Kör Baykuş
Daha ilk cümlesiyle okurunu etkisi altına alan, sona erdiğinde insanı allak bullak eden bir roman Kör Baykuş. İsimsiz bir ressamın hayatını zindana çeviren kâbuslarını, bir baykuşu andıran gölgesine (dolaylı yoldan okura) anlatma çabası, bir noktadan sonra gerçekle sanrının birbirine karıştığı itiraflar ve sayıklamalar halini alır. Doğrusal ilerlemeyip kendini düzensiz bir biçimde tekrar eden ve her seferinde daha da derinleşen bu itiraf ve sayıklamalar, aslında, ilk satırından itibaren “ölüm”e methiyedir.
André Breton’un “Başyapıt diye bir şey varsa o da budur” sözleriyle nitelendirdiği Sâdık Hidayet’in romanı, sadece 20. yüzyıl İran edebiyatının değil, çağdaş dünya edebiyatının da en önemli eserlerinden. Kör Baykuş, özgün dilinden Okan Alay’ın yepyeni çevirisiyle…
“Biz ölümün çocuklarıyız. Hayatın aldatmacalarından ancak ölüm kurtarır bizi. Hayatın içinden bize seslenir, bizi yanına çağırır. Henüz insanların dilini anlayamadığımız yaşlarda, bazen oyunun ortasında durakalırız ya, işte bunun sebebi o an ölümün sesini işitmemizdir. Bütün hayatımız boyunca bize el eder durur ölüm. Hiç kimsenin başına gelmedi mi acaba?”
Kördüğüm
“Hayatım, beni cehenneme savuran bir rüzgârla altüst olmuştu, böyle olmasında ne suçum ne de katkım vardı. Etrafımda neler dönüyor, bilmiyordum. Fakat tuhaf bir şekilde içinde bocaladığım çaresizlik duygusu giderek mücadele ruhuyla yer değiştiriyordu…”
Esrarengiz bir kaza sonucu bellek kaybı yaşayan, bu nedenle “Gizem” adıyla anılan genç kadının tek bir isteği vardır: kendi gerçeğine ulaşmak…
Bir süre hastanede kaldıktan sonra özel bir kliniğe yatırılan Gizem, bu kapalı ortamda, hayal bile edemeyeceği travmalar yaşamış genç bir kadınla ve onunla özel olarak ilgilenen Doktor Orhan’la ilişki kurar. Zamanla kendinde unutuşun o sımsıkı kilitli kapısını aralayacak gücü bulan Gizem, hatırladıklarıyla kumpaslar, entrikalar ve rastlantılarla örülü, Türkiye’de yaşanan bu karmaşık günleri de içine alan esaslı bir kasırgaya kapılmış gitmekte olduğunu görecektir.
Kördüğüm, hayatının hassas bir evresinde, günümüzün acımasız çarkları arasına sıkışmış genç bir kadının yaşadıklarını çarpıcı bir “geri dönüş” hikayesiyle anlatıyor. Ayşe Kulin çok sevilen Kanadı Kırık Kuşlar’da olduğu gibi, ülkesinin çalkantıları ile sarsılan ama tutkularına da sorumluluklarına da sahip çıkan genç bir kadının ayakta kalma mücadelesini gözler önüne seriyor.
Körduman
Ben Malatya’dayken bir hamalla bir bakkal beş kuruş için çekişiyorlardı. Bakkal, beş kuruş için lafı uzatmayı ayıplayınca hamal, ‘Yağma yok!’ demişti; ‘Ben omzumun etini yiyerek yaşıyorum!’ Halkı böyle konuşan bir memlekette uzun ömürlü roman yazmak kolay değil!”
Kemal Tahir’in Türkçenin imkanlarına olan coşkusu ve halkın bu dilin içinde var olma biçimlerine olan merakı, bugün bizlere unutulmaz eserler kazandırmış durumda. Bunlardan biri de Körduman. Kemal Tahir, Anadolu köylüsünü geçmiş ve geleceğin gittikçe bulanıklaştığı, kendi içine ve yoksulluğuna kapandığı bir sisin, yani Körduman’ın içinde resmediyor bu kez. Sağırdere’nin devamı niteliğinde olmasına rağmen müstakil bir roman olarak okumanın mümkün olduğu bu eser; köşeye sıkışan, ahlaki ikilemlerinin maddi isteklerle çeliştiği yerde kendi dramını yaşayan insan tekinin çözümlemesini yapıyor.
Kemal Tahir; dere neden sağır, duman nasıl kördür, anlamak için bizi insan ve toplumun derinlerine çağırıyor.
Korkma Ben Varım
“Tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir.” Fu, Gönül İşleri Bakanlığı’nın 22 üyesini katledenleri bulabilecek mi?
Müntekim Gıcırbey başkalarının intikamını alarak nereye varacak?
Enver Paşa nasıl bu kadar çekici bir centilmen olmuş?
Hayati Tehlike ne tür bir canavar?..
Şebnem Şibumi yanlış adama mı verdi kalbini?
Bakanlıktan AşKart almak, aşkı kanıtlamaya yeter mi?
Dev Abdülcabbar, Ruhiye Teyze, Abidin Dandini, Uçan Kız,
Atom Bombacıyan, Korkut Üneli, cin Jajha ve papağan Huduni...
hepsi bu destansı macerada. Korkma Ben Varım, aşk dolu bir macera romanı. Yo, macera dolu bir aşk romanı!
Korku – Anonim Yayıncılık
Korku Ağı
Korku Ağı 25 yıl sonra okurlarla yeniden buluşuyor!
“Bak ve beni gör, cılız adam. Senin şömine önu¨nde bir kitapla birkaç saat geçirdiğin gibi yu¨zyıllar geçiren Barlow’a bak. Bak ve elindeki sefil sopayla öldu¨rmeye çalıştığın, gecelerin bu muhteşem yaratığını gör.
Bana bak, yazar bozuntusu! Ben insan hayatlarını yazdım ve mu¨rekkep olarak kan kullandım. Bana bak ve u¨midini kes!” Jerusalem’s Lot ku¨çu¨k bir New England kasabasıdır ve burada da, benzeri yerlerde olduğu gibi dedikodular, tuhaf tipler ve saygı değer insanlar vardır. Tabii garip olaylar hakkında söylentiler de yok değildir; ama her kasabada olduğu kadar...
Yazar Ben Mears, çocukluk yıllarını konu alan ve o gu¨nlerden beri ona musallat olmuş korkularıyla yu¨zleşmek amacıyla bir roman yazmak için Lot’a döner. Çocukken tanık olduğu korkunç olayın gerçekleştiği ev Marsten Köşku¨ işte karşısındadır; fakat yeni ve gizemli kiracıları vardır. Kasabada bazı kuşkulu şeyler yaşanmaya başlayınca, Mears’ın belleğindeki karanlık anılar da canlanmaya başlar: Önce bir köpek hunharca öldu¨ru¨lmu¨ş olarak bulunur, ardından bir çocuk kaybolur. Bunlar başlangıçta çok da sıra dışı olaylar olarak göru¨lmez, fakat liste uzamaya başlar. Çok geçmeden kasabayı saran şaşkınlık hayrete, belirsizlikler dehşete dönu¨şecektir.
Televizyonu kapatın daha iyisi, koltuğunuzun yanı başındaki hariç, bu¨tu¨n lambaları da kapatın. Ondan sonra, bu loş ışıkta sizinle vampirler hakkında konuşalım. Sanırım, sizi onların varlığına inandırabilirim.
- Stephen King
Korkulu Bir Gün
Körlük
Usta yazarın belki de en etkileyici yapıtı olan, sinemaya da uyarlanmış Körlük, toplumsal yaşamın nasıl bir vahşete dönüşebileceğini müthiş bir incelikle gözler önüne sererken, insana dair son umut kırıntısını da bir kadının tek başına örgütlediği dayanışma ve direniş örneğiyle sergileyen unutulmaz eserler arasında yerini almıştır.
Koşmak İstiyorum
Hayatınızdaki en önemli şeyi kaybetseydiniz ne yapardınız? 16 yaşındaki Jessica bir atlet. Koşmayı seviyor. Koşmak onun için bir varoluş biçimi. Ama bir gün okul servisine çarpan kamyon, Jessica'nın tüm hayatını değiştiriyor. Bu kazada bir arkadaşları hayatını kaybederken, Jessica da tek bacağını yitiriyor. Jessica artık koşamayacak. Sahip olduğu o bir çift bacağın önemini işte o an kavrıyor. Doktoru takma bir bacakla yürüyebileceğini söylese de Jessica için tüm bunları kabul etmek çok zor; hayata yeniden nasıl başlayacak? Bir daha asla koşamayacağı gerçeğini nasıl kabullenecek? Bu 'ucube' haliyle ondan hoşlanan biri olacak mı? Jessica başta, kazada ölen takım arkadaşının yerinde olmak isterken, okulda daha önceleri herkes gibi görmezden geldiği serebral palsili Rosa'yla tanışıyor ve onun da yardımıyla hayata bakışı değişiyor. Çünkü Jessica'nın koçunun dediği gibi, 'Hayat başımıza gelenler değil, başımıza gelenlerden sonra bizim yaptıklarımızdır.' Sizce Jessica tekrar koşmayı başarabilecek mi? Bu bir inanç ve kararlılık öyküsü. Okurlar Jessica'nın iyileşme sürecine sevinçle ortak olurken sakatlıkları nedeniyle insanları hor görmemek ve onların gerçek güçlerini takdir etmek gerektiğini hatırlayacak. School Library Journal Jessica'nın koşma tutkusu, eski hayatını yeniden kazanmak için gösterdiği kararlılık ve azim, bu hikâyeyi okuyan herkesin yüreğine dokunacak. The Examiner %
Kötü Adamlar
Kötü Çocuk 1
Siyahın içindeki beyaz noktanın başlangıç hikayesi…
Kayla, on yedi yaşına girdiğinde, ilk kez gördüğü babasıyla, yabancı bir şehre taşınır. Bu yeni şehirde yaşadığı zorluklar karşısında, hiç beklemediği bir çocuk hep yanında olur. Meriç, etrafına ördüğü sağlam duvarlar arasında yaşayan, yalnızlığı seçmiş bir çocuktur. Kayla ilk kez bir erkeğe güvenir. Meriç'in sırlarla dolu hayatı onu düştüğü karanlığın derinliklerinden yukarıya çekerken, yanlışlar doğru gözükür. Ta ki Kayla, isminin anlamına yakışır bir şekilde yaşamadığını fark edinceye dek…
Güvendeydim! Güvende olduğuma inanamıyordum ama güvendeydim işte. Bu kolların arasında kimsenin bana zarar veremeyeceğini biliyordum. Sigaranın gömleğine sinen yoğun kokusunu alırken, hızla uzaklaşan ayak seslerini duydum. Sonunda sadece fırtınanın sesi duyulmaya başladığında, belimdeki eller dirseklerimi tuttu. Beni kendinden uzaklaştıracağını anlayıp ona sıkıca sarıldım ve tutmakta olduğum gözyaşlarımı serbest bıraktım. Hamlem işe yaradı. Dirseklerimden vazgeçip, ellerini tekrar belime doladı. "Korkma artık. İyisin," diye fısıldadı bir süre sonra. Beni rahatlamak ister gibiydi. Korkmuyordum. Ona neden güvendiğimi bilmiyordum ama onun yanında korkmuyordum.
Kötü Çocuk 2
"Siyahın içindeki beyaz noktasının silik hikayesi..."
Kayla ve Meriç'in beklenmedik şekilde başlayan ilişkileri, aile sırlarının ortaya çıkmasıyla daha da derinleşir. Meriç herkesten gizlemeye çalıştığı geçmişinin kapısını Kayla’ya açmıştır ve onun hep yanında olmasını ister.
Meriç kendi aile sorunlarıyla boğuşurken, Kayla'nın onu değiştirdiğine inanıp, iyi ve kötü arasında denge kurmaya çalışır. Kayla ise Meriç'in daha derin bir karanlığa düşmemesi için, ondan ayrılmaya karar verir.
Meriç’ten uzaklaştıkça hatalar yapan Kayla’nın hayatında iyi olan tek şey, anne ve babasıyla birlikte yaşayamadıklarını geç de olsa gerçekleştirmesidir.
Kaçmaya çalıştıkça daha şiddetli birbirlerine çekilen Siyah ve Beyaz.
“Sen tuhaf bir çocuksun, Meriç Tuna… Ve ben seni seviyorum.”
Kötü Çocuk 3
Siyahın içindeki beyaz noktanın acı hikayesi…
Yeni arkadaşlıklar, farklı yakınlaşmalar, dengelerin değiştiği bir yaz tatili…
Atahan Koleji'nin son sınıf öğrencileri, hayatlarının sınavına hazırlanırken, ailelerinin çizdiği gelecek planına uymakla, kendi kimliklerini bulmak arasında kalırlar.
Kayla ise, yoğun ders programının yanı sıra on sekizinci yaşına girecek olmanın gerginliğini yaşamaktadır. Meriç'le ilişkileri belli bir düzene girmiş olsa da, aniden ortaya çıkan çocukluk arkadaşı, Kayla'nın kendisini güvensiz hissetmesine sebep olur. Giderek içine gömüldüğü karanlığın bir gün onu terk edeceğine inanmaya başlayan Kayla, tüm yaşamını değiştirecek bir karar vermek üzeredir.
Ailelerine benzemek istemeyen ama daha fazlasını da hak etmediklerini düşünen iki genç, hata yapmadan ilerleyebilir mi?
Meriç ve Kayla’nın birbirlerini bulma hikayesi daha yeni başlıyor…
Acı, daha önce hiç bu kadar tanıdık gelmemişti.
“Sen kaybolmuş her ruhun umudusun.”
Kötü Çocuk 4
Siyahın içindeki beyaz noktanın vedası…
Neredeyse ölmek bir şey değiştirmez. Kayla dünyaya gözlerini yeniden açtığında her şey eskisi gibiydi. Bocaladığında onu ayağa kaldıracak arkadaşları ve ailesi vardı. Ta ki yeni bir hata yapana dek…
Üniversite yeni arkadaşlıklar doğurdu. Yetişkin olma yolunda karşılaşılan zorlukların yanında bazıları hata yapmaya devam etti, bazıları gerçeklerin farkına vardı. Bu sefer attıkları adımlar ve aldıkları kararlar onlara gerçek arkadaşlığı öğretti.
Bazen ruhunu biri parçalar, bazen de bunu kendine sen yaparsın. Kayla ve Meriç’in önce kendilerini iyileştirmeleri gerekiyordu. İkisi de bunu farklı yollardan denedi.
Aile olmaya çalışan iki farklı evde, iki çocuğun hikayesi…
“O zaman turuncu umudumuz olsun, baş belası.”
Köyün Kamburu
“Ben romanlarımda dünü yazdım. Ama romancı, dünü yazarken kendi gününü yansıtır bir bakıma. Hatta gelecek için yazar…”
Roman sanatını; insan ilişkilerini, toplumu oluşturan şartları ve açmazları anlamak için verimli bir saha olarak kullanan Kemal Tahir, Anadolu’nun yoksulluk ve yoksunluk içinde kırılan fay hatlarını takibe devam ediyor. Yediçınar Yaylası’nın devamı ya da müstakil bir roman olarak okumanın mümkün olduğu Köyün Kamburu, ahlaki çözülmenin savurduğu insanın dramını sarsıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Kemal Tahir, kötülüğü ortaya çıkaran şartları; zayıflayan devletin gölgesi, işlemeyen kanunlar ve merkezden koptukça içine kapanan taşranın korkutucu yalnızlığında araştırıyor. Toplumsal bozulmanın, salgın bir hastalık gibi bireyleri nasıl ele geçirdiğini, bütün bunların dışında kalanların bir anomali gibi değerlendirildiği bu zor zamanlarla yüzleşmenin elzem olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Kral Kaybederse – Sc
AH KRAL AH!
Hem kendini bitirdin hem de kadınları…
Ama senin hikâyen pek çok kralı tahtından indirdi.
Meğer senin gibi ne çok kral varmış bu ülkede!
Ve ne çok kadın bu krallara hayatını vermiş.
Kral o kadar yakışıklı, o kadar varlıklı, o kadar ulaşılmaz ki. Bir Yunan tanrısı gibi dolaşıyor kendisine hayran kadınların arasında. Handan, Fadi, Özlem ve diğerleri… Hepsi hayran, hepsi ölesiye tutkun Kral’a. O ışıltılı hayatın içinde, Kral’ın yanı başında, onun insanı sarhoş eden kokusunu içlerine çekerek yaşayabilmek için her şeyi yapmaya hazırlar. Oysa bilmiyorlar ki,
Kral'ı kral yapan onların bu tutkusu...
Gülseren Budayıcıoğlu yüz binlerce okura ulaşmış bu kült eserinde, kralların şatafatında kaybolmaya yüz tutmuş kadınların tutkuyla yaşanan çilesini anlatıyor.
Kral kaybederse, kadınlar kazanır mı acaba?
Hoş geldin yerli “Yalom”,
Bu kitap, dinamik psikoterapiler alanında deneyimli, birikimli ve özgün yaklaşımları olan Ankaralı bir ruh hekiminin kaleminden çıkan tam bir edebiyat yapıtı. Böyle bir kitabı Türkiye’de sayıları binleri aşan ruh sağlığı profesyonelleri içinde bir tek Gülseren Budayıcıoğlu yazabilirdi zaten. Bu başarının sırrını her zaman merak etmişimdir.
Ellerin dert görmesin sevgili meslektaşım.
Türkçeye böyle dolu dolu, sıcak, doğal, anlamlı bir edebiyat yapıtı kazandırdığın için AŞK OLSUN SANA…
Prof. Dr. Cengiz Güleç
Krallar Ve Soytarıları -Su – Ciltli
Korku seni güçlü kılacak!
Tanrıçaların fısıltısı ile taşların peşine düşen Nova kolyesini geri almak için Ateş Lordu’na
tuzak kurarak Ateş Krallığı’na gider. Su Krallığı’nın yükselişinden tedirgin olan Toprak Vârisi diyarı bir kez daha lordların yönetimine bırakmamaya kararlıdır. Krallık sıralamalarıyla ilgili gerçeği öğrendikten sonra hiçbir şeyin kendisini durdurmasına izin vermeyecektir. Nova büyük kozları ile geri döner. Hava Lordu ile dengeleri değiştirecek bir anlaşma yaptığı sırada krallık saldırıya uğrar. Su Lordu ile yüzleşmesi gerçekte ne istediğini anlamasını sağlar.
Aralarındaki çekim katlanılmaz hale gelen Ateş Lordu ile ikiz alev olduğunu öğrenmek aklını ve kalbini bulandırır. Geride bıraktıklarını kurtarmak ve halkını uyandırmak için bir kez daha iş başa düşer ama Tanrıçaların onun için bambaşka planları vardır.
Kreutzer Sonat Yeni Beyaz Kapak
Kreutzer Sonat, bir tren yolculuğu öyküsüyle başlar; insanoğlunun ruhunun derinliklerinde uyuyan şiddete, kıskançlığa, zavallılığa uzanır. Pozdnişev’in öyküsü, Lev Tolstoy’un yaşadığı dönemin ahlak anlayışının ve kadın erkek ilişkilerindeki değerlerin değişmesiyle yaşanan sancıların bir panoraması niteliğindedir.
Kadın erkek ilişkilerinde kişinin kendine saygısı ve erdemin önemine inanan Tolstoy, Beethoven’in müziğini eksene alarak yazdığı bu eserinde erdemsizliğin insanoğlunu ne gibi çıkmazlara sürüklediğine işaret etmeye çalışır. Kitap yayımlandığı dönemde büyük skandala yol açmış; Rusya’da yasaklanmış ve Amerika’da dağıtımı engellenmiştir. Yine de roman sayısız sanat eserine esin kaynağı olmuştur.
Ku(R)Şun Lezzeti
Kübra
Küçük Dünya
Küçük Kadınlar – Modern Klasikler 142
Louisa May Alcott’ın 1868’de yayımlanan ölümsüz yapıtı Küçük Kadınlar’ın kuşaklar boyu her yaştan okuru büyülemesinde, aile hayatını idealleştirmesinin ve her çağda geçerliliğini koruyan evrensel temaları kucaklamasının rolü vardır kuşkusuz. Sevgi, dayanışma, ölüm, savaş ve barış, insanın kendi idealleriyle ailesine ve topluma karşı sorumluluğu arasındaki çatışma romanın başlıca temalarını oluşturur.
Erkek çocuğu gibi davranan yazar adayı Jo, güzel kıyafetlerin ve zenginliğin özlemini duyan Meg, narin ve kırılgan Beth, şımarık ve romantik Amy’den oluşan March kardeşler, Amerikan İç Savaşı sırasında New England’da ayakta kalmaya çalışırlar. Babaları savaştayken yoksullukla mücadele eden kızlar, kişilik olarak birbirlerinden farklı olsalar da ortak amaçları dini öğütlerin yol göstericiliğinde iyi birer insan olmaktır. Roman, kadınların dönemin katı toplumsal cinsiyet normlarının kendilerine dayattığı geleneksel rolleri benimsemek yerine hayata dair seçimlerini bizzat yapabileceklerini göstermiştir.
Küçük Kara Robot
Küçük Mucizeler
Küçük Şehzade – Ketebe Yayınları
Koca kâğıdın üzerinde ilkin kocaman bir “Süleyman”, onun altında ise küçük bir “Süleyman”. Biri şehzade Süleyman’ın hat eseri, öteki ise imzası. İmzasını da atınca kâğıdı bir kere daha iki eliyle tutup gözlerinin hizasına kaldırdı. “Ben de büyük bir hattat oldum,” dedi. “Şimdi ünüm yayılmalı yeryüzüne.”
Cahit Zarifoğlu, küçük bir şehzadenin gözünden yaşama bakarken onun duygularıyla dü-şüncelerine şefkat ve dikkatle ortak oluyor. Küçük Şehzade ile tam da çocuklara yakışan büyük sorular fısıldıyor bize.
Küçük Yıldız Büyük Keşif
Kudüs’ün İkinci Fatihi Selahaddin Eyyûbî
Kujo
Kujo iri cüssesine rağmen uysal, akıllı ve sevilen bir köpektir. O da diğer köpekler gibi insanlara sadakatle bağlıdır.
Ne var ki beklenmedik bir biçimde bir yarasa tarafından ısırılır. Artık ne Kujo bildik bir köpektir, ne de hayat bildik bir şekilde devam edecektir.
“Canavarlar asla ölmez.”
- Dallas Times Herald