Kaybolmuş Ruhlar Sarayı – Kraliçenin Kızı
İki düşman aile, iki düşman ülke:Zirakov ve Senteria.
Şimdiyse savaşın kazananı belli olmak üzere. Zirakov ülkesinin Kraliçesi Irina, bu savaşın kazananı olmak için kimsenin beklemediği bir hamle yaparak kızı Kitana’yı casus olarak Senteria’ya gönderir. Amacı Kitana’nın ülkeyi içten parçalamasını sağlamaktır. Fakat Senteria Kralı Estes, Kitana'yı; veliaht olarak görülen oğlu Vincent'le evlendirmeye karar verince ZirakovPrensesi’nin planları altüst olur.Böylece Kitana bir anda kendini kanlı bir taht oyununun ortasında bulur.
Dilara Keskin Kaybolmuş Ruhlar Sarayı I:Kraliçenin Kızı ile okurları hem tarihsel hem de mistik bir yolculuğa çıkarıyor. Kaybettiğimizi sandığımız duygular; aşk, öfke ve ihanet üçgeninde yeni anlamlar kazanıyor.
İçinde Bir Sen 3 Yehmum
İstanbul’daki sessizlik iyiye işaret değildi.
Ablasıyla ilgili gerçekleri öğrenen Miraç, ablasını kurtarmak için bir yola çıktığında, Aykan oğlunu tutamayacağını biliyordu. Daha sonra bu yol, bir göreve dönüştü. Şehirdeki buzlar yavaşça çözüldü ama şimdi farklı olan bir şey vardı. Zaman Hükümdarı’nın hançeri, artık İstanbul’da değildi ve İstanbul’daki tüm saatler susmuş, gündüz ile gece aynı anda gökyüzünde asılı durmuştu.
Öğrendiği sarsıcı bir gerçek sonucu baş düşmanı Manbel’i azat eden Mahinev, ansızın karşısına çıkan genç bir kızın söyledikleriyle kaosun yeniden kapıda olduğunu anlar. Cadılar, öç almak için Mahinev ve arkadaşlarının peşine düştüğünde, Mahinev’i ve onun peşindeki cadıları beklemeyen bir şey vardır.
Efken’in birdenbire ortaya çıkan, yıkıcı ve karanlık gücü daha büyük bir karmaşaya neden olmak üzeredir. Efken gücünün karanlık yanına teslim mi olacaktır? Yoksa karanlık yanını eğitip yenilmez bir lider olduğunu mu kanıtlayacaktır? Tüm bunlar olurken, Efken ile Mahinev’in aralarındaki tutkulu aşkın alevleri, Varta’daki karları bile eritecek güce erişir ama o alevlerin üzerinde felâket şimşekleri çakmaya başlar.
Hayatın Mucizeleri – Modern Klasikler 144
Zweig’ın 23 yaşındayken yayımladığı Hayatın Mucizeleri, daha o zamandan tarihe duyduğu ilgiyi gözler önüne serer. 16. Yüzyılda Anvers’de geçen ve yolları tesadüfen kesişen Yahudi bir genç kızla yaşlı bir Hıristiyan ressam arasındaki dostluğu anlatan öykünün arka planında Hollanda’nın İspanyol yönetimine karşı isyanı vardır. Çocukken Hıristiyanların şiddet eylemlerine hedef olan ve iyi yürekli bir asker tarafından kurtarılan Esther adlı Yahudi kız, bir Katolik kilisesine asılacak dini bir tabloya modellik eder. Hayatın ve dinin anlamı, sanat ve sanatçının yaratma edimi gibi temalara eşlik eden “beklenmedik karşılaşma” motifi ve Anvers’in tarihsel detaylarla betimlenen atmosferi, Zweig’ın sonraki yapıtlarının habercisidir.
Küçük Kadınlar – Modern Klasikler 142
Louisa May Alcott’ın 1868’de yayımlanan ölümsüz yapıtı Küçük Kadınlar’ın kuşaklar boyu her yaştan okuru büyülemesinde, aile hayatını idealleştirmesinin ve her çağda geçerliliğini koruyan evrensel temaları kucaklamasının rolü vardır kuşkusuz. Sevgi, dayanışma, ölüm, savaş ve barış, insanın kendi idealleriyle ailesine ve topluma karşı sorumluluğu arasındaki çatışma romanın başlıca temalarını oluşturur.
Erkek çocuğu gibi davranan yazar adayı Jo, güzel kıyafetlerin ve zenginliğin özlemini duyan Meg, narin ve kırılgan Beth, şımarık ve romantik Amy’den oluşan March kardeşler, Amerikan İç Savaşı sırasında New England’da ayakta kalmaya çalışırlar. Babaları savaştayken yoksullukla mücadele eden kızlar, kişilik olarak birbirlerinden farklı olsalar da ortak amaçları dini öğütlerin yol göstericiliğinde iyi birer insan olmaktır. Roman, kadınların dönemin katı toplumsal cinsiyet normlarının kendilerine dayattığı geleneksel rolleri benimsemek yerine hayata dair seçimlerini bizzat yapabileceklerini göstermiştir.
Sadece Ölüler Sır Tutabilir
Sırlarını kendine saklasan iyi edersin!
Echo Ridge, genç ve güzel kızların başına kötü şeylerin geldiği bir yerdi. Yirmi yıl önce, on yedi yaşındaki bir kız sırra kadem basmıştı. Beş yıl önceyse, son sınıfların balo kraliçesi ölü bulunmuştu. Şimdi de Ellery ve Ezra, neredeyse hiç tanımadıkları anneanneleriyle yaşamak üzere oraya taşınmak zorundalardı.
Ellery sırlarla dolu bir ailede büyümüştü ama bu kasabadaki bazı sırlar tehlikeliydi. Kimse doğruları söylemezken, kendisi de dahil üç kızı hedef gösteren tehdit mesajlarının ardındaki ismi çok geç olmadan bulmaları gerekiyordu. Gitgide daralan çember bir kez daha kurbanını arıyordu.
“Çarpıcı sorular, güçlü karakterler ve şaşırtıcı hamlelerle, her adımda derinleşen bir okuma deneyimine hazır olun.” -Entertainment Weekly
“Elinizden bırakamayacaksınız.” -Cosmopolitan.com
“Mutlaka okumanız gereken bir genç yetişkin gerilim romanı.” -Bustle
“Temponun nefis bir ritimde yükseldiği, inandırıcı şaşırtmacalar ve şok edici dönüşlerle örülü bir gizem. Okurlar, o muhteşem sona ulaşana kadar duramayacaklar.” -Kirkus Reviews, Starred Review
“Çok katmanlı karakterler ve mükemmel tasarlanmış kurgusuyla, McManus nefes kesici bir polisiye romana imza atmış.” -Publishers Weekly, Starred Review
“Sadece katilin kim olduğunu ve motivasyonunu değil, kasabanın tüm sırlarını öğrenene kadar rahat edemeyeceksiniz.” -Bulletin
“McManus, en az Birimiz Yalan Söylüyor kadar harika bir kitaba imza atmış.” -Booklist
Ay Daki İlk İnsanlar
H. G. Wells’in “fantastik hika^yelerinden” saydıgˆı, 1901 yılında yayımlandıgˆında C. S. Lewis’i derinden etkileyen Ay’daki I·lk I·nsanlar, yerc¸ekimini tersine c¸eviren bir maddeyi kes¸fettikten sonra Ay’a seyahat eden iki karakterin maceralarını anlatıyor.
Ticari c¸abaları hu¨sranla sonuc¸lanan Bedford eksantrik biliminsanı Cavor’la tanıs¸tıgˆında bu sohbetin onu Ay’a kadar go¨tu¨recegˆini elbette du¨s¸u¨nmez, aklı fikri para kazanmaktadır. Fakat Cavor yepyeni bir maddenin kes¸finden bahsedince, Cavor dikkat kesilir. Bu uyumsuz ikili Cavorite ismini verdikleri madde sayesinde Ay’a gidip orada bambas¸ka bir medeniyetle, Selenlilerle kars¸ılas¸acaklardır.
Gu¨nu¨mu¨zden bakınca bazı o¨gˆeleri gerc¸ekten “fantastik” olsa da H. G. Wells, Ay’daki I·lk I·nsanlar’da hem egˆleniyor hem de is¸tahı hic¸ kesilmeyen sermaye ve toplum mu¨hendisligˆinin sonuc¸ları gibi konuları irdeliyor.
“Wells bir biliminsanı olarak kurgu eserler kaleme alan kayda degˆer ilk yazardı, on dokuzuncu yu¨zyılın bilimsel devriminin aydınlanmalarına ve sonuc¸larına heyecanla ya da kayıtsızlıkla ya da korkuyla dıs¸arıdan bakan biri degˆil bilimin ic¸indendi. Percy Shelley bilimin ac¸ıgˆa c¸ıkardıgˆı gu¨zelligˆi, Mary Shelley ahlaki belirsizligˆi, Jules Verne bitmek bilmeyen teknolojik bir kos¸uyu go¨rmu¨s¸tu¨ ama Wells bilimin go¨zlerinden bakıyordu.” –Ursula K. Le Guin
Ursula K. Le Guin’in sonsözüyle
Claude A. Shepperson’ın resimleriyle
Tepenin Laneti
Dave Gurney polisiye/dedektif serisi hız kesmeden devam ediyor!
Larchfield’ın en nüfuzlu adamı Angus Russell, Harrow Hill’deki malikânesinde boğazı kesilerek öldürülmüştür. Olay mahallindeki DNA ve parmak izleri, kurbana karşı husumeti bulunan belalı Billy Tate'e işaret eder. Ancak bir sorun vardır: Tate, bir gün önce kilisenin çatısından düşerek ölmüştür.
Polis, Tate'nin cesedinin kaldırıldığı morgu kontrol ettiğinde cesedin yalnızca ortadan kaybolduğunu değil tabutun içeriden kırılarak açıldığını da keşfeder. Bu durum çok geçmeden yürüyen ölü, cehennemden gelen katil, zombi cinayeti olarak anılmaya başladığında bir zamanların huzurlu kasabası artık herkesin bir şüpheliye ve aynı zamanda kurbana dönüşebileceği korkunç bir kâbusa da uyanmış olur.
Eski meslektaşı art arda işlenen bu tuhaf cinayetleri çözmek için kapısını çaldığında Dave Gurney, ölümün ötesinden öldürme ihtimali olan bir katili avlamak üzere tüm analitik becerilerini kullanmak zorundadır.
“Verdon şaşırtıcı bir olay örgüsü yaratıp onu tatmin edici bir şekilde çözmede hiç bu kadar usta olmamıştı.” Publishers Weekly
“Ona verdiğiniz dikkati ve zamanı sonuna kadar hak eden bir yazar.” Bookreporter.com
İntibah – Beyaz Balina Yayınları
Namık Kemal’in 1876 tarihinde basılmış olan İntibah romanında, dönemin iyi yetiştirilmiş gençlerinden sayılan Ali Bey'in Mehpeyker'e âşık olması ve bu aşkın sonunda Ali Bey'in başından geçenler anlatılır.
Namık Kemal İntibah’ta toplumsal hayatta kadın ve erkeğin konumunu, cariyelik kurumunu, iradesiz ve mirasyedi gençliği, intikam ile kişilik hezeyanlarını ele alır. Tüm bunların sonucunda gerçekleşen bir uyanışı (intibahı) romanın ana erkek kahramanı Ali Bey ile onun ailesinin yaşadığı facia üzerinden ortaya koyar.
İlk olarak Namık Kemal’in Magosa’da sürgünden İstanbul’a döndüğü yıl yayımlanan İntibah Boğaziçi Üniversitesi Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü’nde öğretim görevlisi olan Fatma Akman tarafından notlarla yayıma hazırlanmıştır. Editörlüğünü ise yine aynı üniversitenin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden öğretim üyesi Tülay Gençtürk Demircioğlu gerçekleştirmiştir. Eser, dönemin diline ve ruhuna olabildiğince uygun fakat günümüz okuru için de anlaşılabilir olması amaçlanarak çevrilmiştir.
Dune Rahibeler Meclisi – Bilimkurgu Klasikleri
“Bu kitapla birlikte çember tamamlanıyor. Komplolar ve karşı komplolar, birbirine sarılan yılanlar gibi düğüm oluyor.”
–Biran Aldiss
“fırtınalar fırtınaları doğurur. Hiddet hiddeti doğurur. İntikam intikamı doğurur. Savaş savaşı doğurur.”
Frank Herbert, deneylerden çok deneysel yaklaşımların had safhaya ulaştığı, tür içerisindeki “iyi edebiyat iyi edebiyattır”cıları bir araya getiren yeni dalga bilimkurgu akımının en önemli temsilcilerinden. Türün tüm olanaklarını, suyunu çıkarana kadar kullandığı Dune serisinin altıncı ve son kitabı Dune Rahibeler Meclisi, felsefe dozu yüksek, her bir cümlesi akılda yer eden, epik serinin ününe yaraşır bir final.
Dune adıyla bilinen Arrakis gezegeni yok edilmişti. Maderşahi örgüt Saygın Analar, Eski İmparatorluk’tan geriye kalanları yakıp kül ediyordu. Mutlak fetihlerinin önünde duran tek bir güç kalmıştı geriye: Bene Gesserit.
Başrahibe Ana Darwi Odrade’nin önderlik ettiği Bene Gesseritler, yeşilliklerle dolu Rahibeler Meclisi gezegeni adım adım bir çöle dönüştürüyordu. Amaçları, kumsolucanları için ideal bir ortam yaratmak ve evrendeki en önemli maddenin üretimini kontrol etmekti
– melanjın.
Saygın Analar ise, önlerine çıkan her gezegeni yok ederek Rahibeler Meclisi’ne yaklaşıyordu. Bene Gesserit’ten güçlü olan, Dağılış’tan dönen bu acımasız tarikat karşısında çaresiz durumdaki Rahibeler Birliği’nin elinde tek bir silah vardı artık. Paul Muad’Dib’e ve Tanrı İmparator’a hizmet etmiş biri: Duncan Idaho.
Dune Rahibeler Meclisi, inancın kadere üstün gelme mücadelesi.
Rebecca
1938 Ulusal Kitap En İyi Kurgu Ödülü
Gotik edebiyatın hak ettiği takdiri zaman içinde gören yazarlarından Daphne du Maurier’nin Rebecca’sı örnek bir tekinsiz mekân anlatısı. Sahne sanatlarıyla, yazarlıkla ilgilenen bir ailenin kızı olan ve derinlikli, sonunu açık etmeyen tekniğiyle pek çok eseri beyaz perdeye uyarlanan du Maurier iki dünya arasına sıkışmış, sırları ve tutkularıyla kendilerine çıkış yolu arayan karakterleriyle okura son sayfaya kadar şüphe, şaşkınlık vaat eden yazarlardan. Alfred Hitchcock’un aynı isimle sinemaya uyarladığı Rebecca ise unutulmaz bir başyapıt.
Adı anılmayan ikinci eş, sevdiği adamın peşinden gider ve cennet bahçesi gibi görünen Manderley Malikânesi’ne gelir. Ancak burası, kısa sürede hayatını esir alan bir heyulaya dönüşür. Bu evlilikteki sorunları çözmek zordur ama asıl dert, ölümüne rağmen bütün mekâna izlerini bırakan ve hayatlarına musallat olan ilk eş Rebecca’nın hatırasından kurtulmaktır.
Daphne du Maurier’den Rebecca, bazı evlerin karanlık koridorlarında gizli gizli gezinen, evlilik kurumunun saklı öznesini ortaya çıkaran o roman.
“Yirminci yüzyılın en etkileyici romanlarından, Rebecca bir mit ya da rüyanın korkutucu gücüyle kültürümüzün özüne usul usul yerleşti.” –Sarah Waters
“Fevkalade eğlenceli… du Maurier modern kadınların kendi hissettiklerini ölçebilecekleri bir tartı yarattı.” –Stephen King
Daire 7 (Ciltli)
“Sanki geçmişimi bir sırt çantası gibi hep yanımda taşıyordum. Yürürken, otururken, gülerken, koşarken, konuşurken, yerken, içerken, sarılırken, eğlenirken o hep oradaydı; sırtımda. Biz sırtında çantalarla yaşayanlarız. İçi bizi acıtan anılarla, kıran bilgeliklerle ve mahveden tecrübelerle dolu sırt çantalarımız hep sırtımızda. Bazılarımızın yükü daha ağır, bazılarımızın yükü daha hafif ama hiçbirimiz tamamen özgür değiliz; çantaları bir kenara bırakamadığımız sürece...”
Mine ve Efe’nin No. 26’yla başlayan hikâyeleri Daire 7’yle devam ediyor.
Kardelen Sokak, No. 26, Daire 7 hikâyelerinin başladığı adresti. Mine’nin acıları ve umutları Daire 7’nin dört duvarı arasında dolaşırken, birlikte yazacakları yeni hikâye onların miladı mı olacak yoksa bu dört duvarın arasındaki her bir hatıra yollarına engel mi çıkaracak?
Daire 7’ye hoş geldiniz. Burada misafir değil, ev sahibisiniz...
Daire : 7
“Sanki geçmişimi bir sırt çantası gibi hep yanımda taşıyordum. Yürürken, otururken, gülerken, koşarken, konuşurken, yerken, içerken, sarılırken, eğlenirken o hep oradaydı; sırtımda. Biz sırtında çantalarla yaşayanlarız. İçi bizi acıtan anılarla, kıran bilgeliklerle ve mahveden tecrübelerle dolu sırt çantalarımız hep sırtımızda. Bazılarımızın yükü daha ağır, bazılarımızın yükü daha hafif ama hiçbirimiz tamamen özgür değiliz; çantaları bir kenara bırakamadığımız sürece...”
Mine ve Efe’nin No. 26’yla başlayan hikâyeleri Daire 7’yle devam ediyor.
Kardelen Sokak, No. 26, Daire 7 hikâyelerinin başladığı adresti. Mine’nin acıları ve umutları Daire 7’nin dört duvarı arasında dolaşırken, birlikte yazacakları yeni hikâye onların miladı mı olacak yoksa bu dört duvarın arasındaki her bir hatıra yollarına engel mi çıkaracak?
Daire 7’ye hoş geldiniz. Burada misafir değil, ev sahibisiniz...
Emare Sarmaşık
Çocukluğumuz tohumumuzdur, tohumumuza kim su verdiyse o şekilde büyür ve yetişiriz.
Geçmişinin bir tarafı karanlık sırların gölgesinde kalan ve hayatının büyük bir kısmını hatırlamayan Minel Karaer, bir anlaşma sonucunda psikolojik rahatsızlıklara sahip bireylerin tedavi edilmek üzere toplandığı Anektod Merkezine gitmeye başlar.
İçinden bir ses Anektod Merkezinin ona yardım eli uzatmak yerine kendisini daha fazla karanlığa sürükleyeceğini söylese de o sesi göz ardı eder ancak hislerinde haklı olduğu, Korel Erezli’nin Anektod Merkezine döndüğü gün ortaya çıkar.
Vücudunun büyük bir kısmı izlerle ve dövmelerle örtülü olan Korel Erezli, sadece vücudunda değil kalbinde ve zihninde de büyük sırlar saklar.
Minel, Korel’le ilk karşılaştığı an kendisini kocaman bir labirentin içinde hisseder; bu labirentte aşk, tutku, şefkat, merhamet, öfke ve nefret vardır. Minel’in geçmişiyle savaşı başlarken, yeniden ortaya çıkan şehrin seri katili Prometheus da cinayetleriyle tekrar adından söz ettirir.
Prometheus, Minel Karaer’in peşindedir ve asıl sır tam olarak burada saklıdır.
“Korel Erezli senin kaçışların,” dedi kendinden emin bir tavırla.
“Korel Erezli senin sırların, Korel Erezli senin geçmişin, Korel Erezli senin varlığın.”
Enkaz Altındakiler
Kırık
aynanın
ayrılmış
parçalarında birlikteydik.
Birlikte
ve
paramparçaydık.
“Gözlerinizi açtığınızda yıkılmış bir evde uyanacaksınız. Tek çıkış yolunuz yerin altında. Kendinizi bulduğunuz çıkış noktası her bir yanı kameralarla çevrili, her yeri izlenen bir platonun içinde. Tek amacınız ise alandaki ipuçlarını takip edip evleri bulmak. Tüm yarışmacılar evleri
bulduğu an kazanan belirlenmiş olacak.
Öyleyse, sizi kaybetmemizi ister misiniz?”
Kumru, Uraz, Nisan, Eren ve Bulut… Farklı hayalleri olan ve birbirine yabancı beş genç… Enkaz Altındakiler isimli sıradışı bir televizyon yarışmasına başvurarak inanılmaz bir deneyime adım atarlar. Ancak ortaya çıkan beklenmedik gelişmelerle hayatları derinden sarsılacak ve unutamayacakları bir yolculuğa çıkacaklardır…
"Ben Kumru Sonat; buraya benim, senin, bizim, enkaz altındakilerin hikâyesini anlatmaya geldim.
Sen de enkaz altındasın,
farkında değil misin?"
Güllerin İhaneti – Yıldızların Laneti 2.Kitap Ciltli
“Burada güller, aşkı değil ihaneti simgeler.”
Sirius Halkı!
Atalarımın yüzyıllar önce kurmuş olduğu Sirius İmparatorluğu’nun başına geçtiğim ilk günden itibaren bu ülkeyi onurumla
yönetiyorum. Refah ve huzur içinde olan ülkemiz, tanrıların çocuklarımızı lanetlemesiyle birlikte yıllardır bir kâbus yaşıyor.
Çocuklarımızı bu lanetten kurtarmak ve ülkemizi tekrar huzura kavuşturabilmek için verdiğimiz mücadelede imparatorluğumuzun
tek vârisi ve prensesi olan kızım, Victoria Sirius, kaçırıldı.
Alexander Brown, vârisimizi geri getirmek için yaptığı çalışmalar sırasında kendilerine Hamal Birliği adı veren bir örgütün izlerine
rastladı. Kızımı kaçıran bu örgüt, sizlerin çocuklarını da kaçırmakla kalmayıp lanetlerini kullanmaları için beyinlerini yıkayarak kendi çocuklarımızı ülkemiz için bir tehdit olarak kullanmak istiyor.
Bu yaptıklarıyla imparatorluğumuza savaş açmış kabul edilen Hamal Birliği’ne ve siz değerli halkıma sesleniyorum. Ülkemizin tek vârisi ve prensesi olan kızım Victoria Sirius’un en yakın zamanda saraya teslim edilmesini emrediyorum! Emirlerime karşı gelen ve lanetini kullanmaya çalışan her kim olursa olsun, yaşına ve nereden geldiğine bakılmaksızın, derhal idam edilecektir!
“Ben bugüne kadar sadece seninle olan anılarıma tutunarak hayatta kaldım.
Seninle kurduğum hayallere inanarak ölülerden oluşan bir adada silbaştan bir hayat
yarattım! Sen olmadan bile bu kadar şey başarmışken sen yanımdayken nasıl kaybedebilirim?”
Karanlığın Şehri
Doğduğu günden beri ailesinin son derece korumacı ve baskıcı tutumuyla yetiştirilen Efsan Erez, doğum gününde en sevdiği grubun konserine gitmek üzere kardeşiyle beraber gizlice evden çıkar. Masum bir istekle başlayan bu çıkış, Efsan’ın kendini küçük dünyasından tamamen farklı bir evrende bulmasıyla sonuçlanır.
Krallıklar tarafından yönetilen topraklarda yaşayan tehlikeli yaratıkların ve büyü kullanabilen ırkların hüküm sürdüğü evrende biçare ve kimsesiz kalır. Artık o, olmaması gereken bir yerde, olmaması gereken kişidir. Yabancıların hoş karşılanmadığı bu karanlık şehirde tanımadığı kişilerin yardımına muhtaç olmasıyla, sonun başlangıcı için zaman akmaya başlayacaktır.
Bir yandan eve dönüş yolunu ararken, diğer yandan hayatta kalabilmek için kimliğini gizleyerek tehlikeli seçimler yapmak zorunda kalır; fakat bu girişimleri, yakalanmaması gereken en önemli kişinin, Alaz Şahzade’nin dikkatini çeker. Artık olmaması gereken yer, bu karanlık şehir değil, yanında dahi durmaması gereken bu adamın geceden daha siyah harelerinin içidir.
Canını kurtarmak için kaçarak ailesine geri dönmeye çalışan Efsan karanlık şehirden kaçabilecek midir ya da tan vaktini bile görebilecek midir, belli değildir.
Üstelik ne kadar engel olmak isterse istesin kalbi de yavaş yavaş Alaz Şahzade için çarpmaya başlarken…
Güçlü bir duruşu vardı, aynı zamanda karanlıktı da ve karanlık kötüydü. Karanlık bilinmezlik demekti, karanlık boşluktu ve... Ben karanlığı sevmezdim.
Sokak Nöbetçileri 2 Ciltli
“Ama hep aynı noktaya dönüyorsun. Çocukluğuna. Senin affetmediğin değil, seni hiç affetmeyen çocukluğuna.”
Sokak Nöbetçileri’nin arasına ajan olarak gönderilen Helin Aktan, karşısında bir aile bulmuştur ve o ailenin de bir ferdi olmak üzeredir fakat kendisini bir köprünün ortasında hissetmeye başlamıştır. Köprünün bir tarafında merhameti, sevgisi ve kurtuluşu vardır; diğer tarafında ise geçmişi, korkuları ve gerçek ailesi. O köprünün ortasında durmaya devam ederken sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlamış, hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığını da fark etmiştir. Koza ve Sokak Nöbetçileri’nin arasındaki soğuk savaş sadece Helin’in mağlup olduğu bir savaşa dönüşecektir çünkü bağlılığın yıkıcı hissini de tadacaktır.
Mutlu Sarca, nasıl kıyametlerin içinde olursam olayım hayata sıkı sıkı bağlanan neşeli tarafımdı.
Işık Sarca, en büyük depremleri yaşadıktan sonra hayattan vazgeçen tarafımdı.
Lâl Sarca, ruhen sırtına kırbaçlar yediği halde yürümeye devam eden hırçın ve yaralı tarafımdı.
Bartu Sarca, daima yalnız kalacağına inanan ve elinde vicdanından başka hiçbir duyguyu barındırmayan kimsesiz tarafımdı.
Yankı Sarca, umudumu ve yolumu bulduğum ama hiçbir zaman aynaya baktığımda olamayacağım, kaybolmuş tarafımdı.
Koza, izlerimle ve çocukluğumla zorla itildiğim karanlık tarafımdı.
Onlar Sokak Nöbetçileri’ydi; hepsinde kendimden bir parça vardı.
Sokak Nöbetçileri 2 Ciltsiz
“Ama hep aynı noktaya dönüyorsun. Çocukluğuna. Senin affetmediğin değil, seni hiç affetmeyen çocukluğuna.”
Sokak Nöbetçileri’nin arasına ajan olarak gönderilen Helin Aktan, karşısında bir aile bulmuştur ve o ailenin de bir ferdi olmak üzeredir fakat kendisini bir köprünün ortasında hissetmeye başlamıştır. Köprünün bir tarafında merhameti, sevgisi ve kurtuluşu vardır; diğer tarafında ise geçmişi, korkuları ve gerçek ailesi. O köprünün ortasında durmaya devam ederken sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlamış, hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığını da fark etmiştir. Koza ve Sokak Nöbetçileri’nin arasındaki soğuk savaş sadece Helin’in mağlup olduğu bir savaşa dönüşecektir çünkü bağlılığın yıkıcı hissini de tadacaktır.
Mutlu Sarca, nasıl kıyametlerin içinde olursam olayım hayata sıkı sıkı bağlanan neşeli tarafımdı.
Işık Sarca, en büyük depremleri yaşadıktan sonra hayattan vazgeçen tarafımdı.
Lâl Sarca, ruhen sırtına kırbaçlar yediği halde yürümeye devam eden hırçın ve yaralı tarafımdı.
Bartu Sarca, daima yalnız kalacağına inanan ve elinde vicdanından başka hiçbir duyguyu barındırmayan kimsesiz tarafımdı.
Yankı Sarca, umudumu ve yolumu bulduğum ama hiçbir zaman aynaya baktığımda olamayacağım, kaybolmuş tarafımdı.
Koza, izlerimle ve çocukluğumla zorla itildiğim karanlık tarafımdı.
Onlar Sokak Nöbetçileri’ydi; hepsinde kendimden bir parça vardı.
Sonat – Ciltli
“Sevgilim, o kadar gece ki neredeyse sabah...”
Tehlikeli sular;
Ancak sen yüzmeyi bilmiyorsun.
Seni var eden her şeye sırtını dönüyorsun.
Gece daha vahşi, güneş daha ölü şimdi...
Hazan Yakut Demirkıran için hayat bir örüntüden ibarettir. Henüz küçük bir çocukken ayırdına vardığı ve teninde izlerini taşıdığı reddediliş onu tek kurtuluşu olan müziğe iter. Babasının kaybının ardından da hayatın onu annesi gibi bir kenara attığına emindir artık. Hayat tüm acımasız yüzlerini teker teker gösterirken Hazan, ruhunun el değmemiş çorak topraklarına adım atacak güneş saçlı çocuktan bihaberdir.
Hazar Nikolai Baranov kaderinin henüz doğmadan çizildiğini bilerek içine doğduğu köklü Rus örgütünde büyümüş ve tek bir kaideye bağlı olarak yaşamıştır: Kan bağı her şeyden üstün gelir. Bu yüzden gördüğü en yalnız gözlere sahip alev saçlı kızla tanıştığında terazisi tehlikeli bir şekilde sallanmaya başlar. Zira kız beraberinde ikisinin de geleceğini tehlikeye atan bir sır taşıyordur. Ve içine düştükleri çıkmazda hayatları kadar kalplerini de birbirlerinden korumaları gerekiyordur.
Çünkü bir Baranov daima kazanır.
Sonunda her şeyini kaybedeceğini bilse bile…
Kar Tanesi Ciltli
"Kalbine elini uzat, tutunup kalkmak için seni bekliyor."
Karlı bir ormanın tam ortasında tanıdım seni. Orman acımasızdı. Orman ıssızdı. Orman soğuktu. Sen ise bir kar tanesi gibi eşsizdin. Bir kar tanesi gibi erimeye mahkûmdun Eylül… Günler geçti, kış dindi… Güneş açtı, orman ısındı. Ve sen kar tanesi… Günün birinde milyonlarca kar tanesi gibi eridin… ve ben seni kurtaramadım.
Eylül ve Merih’in Kar Küresi’nde başlayan maceraları serinin ikinci kitabı Kar Tanesi’yle kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer okuyanları çok daha soğuk, çok daha karanlık bir hikâye bekliyor.
Eylül ve Merih’in hikâyesinde üşümeye ve onların kendilerini bulma yolculuğuna eşlik etmeye hazır mısınız?
Merih, ismini “kırmızı gezegen” olarak bilinen, alev alev yanan Merih’ten alıyordu. Ben ise ona göre bir kar tanesiydim.
Yanında erimeye mahkûm gibiydim...
Bırak da senin yanın benim cennetim olarak kalsın, cehennemi tek başıma yaşıyorum zaten.
Sen Buradaydın
No:26 Ciltli
Sen bırak tutunmayı, dünya bizi sarmalar.
Kendimi yaşamaya değer görmediğim her şey benim bu hayattaki esaretimdir.
Mine çocukluk döneminde babasından şiddet görmüş, annesi tarafından terk edilmiş ve sonrasında yurtta büyütülmüştür. Geçmiş travmalarının ve acılarının üzerine kendisine kurduğu yeni hayatında internetten Yeşil Küpeli Kız takma ismiyle magazin haberleri yaparak milyonlarca takipçiye ulaşmıştır. Mine'nin şimdiki haber hedefi ise hızla yayılan müzik videosuyla bir gecede şöhrete kavuşan, genç kızların yeni sevgilisi Efe Duran'dır...
Mine ve Efe’yi aynı çatı altında bir araya getiren No. 26, ikisi için de geri dönüşü olmayan bir değişimin başlangıcı olacaktır.
Bize hiçbir şeyi yaşamayı hak görmeyen herkese bir çiçeğin bataklıktan da doğabileceğini göstereceğiz.
No:26 Ciltsiz
Sen bırak tutunmayı, dünya bizi sarmalar.
Kendimi yaşamaya değer görmediğim her şey benim bu hayattaki esaretimdir.
Mine çocukluk döneminde babasından şiddet görmüş, annesi tarafından terk edilmiş ve sonrasında yurtta büyütülmüştür. Geçmiş travmalarının ve acılarının üzerine kendisine kurduğu yeni hayatında internetten Yeşil Küpeli Kız takma ismiyle magazin haberleri yaparak milyonlarca takipçiye ulaşmıştır. Mine'nin şimdiki haber hedefi ise hızla yayılan müzik videosuyla bir gecede şöhrete kavuşan, genç kızların yeni sevgilisi Efe Duran'dır...
Mine ve Efe’yi aynı çatı altında bir araya getiren No. 26, ikisi için de geri dönüşü olmayan bir değişimin başlangıcı olacaktır.
Bize hiçbir şeyi yaşamayı hak görmeyen herkese bir çiçeğin bataklıktan da doğabileceğini göstereceğiz.
Sokak Nöbetçileri Ciltli
Çocukluğunda fazlasıyla yara alan ve on yedi yaşında Koza tarafından Ekip’e dahil edilen Helin Aktan, son görevi için ajan olarak Sokak Nöbetçileri’nin yanına gönderilir fakat çıkmış olduğu bu yolda kendisi kadar yaralı beş kişiyle tanışacağından habersizdir. Ummadığı ve tanımadığı bir tabloyla karşılaşır: Sokaklarda büyümüş bir aile vardır karşısında. Ailenin lideri ve beyni olan Yankı, gücü ve merhameti olan Bartu, bacakları ve sessizliği olan Lâl, elleri ve rengi olan ikizler Mutlu ile Işık... Kendi benliğini kaybettiğini onlarda gördüğü parçalarla fark eden Helin, eline bir fırça alıp kendisini yavaş yavaş bu tabloya yerleştirmeye başlar. Daha önce hiç tanımadığı ve ilk defa karşılaştığı aşk, onu bu tabloda beklemektedir.
“Ne olacak senin bu durmadan titreyen sesin?
Durmadan titreyen ellerin ve dizlerin?
Helin, ne yapacağım ben seninle?”
Biz altı yetişkin. Yaşlarımız yirminin üzerinde.
Biz altı çocuk. Yaşlarımız onun altında.
Biz her ikisiydik.
Onlar benim ilk oyun arkadaşlarımdı, ilk çocukluk hayallerimin mimarları ve ilk gerçek eğlencelerim.
Sokak Nöbetçileri benim her parçam olmaya başlamıştı, minnettarlığımın artık ölçüsü olamazdı.
Bana Seni Seviyorum Deme Evlen Benimle
Bana Seni Seviyorum Deme Sev
Bana Seni Seviyorum Deme Hissettir
Sen benim kalbimin kafası güzel halisin...
Sevmekten daha önemli şeyler vardır.
Hissettirmek gibi, koklayarak öpmek gibi…
Bazen sevilmekten çok varlığını hissetmek istersiniz. Varlığını hissedemediğiniz birini sevemezsiniz.Kadınlar sevildiğini duymaktan çok hissetmek ister.
Sevdiği adamın sevgisini hisseden kadından daha güzeli yoktur.
Sevdiği kadına sevgisini hissettiren erkeğin aşkına doyum olmaz.
Ben bu kitapta kendimi sana hissettirmeye geldim.
Ben sevdikçe hissettirdim, sen hissettikçe gittin.
Oysa sen benim kalbimin kafası güzel haliydin…
Ve o gün öyle bir gittin ki ben o günden sonra kendimi hissetmedim…
Ve o kalple seni sevdim.
Varlığını hissedemediğiniz birini sevemezsiniz…
Kendine Hoş Geldin
“Kahverengi dallardan pembe çiçekler açtığına göre, ümitsizliğe gerek yok.”
Kendinden başka kimseye ihtiyacın yok. En kötü gününü düşün. Sana, “Yanındayım,” diyen onca insan vardı. Tek başına atlatmadın mı? Düştün, ayağa kendin kalkmadın mı? Doldun, tek başına ağlamadın mı? Soruyorum sana: Değmeyecek insanlar için kendine yeteri kadar haksızlık yapmadın mı?
İnsanlar gelip geçici. Unutma, kimse senden daha çok düşünmeyecek seni. “Gitmem,” diyenler gidecek, sen yine kendine geleceksin. Düşeceksin, ayağa yine kendin kalkacaksın. Yaralanacaksın, yaralarını kendin saracaksın. Onca acının içinden yine tek başına çıkacaksın. Sarılmaya ihtiyacın olacak, yine kendine sarılacaksın. Dertlerin seni yakacak, Anka kuşu gibi küllerinden doğacaksın.
Kendine iyi bak, sana en çok sen lazımsın.
Sen On Yedi Yaşımsın
Yine De Sevdik
Değiştirebildiğiniz kadar değil, olduğu gibi kabullenerek sevin insanları...
“Biz bittik,” demişsin. Fakat sen bitmenin ne demek olduğunu bilememişsin.
Bitmek değildi bizimkisi, hiç başlayamamaktı. Bitmek için başlamak gerekir biriciğim. Biz hiç başlamadık ki… Sen beni güzel sevmedin.
Sana her adım attığımda beni biraz daha sensizliğe ittin.
Ben seni her şeyim diye sevmiştim.
Meğer senin için koca bir hiçmişim. İnsanlara, “Ben ondan çoktan gittim,” deme; çünkü sen bana hiç gelmedin.
Ben senin varlığını hiçbir zaman hissetmedim.
Fakat bir gün olsun vazgeçeyim de demedim.
Şunu unutma; ben bizden hiç vazgeçmedim, sen beni vazgeçirdin. Ama rahat olsun için çünkü sensiz daha rahat artık benim de içim!
Kabul olacak dua olsan, açılmayacak uğruna ellerim…