katmamıştı ve dönüş zamanı yaklaşıyordu.
Nova ve Daren’in ilişkilerini anlatan Ejderha ve Yıldız’ın, serinin ikinci kitabı Krallar ve Soytarıları’ndan sonra, üçüncü kitabı Deliler ve Cellatlar’dan önce okunması tavsiye edilir.
Findel Gizemi
Efsane geri dönüyor, macera devam ediyor! Sözcükler, kodlama ve korsan kitap muamması... Zekice kurguladığı okul romanlarıyla hem dünyada hem Türkiye’de milyonlarca okura ulaşan Andrew Clements’in geride bıraktığı dosya kitaplaştırıldı. Çocukların ve öğretmenlerin unutulmazları arasına giren, çocuk edebiyatının modern klasiklerinden olan Bunun Adı Findel macerası bir nesil sonra yeniden alevleniyor. Dijital çağda yaratıcı emeğin gaspedilmesine odaklanan yazar, cesaretle dayanışmayı öneriyor. Yapay zekânın da kolaylaştırdığı hak ihlallerine, korsan yayınlara ustaca dikkat çekiyor. Teknoloji tutkunu Josh, tüm ödevlerini birkaç tuşla çözebilir. Ancak, edebiyat öğretmeni Bay N sınıfta bilgisayar kullanılmasını kabul etmediği gibi, ödevleri de hep elyazısıyla ister. Rastlantıyla keşfettiği “findel”i, kankası Vanessa’yla paylaşan Josh, Bay N’nin sır gibi sakladığı geçmişinin peşine düşer. Her hamlede bambaşka gerçeklerle karşılaşan çocukları, çok sevdikleri bir yazar adına girişecekleri dijital bir mücadele beklemektedir…
Her Şeyi Gördüm
Sessiz bir tanık, suç ortağı mıdır?
Çağdaş edebiyatımızın ödüllü yazarlarından Irmak Zileli, beklenmedik bir kaybın ardından altüst olan lisede gizemli bir tanıklığı hikâye ediyor. Sürükleyici üslubu, heyecan dolu ayrıntılarıyla gerçeğin peşine düşüyor. İlkgençliğin çarpıcı keşifleri ve yüzleşmeleriyle derinleşen roman, vicdan ve masumiyet üzerine düşündürürken, insanlık kadar eski bir sorunun cevabını arıyor: Sessizce tanıklık etmek, suça ortak olmak mıdır?
Gece yarısı gizlice okulun bahçesine sızan beş öğrencinin amacı, kuralları yıkmak, çılgın bir macera yaşamaktı. Ama tam tersi oldu. Arka bahçedeki kuyunun kapağını kaldırıp karanlığa seslenme oyunu, okulun emektar köpeği Tarçın'ı bir anda yaşamdan kopardı. Beş genç, iç hesaplaşmalarıyla birlikte derin bir sessizliğe bürünürken, her şeyi gördüğünü iddia eden gizemli bir tanığın yazdığı e-posta mesajları okulu karıştırdı. Eğitimciler de, veliler de gerçeği arama telaşındaydı…
Kayıp Ağaçlar Adası
The Costa Roman Ödülü Finalisti
The Women’s Ödülü Finalisti
RSL Ondaatje Ödülü Finalisti
Britanya Kitap Ödülü Adayı
Dublin Edebiyat Ödülü Adayı
Reese Witherspoon Kitap Kulübü Seçkisi
Sunday Times Çok Satanlar Listesi
Der Spiegel Çok Satanlar Listesi
Elif Şafak her zaman olduğu gibi yaralarımıza sevginin ve edebiyatın merhemini sürerken, bu kez de Kıbrıs’ın kederli tarihi, eşsiz doğası ve enfes mutfağını, neşesini asla kaybetmeyen Akdeniz insanının şefkatiyle buluşturuyor.
Günümüz Londra’sında yaşayan on altı yaşındaki Ada Kazancakis’in ailesine ve geçmişine dair cevapsız kalmış pek çok sorusu vardır, bir gün verilen tarih ödevi onu hiç bilmediği bir dünyaya sürükler; 1970’lere… dünyanın tel örgülerle bölünmüş tek başkenti Lefkoşa’ya.
Adada Defne ve Kostas’ın gizlice buluştukları bir taverna vardır: Mutlu İncir. Adadaki en iyi yemeğin, en iyi müziğin bulunduğu büyülü bir yerdir burası; tüm misafirlerine birkaç saatliğine de olsa dışarıdaki üzüntülerini unutturur. Ve tavernanın tam ortasında, burasını daha da büyülü kılan, bilge bir incir ağacı vardır. Savaş başlayıp güzelim başkent enkaza dönüştüğünde ve âşıklar bir bir ortadan kaybolduğunda, her daim orada olan bir incir ağacı…
Tüm dünyada bir milyonun üzerinde okura ulaşan Kayıp Ağaçlar Adası umudu, yası, savaşı ve aşkı anlatan şifalı bir göç ağıtı.
Mahur Beste
Mahur Beste’de Tanpınar’ın Huzur ve Sahnenin Dışındakiler adlı romanlarında önemli bir motif olan "Mahur Beste" teması önemli yer tutar. Mahur beste, acı bir aşk hikayesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır. Tanpınar, klasik Türk musikisini medeniyetimizin özlü bir yansıması olarak kabul eder. Mahur Beste’de Tanpınar’ın diğer eserlerinde de görülen medeniyet meselesi büyük bir ağırlıkla ele alınır. Mahur Beste, Tanzimat sonrasında toplum hayatımızın her yönüne yansıyan değişim ve başkalaşımın yansıtıldığı ve her fırsatta tartışıldığı bir roman özelliğindedir.
Huzur
Tanpınar, kültürümüzü bir iç alem medeniyeti'nin tezahürü olarak görür. Bu medeniyeti, belirli, bir ahlakı taşıyan "manevi vazifelerine inanmış, muayyen bir ruh nizamından geçmiş, nefislerini terbiye etmiş" insanlar meydana getirmiştir.
Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirleri iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklarıdır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.
Huzur için, belli bir dünya görüşüne, bir hayat nizamına kavuşamamış Cumhuriyet aydınlarının "huzursuzlukları"nı dile getiriyor denebilir.
Kötü Adamlar
Mükemmel Bir Gün
Lilith – Eksik Parça Yayınları
Havva’dan önce Lilith vardı.
Lilith ve Âdem, Cennet Bahçesi’nde eşit ve mutludurlar. Ta ki Âdem, Lilith’in kendi iradesine boyun eğip onun altına yatması gerektiğine karar verene kadar. Lilith bunu reddeder ve sonsuza dek cennetten kovulur.
Şeytanlaştırılan ve kenara itilen Lilith, Tanrı’nın kendisine boyun eğmeyi kabul eden Havva’yı yaratmasını öfkeyle izler. Ancak Lilith’in bir sırrı vardır: Bilgi Ağacı’nın meyvesini çoktan tatmıştır. Bilgelikle donanmış olan Lilith, Tanrı’nın eşi ve dengi, Cennetin Kraliçesi Aşera’nın neden kayıp olduğunu bilmektedir. Lilith’in bir planı vardır: Havva’yı kurtaracak, Aşera’yı bulacak, dünyaya dengeyi geri getirecek ve Cennet’teki hak ettiği yeri yeniden kazanacaktır. Lilith’in adalet arayışı onu Antik Sümer’in zigguratlarından İsrail Kraliçesi İzebel’in sarayına ve Roma Yahudiyesi’ndeki radikal bir vaizin yanına kadar tarih boyunca yönlendirir. Nuh’un karısı Norea, İzebel ve Mecdelli Meryem, Lilith’in aydınlanmasına yardımcı olurlar.
Modern çağda, eşitsizlik üzerine kurulu bir dünyanın feci sonuçlarını gözlemlerken, Lilith nihayet zamanın başlangıcında kadınlara ve tüm insanlığa yapılan yanlışı düzeltmek için ne yapılması gerektiğini anlar.
“Aydınlatıcı, büyüleyici ve saygın; feminist mit yeniden anlatılarına güçlü ve değerli bir katkı.”
– Jennifer Saint Ariadne’nin yazarı
“Madeline Miller ve Jenny Saint hayranları bu etkileyici feminist yeniden anlatıma bayılacaklar.”
– Rosie Andrews, Leviathan’ın yazarı
Leoparı Kaybeden Kız
Dokuz Oda Cinayetleri
Arafta Düet
Denize bakan kayalıklarda bir bungalov… Yoldan fırlayıp yanına düşen bir araba… Bir patlama…
Huzur arayışındaki emekli Tümgeneral Ayvaz Dere’nin planları ilk günden altüst olmuştur. Kazaya karışan gençler de olaya bambaşka bir boyut katar ve işler çetrefilleşir. Bir de 1980’lerde takıştığı solcu bir avukat, Sinan çıkar karşısına. Böylece geçmişe ve geleceğe ışık tutan zorlu bir düet başlar.
Mizahi bir üslup ve sürükleyici bir kurguyla kaleme alınan Arafta Düet, hepimizi barış, vicdan, erdem üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.
Biri yıllardır hapiste olan iki eşyazarın hiç karşılaşmadan beraber kaleme aldıkları roman, bu açıdan dünyada bir ilk.
Kıskanç Adam
Yunan bir polis dedektifi, özel yaşamındaki bazı tecrübeler yüzünden bir kıskançlık uzmanına dönüşmüştür. Kalimnos Adası’nda bir Alman turist kaybolduğunda adaya o gönderilir. Uzakta başka bir ülkede, bir taksi şoförü, şirket sahibine ait aracın arka koltuğunda karısının küpesini bulur. Küpenin orada ne işi vardır? Ve Londra’ya giden uçakta bir kadın, kocasının onu en yakın arkadaşıyla aldattığını öğrendiği için canına kıymak üzeredir. Yanında oturan adam kimdir?
Kıskanç Adam ve Diğer Öyküler yedi suç öyküsünden oluşuyor. Nesbo, romanlarındaki tüyler ürperten suçları, zekâyı, beklenmedik sürprizleri, ince mizahı ustalıkla öykülerine taşıyor.
Çoksatan Harry Hole serisinin yazarı Nesbo ilk öykü kitabında romanlarının ayırt edici ana unsurlarını sergiliyor: Zekice kurgulanmış olay örgülerinde, arada insani duygu parıltıları gösteren derinden arızalı karakterler, içlerindeki karanlık tarafından sürekli yok edilme tehlikesi altındalar.
- Booklist
Teo
Aşkla doğar Teo, mavinin yeşille buluştuğu, güneşin dalgalarla öpüştüğü bir sahil şehrinde. O dört yaşındayken amansız hastalığa tutulduğunda, anne babası ve kız kardeşleri korkuya değil, eşi az bulunur sevgi ve fedakârlığa sarılırlar. Hepsinin gözbebeği olan Teo ise bir ömür sürecek acılarını, ıstırabını; içinde taşıdığı olgun ruh aracılığıyla bambaşka bir boyuta, yaşam aşkına ve sanata dönüştürür. Bedenen, ruhen yaşadığı her duyguyu çizgilerde ve renklerde anlatır. Kimsenin bilmediği diğer hayatının esintilerini nakşeder resimlerinde.
Umudu henüz küçücükken çalınmış bir çocuk nasıl olur da böylesine umutla yaşayabilir? Bir aile “son”a karşı nasıl bu kadar büyük bir sevgiyle kavga verebilir? Bu dünya yaşamı, tek yaşamımız mıdır?
Bunları anlatıyor Teo... Ve bizlerin, ruhu olan insanlar değil, insan bedeninde tecrübe kazanan ruhani yaratıklar olduğumuzu… Ölüm değil, hep yeniden kavuşma, yeniden bir keşfediş var yaşamın ucunda.
“Ama biliyor musun, sana en yakın meleğin kimdi? Seni en çok kucaklayan, kollarına alıp uyutan, sen ağrılarından sıyrılıp derin uykuya gidene kadar yanında uzanıp bekleyen, sen daldığında da nefesini dinleyerek gecelerini uykusuz geçiren... Annen...”
İnsani Şeyler
Yüzme Dersleri
Sayın Bay Rock Yıldızı
“İnsanın geçmişe ihtiyacı var. Kim olduğumuzu hatırlamak için. Daha doğrusu eskiden olduğumuz kişiyi hatırlamak için. Bir an içimde bir ağlama duygusu oluşuyor. Hıçkırarak. O yüzden şaka yapmaya başlıyorum. Berbat şakalar. Melankolimi yalnızlığıma saklayayım. Eve gidince yaşayayım.”
Timur, 46 yaşında neredeyse mizantrop bir rock yıldızı. Alkolle, hayatla, depresyonla, manasızlık hisleriyle, orta yaş ve yaratıcılık krizleriyle savaşırken, bir yandan da dört yaşındaki kızına baba, annesine oğul olmaya çalışıyor. En çok zorlandığı konuysa kendine katlanmak.
Yalnız, sürekli başka bir kişi olmaya zorlandığını düşünen, kim olduğunu artık bilemeyen, yaşadığı çağa ayak uyduramayan bir rock yıldızı. O sırada, kendini ikna etmekte zorlandığı bir gönül ilişkisini de yürütmeye çalışıyor. Tabii, yapabildiği kadar. Daha doğrusu yapamadığı kadar.
Teoman şarkı yazarlığı kadar romancılıkta da iddiasını ortaya koyuyor. Hem çok aşina hem çok yabancısı olduğumuz bir kahraman, hem çok acıklı hem çok eğlenceli hem de komik bir hayat…
Hoyrat
Büyülü Yer
Kızıl Karma
Mayıs 1968’de Paris adeta yangın yeriyken, genç bir kadının bir yoga pozisyonunda, çıplak ve parçalanmış cesedi bulunur. Polis Jean-Louis Mersch, cinayeti soruşturmaya başlar. Maktulün arkadaşları Hervé ile Nicole de ona yardımcı olurlar. Bir başka kadın arkadaşları daha cinayete kurban gittiğinde, ölümün kendi çevrelerinde kol gezdiğini düşünmeye başlarlar.
Mersch, Hervé ve Nicole bu cinayetlerin Hindistan’la bağlantılı olduğunu anladıklarında Kalküta’dan Varanasi’ye uzanan bir maceraya atılır ve korkunç gerçeği Ganj Nehri’nin kıyılarında keşfederler. Ama karma sonlanmamış, kötülüğün son halkasıyla yüzleşmek için gidilecek son bir durak kalmıştır...
Jean-Christophe Grangé, cinayetlerin peşinde koşarken kendi kaderlerini de değiştiren üç çarpıcı karakter ve hiç düşmeyen bir tempoyla, bir kez daha kötülüğün sınırlarını araştırıyor...