Çocukluğum – Modern Klasikler 37
Gorki’nin Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim’den oluşan u¨çlemesi, Rus dilinde yazılmış en gu¨zel otobiyografilerden biridir. Çocukluğum’da babasını ku¨çu¨k yaşta yitirdikten sonra taşındığı dedesinin evinde geçirdiği yılları anlatır. Miras kavgaları, doğumlar, ölu¨mler, ku¨çu¨k Aleksey’in tanık olduğu ve bizzat maruz kaldığı akıl almaz şiddet, bu evde gu¨ndelik hayatın akışı içinde sıradan olaylardır.
“Herkesin herkese du¨şman” olduğu bu aile, 19. yu¨zyıl Rusya’sında hu¨ku¨m su¨ren acımasız ve hoyrat hayatın bir “ku¨çu¨k evreni”dir aslında. Neyse ki idealizmi ve tertemiz kalbiyle adeta bir halk filozofu olan ninesi hep Aleksey’in yanındadır. Bir de her biri hayatında iz bırakan çok sayıda capcanlı karakter vardır… Onlar sayesinde hayat zor olduğu kadar gizemli ve renklidir de. Hem Gorki’nin “kendi u¨lkelerinde bir yabancı gibi yaşayan, gerçekteyse o toplumun en iyileri olan” insanlardan ilkiyle tanışması da yine çocukluğuna rastlar…
Vanya Dayı – Modern Klasikler 35
Çehov’un 1889 yılında yazdığı Orman Cini adlı oyunu, daha sonra amaçtan yoksun hayatların çarpıcı biçimde işlendiği Vanya Dayı ’ya dönu¨ştu¨. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömu¨lmu¨ş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömru¨ne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu mu¨phemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler su¨ru¨p giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur. Vanya Dayı kayıp zamana, gerçekleşmeyen umutlara, boşa harcanan hayatlara ve imkânsız aşklara adanmıştır.
Odysseia – Hasan Ali Yücel Klasikleri 220
Homeros (y. MÖ IX. yüzyıl): Hayatı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte MÖ IX. yüzyılda Sakız Adası’nda yaşadığı sanılmaktadır. Eserleri Antik Yunan devletlerinde her tür bilginin kaynağı sayılan Homeros, İlyada ve Odysseia destanlarıyla edebiyatın hemen her türünü günümüze dek etkilemeyi başarmıştır. Odysseia Troya Savaşı kahramanlarından Odysseus’un, ülkesi İthake’ye dönerken on yıl süren yolculuğunda yaşadığı maceraları anlatan büyük bir destandır. Gerek karakterlerinin, gerek kurgusunun modern romana yakınlığıyla bütün dünya edebiyatını etkilemiştir.
İlyada – Hasan Ali Yücel Klasikleri 219
Homeros (y. MÖ IX. yüzyıl): Hayatı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte MÖ IX. yüzyılda Sakız Adası'nda yaşadığı sanılmaktadır. Eserleri Antik Yunan devletlerinde her türlü bilginin kaynağı sayılan Homeros, İlyada va Odysseia destanlarıyla edebiyatın hemen her türünü günümüze dek etkilemeyi başarmıştır. En ünlü Antik Yunan dsetanı olan İlyada dokuz yıldır süren Troya Savaşı'nın elli bir günlük bir kısmı anlatılır. İlyada dünya edebiyatının temel taşlarından biri olduğu kadar, konu ettiği döneme ışık tutan en gerçekçi eserdir. Bu eşsiz destan Antik Yunan'da neredeyse bir kutsal kitap sayılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Azra Erhat - A. Kadir çevirisiyle İş Bankası Kültür Yayınlarınca dört cilt olarak yayımlanan İlyada 50 yıl sonra Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi'nde yerini alıyor.
Deniz Kurdu
Notre Dame’ın Kamburu – Hasan Ali Yücel Klasikleri 213
Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan sanatçı, edebi ününü şiirleri ve oyunları ile kazandı. Romantik akımın en tanınmış adları arasında yer aldı. Toplumsal sorunlar ve politikayla yakından ilgilendi, 1848 ayaklanmalarının ardından Kurucu Meclis'e katıldı, daha sonra milletvekilliği yaptı, l'Evenement adlı bir gazete çıkardı. 1852'de Louis Bonaparte'ın imparatorluğunu ilan ettiği hükümet darbesine karşı çıktığı için sürgün edildi. Cezası 1859'da sona erdi, fakat imparatorluk yıkılana kadar gönüllü olarak sürgünde kaldı, 1870'de Fransa'ya döndü. 1871'de Paris Komünü'nü desteklemese de komüncüleri savundu. 1831 yılında yayımlanan romanı Notre Dame'ın Kamburu klasik edebiyatın şaheserleri arasında yer alır.
Sırça Köşk
Ziyafet
Kuzeye Giden İnce Yol
Katip Bartleby
Görünmez Adam
Bir kış günü, tepeden tırnağa sımsıkı giyinmiş bir yabancı, uzak bir İngiliz kasabasına varır. Kaldığı handa, bilimsel deneyler yaptığını söyleyerek kendini odasına kilitleyen yabancı, tuhaf hareketleriyle şüpheleri üstüne çeker. Kasabalıların giderek artan merakı ve baskısı, yabancının sırrını ortaya çıkaracak ve ölümcül bir korku sürecinin başlamasına sebep olacaktır.
Bu grotesk macera, anti-kahramanının yaşadığı psikolojik değişimlerle, hikâye boyunca hiç düşmeyen gerilimiyle, yazıldığı günden bu yana hiç eskimedi ve bilimkurgu klasikleri içinde hak ettiği yeri aldı.
“Adamın gündüz vakti dışarı çıktığı nadirdi... ama alacakaranlık çökünce, hava soğuk olsa da olmasa da tepeden tırnağa sımsıkı giyinip, kimseye görünmeden handan çıkıyor ve en ıssız, en bol ağaçlı ve banklı sokaklardan geçiyordu. Evlerine gitmekte olan birkaç işçi, yabancının şapka kenarının altından görünen iri gözlüğünün ve tuhaf şekilde sargılanmış yüzünün karanlıkta bir anda beliriverdiğini görünce ürktüler...”
Dönüşüm – Kırmızı Kedi Yayınevi
Kafka, Dönüşüm'ü 1912 yılının sonlarında yazdı; uzatmalı nişanlısı Felice Bauer ile ilk buluşma sonrası, yaratıcılık yönünden veriminin arttığı bir evreydi. Basılması ise 1915'i buldu. Kafka, "fevkalade tiksinç" olarak nitelediği, özellikle okunaksız bulduğu sonu yüzünden iyiden iyiye soğuduğu bu eserinden daha sonraları "benim küçük hikâyem" diye bahsedecekti. Ailesinin yanında yaşayan Gregor Samsa isminde bir seyyar pazarlamacının bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş bulmasıyla gelişen olayları anlatan öykü, aradan bir yüzyıl geçmesine rağmen, insan gerçeğine dair elimizde tuttuğumuz belki en okunaklı, en dipsiz yazıt.
"Gregor'un yakarışları işe yaramadı, yakarışları anlaşılmıyordu bile, boyun eğip başını büktükçe, babası ayaklarını yere daha sert vuruyordu."
Parma Manastırı – Kırmızı Kedi Yayınevi
Üç Ölüm
Dalgalar
Dalgalar, yaşamın ritmini doğanın döngüsü ve zamanın akışıyla uyum içinde yansıtan bir metafordur. Birlikte büyüyen, üç erkek üç kız altı çocuğun, gençliğe ve sonra yaşlılığa uzanan bir çizgide izlediğimiz yaşamlarını kendi iç sesleriyle anlatan Dalgalar deneysel bir roman, Virginia Woolf’un en özgün yapıtı, kendi deyişiyle bir “oyun-şiir”.
“Ölü şair ne demişti, unutmuşsunuz. Ve ben sözleri size tercüme edemem ki bağlayıcı gücü sizi ip gibi sarsın, amaçsız olduğunuzu kafanıza iyice soksun; ve ritmin bayağı ve değersiz olduğunu göstersin; işte bu yüzden, amaçsızlığınızın farkında olmadığınız sürece sizi istila eden, sizi gençken bile yaşlandıran o aşağılamayı yok edin. O şiiri kolayca okunacak şekilde tercüme etmek de benim çabam olsun.”
Bir Köpeğin Araştırmaları
Kendine Ait Bir Oda – Kırmızı Kedi Yayınevi
Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’sı feminist eleştirinin klasikleşmiş eserlerinden biri. Woolf, kadınların tarih boyunca karşılaştıkları dezavantajların bir bir altını çiziyor. Edebiyatın ve tarihin kadınları marjinalleştiren bir erkek yapısı olduğunu söylerken, yıllarca süregelmiş bir kabulü, kadınların daha aşağı varlıklar ve daha aşağı yazarlar oldukları kabulünü reddediyor. Jane Austen’dan George Eliot’a, Brontë kardeşlerden Shakespeare’in kurmaca kız kardeşine kadar geniş bir yelpazede “Kadın ve Kurgu Edebiyatı”nı farklı başlıklarda ele alıyor. O unutulmaz, “Bir kadın kurgu edebiyatı yazacaksa paraya ve kendine ait bir odaya sahip olmalıdır,” sözüyle de kendi adına düşünebilme ve yazabilme özgürlüğünün önemini belirtiyor.
“Kadınlar yüzyıllardır, karşısındaki adamın yansımasını iki misli büyük gösteren, büyülü ve hoş bir ayna vazifesi görmüştür. (…) Kadın gerçeği söylemeye başlarsa, aynadaki adam küçülür; hayata uygunluğu azalır. Kahvaltıda, akşam yemeğinde kendini olduğundan en az iki misli büyük görmezse, hüküm vermeyi, yerlileri uygarlaştırmayı, kanun yapmayı, kitap yazmayı, şölenlerde şık kıyafetler içinde nutuk çekmeyi nasıl sürdürebilir?”
Dede Korkut Kitabı
İsaya Göre İncil
José Saramago, tartışmalara yol açan romanı İsa’ya Göre İncil’de İsa’nın yaşamını ve Hıristiyanlığın hikâyesini kutsal kitaplardaki kronolojiye sadık kalarak, ancak farklı bir bakış açısıyla anlatıyor. Din ve inanç adına yapılan şiddet dolu eylemlerle karanlık bir mesel; şaşırtıcı zenginlikleriyle ve derinlikleriyle dünyevi bir İncil olan bu roman, Saramago’nun ülkesini terk etmesine yol açmıştı.
Ressamın Günlüğü
H. bir portre ressamıdır. Yeteneğinin sınırlarının farkındadır ama bununla barışık olduğu söylenemez. Tanınmış bir işadamının portresini yapmak için görevlendirilir. Ancak onun gözü işte değil oynaştadır. Portre bir türlü istediği sonucu vermeyince, büyük ressamların tablolarından esinlenmek için İtalya’ya gider. Tam bu sırada arkadaşı, Salazar rejiminin gizli polisi tarafından tutuklanır.
Resim, cinsellik ve siyaset üçgeni içinde hayatını sorgulayan bir ressamın kendi dilinden hikâyesi. Saramago’nun da ilk romanı.
Toprağın Uyanışı
José Saramago’nun çocukluk deneyimlerinden taşıdığı izlerle tartışmasız en kişisel, en mahrem yapıtı. Hayal dünyasının yatağını oluşturan anıların kök tuttuğu amansız bir coğrafyanın insanlarını anlatıyor. Yirminci yüzyılın başında Portekiz’in güneyindeki Alentejo eyaletinde yaşayan Mau-Tempo ailesinin üç kuşak süren hikâyesi boyunca, hayat mücadelesi veren yoksul ve topraksız köylülerin maruz kaldıkları sömürüye ve uğradıkları onca zulüm ve işkenceye rağmen hiç kaybetmedikleri isyan ve direniş ruhuna tanıklık ediyoruz.
Saramago’nun deyimiyle “yaşam karşısında takınılan doğal ağırbaşlılık” Alentejo’nun uçsuz bucaksız düzlüklerindeki çetin koşullar içinde başlı başına bir erdeme dönüşüyor.
Rıcardo Reisin Öldüğü Yıl
Harold Bloom’a göre Batı edebiyatının parametrelerini belirleyen yazarlardan biri olan Portekizli yazar, şair Fernando Pessoa, 30 Kasım 1935’te Lizbon’da hayata gözlerini yumduğunda, kaybın büyüklüğü pek anlaşılmamıştı.
Ne zaman ki “sandık” açıldı, günlükler, gerçek ya da hayali mektuplar ve notlardan oluşan o sonu gelmez yapıt gün yüzüne çıktı, ancak o zaman Bloom’un tespitinde ne denli haklı olduğu anlaşıldı. Pessoa’nın alametifarikası, yarattığı çoklu kimliklerdir; hayata bakışları, geçmişleri, inançları ve idealleriyle “takma adın” ötesine geçen o dış benliklerdir. Ricardo Reis de bu kimliklerin başında gelir.
José Saramago, Pessoa’nın ölüm haberi üzerine, on altı yıl aradan sonra ülkesine geri dönen Ricardo Reis karakteriyle işte bu çoğul evrene ışık tutuyor. Aynı zamanda, daldan dala konan neşeli üslubuyla, Salazar’ın iktidara yükseldiği Portekiz’de ve genel olarak Avrupa’da esmeye başlayan faşizm rüzgârının sinir uçlarına dokunuyor.
Denizler Altında Yirmi Bin Fersah – Modern Klasikler 141
Jules Verne’in 1870 yılında yayımlanan ve en sevilen yapıtlarından biri olan bu klasik bilimkurgusunun kahramanı denizdir. Yazar dostu George Sand’dan gelen bir mektup onu bu romanı yazmak üzere harekete geçirmiş, edebiyatın en unutulmaz isyankârlarından Kaptan Nemo’yu yaratmasına vesile olmuştu. George Sand, “Bizi yakın zamanda okyanusun derinliklerine götüreceğinizi umut ediyorum” diyordu mektubunda ve karakterlerinin Verne’in bilimsel öngörüleri ve imgelemiyle geliştirdiği dalış giysileriyle dolaştığı bir yolculuk beklentisinden söz ediyordu. 1866 yılında dünya denizlerinde çeşitli gemiler tarafından gözlemlenen bir deniz canavarı peyda olur. Kimi deniz kazalarından, bazı gemilerin kayboluşundan sorumlu tutulan ve “bir balinadan katbekat büyük ve hızlı bir nesne” olarak tarif edilen bu muazzam deniz hayvanı bilim dünyasında da hararetli tartışmalara yol açar. Bunun üzerine harekete geçen Birleşik Devletler, Abraham Lincoln adlı fırkateyni canavarın peşine düşmek üzere bir sefer için hazırlar. Paris Doğa Tarihi Müzesi’nden Professör Aronnax, sadık hizmetkârı Conseil ve Kanadalı zıpkıncı Ned Land de bu sefere katılırlar. Onları gizemli Kaptan Nemo’nun eline düşmeleriyle başlayan olağanüstü maceralar beklemektedir.
Define Adası – Kısaltılmış Metin
18. yüzyılın ikinci yarısı okyanusların korsan kaynadığı, uzak adaların inanılmaz maceralara sahne olduğu bir dönemdir. Jim Hawkins, bu karışık günlerde ailesiyle birlikte İngiltere’nin güney kıyılarındaki Amiral Benbow Hanı’nda yaşamaktaydı. Yolu Amiral Benbow’a düşen Billy Bones isimli eski bir korsan, hanı işleterek kıt kanaat geçinen ailenin yaşamını değiştirecekti. Bones’un korsan Flint’in definesinin yerini gösteren bir haritası vardı ve bu harita, bir bela mıknatısı gibi bütün korkunç korsanları hana çekiyordu. Define haritası bir rastlantı sonucu Jim Hawkins’in eline geçti ve heyecanlı bir define avı başladı.
Sherlock Holmes Ve Dörtlerin Yemini – Kısaltılmış Metin
Ünlü dedektif Sherlock Holmes ilginç bir dava bulamamanın sıkıntısını yaşıyordu. Günlerini bilimsel araştırmalar ya da ortağı Watson’la sohbet ederek geçiriyor, basit davaları evinden bile çıkmadan çözüyordu. Tabii Sherlock’un basit dediği davalar, polis teşkilatının en usta dedektiflerinin bile zorlandığı olaylardı, ama yine de bunlar usta dedektifin beynini meşgul etmeye yetmiyordu. Derken bir gün güzel bir genç hanım, yardım istemeye geldi. Yapacağı bir görüşmede Sherlock ve Watson’un refakatçi olmasını rica ediyordu. Ancak bu basit rica, dedektiflerimizin uzun yıllara ve kıtalara yayılan karmaşık bir davaya balıklama dalmasına yol açacaktı.
Dünyanın en ünlü dedektifinin birbirinden heyecanlı maceralarını kaçırmayın!..
Kızıl Kahkaha – Modern Klasikler 135
Andreyev’in Rusya’nın Rus-Japon Savaşı’ndan (1904) ağır bir yenilgiyle çıkmasının ardından kaleme aldığı Kızıl Kahkaha, savaşın akıl almaz mezalimi üzerine yazılmış en sarsıcı metinlerden biridir. Bir Rus subayının Mançurya’daki korkunç taarruz sırasında tuttuğu bölük pörçük günlük, onun ölümünden sonra savaşa katılmayan kardeşi tarafından tamamlanır. Genç subay kendi ordusunun mermilerine hedef olarak bacaklarını yitirmiştir. “Kızıl Kahkaha” onun için yaralı, sakatlanmış, paramparça bedenlerin; “kanla kızıllaşan toprakların” simgesidir: “Dünya çıldırdığında böyle gülmeye başlar.” Savaş alanındaki vahşet, hem sonu gelmeyen yürüyüşün tükettiği askerleri hem de bütün bu acılar karşısında büyük bir acze düşen doktorları delirtmiştir. Subayın kardeşi savaşı dışarıdan izlese de ölümü ve acıyı kanıksayıp duyarsızlaşmış, o da tıpkı subay gibi akıl sağlığını yitirmiştir. Savaş öyle akıl dışı bir hale gelmiştir ki oğlunun korkunç bir ölümle can verdiğini gazetelerde okuyan bir ana, bir ay boyunca ondan mektup alır. Ölülere ölülerden mektup gelir. Kızıl Kahkaha, giderek toplu bir cinnete dönüşen savaşın yol açtığı muazzam yıkımın, altüst ettiği hayatların, insanlıktan çıkıp deliliğe sığınanların trajik öyküsüdür.
Otomatik Portakal – Modern Klasikler 3
“Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…” Karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokakları terörize eden, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler ve bu hikâyenin anti-kahramanı Alex... Yayımlandığı günden bu yana “kült roman” özelliğini kaybetmeyen Otomatik Portakal’ın 15 yaşındaki kahramanı, “iyi ya da kötü nedir?”, “İnsan özgür iradesiyle kaderini seçebilir mi?” gibi soruların yanıtlarını kurcalarken, şiddet dolu sahnelere Beethoven’ın, Mozart’ın müziği eşlik ediyor; Alex ve “çete kardeşleri” Pete, Georgie ve Aptalof, yarattıkları yepyeni dilin kelimelerini okurun zihnine kazıyorlar. Ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından 1971’de filme de çekilen Otomatik Portakal tüm zamanların en sarsıcı romanlarından. “Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. ‘Uqueer as as clockwork orange’. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya’da ‘canlı’ anlamına gelen ‘orang’ sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve kokusu hoş bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm.”
- Anthony Burgess
Oz Büyücüsü – Modern Klasikler 126
1900 yılında yayımlanan Oz Büyücüsü, yazarı L. Frank Baum’un ifadesiyle “merak ve eğlencenin korunduğu, kederin ve kâbusların dışarıda bırakıldığı modern bir masal” olmayı amaç edinir. Amerikan edebiyatının ilk masalı olarak görülen eser, 1890’ların Amerika’sındaki ekonomik, politik ve toplumsal durumun sembolik bir alegorisi olarak değerlendirilir ve Batı’daki çiftçilerin durumunu, dönemin altın piyasasını ve İç Savaş’tan sonra çalışamayıp ekonomik sorunlar yaşayan işçileri sembolize eden unsurlar taşıdığı ileri sürülebilir. Söz konusu alegorik özelliği ve hayali öğeleriyle hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden bu klasikleşmiş eser, bir kasırgaya kapılan küçük Dorothy ile köpeği Toto’nun Kansas’ın uçsuz bucaksız çayırlarından fantastik Oz Diyarı’na uzanan yolculuğunu ve bu serüvende edindikleri sıra dışı dostları anlatır. Çıktıkları zorlu ve tuhaf yolculukta Korkuluk beynini, Teneke Adam kalbini, Aslan da cesaretini ararken Dorothy’nin tek istediği Kansas’a, teyzesiyle eniştesinin çiftliğine geri dönebilmektir. Ne de olsa insanın evi gibisi yoktur…
Kalede 1 Başına
Dorian Gray’in Portresi – Hasan Ali Yücel Klasikleri 334
Oscar Wilde (1854-1900): İrlandalı dâhi yazar. Victoria döneminde edebi zekâsı, ince alaycılığı ve sıra dışı yaşantısıyla 19. yüzyıl estetizm hareketinin Britanya’daki en tanınmış temsilcisi hâline geldi. Şiir, öykü ve oyunlarının yanı sıra Dorian Gray’in Portresi eseriyle ün kazandı. Dönemin katı ahlak anlayışının sonucu olarak cinsel yönelimi nedeniyle yargılanıp iki yıl hapse mahkûm edildi. Özgürlüğüne kavuştuktan üç yıl sonra Paris’te yoksulluk içinde öldü. Dorian Gray’in Portresi, Wilde’ın zamanında büyük tartışmalar yaratan, pek az övgüye karşılık son derece sert eleştirilere maruz kalan, hatta yargılanırken aleyhinde delil olarak gösterilen tek romanıdır. Yazarın “sanat, sanat içindir” manifestosu olarak okunabilecek önsözünde de belirttiği gibi, kötülük ve erdemin sanatsal bir malzeme olarak kullanıldığı edebi eserlerin şahikasıdır. Ebedi gençlik ve güzellik dileği kabul olan ve insanı insan yapan değerlerden giderek uzaklaşıp yozlaşan Dorian Gray, Wilde’ın dünya edebiyatında eşine nadir rastlanan anlatımıyla ölümsüzlüğe kavuşur. Dorian Gray’in Portresi defalarca sinemaya uyarlanmış, pek çok sanat dalına da ilham vermiştir.
Taaşşuk-I Talat Ve Fitnat – Türk Edebiyatı Klasikleri 9
İlk görüşte âşık olan Talat ve Fitnat’ın trajik hikâyelerinin anlatıldığı Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat romanı, dönemin kadın erkek ilişkilerini, görmeden yapılan evliliklerin doğurduğu sorunları ele alır. Hemen her yaştan ve sınıftan kadının aile ve toplum içindeki konumlarına ilişkin meselelerini hikâye eden yazar, bununla da yetinmeyip Talat’ı kadın kılığında, tebdil-i kıyafet İstanbul sokaklarında dolaştırarak yaşadıklarını anlatır.
Şemsettin Sami (1850-1904) Dil bilgini, gazeteci, sözlükçü, yazar Şemsettin Sami, Yanya’nın Fraşer kasabasında doğdu. Fraşer’de başladığı öğrenim hayatına Yanya’da, bir Rum okulunda devam etti. Bu okulda İtalyanca, Rumca, Eski Yunanca ve Fransızca öğrendi, bir yandan da özel hocalardan aldığı derslerle Farsça ve Arapçasını ilerletti. 1871’de İstanbul’a giderek Matbuat Kalemi’ne girdi. 1872’de Hadika’da gazetecilik hayatına atılan Şemsettin Sami, aynı yıl edebiyatımızın ilk telif romanı sayılan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ı yayımlamaya başladı. Trablusgarp, Sabah, Tercüman-ı Şark gazeteleriyle Aile ve Hafta dergileri onun gazetecilik ve dergicilik alanındaki diğer önemli faaliyetlerindendir. Fransızcadan İhtiyar Onbaşı ve Galetée oyunlarını tercüme edip yayımlar. Daha sonra Besa yahut Ahde Vefa adlı oyunu yazar ve oyun Osmanlı Tiyatrosu’nda sahnelenir. Seydî Yahya, Gâve yazarın tiyatro türündeki diğer yapıtlarıdır. Sefiller, Robinson gibi önemli eserleri dilimize kazandırır. Cep Kütüphanesi serisinde mitolojiden kadınlara, İslam medeniyetinden astronomiye çok çeşitli konularda ansiklopedik nitelikte küçük kitaplar yazar. Bütün bu çalışmalarının yanı sıra asıl dikkatini dil üstünde toplayan Şemsettin Sami, Kamus-ı Fransevî (Fransızcadan Türkçeye/Türkçeden Fransızcaya sözlük) ve Kamus-ı Türkî (Türkçe sözlük) gibi iki önemli sözlük ile altı ciltten oluşan ansiklopedisi Kamusü’l-a’lâm’ı hazırlar. Ömrünün son yıllarında Türkçenin en eski eserlerini araştırmaya yönelen yazar, Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig üzerine çalışmıştır. Kültür dünyamıza dil çalışmaları, sözlük ve ansiklopedi yazarlığı, çeviri, roman ve oyunlarıyla önemli katkılar sağlamış Şemsettin Sami’nin eserlerine Türk Edebiyatı Klasikler Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.