İnsan Neyle Yaşar – Livaneli Kitaplığı
İnsani Şeyler
İnsanlar
İnsanlar Arasında Yeni Beyaz Kapak
Gorki’nin daha önce Türkçede Ekmeğimi Kazanırken adıyla yayımlanan bu eseri, yazarın Çocukluğum, İnsanlar Arasında ve Benim Üniversitelerim’den oluşan ünlü otobiyografik üçlemesinin ikinci kısmıdır.
Kendi deneyimlerinden yola çıkarak Rusya’nın toplumsal hayatını bütün yönleriyle anlatan Gorki, bu kitapta akrabalarından ayrılarak yabancı insanlar arasında çalışmaya başladığı dönemi anlatır. XX. yüzyıl başı Rusya’sının gergin havası, insan tipleri, günlük hayatı ve tarihi, gençliğe adım atan bir çocuğun gözünden son derece yalın bir dille tasvir edilir. Yayımlandığı dönemde bir eleştirmen eseri şöyle övmüştü: “Sürükleyici bir şekilde okunan bu kitap o kadar şaşırtıcı bir yalınlıkla yazılmış ki, bu ancak Maksim Gorki’nin kendine özgü içtenliğiyle anlatılabilir.” Çağdaşlarından biriyse yazara yazdığı mektubunda şöyle diyordu: “Romanınızı elimden bırakamadan okuyorum... Özellikle kadınların tasviri çok derinden etkiliyor. Bu acımasız çağda unutmamamız gereken bir tek şey var, o da eğer mekanik hayvanlara dönüşmediysek, bunu kadınlarımızın yaşamı koruma yeteneğine borçluyuz. Siz bunu çok güzel, zarif ve derin bir şekilde anlatmışsınız.”
İnsanlığımı Yitirirken – Can Yayınları
Dazai’nin yarı otobiyografik romanı İnsanlığımı Yitirirken, içinde yaşadığı toplum tarafından kabul görmediğini hisseden ve yalnızlığın varoluşsal kaygısıyla yüzleşmek zorunda kalan Yozo adında bir adamın hikâyesini anlatır. Yozo’nun erken çocukluk döneminde başlayan etrafındaki dünyayla uzlaşma girişimleri, duyduğu yabancılaşma hissini maskelemek için maskaralıklar sergilediği lise yıllarına kadar devam edecek ve yetişkinliğinde uç noktalara varacaktır.
İlk kez 1948’de yayımlanan ve modern Japon edebiyatının en ünlü romanlarından biri olan İnsanlığımı Yitirirken, bireyin topluma yabancılaşmasını tüm gücüyle ortaya koyan bir eser.
“Dazai’de sevmediğim şey, tam da kendimde en çok gizlemek istediklerimi ortaya çıkarması.”
Yukio Mişima
İnsanlığımı Yitirirken – İthaki Yayınları
Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından olan Dazai, 1930'lu yıllarda başladığı yazarlık yaşamında, İkinci Dünya Savaşı sonrasından ölümüne kadar olan sürede önemli öykülere ve romanlara imza atmıştır. Ningen Şikkaku (İnsanlığımı Yitirirken, 1948) bir anlamda Dazai'nin özyaşam öyküsüdür. Bu eserinde Dazai çocukluğunda yaşadığı yalnızlığı, gençliğinde ailesinden kopuşunu ve daha sonra Tokyo'da geçirdiği sıkıntılı yıllarını, intihar girişimlerini, vereme yakalanışını içe dönük bireysel bir anlatı yerine, yaşam alışkanlıkları üzerinde yoğunlaşarak ustalıkla ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır. Kalbi kırılan, üst üste çöküşler yaşayan, gelişigüzel kullandığı ilaçlar sonunda bünyesinin dengesini de kaybeden öykü kahramanı Yozo, anlatının sonunda insanlığını yitirdiğini itiraf etmektedir. Belki de, Yozo'nun anlatısının ilk cümleleri Dazai'nin neyi vurgulamak istediğini çok iyi özetlemektedir: 'Yaşamım utançlarla doludur. İnsan yaşamının ne olduğu hakkında bir fikrim yok.'
İnsanlığın Yıldızının Yükseldiği Anlar – Modern Klasikler 140
İnsanlık tarihi boyunca gerçekten önemli ve utkulu bir ana ulaşmak için milyonlarca saatin akıp gitmesi gerekir. Zweig’a göre, “tüm zamanların en büyük şairi ve gösteri sanatçısı” olan tarihin akışı gündelik ve sıradan olaylarla doludur. Ancak tarihe yön veren, birbirini izleyen bu sıradan olayları ara sıra kesintiye uğratan olağanüstü ve unutulmaz anlardır. Yazar bu yapıtında insanlığın yazgısını değiştiren bu anlardan on dördünü resim sanatından ödünç aldığı bir biçimle, birer “minyatür” olarak gözlerimizin önüne serer.
İstanbul’un fethi sırasında yetmiş geminin bir gecede vadilerden, tepelerden, bağlardan ve ormanlardan aşırılarak Haliç’e indirilmesi; Waterloo Savaşı’nın sonucunu değiştiren bir anlık hata; 74 yaşındaki Goethe’nin 19 yaşında bir genç kıza duyduğu aşkla yarattığı başyapıt; Rus devrimini başlatmak üzere Zürich’ten yola çıkıp Almanya üzerinden mühürlü bir trenle ülkesine dönen Lenin… bu kitapta anlatılan, tek tek bireyler tarafında yaşanan, ancak tarihin akışını değiştiren deneyimlerden bazılarıdır. Zweig insanı, keşfetme, yaratma ve bazen de fiziksel koşulların yol açtığı sınırları aşma kapasitesiyle olduğu kadar zaafları ve yetersizlikleriyle de her zaman geleceği belirleyen başlıca unsur olarak görür.
İntermezzo
30'lu yaşlarındaki beyaz yaka avukat Peter gençlik aşkı Sylvia'yı sever ama onunla birlikte olması sağlık nedenlerinden ötürü mümkün değildir. O da teselliyi kendini uyuşturmakta ve üniversite öğrencisi Naomi'yle yaşadığı yüzeysel ilişkide arar. Kardeşi Ivan ise 22 yaşındadır ve sosyal açıdan beceriksiz, uyumsuz biridir. Profesyonel satranç oyuncusu olan Ivan, satranç için gittiği bir şehirde sıkıntılı bir geçmişi geride bırakmaya çalışan Margaret'le tanışır ve hayatları iç içe geçer. Birbirine hiç benzemeyen iki erkek kardeşin arzu, çaresizlik ve olasılıklarla dolu yeni bir ara faslın eşiğindeyken gerçek sevgiyi ve hayatta anlam arayışını konu alan İntermezzo son yılların çok satan fenomen yazarı Sally Rooney’nin son başyapıtı.
Başka insanların talepleri bitmez, yalnızca çoğalır.
Hep daha karmaşık, daha zordur.
Bu da, diye düşünüyor, daha çok hayat, hayatın hep daha fazlası demenin bir başka yolu.
İntibah – Beyaz Balina Yayınları
Namık Kemal’in 1876 tarihinde basılmış olan İntibah romanında, dönemin iyi yetiştirilmiş gençlerinden sayılan Ali Bey'in Mehpeyker'e âşık olması ve bu aşkın sonunda Ali Bey'in başından geçenler anlatılır.
Namık Kemal İntibah’ta toplumsal hayatta kadın ve erkeğin konumunu, cariyelik kurumunu, iradesiz ve mirasyedi gençliği, intikam ile kişilik hezeyanlarını ele alır. Tüm bunların sonucunda gerçekleşen bir uyanışı (intibahı) romanın ana erkek kahramanı Ali Bey ile onun ailesinin yaşadığı facia üzerinden ortaya koyar.
İlk olarak Namık Kemal’in Magosa’da sürgünden İstanbul’a döndüğü yıl yayımlanan İntibah Boğaziçi Üniversitesi Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü’nde öğretim görevlisi olan Fatma Akman tarafından notlarla yayıma hazırlanmıştır. Editörlüğünü ise yine aynı üniversitenin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden öğretim üyesi Tülay Gençtürk Demircioğlu gerçekleştirmiştir. Eser, dönemin diline ve ruhuna olabildiğince uygun fakat günümüz okuru için de anlaşılabilir olması amaçlanarak çevrilmiştir.
İntibah – Can Çocuk
Biz daima Avrupa lisanlarının edebiyatça gerek seçtikleri bütün kurallara gerek tercih ettikleri taklit tarzına tabi olmak mecburiyetindeyiz. Çünkü gerek o bütüne dair kurallar gerek o taklit tarzı Avrupa’nın hevesli evhamından çıkma birtakım hayaller değil sırf hakikat ve tamamıyla tabiatın sevkidir.
Namık Kemal
İntibah genel olarak aşk ve kıskançlık temaları etrafında kurgulanmış psikolojik ve kısmen sosyal muhtevalı bir eser olarak tanımlanır. Bu ve buna benzer konular Türk edebiyatında daha önceki dönemlerde mesneviler ile halk hikâyelerinde de işlenmiştir. Ancak Namık Kemal, savunduğu “edebiyat-ı sahiha” adına, tahlil ve tasvirleriyle mümkün olduğunca eskilerden ayrılmaya gayret etmiş, söz konusu bir kısım duyguları eskilerin aksine hayalî olarak değil beşerî ve gerçekçi planda ele almaya çalışmıştır.
Abdullah Uçman
Edebiyatımızın ilklerinden İntibah’ı, Namık Kemal’in romana sunuş olarak yazdığı ama yayımlatmadığı “Son Pişmanlık’ın Önsözü” yazısıyla birlikte, günümüz Türkçesine uyarlanmış olarak sunuyoruz.
İntihar
Edouard Leve, yirmi yıl önce intihar etmiş, belki hayali belki de gerçek çocukluk arkadaşına uzun bir mektup niteliğindeki İntihar’da, yaşamayı reddeden kahramanının gerçekçi bir portresini sunuyor. Yetenekleri, arzuları ve duyarlılıklarıyla yazıya taşıdığı arkadaşının intiharını tüm aşamaları ve en ince ayrıntılarıyla anlatıyor.
Kitabı tamamlayıp yayıncısına teslim ettikten sadece on gün sonra ise kendi hayatına tıpkı arkadaşı gibi son veren Leve, İntihar’dan sonra dünya edebiyatının sonsuza dek genç kalacak, kült yazarlarından biri olmuştur.
İntikam
İntizar
Irına’ya Göre Şeffaflık
Yıl 2058. İnternetin gelişmiş bir sürümü olan Ağ, hayatın her alanına hâkim olmuştur. Şeffaflık politikası gereği vatandaşlara ait her türlü bilgi erişime açık bir biçimde Ağ’da paylaşılmakta, kimlik kartları yerine artık deri altına yerleştirilen çipler kullanılmaktadır. Böylelikle yeni bir çağ başlar. Sistem herkesin her an nerede, kiminle olduğunu ve ne yaptığını bildiğinden tehlikenin yerini güvene bıraktığına inanılır. Elbette bu düzen kendi şüphecilerini de yaratır ve vatandaşlardan bazılarının, belli kurallar çerçevesinde mahremiyetlerini korumasına izin verilir. Sonuç olarak gerçek hayat Ağ üzerinde yaşanırken, sanal hayat takma isim ve yüze takılan protezlerle sokağa taşınır.
Camille Lavigne ya da gerçek hayattaki adıyla Dyna Rogne takma isim kullanmayı seçenlerdendir. Kimlik politikalarıyla şekillenen bu yeni toplumda başarı ölçütü zenginlik ya da kariyer yapmak değil kişiliğin kendisi olduğundan, vatandaşların en büyük arzusu Ağ üzerinden atanan notlarını yani meta-göstergelerini yüksek tutmaktır. Camille de aynı hedefle Ağ’ın kanaat liderlerinden, şeffaflık savunucusu Irina Laubovsky’nin kanatları altına sığınmayı ve yükselmeyi hedefler. Fakat fikirleriyle hayranlık kadar rahatsızlık da uyandıran bu entelektüel gerçekte kimdir? Camille’in gerçeği öğrenmek amacıyla çıktığı bu yolculuk onu “rüya toplum”un görünmeyen yüzüyle tanıştıracaktır.
Benjamin Fogel bilimkurgu, distopya ve polisiye gibi türleri bir potada eriten romanında, gerçekleşmesi kulağa tüyler ürpertici derecede yakın gelen geleceğin portresini çiziyor. Irina’ya Göre Şeffaflık, 1984’ün korkularını 2058’e taşıyan etkileyici bir roman.
Isabelle
İsaya Göre İncil
José Saramago, tartışmalara yol açan romanı İsa’ya Göre İncil’de İsa’nın yaşamını ve Hıristiyanlığın hikâyesini kutsal kitaplardaki kronolojiye sadık kalarak, ancak farklı bir bakış açısıyla anlatıyor. Din ve inanç adına yapılan şiddet dolu eylemlerle karanlık bir mesel; şaşırtıcı zenginlikleriyle ve derinlikleriyle dünyevi bir İncil olan bu roman, Saramago’nun ülkesini terk etmesine yol açmıştı.
İşin Aslı Kudit Ve Sonrası
Bir beyefendi, bir hanımefendi ve bir hizmetçi... Macaristan’ın en büyük çağdaş yazarlarından Sándor Márai, sadakat ve yalanı, gerçeği ve arzulananı, toplumsal ilişkilerdeki dürüstlüğü ve tutukluğu, sevgiyi ve ayrılığı ustalıklı bir dille anlatırken, ikinci büyük savaşa doğru yuvarlanan bir dünyada, “yaşamak” ile “var olmak” arasındaki derin uçuruma duyarlılıkla ve cesaretle eğiliyor.
Orta Avrupa’nın burjuva dünyası sessizce çökerken tutku, özlem ve gelip geçicilikle sarmalanmış bir hikâyenin keskin köşelerinde yalnızlıkla sınanan iki kadın ve bir adam: Gerçek aşk daima ölümcül müdür?
Usta yazar Sándor Márai, aşkın ne kadar ağır olabileceğini son derece büyük bir derinlikle anlatıyor; iki savaş arasındaki toplumun ahlaki portresini, eşine az rastlanır bir duyarlılıkla çiziyor.
- Stern
Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı. Sadece içlerinde ışık kadar moloz da olan insanlar...
Işığın Savaşçısının El Kitabı
Hayallerimizi yaşamamız, hayatı kucaklamamız, yazgımızla yüzleşmemiz için bir çağrı. Paulo Coelho, benzersiz üslubuyla, herbirimizin kendi içindeki Işığın Savaşçısı’nı keşfetmesine yardımcı oluyor; hepimizi Savaşçı’nın yoluna çağırıyor: Yaşıyor olma mucizesinin değerini bilenin, yenilgisini kabullenenin, sonunda olmak istediği insan olabilen kişinin yoluna. Işığın Savaşçısının Elkitabı, Simyacı’nın yazarından bilgelik dolu bir armağan. Işığın Savaşçısı, başkalarının kendisine biçtiği rolü oynamaya çalışarak zaman harcamaz. Işığın Savaşçısı, kışkırtmalara kulak asmaz; onun, gerçekleştirmesi gereken bir yazgısı vardır. Işığın Savaşçısı, kendi kusurlarının farkındadır, ama erdemlerini de bilir. Işığın Savaşçısı, her zaman elinden gelenin en iyisini yapar, başkalarından da aynı şeyi bekler.
Işık Bahçeleri
Çağdaşımız Mani... Hoşgörü peygemberi Mani...
Amin Maalouf diğer romanlarında olduğu gibi yine bir karakterin yaşamı üzerinden dünyaya açılarak yapıtını kuruyor. Mani'nin inancı ve öyküsü Hıristiyanlık çağının şafağında, İsa'nın ölümünden iki yüz yıl sonra başlar. Bizim çağımızın da kahramanı olabilecek Mani, yaşam öyküsüyle, son nefesine kadar savunduğu inancının oluşturduğu kişisel tarihiyle, o dönemden yani 2. yüzyıldan beri hala varolan politik sorunlara da işaret etmiş oluyor.
Mani'den bugüne, "sanat ve coşku kaynağı olan kitaplarından, bağışlayıcı dininden, coşkulu arayışlarından, insan, doğa ve tanrısallık arasında uyum isteyen çağrısından geriye" çok az şey kalmış olsa da; bağnazlık ve iktidar hırsı yapıtını yok etmeye çalışsa da Amin Maalouf onun Aydınlıklar'a açılan inancını ele alıyor ve Mani'nin öyküsüyle bugüne "ışık" tutuyor:
Çağın getirdiiği felaketleri öngörmeyi nasıl öğrenebiliriz?
İskemlede Beş Ceset
Herkes tarafından sevilen dişçi Dr. Morley’in intihar etmesi için nasıl bir sebep olabilirdi? Duygusal çelişkiler içinde değildi, parasal ve gönül sorunları da yoktu. Hercule Poirot ile neden buluşacaktı? Meraklı dedektif bu intihar hikayesine inanmamıştı. Doktorun hastalarının, ortaklarının ve dostlarının ifadelerini almaya başlayan Poirot, sonuçta korkunç bir gerçekle karşılaştı. Dr. Morley ne ilk, ne de son kurbandı...
İşkenceci
Alev Alatlı`nın ikinci romanı İşkenceci, ilk yayımlandığı günden bugüne gücünden bir şey kaybetmedi. Türkiye Yazarlar Birliği, 1987 Roman Ödülü’ne değer görülen roman, 12 Eylül 1980 İhtilali’nin siyasî, sosyal ve ekonomik sonuçlarının ortaya çıkardığı toplumsal dönüşümü, işkence eden ve edilen üzerinden hayal ve gerçeklik perdesinde tahlil ediyor.
İşkence eden ve edilen… Zaman zaman ve yer yer değişiyor. Devlet, din, mikro kültür ve aile olarak sıralanabilecek işkenceci türleri okuyucunun dikkatiyle ortaya çıkıyor.
Türlü türlü insan hallerini resimleyen bu metin; başarısızlığın içindeki başarıyı, acımasızlığın içindeki merhameti, umutsuzluğun içindeki büyük umudu harf harf işliyor. Alev Alatlı`dan çok okunmuş, çok tartışılmış ve bir o kadar da takdir edilmiş bir roman. İşkenceci…
“Türkiye’de işkence gören ile işkenceci arasındaki fark, Birinci Şube’de tutukluyu polis memurundan ayıran, kötü kontrplak kadar incedir. Mazlumla zalim her zaman yer değiştirebilirler. Çünkü bu ülkenin insanı “mezalim”e tepki göstermeyecek kadar zalim olabilir.”
Issız Erkekler Korosu
Ezilen, horlanan, acı çeken, ağlayan, üşüyen, hatta dayak yiyen erkekler…
Ademoğlu Pansiyon’da bir fasıl gecesi...
Oradakilerin hepsi erkek!
Her birinin ayrı bir hikayesi, o hikayenin içine nakşolmuş ayrı bir şarkısı var.
Ve tanıdık birkaç yüz...
Piraye’nin Haşim’i, Yüreğim Seni Çok Sevdi’nin Murat’ı, Çikolata Kaplı Hüzünler’in Eylemci’si Vedat, Pembe ve Yusuf’un Yusuf’u da orada.
Issız erkeklerden oluşan muhteşem koro eşliğinde şarkılarını söylüyorlar.
“Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır!” sözü verenler...
“Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” diye sitem edenler...
“Şimdi uzaklardasın” diyerek hiç dönmeyecek sevgililerine seslenenler...
“Eller kadir kıymet bilmiyor anne” diye ağıt yakanlar...
Onların hikayelerini paylaşırken, şarkılarında da kendinizi bulacaksınız...
Issız Ev
İstanbul Dedektifleri 2 Karaltı Çetesinin Peşinde
İlk kitapta haritayı ararken kendilerini Karaltı Çetesi’nin kirli oyununun içinde bulan Bilgin, Bilge ve Bora, bu kez onların peşinden gidiyor! Ancak çetenin yapacağı büyük hırsızlığı önleyebilmek için çözmeleri gereken bilmeceler var. Acaba İstanbul Dedektifleri, İstanbul’un tarihî yarımadasında zamanla yarışırken bu işi başarabilecekler midir?
İstanbul Portresi
İstanbullular
İşte Şimdi Hapı Yuttum
Aynı kızdan hoşlanan iki gencin öyküsü, Nöstlinger'in çok renkli, "genç" kalemiyle derinlik kazanıyor!
Sabahları okula giderken tramvay durağında karşılaştığı yakışıklı delikanlı, Julia'nın ilgisini çekmektedir. Sonunda tanıştığı Stephan'la zamanla yakınlaşırlar. Ancak, Stephan'ın okul arkadaşı Gustav iki gencin bir araya gelmesine ve yalnız kalmalarına bir türlü izin vermez. Aşırı kilolu olan ve ergenlik sivilceleriyle boğuşan Gustav, sempatik görünmeye çalışırken itici olmakta ve dışlanmaktadır. Onun aşırıya kaçan bu itici davranışlarının aslında fiziksel özelliklerinden duyduğu rahatsızlıktan kaynaklandığını keşfeden Julia, daha anlayışlı olmaya çabalar. Ama, Julia'dan çok hoşlanan Gustav'ın bütün girişimleri boşa çıkar. Stephan'la Julia birbirlerine âşık olmuşlardır bile. Artık, iki gencin önündeki en önemli sorun, ayrı geçirecekleri yaz tatilidir. Zaten yeterince kötü olan bu ayrılık, bir yanlış anlama sonucunda Stephan'ın Julia'ya bıraktığı veda mektubuyla tam bir kâbusa dönüşür…
Kitaplarıyla gençleri olduğu kadar yetişkinleri de fetheden ünlü yazar Christine Nöstlinger'in ergenlik çağındaki iki gencin ilk ciddi ilişkilerini anlattığı Türkçe'deki ikinci gençlik romanında, okul, aile, boşanma, parasal sıkıntılar, dış görünüşün gençler üzerindeki etkileri gibi konulara yine ustaca değiniliyor. Yazar, yalın ve gündelik konuşma diliyle kaleme aldığı öyküyü genç kızın günlüğünden aktarırken, hem gençlere hem yetişkinlere, yaşama ve gençlik deneyimlerine ilişkin önemli ipuçları veriyor.
İstila 2030
İsyan Günlerinde Aşk
Aldatanlar aldatmakla yetinmezler; onlar, ihanete uğrayandan bunun için üzülmemesini, kahırlanmamasını, dertlenmemesini, sevdiğinin bir başkasıyla yaşadığı hazzın üstüne kendi acılarının gölgesinin vurmasına izin vermemesini de isteyecek kadar bencilleşirler. İhanetin yarattığı ve hem aldatanın hem aldatılanın hayatına yayılan kederli gölgeyi, isterler ki aldatılan temizlesin, aldatanı vicdan azabından, suçluluktan, bir başkasını haksız yere üzmüş olmanın utancından kurtarsın; bunu elde edebilmek için aldattıklarının önünde alçalmayı, kendilerine acındırmayı, gülünç şaklabanlıklarla bir gülücük koparmaya uğraşmayı mubah sayarlar ama ne yaparlarsa yapsınlar bu armağanı aldattıklarından alamazlar; aldatılan, elinde kalan son silahı asla kendini aldatana gönül rızasıyla teslim etmez.
Ragıp Bey de, şehrin bir isyanla sarsıldığı o akşam, akıbeti meçhul bir yolculuğa çıkarken, istediği armağanı alabilmek için farkına varmadan kendisini acındırmaya uğraştı; eğer yaptığı şeyin farkına varabilseydi bunu asla yapmazdı ama o anda, kendi kederiyle soğumuş kadının bir tebessümüne, yarı karanlık odada tek başına Kuran okuyan yalnız kadının kendisine bağışlayacağı bir vicdan rahatlığına öylesine muhtaçtı ki kendisine hâkim olamadı. "Bir çatışma kaçınılmaz gözüküyor, gidip de dönmemek var, hakkınızı helal edin." Hatice Hanım'ın verdiği cevabı hiçbir zaman unutmadı: "Benim sizde bir hakkım yok."