Turgenyev İlk Aşk
Aşk…
Fakat daima ilk aşk. Bir ateş yalımı bir güneş çalımı gibi ilk aşk…
İlk olanın unutulmaz hatırası…
İşte güzeller güzeli Zinaida’ya âşık gencecik bir delikanlı Vladimir Petroviç…
Kalbindeki ilk kıpırtıda, yaşadığı ilk heyecanda, garip ve alışılmadık hislere dalmış. Ne var ki engellerle çevrilidir her aşk. Onun da karşılaştığı kişi: babası. İlk aşkı aynı zamanda bir ilk hayal kırıklığına dönüşüveriyor birden. Kendisinden büyük bir kadına âşık olmuş henüz on altı yaşında bir genç neler hisseder? Neler için endişelenir? Bizleri bu “trajik” hikâyenin bir parçası haline getiriyor Turgenyev.
Vladimir Petroviç ile beraber Zinaida’yı düşünürken buluyoruz kendimizi. Sevinçle ümitsizlik, aşkla kıskançlık peşini bırakmıyor Petroviç’in.
Rus edebiyatının ve romantizm akımının en önemli örneklerinden, yazarın baş eserlerinden biri olan İlk Aşk, orijinal dilinden Türkçeye özenli bir çeviri ile…
Yüzünü Sıyır Karanlığından
Emare Sarmaşık (Ciltli)
Çocukluğumuz tohumumuzdur, tohumumuza kim su verdiyse o şekilde büyür ve yetişiriz.
Geçmişinin bir tarafı karanlık sırların gölgesinde kalan ve hayatının büyük bir kısmını hatırlamayan Minel Karaer, bir anlaşma sonucunda psikolojik rahatsızlıklara sahip bireylerin tedavi edilmek üzere toplandığı Anektod Merkezine gitmeye başlar.
İçinden bir ses Anektod Merkezinin ona yardım eli uzatmak yerine kendisini daha fazla karanlığa sürükleyeceğini söylese de o sesi göz ardı eder ancak hislerinde haklı olduğu, Korel Erezli’nin Anektod Merkezine döndüğü gün ortaya çıkar.
Vücudunun büyük bir kısmı izlerle ve dövmelerle örtülü olan Korel Erezli, sadece vücudunda değil kalbinde ve zihninde de büyük sırlar saklar.
Minel, Korel’le ilk karşılaştığı an kendisini kocaman bir labirentin içinde hisseder; bu labirentte aşk, tutku, şefkat, merhamet, öfke ve nefret vardır. Minel’in geçmişiyle savaşı başlarken, yeniden ortaya çıkan şehrin seri katili Prometheus da cinayetleriyle tekrar adından söz ettirir.
Prometheus, Minel Karaer’in peşindedir ve asıl sır tam olarak burada saklıdır.
“Korel Erezli senin kaçışların,” dedi kendinden emin bir tavırla.
“Korel Erezli senin sırların, Korel Erezli senin geçmişin, Korel Erezli senin varlığın.”
Enkaz Altındakiler (Ciltli)
Kırık
aynanın
ayrılmış
parçalarında birlikteydik.
Birlikte
ve
paramparçaydık.
“Gözlerinizi açtığınızda yıkılmış bir evde uyanacaksınız. Tek çıkış yolunuz yerin altında. Kendinizi bulduğunuz çıkış noktası her bir yanı kameralarla çevrili, her yeri izlenen bir platonun içinde. Tek amacınız ise alandaki ipuçlarını takip edip evleri bulmak. Tüm yarışmacılar evleri
bulduğu an kazanan belirlenmiş olacak.
Öyleyse, sizi kaybetmemizi ister misiniz?”
Kumru, Uraz, Nisan, Eren ve Bulut… Farklı hayalleri olan ve birbirine yabancı beş genç… Enkaz Altındakiler isimli sıradışı bir televizyon yarışmasına başvurarak inanılmaz bir deneyime adım atarlar. Ancak ortaya çıkan beklenmedik gelişmelerle hayatları derinden sarsılacak ve unutamayacakları bir yolculuğa çıkacaklardır…
"Ben Kumru Sonat; buraya benim, senin, bizim, enkaz altındakilerin hikâyesini anlatmaya geldim.
Sen de enkaz altındasın,
farkında değil misin?"
İçinde Bir Sen 2 Asreman Ciltli
İçindekiler
• 8 Adet Özel Tasarım Tarot Kartı
• Ayraç
İstanbul yavaş yavaş buz tutmaya başlıyordu.
Boyut değiştirip artık Varta’nın pençeleri arasında olan Mahinev’i İstanbul’da aramaya devam eden kurtlar şehirden yavaşça çekildi ama şehrin buzu çözülmedi.
Yılanların nöbet tutmaya başladığı şehirde artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Nigin Bağı’yla mühürlendiği kişinin kim olduğunu anlayan Mahinev, hafızasındaki eksik parçaları tamamlamak için bir yola çıkar. Yaşanan büyük tutulmayla beraber Varta’nın kapısı tehlikeli varlıklara açılmıştır.
Mahinev, babaannesinin rüyalar yoluyla haber vererek gitmesini istediği o tapınakta elmas bir yılan bedeni bulur, bulduğu yılan bedeniyle bir bağlantısı olduğunu fark eder.
Efken’in yoldaşlığıyla sırları yavaşça çözmeye başlayan Mahinev’i hedef hâline getiren güçlü bir düşman kapıdadır. Tüm bunlar olurken Efken ile arasındaki ilişkinin çok öncelere dayandığını öğrenen Mahinev, açığa çıkan sırlarla beraber güçlerini yavaş yavaş keşfetmeye ve düşmanla savaşmaya başlar.
Aşiyan 1 – Virane
İnsan bir ölüme bir de sevdaya böylesine yenik düşüyormuş.
Bir ateş ancak başka bir ateşle bütünleşince büyüyormuş.
Bir tan vaktinde gece ile gün birbirinden ayrılırken sardı yangını. Şafak söktü, gün aydı, yabancısı olduğum barut kokusu ruhuma bulaştı.
“Sen benim evimsin Gülfem,” dedi bir yemin gibi.
“Şu tenin, her karışını ezbere bildiğim, başkasının el sürmesine dahi izin vermeyeceğim vatanım. Benim tüm savaşlarım sana, senin uğruna.
Sen buraya girdiğinden beri...” dedi
Dişi Kurdun Rüyaları
Cengiz Aytmatov, ustalık dönemi eserlerinden biri olan Dişi Kurdun Rüyaları'nda insana, yaşama ve doğaya dair etkileyici bir hikâye anlatıyor. İnsan hırsının, acımasızlığının ve açgözlülüğünün doğada ‒ve ruhlarımızda‒ yarattığı yıkımı büyük bir ustalıka okuruna sunan Aytmatov, romanında yaşamın; doğumla ölüm, sevinçle keder ve iyilikle kötülük arasındaki bitimsiz salınımını dile getiriyor. İdeallerinin peşinden koşan Avdiy'in adanmışlığının, afyon kaçakçıları ve avcıların zalimliğinin, Issık-Göl'ün kıyısında kendilerine sade bir hayat kuran çiftçilerin ve elbette dişi kurt Akbara'nın bozkırın engin topraklarında düğümlenen serüveni bir bakıma insanın yeryüzü tecrübesinin de hikâyesi...
Bilinmeyen Numara Nar Ciltli
Çınar Duman’ın, dört yıldır aynı evi paylaştığı Balın İmge ile olan dostluğu bir yaz tatili projesiyle bir şehirden diğerine uzanacaktır. Proje için seçilen öğrencilerden kimisi ikiliyle samimi dostluklar içerisine girer kimisi de gizli kimlikler ardında çeşitli oyunlar oynamaktan geri kalmaz. İkili, hemen her gün bir şekilde kendilerine ulaşan ve hayatlarını tepetaklak eden mesajcıyı bulmak için çabalar.
Kimden geldiği belli olmayan mesajlarla tehlikeli bir oyunun içine sürüklenen Çınar ve Balın her şeye rağmen dostluklarına sıkıca tutunmaktan vazgeçmez.
Kırmızı Kurabiye
“Bu; aşkı kovalayan kelebeklerin kendini bulma hikâyesi…”
Verona sokaklarında âşık olduğu adamı bekleyen Sahra, hiç ummadığı anda Romeo’sunu karşısında bulduğunda,
sonunda mutlu sonlarına kavuştuklarını düşünür. Fakat çok geçmeden ortaya çıkan sırlar, Sahra ve Emir’in aşklarının bir kez daha sınanmasına sebep olur.
Âşık olduğu kadından uzaklaşıp inzivaya çekilen Emir Hanzade, bir düğüne davetsiz misafir olarak katıldığında aşırdığı tek şeyin düğündeki ikramlar olduğunu düşünürken, günün sonunda kendini gelini kaçırırken bulur. Yanındaki kadına yardım etmekten başka çaresi kalmayan Emir Hanzade, yakasını bu beladan nasıl kurtaracağını düşünürken işler iyice kontrolden çıkar.
Çünkü öğrendiklerinden sonra Rosa’ya verdiği sözü tutmak zorundadır.
Ayçöreği ve Elmalı Turta’nın ardından hız kesmeden devam eden hikâyede sona gelinirken,
Sahra ve Emir’in kaderini başkasına ait bir kalp değiştirecektir.
“Söz veriyorum, bu çektiğimiz acılar İleride anlatacağımız tatlı anılar olacak…”
Derviş Kelamı
O Bir Rol Model
Kalıntı 2 Ciltli
Karanlığın kanlı kalbi, bir elmas gibi parlamaktadır sonsuz döngünün içinde.
Haris'in lanetinden kurtulmasıyla birlikte dünyaya emsalsiz bir sis çökmüştür. Özgürlüğüne kavuşan Haris,daha da güçlenmiş ve kötülüğünü evrene yaymaya çoktan başlamıştır. Gerçekliğine asla inanmayacağı busavaşta Ezel de yerini almıştır. Yaşadığı vahşetlerin içine şimdi biraz daha imkânsızlık eklenmiştir.
Ezel artık sadece Karmen'e olan aşkı için değil,insanlık için de savaşacaktır. Haris her geçen gün dipsizkaranlığa daha da sahip olurken Ezel'in tek amacı onu kendi karanlığında boğmaktır.Ancak Ezel bu amaç uğruna neleri kaybedeceğinin farkında bile değildir. Karanlığın kanlı kalbine ulaştığında kendi ellerinin de temiz kalamayacağını henüz bilmiyordur. Öğrendiğinde ise o kalbi çoktan ellerinde tutuyor olacaktır.
Kalıntılar, karanlığı tamamen ele geçirmeye başlamıştır.
“Ya ben kazanacaktım ya evren ama her ikisinin sonunda da kaybeden ben olacaktım.”
Ötanazi Okulu 1
Ötanazi Okulu,adını bile ölümden almışkaranlık bir girdaptır.
Kimi ruhlar masumiyetin kokusunda çiçek açacak, kimi ruhlar ise günahın tortusunda solmaya yüz tutacaktır. Yeşil, olmaması gereken bir ailenin, hayatın ve okulun içinde yaşam mücadelesi vermektedir. İdammahkûmlarının içinde yer aldığı Ötanazi Okulu gibi karanlık bir okulda hayata tutunmak Yeşil için hiç kolay değildir. Sırlarla dolu bir kalbin taşıyıcısı olmaya zorlanan Yeşil’in kalbi birçok kişi tarafından istenmektedir.
Bu kişilerden biri de bizzat öz babasıdır.
Babası, Yeşil’in kalbi için okula gizemli bir suikastçı gönderdiğinde işler daha da kızışmaya başlayacak, Yeşil için bu korkutucu savaşta galip gelmek beklediğinden çok daha zor olacaktır.
Fakat unutulmaması gereken bir şey vardır: Önemli olan ölüme gönüllü olmak değil, ölümün bile ötesinegeçen bir cesarete sahip olmaktır.
Yaralasar serisi ile okurların büyük ilgisini kazananMaral Atmaca, Ötanazi Okulu ile okurları aksiyon dolubir dünyaya ve aydınlatılmayı bekleyen karanlıkdehlizlere davet ediyor.
“Bir kalp ne kadar değerli olabilirdi ki?Benim kalbim ölüm kokuyordu.”
Güneş Batarken
Savaş sonrası Japonyası'ndaki kültürel yıkımının toplumsal izdüşümünü ve bireyin kalabalıklar karşısında giderek yabancılaşarak insani değerlerini yitirişini ustalıkla işleyerek tüm zamanların en çok okunan eserlerine imza atan Osamu Dazai, yaşamına son vermeden kısa bir süre önce kaleme aldığı Güneş Batarken'de, soylu bir ailenin parçalanma ve umutsuzca çırpınma hikâyesine ayna tutuyor.
Ailenin her bir üyesi kişisel açmazlarının farklı yönleriyle boğuşurken, Dazai İnsanlığımı Yitirirken'in unutulmaz başkarakteri Yozo'yu anıştıran erkek karakterleri geri plana atarak sözü bu kez, dönemin kemikleşmiş ahlaki değerleriyle mücadele etmek ve bireysel kurtuluşa ulaşmak için toplumsal fayda üretmeye yönelen kadınlara veriyor. Şehir ve taşra hayatının dayattığı gündelik pratiklerle kuşatılmış bireylerin makûs talihleriyle imtihanı, Dazai'nin keskin analizleriyle okura canlı bir toplumsal panorama vaat ediyor.
Alınteri
Sömürge döneminden kalma eski binanın çinko damlarını, kırık dökük kiremitlerini kızdıran güneş, içerideki pis havayı daha da yoğunlaştırıyor; ter, kan ve sidiğin ağır kokusu sıcak havada nefes almayı dahi güçleştiriyor... Bir parça ekmeğe ulaşmak için gün boyu çamaşır kolalamak, dikiş dikmek, gemilere yük taşımak, dilenmek, bedenlerini satmak zorunda olanlar; yarınsız ve mülksüzler, karınlarını doyurabilmek için her gün yeniden dalıyorlar hayat kavgasına... Açlığın, çaresizliğin, bitin pirenin farenin, hastalık ve sefaletin eksik olmadığı bu kavgaya, elbette insanın olduğu her yerdeki gibi şarkılar, danslar, aşklar ve mavralar eşlik ediyor.
Latin Amerika'nın usta kalemlerinden Jorge Amado, tek göz odalarında aynı yokluğu paylaşanların ortak yaşam alanı Pelourinho Yokuşu 68 numaranın sakinleri üzerinden uzunca bir dönemin ve koca bir coğrafyanın röntgenini çekiyor. Boş kaynayan tencerelerin tıkırtılarına ve veremli öksürüklere patlamakta olan grevlerin sloganları, zengin nişanlı düşleri kurduran ucuz melodramlara anarşistlerin bildirileri karışıyor. Böylelikle bu ortak geleceksizlikten kurtuluşun yol haritası da giderek şekilleniyor. Sınıflar ortadan kalkmadığı sürece güncelliğini yitirmeyecek Alınteri, ilk kez Türkçede.
Polonya’da Bir Kuş Var
Önceleri ince ince atıştıran, derken yeri göğü beyaza boyayan bir tipidir vuruyor ormanı, sığınaktaki cılız ateş çalı çırpıyla harlanıyor. Amansız Polonya kışı hem partizanların hem de düşman askerlerinin kanını donduruyor; bıkkın homurtular, alaycı kahkahalar, kanlı öksürükler ve ateşin o tatlı çıtırtıları kar sessizliğinin altında eziliyor. Ama yine de köknar ağaçları arasında, soğuğa, açlığa ve çaresizliğe inat umudun ve özgürlüğün ezgileri söyleniyor... Polonya'da Bir Kuş Var, savaş tüm şiddetiyle sürerken aşkı tadıp edebiyata, müziğe sığınan genç bir delikanlının, partizanların yanında, ormanın kalbinde, okullarda öğretilmeyen hayat dersleriyle dolu mücadelesinin hikâyesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın kaderini belirleyecek nihai çarpışmaları bekleyenlerin, Stalingrad'dan yükselecek zafer çığlıklarına kulak verenlerin, dostluktan, dayanışmadan ve sanattan vazgeçmeyenlerin Polonya göklerinde kanat çırpan özgür bir kuşa duyduğu inancın tecellisidir. Romain Gary'den önemli olan hiçbir şeyin ölmeyeceğine canı gönülden inananlara; direnişi ve yaşamı onurlandıranlara bir saygı duruşu...
Kadının Işığı
Romain Gary'den gecenin kör karanlığında arşınlanan sokaklara geri dönenlere, kaçınılmaz bir ölüm karşısında yitip gitmemekte direnenlere, alayın ve ironinin iktidarına göz kırpanlara, ama en çok da artık orada olmayan, bir başka surette yeniden karşılaşılacağına inanılan sevgiliyi bekleyenlere bir vasiyet, bir elveda, parıltılı bir aldatmaca: Kadının Işığı...
Çiseleyen yağmur altında bir taksinin kapısı aralanır, dalgın adamla kederli kadının bedenleri, göz kırpışları, kederleri çarpışır. Peşpeşe yuvarlanan kadehlerle diller sürçmeye, bellek asla uğramaması gereken dehlizlere sızmaya başladığında mutsuzluk sarhoşu bu iki yabancı için ölümü, hüznü ve vedayı birbirlerinin kollarında duyumsama vakti gelip çatmış demektir. Ölümden ölesiye korkan faniler tarihin en görkemli oyununu, yaşamın ta kendisini oynamaya başlar. Tek bir gecede yitirilenler ve yakıp kavuran özlem, ölümün üzerinde yükselerek dolar başkalarının boşalttığı yerlere...
Kanlı Oda
Halk hikâyelerinde ve masallarda karartılıp görmezden gelinen arzular, lanetlenmiş dişil enerji ve kadın cinselliği; Kanlı Oda'da Angela Carter'ın fantastik, gotik ve büyülü gerçekçi dokunuşlarıyla tıpkı bir prizmadan yansırcasına ışıyor.
Mitlerdeki feminist eleştiriye tabi tutulan toplumsal cinsiyet kalıpları yalnızca içerikçe değil, biçem ve karakterler bağlamında da tersyüz ediliyor: Kırmızı Başlıklı Kız, Çizmeli Kedi, Mavi Sakal, Güzel ve Çirkin, Pamuk Prenses, Kont Drakula... Carter, her birini yapısöküme uğratarak Brontë Kardeşler'den ve Poe'dan aldığı ilhamla, kadın yazınında çığır açan Jeanette Winterson, Margaret Atwood ve Clarissa Pinkola Estés'e uzanan sonsuz bir köprünün temellerini atıyor.
Beyaz atlı prensler eyerlerinden çoktan düştü; ve sözü kadınlar aldı...
Dar Kapı
Nobel ödüllü André Gide'in ilk büyük edebi başarısı olarak kabul edilen Dar Kapı, otobiyografik paralelliklere rağmen yazarın edebi arayışlarının ürünüdür: Din, ahlak, aşk, fedakârlık, erdem arasındaki geçişkenlikler üzerinde yükselen eser nihayetinde, geleneksel trajedinin yepyeni bir zeminde inşasına varır.
Uhrevi yolların, zoru seçmenin erdemine vurgu yaparken girdiği dolambaçlı yolda hayatı ve dolayısıyla düşünceleri doğallığında dindışı bir alana doğru serpilten, bu yönüyle bir büyüme öyküsü olarak da değerlendirilebilecek Dar Kapı, insan ruhunun derinliklerine uzanan bir yolculuğun kapısıdır.
İla hi lütuf ile mukadderatın kollarında açmazlara sürüklenen duygulara ve kontrolü elden yiten yaşamlara eleştirel bir bakış...
Yalan – Roman
Bir yazar için prestijli bir edebiyat ödülü almak, onun için bir dönüm noktası niteliği taşır. Romain Gary de Cennetin Kökleri eseriyle Goncourt Ödülü kazanarak dünya edebiyatında rüştünü ispat etmiş bir yazar olsa dahi bununla yetinmeyecektir. Ödülün ardından Fransız eleştirmenlerin, kendini tekrar ettiği iddiası üzerine yeni bir persona oluşturur ve Émile Ajar mahlasıyla yazmaya başlar.
Mevzuatının katılığıyla nam salmış bu ödülü mahlasla ikinci kez kazanarak edebiyat camiasını, eleştirmenleri ve okuru tarihe "Ajar Olayı" olarak geçecek bir aldatmacayla alt eden Gary'nin, bu oyunda kendini yok ederek var edişine anbean tanıklık etmemizi sağlayan, yer yer otobiyografik bir "-mış gibi yapma" öyküsü ise Yalan-Roman'da anlatılır.
Taklitler üzerine kurulu bir normalliğe uyum sağlamaya zorlayan düzenin ortasında sıkışıp kalmış nevrotik bir karakterin burjuva toplumdan öç alma mücadelesi, kaçılan gerçekliğin söylenen tüm yalanlardan daha çarpıcı olduğunu gözler önüne seriyor.
"O oradaydı. Birisi, bir kimlik, ömür boyu tuzak, yokluğun varlığı, bir sakatlık, bir parçalanma, bir hakimiyet kuruyor, bana dönüşüyordu. Émile Ajar.
Kendimi canlandırmıştım.
Donup kalmış, yakalanmış, durdurulmuş, tutulmuş, köşeye sıkıştırılmıştım. Kısacası, vardım."