Mavi 55
Köprülü Kitaplar 24-Kış Güneşi
Hayat hem gülmektir, hem de ağlamak!
Editörlüğünü Semih Gümüş’ün üstlendiği Köprü Kitaplar koleksiyonunun 24. kitabını, çağdaş edebiyatımızın ödüllü ustalarından Sibel K. Türker yazdı. Dağılmış bir ailenin umut yaratmak uğruna ödediği bedelleri genç Ekin’in gözünden anlatan roman, zorlu bir Ankara kışında yaşananları resmediyor. Birbirini anlamanın, yüzleşmelerin ve sevginin sınırlarında gerçekçi bir hikâye anlatıyor. Sibel K. Türker, yazdığı bu ilk gençlik romanında yalın anlatımı ve zarif üslubuyla kalplere dokunuyor, büyümenin sancılı ama keşiflerle dolu sokaklarında yürüyüşe çıkarıyor.
O kış Ekin için her şey zordur. Ayrılmış anne babası, kardeşi Can’ın uğruna yıllar sonra bir araya gelmiştir. Çalışan annesi zorunlu gebeliğiyle baş etmeye, yeniden eve dönen babası ise tasarım pastalar yaparak hem Can’a, hem aileye yetmeye, kendini sağaltmaya çabalar. Ekin, ebeveyninin koşullara gösterdiği uyumdan etkilense de, bir türlü kardeşini ziyarete cesaret edemez. Lise arkadaşları Gizem ve Özgür olmasa kış sanki hiç bitmeyecek gibidir…
“Hemen her genç okurun ilgisini çekecek, kendi hayatından kesitler bulacağı bir hikâye. Romanın, Ekin dışında bir dizi başka karakteri de var. Yaşayan karakterler. Onların sahiciliğini, bütün hikâye içindeki yerlerini hiç bozmadan korumayı iyi biliyor Sibel K. Türker.” Semih Gümüş
Köprülü Kitaplar 23- Ağaçlı Gül Ve Hayal
Ödüllü Köprü Kitaplar koleksiyonunun 23. kitabını Berna Durmaz yazdı!
Ağaçların gölgesinde büyüyenlerin duyduğu bir ses var! Çağdaş öykücülüğümüzün ödüllü yazarlarından Berna Durmaz’dan, aşırı kentleşmenin, yoksulluğun ve fırsat eşitsizliğinin soluksuz bıraktığı insanların, acımasızca yok edilen doğayla benzerliğini vurgulayan lirik bir roman.
Editörlüğünü Semih Gümüş’ün üstlendiği ödüllü Köprü Kitaplar koleksiyonunun 23. kitabı, aynı zamanda Durmaz’ın çocuklar ve gençler için yazdığı ilk kitabı. Hayat koşusunda türlü engellerle karşılaşanların, doğayla derin bağlar kurarak uyum içinde yaşayanların ve birbirine umutla tutunanların sesini, gerçekçi anlatımı ve zarif üslubuyla yücelten roman her yaştan okuru etkileyecek nitelikte.
Köyündeki okul kapanınca eğitimini sürdüremeyen Hayal’in en büyük isteği okumaktır. Ancak, hasta Gül Nine’sine eşlik etmek için amcasının İstanbul’daki evine gitmesi gerekir. Büyük şehirde onu, dev gökdelenlerin gölgesinde, çamur içinde bir gecekondu mahallesi karşılar. Okula gönderilmeyi umsa da beklediği gün bir türlü gelmez, çaresiz kuaförde çalışmaya başlar. Mahalleyi saran sesin gizemi ise her geçen gün insanları daha fazla etkilemektedir...
“Hayal belleklerde kalacak bir karakter. Arkadaşları Selim, Akın ve kuzeni Ertan da... Berna Durmaz, Ağaçlı Gül ve Hayal’in karakterlerini tasarlarken onların her birine farklı kişilikler vermeyi düşünmüş, bunun da üstesinden iyi gelmiş. Romanı okuyup bitirdikten sonra da, bütün karakterler gözlerimizin önünde capcanlı duruyor.”
Semih Gümüş
Akhilleus Un Şarkısı
2012 Orange En İyi Roman Ödülü Kazananı.
Tanrılar beni küçük yaşımda sürdüler yuvamdan, itiraz edemedim; çelimsiz, beceriksiz, silik bir evlattım. Söyleyecek söz bulamadım, alt tarafı bir ölümlüydüm. Yalnız kalmanın, yenik düşmenin nasıl bir şey olduğunu bilirdim sadece. Sen böyle yenikken başkasının iyi talihinin nasıl diken gibi battığını da.
Lakin kader örgüm henüz sonlanmamıştı. Sürgünüm Aristos Achaion’un yanına, güzelliğinin güneşi dibinde diz çökmeye çıkmıştı. Mağlup olmuştum lakin böyle bir güzellik karşısında mağlup olmaktan kim utanır ki? Hikâyelerimizde o en iyimiz, en kahraman, en kuvvetlimiz olarak geçer. Hikâyelerimize göre bunun sebebi damarlarında akan ilahi kandır. Hikâyelerimiz yaşlılar tarafından ateş başlarında anlatılır, kahramanlardan bahseder ama kahramanlar yaşlanmaz hiç. Hikâyelerimizde savaşı yiğit Akha’ların kazandığı anlatılır...
Hikâyelerimiz gerçeği söylemiyor. Savaşın kazananı olmaz. Çağlar geçer, üstümüzde takımyıldızlar dönüp durur, ayla güneş her zamanki yollarını bitkin takip eder ve biz, biz felakete uğramışlar, biz sevdiğinden ayrı düşmüşler aşkın içimizi titreten şarkısı kulağımızda, huzursuz yatarız düştüğümüz yerde.
Ben, Kirke’nin yazarı Madeline Miller, Akhilleus’un Şarkısı’nda, şanı için hayatından vazgeçen yarı tanrı Akhilleus’u, can yoldaşı Patroklos’u ve Troya Savaşı’nı; kralların, tanrıların, savaşçıların destanını iki âşığın gözünden anlatıyor.
“Madeline Miller, çarpıcı ve tutkulu aşklarını Homeros’un sürükleyici manzum destanı kadar sade ve incelikli diliyle aktararak, bu iki genç adamın efsanelerde değil, gerçeklikte var olduğuna bizi ikna etmeyi başarıyor. Bu sayede isimlerini, 3000 yıldır anlatılagelen bu hikâyeyi zenginleştirerek bir sonraki nesle de aktarıyor.”
-Mary Doria Russell, Serçe’nin yazarı
“İlyada ve öncesindeki olayların Patroklos gözünden sürükleyici bir yeniden anlatımı; elden bırakması zor bir kitap, klasik eser sevenler özellikle Tanrıça Thetis karakterinin özündeki vahşi yan ve antik dönem esintisiyle büyülenecek.
-Donna Tartt, Saka Kuşu’nun yazarı
“Akhilleus’un Şarkısı, İlyada destanını daha önce hiç okumadığınız denli gerçekçi bir tarihsel ve fantastik anlatımla ortaya koyuyor...”
-Instinct Magazine
Bitmemiş Öyküler
Bitmemiş Öyküler, Tolkien’in Orta Dünya efsanesinin çok önemli bir parçasıdır. Özellikle Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve Hobbit kitaplarını okuyan Tolkien hayranlarının dikkatini çekecek bu kapsamlı çalışma, yazarın yaşarken tamamlayamadığı ama oğlu Christopher Tolkien’in kendi notlarıyla sunduğu bir eser.
Bitmemiş Öyküler, Orta Dünya’nın Birinci Çağı ile Yüzük Savaşı’nın sona erişi arasındaki zamana ait öyküleri kapsıyor. Çöküşü öncesindeki uzun çağlardan Númenor hakkında günümüze kalan tek öykünün yanı sıra, Palantíri ve Amroth Efsanesi de yine Bitmemiş Öyküler arasında anlatılıyor.
Böke – Alamutun Fethi
Gökler, yıldızları birer ateş parçası gibi gecenin karanlığına saçtı…
İki asır boyunca dünyanın kanına bulanmış hançerler, son kez havaya kalktı!
Demirden bir kasırga, kör bir kâhinin rüyalarında kumları yaktı.
Türklerin kehaneti, fethin kartalını göklere havalandırdı!
Batu Han’ın Türk çocuklarından oluşturduğu özel birliğin görevi neydi?
Türklere ait Altın Kitap’ta ne yazıyordu?
Moğolların ve Türklerin yaratılış satırlarında saklı olan büyük hesaplaşma neydi?
Hasan Sabbah ile gücünün zirvesine ulaşan, iki asır boyunca dünyaya korku salan fedailer yuvası Alamut Kalesi ve fedailerinin yok oluş hikâyesidir.
Bu…
Sahte cennetin, cehennem gecesidir!
Dünyasızlar
Biat Bir Turgut Reis Hikayesi
“Fatıma’m!
İzin ver, sana biat edeyim.
Kalbim yanıyor, şu aşkı zor kaldırıyorum. Kabul et beni gönlüne. Birlikte biat edelim aşka. Paylaşalım çilesini.
Son âna kadar olsun akdimiz, Fatıma’m.”
Tüm hayatı denizlerde geçen, İspanyol ve Venedik donanmalarına karşı büyük zaferler kazanarak Avrupalı denizcileri titreten ve Akdeniz’in bir Türk gölü olması için yıllarca mücadele eden büyük bir denizci:
Turgut Reis, nam-ı diğer Dragut. Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya hükmettiği bir dönemde, ticaret yolları üzerinde bulunan denizler ondan sorulurdu. Turgut Reis, 22 parelik donanması ve ona gönülden bağlı cevval leventleriyle birlikte tüm Akdeniz’de İslam’ın bayrağını dalgalandırdı. Bu büyük denizci hiç kimseye, hatta Osmanlı İmparatorluğu’nun en kudretli padişahlarından Kanunî’ye bile biat etmedi. Ta ki Fatıma ile karşılaşana dek...
Zamane dervişi Mim Kemâl Öke, “kahramanım” dediği Turgut Reis’e vefa borcunu Biat’la ödüyor.
Mutlu Olmak İstiyorum
Gidersen parçalanırım...
Yağmurları dinmeyen adamın filizlenen bir çiçeği olabilir mi?
Olamaz...
Ama sen geldin ve kışımı bahara çevirdin.
Göğümün en güzel çiçeği oldun.
Eskiden kabuk tutmayan yaralarım vardı.
Sonra sen bir güldün, nefesinle merhem oldun onlara.
Şimdi tek korkum, bir gün seni kaybetmek...
Aşk biraz da kaybetme korkusuymuş, bunu en iyi sende anladım.
Zaten bu hayatta hep yarımdım.
Sen elimi tutunca tam oldum.
Olur da bir gün gidersen parçalanırım.
Ne yarası kalır, ne de izi...
Çünkü öyle yaralar vardır ki,
Kan durmaz, dikiş atmak gerekir.
Soğuk Savaş
Bazen aşk amansız bir çatışmanın ortasında filizlenir.
Otuzuncu yaş gününde, çalıştığı bankada müdürlüğe terfi eden Munise’nin hayatında her şey yolundadır. Tabii aşk hayatını saymazsak… O seneler önce erkek arkadaşı tarafından terk edildikten sonra aşka tövbe etmiştir. Artık hayatında yalnızca, çok sevdiği arkadaş grubu, ailesi ve her şeyden önemlisi kariyeri vardır.
Ancak çalıştığı bankaya genç müdire olarak ayak bastığı ilk gün büyük bir sürprizle karşılaşır. Yeni asistanı çok tanıdık biridir: Yıllar önce onu terk edip aşk defterini kapamasına sebep olan Ezel!
Şimdi Munise için intikam alma vaktidir.
Kolları sıvar, planını hazırlar. Fakat bilmediği
bir şey vardır: Söz konusu aşk olduğunda
yapılan planlar sarpa sarabilir ve intikam
her zaman en çok kişinin kendisine zarar verir.
Peki bu soğuk savaşın kazananı kim olacak?
İntikam ateşiyle yanıp tutuşan Munise mi,
yoksa hayatı altüst olan Ezel mi?
Karantina 5 Ciltli Beşinci Perde Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi
Duvarların yükü hâlâ üzerimizde ve Karantina hâlâ bir adım arkamızda...
Belki de kabullenmemiz gereken bir şey vardı bu hayatta.
Karantina hayatın ta kendisiymiş; içinden çıkmak değil, içinde yaşamayı öğrenmek gerekirmiş.
Öyleyse soruyorum sana: Hazır mısın? Sana bu zamana kadar hep o karantinadan nasıl kurtulduğumuzu anlattım, artık o karantinaya nasıl döndüğümüzü anlatmanın vakti geldi.
Hazırsan başlayalım. Ben Zeynep. Zeynep Akay.
Mahşerin Üç Atlısına dördüncü olmaya geldim…
Ve oldum.
Karantina 5 Ciltsiz Beşinci Perde Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi
Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi.
"Mesele hiçbir zaman karantinadan kurtulmak degildi.
Mesele karantinayı sevmekti."
Duvarların yükü hâlâ üzerimizde ve Karantina hâlâ bir adım arkamızda...
Belki de kabullenmemiz gereken bir şey vardı bu hayatta.
Karantina hayatın ta kendisiymiş; içinden çıkmak değil, içinde yaşamayı öğrenmek gerekirmiş.
Öyleyse soruyorum sana: Hazır mısın? Sana bu zamana kadar hep
o karantinadan nasıl kurtulduğumuzu anlattım, artık o karantinaya nasıl döndüğümüzü anlatmanın vakti geldi.
Hazırsan başlayalım. Ben Zeynep. Zeynep Akay.
Mahşerin Üç Atlısına dördüncü olmaya geldim…
Ve oldum.
Kısmet Değilmiş
Genç Bir Doktorun Anıları
Kar Küresi Ciltli
Seni yanıma, tüm dünyayı karşıma almak istiyorum.
Hava soğuktu, rüzgâr acımasız. Burası bir kar küresiydi, biz de içindeki figürler. Gün gelecekti, birileri bu kar küresini eline alıp sallayacaktı. Kar yağıyor sanacaktık oysa altüst olacaktık...
Eylül, kışın en soğuk günlerinden birinde kendisini Abant Gölü'nün yakınlarında ormanlık bir alanın içine kurulmuş Kar Küresi Psikolojik Destek Merkezinde bulduğunda başına geleceklerden habersizdi. Buraya yalnızca psikolojik destek almak için geldiğini sanan Eylül kendisini bambaşka bir sona doğru giderken bulacaktı. Önce Merih'le tanışacak, sonra Merih'te kendisini bulacaktı. "Biz buradayız," diyecekti Merih ona, "ve bunlar yaşanıyor."
Bu hikâye Eylül'ün ve Merih'in altüst olmalarının hikâyesi… Birlikte dibe batmalarının ve ışıksız kalmalarının hikâyesi... Hiçbir gülümsemesi içten olmayan, gözü hep uzaklarda bir yerlere dalan, ne olduğunun bilinmezliğinde oradan oraya savrulan, kanatlarını göremediği için kendisini çirkin sanan tavus kuşlarının hikâyesi. Bu hikâye sizin hikâyeniz, bu satırları siz yazdınız... Eylül ve Merih'in kış masalının içinde üşümeye hazır mısınız?
Bu doğan güneş var ya Eylül... İşte o bizim için doğmuyor.
Kar Küresi Ciltsiz
Seni yanıma, tüm dünyayı karşıma almak istiyorum.
Hava soğuktu, rüzgâr acımasız. Burası bir kar küresiydi, biz de içindeki figürler. Gün gelecekti, birileri bu kar küresini eline alıp sallayacaktı. Kar yağıyor sanacaktık oysa altüst olacaktık...
Eylül, kışın en soğuk günlerinden birinde kendisini Abant Gölü'nün yakınlarında ormanlık bir alanın içine kurulmuş Kar Küresi Psikolojik Destek Merkezinde bulduğunda başına geleceklerden habersizdi. Buraya yalnızca psikolojik destek almak için geldiğini sanan Eylül kendisini bambaşka bir sona doğru giderken bulacaktı. Önce Merih'le tanışacak, sonra Merih'te kendisini bulacaktı. "Biz buradayız," diyecekti Merih ona, "ve bunlar yaşanıyor."
Bu hikâye Eylül'ün ve Merih'in altüst olmalarının hikâyesi… Birlikte dibe batmalarının ve ışıksız kalmalarının hikâyesi... Hiçbir gülümsemesi içten olmayan, gözü hep uzaklarda bir yerlere dalan, ne olduğunun bilinmezliğinde oradan oraya savrulan, kanatlarını göremediği için kendisini çirkin sanan tavus kuşlarının hikâyesi. Bu hikâye sizin hikâyeniz, bu satırları siz yazdınız... Eylül ve Merih'in kış masalının içinde üşümeye hazır mısınız?
Bu doğan güneş var ya Eylül... İşte o bizim için doğmuyor.
Sıfır Kilometre Ciltli
Işıklar Sana Evinin Yolunu Gösterecek
Birbirimizi uzaktan uzağa sevmek bir göldü, biz de o göle atlayan iki balıktık.
O ufacık gölün içerisinde birbirimizi bulduk ve hiç kaybetmeyiz sandık.
Oysa hiçbir şey sandığımız kadar kolay olmadı. Yan yana olmak koskoca bir denizdi ve biz bu denizde birbirimizi kaybettik. Binlerce kilometreyi aştık, birbirimize geldik. Oysa şimdi her zamankinden zor bir savaş bekliyor bizi, buram buram hissediyorum bunu. Sonra kulaklığımı takıyorum, telefonumu atıyorum cebime, kendi kendime fısıldamaya başlıyorum içimden…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Bir kez daha tekrar ediyorum:
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Sonra bir kez daha…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Ben İzmir ve bu benim evimi bulma hikâyem.
İzmir ve Ege'nin ışıklarla dolu karanlık dünyalarının hikâyesi devam ediyor... Üstelik aralarındaki mesafe artık sıfır kilometre!
Işıklarınızı yeniden yakmaya geliyoruz, hazır mısınız?
“Tüm bu belirsizliklerin ortasında emin olduğum bir şey vardı, o buradaydı ve artık yıldızlarla doluydu üstümüzü kaplayan bu gökyüzü... Her ne olursa olsun, her nasıl olursa olsun.”
Sıfır Kilometre Ciltsiz
Işıklar Sana Evinin Yolunu Gösterecek
Birbirimizi uzaktan uzağa sevmek bir göldü, biz de o göle atlayan iki balıktık.
O ufacık gölün içerisinde birbirimizi bulduk ve hiç kaybetmeyiz sandık.
Oysa hiçbir şey sandığımız kadar kolay olmadı. Yan yana olmak koskoca bir denizdi ve biz bu denizde birbirimizi kaybettik. Binlerce kilometreyi aştık, birbirimize geldik. Oysa şimdi her zamankinden zor bir savaş bekliyor bizi, buram buram hissediyorum bunu. Sonra kulaklığımı takıyorum, telefonumu atıyorum cebime, kendi kendime fısıldamaya başlıyorum içimden…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Bir kez daha tekrar ediyorum:
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Sonra bir kez daha…
“Işıklar sana evinin yolunu gösterecek…”
Ben İzmir ve bu benim evimi bulma hikâyem.
İzmir ve Ege'nin ışıklarla dolu karanlık dünyalarının hikâyesi devam ediyor... Üstelik aralarındaki mesafe artık sıfır kilometre!
Işıklarınızı yeniden yakmaya geliyoruz, hazır mısınız?
“Tüm bu belirsizliklerin ortasında emin olduğum bir şey vardı, o buradaydı ve artık yıldızlarla doluydu üstümüzü kaplayan bu gökyüzü... Her ne olursa olsun, her nasıl olursa olsun.”
Ay Düğümü-1
Mısır’ın kızgın kumlarının içine gömülen karanlık bir sır…
Ra’nın gözünün arkasında asırlardır ulaşılamayan bir gerçek…
Hiyerogliflerin anlatmaya çalıştığı bir hikâye…
Ve mucizevi bir aşk.
Arkeolog olan Ayliz Kılıç, en büyük hayalini gerçekleştirmek üzere Mısır’da gizlice bir piramide girdiğinde karşılaşacağı esrarengiz olaylardan bihaberdi. Asırlardır kimsenin ayak basmadığı? bir hazine odasında rastladığı Ra’nın gözü onu kendi dünyasından bambaşka bir dünyaya sürüklediğinde bunun, çözmeye çalıştığı gizemlerin en büyüğü olduğunu öğrenecekti. Yaşayacağını hayal bile edemediği şeyler başına geldiğindeyse asıl kimliğini keşfedecekti.
Evine dönüş yolunu aradığı sırada karşısına çıkan Aytun Karavera, onunla beraber olayları çözmek isterken bilmeden kalbinin buzlarını da birer birer eritmişti. Peki, ne yapacaktı Aytun? Kraliçe’nin kurallarına karşı gelmek pahasına Ayliz’i gizleyecek miydi yoksa dünyasına izinsiz gelen kızı cezalandıracak mıydı?
Binlerce yıl öncesindeki bir lanet, geçmişten gelen Mısır tanrılarının kavgası ve içindeki nefreti dindiremeyen Mısır’ın acımasız Kraliçesi Neftis… Her şey bu kadar karışıkken Ayliz evine dönebilecek miydi?
Vhartlox Cadı Akademisi – Hekatenin Kızları 1. Kitap Ciltli
Erin büyüye olan ilgisini ve son zamanlarda edindiği gotik tarzını çevresindeki herkes gibi bir ergenlik evresi sanmaktadır. Benzemeye çalıstığı o cadılardan biri olabileceğine ihtimal vermez. Fakat bir gün, kendini Vhartlox Cadı Akademisinde bulur.
Her şey bundan ibaret değildir. Karanlık doğası ve sınırları zorlayan gücüyle Erin; tehlikeyi kendine çeken kişi değil, tehlikenin bizzat kendisidir. Bu durum, akademinin altına hapsolmuş kadim bir varlığın dikkatini çeker ve basına geleceklere kimse engel olamaz. Tanrıların hüküm sürdüğü zamanlardan kalan bir dava yeniden su yüzüne çıkmak üzeredir.
Gözlük 3 Üç Nokta Ciltli
''Kendimizi sürüklemesine izin verdiğimiz melankoli rüzgârı, sabahları hep iç çekerek uyanmamıza neden oluyor.''
Zaman akıp giderken zihin olgunlaşmak, kalp ise geçmişe dönmek istiyordu. Her şeyin başladığı o yere, kamp alanına...
Ege, bu kez şansın kendi tarafında olduğunu düşünüyordu. Geçmişe dönecek ve tüm hikâyeyi kendi istediği gibi yeniden yazacaktı. Ama bilmediği bir şey vardı; yanında olan, kötü şansın ta kendisiydi.
Ortaya çıkmak istemeyen bir sırrı vardı alev soluyan ejderhanın. Ve bu alevler ya Ege'yi yakacaktı ya da Heiley17'nin yorgun kalbine düşüp kavuracaktı onu. Doğru kararı almak ise gitmek ile kalmak arasındaki çaresizlikten başka bir şey değildi. O, sonsuz sevgiye inandı ama hayal kırıklığı cellatları da peşini bir türlü bırakmadı. Ege'nin kamp alanına yeniden taşınan macerası boyunca öğrendiği sır ve yetişkin olma çabası Heiley17 ile onu bir arada tutan ipin kopmasına mı neden olacaktı yoksa kaderleri çok daha öncesinden belirlenmiş miydi?
Geleceği düşünen bir zihin, daha ne kadar Üç Nokta koyabilirdi kurduğu cümlelerin sonuna?
The Book Of M Kıyamet Başlıyor – Ciltsiz
Doğaüstü bir felaketin hüküm sürdüğü bir dünyada geçen The Book of M, sevdiklerini kurtarabilmek için her şeyini feda etmek zorunda kalan bir grup insanın etkileyici hikayesini konu ediniyor.
Bir akşamüstü, Hindistan’da akıllara durgunluk veren bir olay yaşanır. Sıradan bir adam gölgesini kaybeder ve bu olay tüm dünyaya yayılmaya başlar.
Gölgelerini kaybedenler yepyeni güçlere kavuşsalar da bunun karşılığında ciddi bir bedel ödemek zorundadırlar: Bütün hatıralarını kaybetmek.
Ory ve karısı Max, ormanın derinliklerinde terk edilmiş bir otele sığınarak şimdiye kadar Unutuş’tan kaçmayı başarmışlardır. Ama bir gün yaşadıkları beklenmedik bir olay, tüm planlarını altüst eder. Ory ve Max’i oldukça tehlikeli bir yolculuk beklemektedir.
Bu kitap büyük bir özenle hazırlanmış, dünyanın sonunu anlatan bir gerilim romanı… Shepherd’ın beklenmedik gelişmelerle okuru şaşırttığı ve anılarımızın ne kadar değerli olduğunu bize ustalıkla anlattığı The Book of M, oldukça çarpıcı ve yaratıcı bir dille yazılmış.
USA Today
Kutup Yıldızı 3 – Ciltli
Asıl Aşk, Kutup Yıldızı’nın Gizemli Kutusunu Açmasıyla Başladı Ve Yavaş Yavaş Kutunun Derinliklerine Sızdı. Orada Gördü Kalbinin Nasıl Çırpındığını, Nasıl Değiştiğini…
Olaylı geçen doğum günü partisinde tüm gerçekleri öğrenen Nisa için artık yeni kapılar aralanmıştır. Bastırdığı duygular kalbine sığmazken, Kutup Yıldızı için artık galaksidenkayma vakti gelmiştir. Kalbindeki sıcaklığa karşı koyamayan Nisa, Demir’in sevgisine karşılık vermeyi düşünürken öğrendiği sarsıcı gerçeklerle derin bir çıkmaza savrulur.
Peki, bundan sonra Nisa’yı nasıl bir yol beklemektedir?
Kalbini özgürce açıp her şeyi arkasında bırakarak Demir’in güvenli kollarına mı sığınacak, yoksa bildiği gerçekler ağır bir yük olup omuzlarında çürüyerek onu hiç istemediği bir yöne mi sürükleyecek?
“Çünkü sen galaksinin en derinlerinden benim kalbimi aşkınla, parıltınla aydınlatmaya geldin, Kutup Yıldızı.”
– Demir Gürsoy
Avcı Ciltli
Kirli oyunlar dönüyordu ve herkes bu oyundaydı.
Sırlarının ardına gizlenmiş Jay Sullivan bile…
Peki, bu oyunda onun yeri neresiydi?
Annabelle, bunu henüz öğrenemese de artık kendi yerini biliyordu. Asırlar öncesinden beri her şeyin merkezinde o vardı.
Peki, gerçekte neydi o?
Ya da kimdi?
Bu soruların cevapları kimisinin bataklığı olacaktı. Ve bakalım, kimler bu bataklıktan kurtulacak, kimler tamamen dibe batacaktı? Artık karşılarında bir Av değil, Avcı vardı.
Düşman Okullar 3 Son Ders Ciltli
‘Son’a gizlenen başlangıç...
Kader, halkaları birbirine geçirilen şans zincirinden ibarettir kimine göre. Kimine göreyse, sonu belli olmayan ve gidişatın değişmesinde rol alamayacağımız bir film...
Defne tüm bu tanımları yıkıp kendi kaderini çizmeye karar verir. Bu süreçte dostlarının onu yalnız bırakmaya hiç niyeti yoktur.
Hal böyle olunca, yeni bir maceradan ne kadar kaçılabilir ki?
Düşman Okullar, büyük bir aşk ve dostluğa tanıklık etmeniz için son kez kapınızı çalıyor.
Zeytindağı – Günümüz Türkçesiyle
Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci, "bir imparatorluğun çöküşünü" zamanına göre duru bir Türkçe ile karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçik'in Yemen'de, Aden'de, Kanal'da, Gazze'de, Arap çöllerinde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu "mecidiye"yi bile nasıl bıraktığımızı hayretler içerisinde okuyacaksınız.
Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında bulunan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabında anlattıklarıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, yine kitaptaki her biri bir destan olabilecek askerlerin günlükleri ile adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek.
Zeytindağı, Osmanlı İmparatorluğu'nun ruhen ve fiilen can çekiştiği dönemlerde henüz ömrünü tamamlamamışken ülke içerisinde yaşanılan atmosferi, Türk askerlerinin ruhen ve bedenen ne kadar yıprandığını, umutsuzluğa boğulmakta iken yapılan fedakarlıkların ne denli büyük olduğunu ve saygı ile önlerinde eğilebileceğimiz bir mücadele gösterdiklerini bize anlatan ve yaşatan eşsiz bir eser niteliğindedir. Bu bağlamda her Türk insanının mutlaka okuması gereken Zeytindağı'nı, günümüz toplumuna onların diliyle sunmak ve her bir satırının zihinlere kazınmasını sağlamak adına, kitabın özgün metin olarak yapılan baskısının dışında, günümüz Türkçesine aktarılmış baskısının yapılması da kaçınılmaz bir görev olmuştur.
• • •
"Osmanlı'nın son dönemlerini anlatan Zeytindağı kitabını gençlerimiz mutlaka okusunlar."
Recep Tayyip Erdoğan (Cumhurbaşkanı)
"Falih Rıfkı Atay'ın sürükleyici, zengin muhtevalı, zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır.
Onu her zaman yaşatacak ve sevdirecek olan kitaplarının en birincisi "Zeytindağı"dır. Bu kitapta bir imparatorluğu, bir güneşin trajik batışını, keskin gözlemleri, realist ama hüzünlü bakışıyla anlatır."
Prof. Dr. İlber Ortaylı
"... Falih Rıfkı'nın son eseri Zeytindağı, cumhuriyet devri edebiyatının en büyük olaylarından birini meydana getirdi. Falih Rıfkı'nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felaket devirlerinin en facialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, yazarın keskin ve yüksek zekası bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi yansımamış olsaydı, biz ona doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamayacaktık."
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
"... Zeytindağı'nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak mümkün değil. Bence bu yeni kitabında Falih Rıfkı'nın üslubu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem en güzel haline ulaşmıştır. Zeytindağı, bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli image'lar yapılabileceğine sağlam bir delildir."
Nurullah Ataç
Roman
Düşerken
“Bir sabah kimselere bir şey söylemeden, göç vaktini kaçırmış, suskun, yorgun ve kederli bir kırlangıç gibi alıp başını uzaklaştı. Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflayacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti.”
Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor.
“Nereye?” diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.
Tarık Tufan’ın çok katmanlı kurgusu ve ustalıklı anlatımıyla gün yüzüne çıkan Düşerken, uyumsuzluğun, arayışın, kapanmamış yaraların ve bir dizi keskin hesaplaşmanın romanı…