Huzur
Tanpınar, kültürümüzü bir iç alem medeniyeti'nin tezahürü olarak görür. Bu medeniyeti, belirli, bir ahlakı taşıyan "manevi vazifelerine inanmış, muayyen bir ruh nizamından geçmiş, nefislerini terbiye etmiş" insanlar meydana getirmiştir.
Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirleri iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklarıdır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.
Huzur için, belli bir dünya görüşüne, bir hayat nizamına kavuşamamış Cumhuriyet aydınlarının "huzursuzlukları"nı dile getiriyor denebilir.
Huzur Sokağı
Huzur Sokağı, bugüne kadar milyonlarca okura ulaşmış, neredeyse her evin kütüphanesinde yerini almış, soluksuz okunan bir roman. Hatta bir klasik. Sahip olduğu haklı şöhretle, yüzlerce baskı sayısına ulaşan Huzur Sokağı, birkaç neslin kült kitabı haline geldi. Gazetelerde tefrika edildi, beyaz perdeye uyarlandı, tiyatroda sahnelendi, televizyon dizisi yapıldı, herkesin gönlüne girip huzurun sembolü oldu. Huzur Sokağı, hasretini çektiğimiz, huzurlu bir cemiyetin, küçük bir sokakta sembolize edilen sarsıcı, duygusal, ama hepsinden önemlisi gerçek hikâyesi. Dönüp dönüp tekrar okuma isteği duyduğum yegane eser. O kadar güzel bir tat bırakıyor ki insanın damağında, zamanla tiryakisi oluyorsunuz. İçimden bir ses hala bir yerlerde Huzur Sokağı‘nın var olduğunu fısıldıyor. Bu öykü bir hayal olamayacak kadar güzel.
Huzursuzluk
“Ustaca işlenmiş sürükleyici bir hikâye. Okurlara bir armağan.” Rafia Zakaria“
Derin kesen ince bir hançer bu kitap.” Keija Parssinen
Edebiyatımızın usta kalemi Zülfü Livaneli’den güçlü bir aşk ve inanç hikâyesi.
Ünlü edebiyatçı bu kez kalemini sınırboylarında gezdiriyor.Ortadoğu’daki savaşın ve IŞİD zulmünün en çok etkilediği insanların, Ezidi kadınların ve çocukların yaşadıklarını cesurca aktarıyor.İstanbul’da gazetecilik yapan İbrahim, bir sabah, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölümünü haber masasında buluyor. İşte bu ölüm, İbrahim’i neredeyse tüm bağlarını kopardığı köklerine, Mardin’e doğru bir yolculuğa çıkarıyor ve Meleknaz’la tanışmasını sağlıyor. İbrahim, ölmüş arkadaşının sevdasını devralır gibi Meleknaz’a âşık oluyor ve giderek Hüseyinleşiyor.Huzursuzluk, bir yandan Ortadoğu’nun en insafsız hallerini, savaşı, yokluğu, mülteci kamplarını ve kadın düşmanlığını gözler önüne seriyor; diğer yandan Mezopotamya topraklarının geçmişine ve bugününe empatik, sorgulayıcı bir bakış sunuyor. İnsan doğası üzerine destansı bir anlatı sunan Livaneli, asırlardır bu coğrafyada yaşayan halklara, tarihlere, inançlara ve hikâyelere ses veriyor.Türkiye’de yayımlandığı günden itibaren büyük yankı uyandıran, çevirileriyle dünya çapında okurlarla buluşan Huzursuzluk, son olarak İngilizceye çevrilerek yayınlandığı ABD’de büyük övgüler aldı.
İçimdeki Müzik – Fleksi Kapak
11 yaşındaki Melody'nin fotografik hafızası vardır. Kafası bir kamera gibi gördüğü her şeyi kaydeder. Ve "stop" düğmesi yoktur. Okulun en zeki çocuğudur ama bunu kimse bilmez... Çünkü Melody konuşamaz, yürüyemez ve yazamaz... Ama bir gün bir mucize olur! Melody kafasının içindeki sesi keşfeder... Sesini asla unutamayacağınız bu cesur kızla tanışmaya hazır mısınız? İngiltere'nin saygın edebiyat ödüllerinden Coratta Scott King ödüllü yazar Sharon M. Draper'dan hüzün ve umut dolu soluksuz okunacak bir roman.
"Cesur, sürükleyici ve samimi bir hikâye." School Library Journal
"Gözükara ve gerçekçi..." Kirkus Review
"İlham verici! Bu hikâye hepimizi birer aktivist haline getirebilir." Booklist
İçinde Bir Sen 2 Asreman Ciltli
İçindekiler
• 8 Adet Özel Tasarım Tarot Kartı
• Ayraç
İstanbul yavaş yavaş buz tutmaya başlıyordu.
Boyut değiştirip artık Varta’nın pençeleri arasında olan Mahinev’i İstanbul’da aramaya devam eden kurtlar şehirden yavaşça çekildi ama şehrin buzu çözülmedi.
Yılanların nöbet tutmaya başladığı şehirde artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Nigin Bağı’yla mühürlendiği kişinin kim olduğunu anlayan Mahinev, hafızasındaki eksik parçaları tamamlamak için bir yola çıkar. Yaşanan büyük tutulmayla beraber Varta’nın kapısı tehlikeli varlıklara açılmıştır.
Mahinev, babaannesinin rüyalar yoluyla haber vererek gitmesini istediği o tapınakta elmas bir yılan bedeni bulur, bulduğu yılan bedeniyle bir bağlantısı olduğunu fark eder.
Efken’in yoldaşlığıyla sırları yavaşça çözmeye başlayan Mahinev’i hedef hâline getiren güçlü bir düşman kapıdadır. Tüm bunlar olurken Efken ile arasındaki ilişkinin çok öncelere dayandığını öğrenen Mahinev, açığa çıkan sırlarla beraber güçlerini yavaş yavaş keşfetmeye ve düşmanla savaşmaya başlar.
İçinde Bir Sen 3 Yehmum
İstanbul’daki sessizlik iyiye işaret değildi.
Ablasıyla ilgili gerçekleri öğrenen Miraç, ablasını kurtarmak için bir yola çıktığında, Aykan oğlunu tutamayacağını biliyordu. Daha sonra bu yol, bir göreve dönüştü. Şehirdeki buzlar yavaşça çözüldü ama şimdi farklı olan bir şey vardı. Zaman Hükümdarı’nın hançeri, artık İstanbul’da değildi ve İstanbul’daki tüm saatler susmuş, gündüz ile gece aynı anda gökyüzünde asılı durmuştu.
Öğrendiği sarsıcı bir gerçek sonucu baş düşmanı Manbel’i azat eden Mahinev, ansızın karşısına çıkan genç bir kızın söyledikleriyle kaosun yeniden kapıda olduğunu anlar. Cadılar, öç almak için Mahinev ve arkadaşlarının peşine düştüğünde, Mahinev’i ve onun peşindeki cadıları beklemeyen bir şey vardır.
Efken’in birdenbire ortaya çıkan, yıkıcı ve karanlık gücü daha büyük bir karmaşaya neden olmak üzeredir. Efken gücünün karanlık yanına teslim mi olacaktır? Yoksa karanlık yanını eğitip yenilmez bir lider olduğunu mu kanıtlayacaktır? Tüm bunlar olurken, Efken ile Mahinev’in aralarındaki tutkulu aşkın alevleri, Varta’daki karları bile eritecek güce erişir ama o alevlerin üzerinde felâket şimşekleri çakmaya başlar.
İçindeki Uyuyan Güzeli Uyandır
İnsan bir ‘güzel’ olarak doğar. Büyüdükçe kendini büyük zannedenlerin oturduğu tahtı sallamaya başlar. Minik güzelle baş edemeyen büyükler, öcü, cin ve dev gibi hayali canavarlarla onu uyutmak isterler. Minik güzel büyüdükçe gelenek, ayıp, disiplin, not korkusu gibi gözle görülmeyen silahlarla sindirilmeye çalışılır. Maalesef güzel doğanların büyük bir çoğunluğu daha gençlik çağına gelmeden uyur. Çünkü bizim eğitim adına verdiğimiz bilgilerin çoğu aslında onu uyutmak ve uykusunu derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Bu kitapta dünyaya muhteşem olarak geldikten sonra iyi niyetlerle uyutulan, içindeki güzelin uyuduğunu fark eden ve onu uyandırmak için çırpınan bir sevgi yolcusunun serüveni var. Eğer sen de içindeki güzeli uyandırmak istersen hadi gel arkadaş olalım. Bu kitabı okuyup arkadaşlığımızın tadına bakman amacıyla gözlerini dört dakika ödünç verirmisin? İçindeki güzel uyandırmayı beklerken sen hala neyi beklediğini hiç düşündün mü?
İki Kişilik Yaz
Sen benim sadece kötü taraflarımı gösteren aynamsın.
Harper Frost, insanların onun hakkında ne düşündüğünü umursamazdı. Üzerine ne bulduysa geçirir, barlarda sabahlar ve yanlış kişilerle takılırdı. Babasının vefat etmesiyle Martha’s Vineyard’daki evi ona kalmıştı ama son kaçamağının ardından artık ne işi gücü vardı ne de adada selamını alacak bir tanıdığı.
Tabitha Frost ise ikizinin tam tersiydi. Sadece kaliteli şaraplar içer ve modacı annesinin özel tasarımlarını giyerdi. Herkesin fikirlerine gereğinden fazla önem vermesine rağmen, ergenlikle boğuşan kızı Ainsley’yi yetiştirmek konusunda çok da becerikli olmadığını kabul etmek istemezdi. Annesinin ufak bir kaza geçirmesi ise hiç de sandığı gibi biri olmadığını ortaya çıkaracaktı.
Onları yıllar önce ayıran ebeveynlerinin döktüklerini toparlamak ne yazık ki on yıldır konuşmayan kardeşlere kalmıştı. Adaları, hayatları, yalanları ve sırları değiş tokuş eden Harper ve Tabitha, mevsim dönmeden kinlerini bir kenara bırakıp küllerinden doğabilecek miydi?
“Elin Hilderbrand, tatil kitaplarının kraliçesi.” —Entertainment Weekly
“Karmaşık aile ilişkileri ve capcanlı mekân tasvirleri sayesinde keyifli bir okuma deneyimi yaşayacaksınız.” —Library Journal
“Karakterleri o kadar sevdim ki adada onlarla kalabilmek isterdim.” —Sam Anderson
“Elin Hilderbrand, yine bir oturuşta bitireceğiniz bir romana imza atmış.” —Elisabeth Egan
“Yakıp kavuran bir hikâye.” —Kim Hubbard
“Eğlenceli ve elinizden bırakamayacağınız bir tatil romanı.” —Brenda Janowitz
“Ada yaşantısını başarıyla yansıtmış.” —Georgea Kovanis
“Gerçeklerden uzaklaşmak için birebir.” —Jane Henderson
“Elin Hilderbrand’ın uçsuz bucaksız bir hayal gücü var.” —Vivian Payton
“Yazar bu kitapla yepyeni hayranlar kazanacak.” —Joe Meyers
İki Şehrin Hikayesi – Can Yayınları
Dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından olan İki Şehrin Hikayesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi’nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının “Dickens’ın en büyük tarihî romanı”, yazarın kendisinin ise “yazdığım en iyi hikâye” diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi’nin Terör döneminde, Paris’in öfkeli, kana bulanmış sokaklarında, giyotinin gölgesinde yaşamak zorunda kalan bir grup insanın hayatına odaklanır.
On sekiz yıl yattığı Bastille Hapishanesi’nden çıkan Doktor Manette’ le, İngiltere’ye gönderdiği kızının Londra’da sürdürdükleri yaşamları, yollarının tekrar Paris’e düşmesiyle iradeleri dışında bir seyir kazanır. Sürükleyici gerilimi, güçlü lirizmiyle devrimi, toplumsal mücadeleyi, zalimliği, yoksulluğu ve aşkı çağının nabzını da tutarak olanca ihtişamıyla anlatan İki Şehrin Hikayesi, bu nitelikleriyle hem klasik edebiyatın zirvelerinden hem de tarihin en güçlü hikâyelerinden biridir.
İki Şehrin Hikayesi – Hasan Ali Yücel Klasikleri 374
Charles Dickens (1812-1870): Viktorya Dönemi İngilteresi’nin en önemli romancısı kabul edilen Dickens orta sınıf bir ailenin çocuğuydu.
On iki yaşındayken ailesinin dara düşmesi sonucu bir fabrikada çalışmaya başladı ve romanlarında büyük bir isabetle aktardığı işçi sınıfının hayatını gözlemleme fırsatını elde etti. Son romanlarından İki Şehrin Hikâyesi Fransız Devrimi’nin şiddet ve coşku atmosferini Paris ve Londra ekseninde ele alır. Aristokrasinin halka zulmünü de, devrim yanlılarının, intikam dürtüsüyle kirlenmiş adalet anlayışını da reddeden bir insanlıkla yazılmış, aşk ve fedakârlığın giyotinin gölgesinde bile yeşerttiği hayatın romanıdır. Eser yayımlandığı 1859 yılından beri dünya çapında sayısız okura ulaşmıştır.
İki Söz
İnsan olmaktan yorulur bazen insan. Hayat yorar, aşk yorar, yalnızlık yorar, kalabalık yorar, gelen yorar, giden yorar... Sana sunulan hiçbir şeye alışma bu yüzden. Terk edenler yorar... Daha az güvenmeye, daha az sevmeye ve daha az inanmaya tecrübe diyorlar. Ama bu tecrübe değil, tecrübeyi doğru kullanamamaktır. Daha az güvenmek, güven sorunu yaratır. Gerektiği kadar güvenmelisin. Daha az sevmek yalnızlığı getirir. Hak ettiği kadar sevmelisin. Daha az inanmak inancını zedeler. Neye ne kadar inanman gerek, onu bilmelisin. İnsanlar terk edilerek terk etmeyi, aldanarak aldatmayı öğreniyorlar. Oysa terk edilen sadakati, aldatılan dürüstlüğü öğrenmelidir. Hayatın getirdiği sevinç ve mutlulukları nasıl kabul ediyorsak, onun sunacağı kederleri de aynı olgunlukla kabul etmeliyiz. Bu dünya bir imtihan dünyası. Kaderimize yazılan her keder, dayanma, sabretme ve inanma gücümüzü sınar. Yıkılmış, aldanmış, incinmiş, kırılmış olabilirsin. Umutların tükenmiş de olabilir. Bu kaderindir. Kader seni sürekli dener. Cevabını bilmediğini sandığın bir soru gibi gelir. Oysa Rabb'in o sorunun cevabını çoktan vermiştir. Ve onun senin durumundakilere verdiği en iyi cevap gece-gündüz ilişkisidir. Geceyi ve gündüzü düşün şimdi. Ve şunu: Her yeni gün, bitmiş bir gecenin ardından başlar ve şahitlik ettiğimiz bitişler, göremediğimiz nelerin başlangıcıdır kim bilir...
Şiirleri ve romanlarıyla kalplerinize dokunan Kahraman Tazeoğlu, "İki Söz" ile sizi yine duygusal bir yolculuğa davet ediyor.
İkiz Bedenler
Bir Rizzoli ve Isles macerası
Adli tabip Maura Isles’ın evinin önünde bulunan ceset, dedektif Jane Rizzoli dahil herkesi hayrete düşürür. Bir kurşunla öldürülen kadın, Maura’ya müthiş benzemektedir. DNA testi şaşırtıcı gerçeği doğrular: Ölen kadın gerçekten de Maura’nın ikiz kardeşidir.
Bu tuhaf cinayet, geçmişin karanlık sırlarını açığa çıkaracak rahatsız edici bir soruşturmayı başlatır. Maura şoke edici gerçekleri hazmetmeye çalışırken hiç tanımadığı annesine, ona hayat veren buz gibi, korkutucu bir kadına ulaşır. Verdiği hayatı geri alabilecek bir kadına…
“Tüyler ürpertici bir polisiye; okurun nefesini kesiyor.”
- The Philadelphia Inquirer
İlahi Komedya Araf
Dünya edebiyatının en büyük başyapıtlarından biri olan İlahi Komedya üç bölümden oluşur: Cehennem, Araf ve Cennet. Dante Alighieri, hiçbir zaman sevgili Floransa’sına dönemediği o meşum sürgün yıllarında yazdığı ve öteki dünyaya yaptığı düşsel geziyi anlattığı bu eserinde genç yaşında kaybettiği biricik aşkı Beatrice’sini ararken, bir yandan tanrısal düzenin gizlerini, bir yandan da antik çağların ezoterik sırlarını çözmeye çalışır. Elinizdeki kitap, Dante’nin Araf’a yaptığı yolculuğun öyküsüdür.
Araf, Cennet ile Cehennem arasında, her katında yedi ölümcül günahı işleyenlerin arınarak Cennet’e gitmek için ıstırap çektikleri yedi katlı bir dağdır. Bu günahlar Cehennem’de azap çekmeyi gerektirmeyen günahlardır ve yukarıya çıkıldıkça çekilen ıstırabın derecesi azalırken, uhrevi arınma bir kerte daha artarak gerçekleşir. Dante’ye bu yolculuğunda Vergilius’un yanında büyük Latin şairi Statius da eşlik eder. Araf aydınlık bir yerdir ve umudu, pişmanlığı, kefareti ve en önemlisi ise metamorfozu temsil eder. O sebepledir ki Dante sürekli olarak Vergilius’un Metamorfoz’undan alıntılar yaparak eserinin mistik dokusunu lirik ve mitolojik öğelerle besler. Alıntı yaptığı her dize düşülen bir ikilemin açıklamasıdır ve Araf’ın her katında bir muamma vardır. Çözümü ise analitik bir zekânın edebi dehayla dokuduğu örüntünün altında saklıdır.
On dört yılda tamamlanan, iki asır boyunca sayısız defa elyazmaları halinde çoğaltılıp matbaanın icadından beri de aralıksız olarak basılıp bilinen bütün yazılı dillere çevrilen Araf, Dante’nin de söylediği gibi, “Hem yerin hem göğün elinden çıkmış kutsal bir manzumedir.”
İlahi Komedya Cennet
Dünya edebiyatının en büyük başyapıtlarından biri olan İlahi Komedya üç bölümden oluşur: Cehennem, Araf ve Cennet. Dante Alighieri, hiçbir zaman sevgili Floransa’sına dönemediği o meşum sürgün yıllarında yazdığı ve öteki dünyaya yaptığı düşsel geziyi anlattığı bu eserinde genç yaşında kaybettiği biricik aşkı Beatrice’sini ararken, bir yandan tanrısal düzenin gizlerini, bir yandan da antik çağların ezoterik sırlarını çözmeye çalışır. Elinizdeki kitap, Dante’nin Cennet’e yaptığı yolculuğun öyküsüdür.
Cennet, ilk yedi katı iç içe geçmiş yedi gökten oluşan, on katlı, kâinatın tümünü saran, ötesi olmayan en yüce yapıdır. Maddeden tamamen arıdır. Yalnızca duyularla algılanır, çünkü saf ışığın sarıp sarmaladığı, zaman mefhumunun olmadığı bir dünyadır. Dante’ye Cennet yolculuğunda Araf’ın tepesinde Vergilius’un yerini alan Beatrice eşlik eder. Şair ilk yedi katı geçip de sekizinci ve dokuzuncu katlara geldiğinde bu yolculuk boyunca neden sürekli olarak tarihi şahsiyetleri gördüğünü öğrenir. Bu tanrısal bir sırdır ve ancak ahlak ve erdem sahibi inanlı kimselere bahşedilmiş ruhsal bir taçlandırmadır. Ve son kata ulaştığında ise çiçekli iki sahil arasında süzülen bir ışık nehriyle karşılaşır. Burası ezeliyetin ve ebediyetin sahibi Tanrı’nın katı, sonsuz ışığın kaynağı arşıâlâdır.
On dört yılda tamamlanan, iki asır boyunca sayısız defa elyazmaları halinde çoğaltılıp matbaanın icadından beri de aralıksız olarak basılıp bilinen bütün yazılı dillere çevrilen Cennet, Dante’nin de söylediği gibi, “Hem yerin hem göğün elinden çıkmış kutsal bir manzumedir.”
İlk Aşk
“Başkalarının seni avuçlarının içine almalarına izin verme.
Kendine ait olmak: Hayatta esas mesele budur."
Sadece Rus edebiyatında değil dünya edebiyatında da ölümsüz bir yer edinmiş olan Turgenyev bu öyküsünde, Vladimir adındaki on altı yaşındaki bir gencin kendisinden yaşça büyük ve oldukça çekici bir prensese duyduğu dramatik aşkı anlatır. Duyguların ve hüznün, psikolojik betimlemelerin ve aşkın safiyane hislerinin oldukça başarılı bir biçimde ele alındığı bu kısa ama çarpıcı eserde Çarlık Rusya’nın toplumsal koşullarına ve dönemin üst tabaka insanlarına da tanıklık ederiz.
‘‘Ah gençlik! Umurunda olan bir şey var mı? Evrenin efendisi, evrenin hazineleri, üzüntü bile sana zevk verir, sen küstah ve kendine güvenen... Ben yaşıyorum bir de sana bak! Senin günlerin uçup gidiyor, güneşin altında eriyen balmumu gibisin, kar gibisin… Belki de çekiciliğinin bütün sırrı, bir şey yapabileceğinden değil, yapabileceğini düşündüğünden.’’
İlk Öğretmenim
Asırlarca basit tarım ve hayvancılıkla hayatını sürdüren göçebe Kırgız halkı, Çarlık Rusyası’nın yıkılmasının ardından yepyeni bir dünyanın hayaline ortak olur. Önceleri yalnızca birkaç kişinin hatta kimi zaman sadece tek bir bireyin peşine düştüğü bu hayaller, statükonun direnciyle yüzleşecektir elbette. Ancak adanmış bir ruhun önünde ne durabilir? Bu ilk kıvılcımlar zamanla desteklenip paylaşıldıkça koca bir toplumu değiştirir ve dönüştürür kuşkusuz. Tıpkı İlk Öğretmenim’de olduğu gibi…
Savaş sırasında aldığı sınırlı eğitim, idealist bir Kırgız genci olan Düyşen’de köklü değişimlere neden olmuştur. İdeallerine olan inancı onu köyünün yüzlerce yıllık ataerkil geleneklerine başkaldırmaya iterken köyün çocukları için bir okul inşa etmeye koyulur. Şüphesiz bu derme çatma okulun ilk öğretmeni de kendisi olacaktır. Düyşen’in mücadelesi hem kendisinin, hem köyünün hem de gelecek kuşakların kaderini değiştirecek acı ve hüzün dolu bir hikâyenin başlangıcı olduğu kadar, büyük bir destanın da müjdecisidir!
İlkbahar Rüyası
İlyada – Hasan Ali Yücel Klasikleri 219
Homeros (y. MÖ IX. yüzyıl): Hayatı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte MÖ IX. yüzyılda Sakız Adası'nda yaşadığı sanılmaktadır. Eserleri Antik Yunan devletlerinde her türlü bilginin kaynağı sayılan Homeros, İlyada va Odysseia destanlarıyla edebiyatın hemen her türünü günümüze dek etkilemeyi başarmıştır. En ünlü Antik Yunan dsetanı olan İlyada dokuz yıldır süren Troya Savaşı'nın elli bir günlük bir kısmı anlatılır. İlyada dünya edebiyatının temel taşlarından biri olduğu kadar, konu ettiği döneme ışık tutan en gerçekçi eserdir. Bu eşsiz destan Antik Yunan'da neredeyse bir kutsal kitap sayılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Azra Erhat - A. Kadir çevirisiyle İş Bankası Kültür Yayınlarınca dört cilt olarak yayımlanan İlyada 50 yıl sonra Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi'nde yerini alıyor.
İmkansızın Şarkısı
Bir yolculuk sırasında Beatles’ın “Norwegian Wood” adlı parçasını duyan kahramanımız 37 yaşındadır ve bu parça onu Tokyo’da geçirdiği üniversite yıllarına götürecektir. En yakın arkadaşının intihar edişi, geçen zamanın ardından onun kız arkadaşıyla yakınlaşması, araya giren zorunlu ayrılık ve yeni bir kız arkadaş. “İmkansızın Şarkısı” yalın, çarpıcı ve sıcak bir aşk hikâyesini anlatıyor. Yazarı Haruki Murakami Japon edebiyatının aykırı, ama en çok okunan yazarı. Japon geleneklerinin dışında geliştirdiği üslubuyla adından çok söz ettiren Murakami’yi dünyaya tanıtan roman “İmkansızın Şarkısı”.
1968-1970 yılları arasında geçen olaylar, o günün toplumsal gerçeklerini de satırlara taşıyor. Ama romanın odağında bu toplumsal olaylar değil üçlü bir aşk var. Gençliğin rüzgârıyla hareketlenen “İmkansızın Şarkısı”nı ölümle erken karşılaşan gençlerin hayatı yönlendiriyor. Hiçbir şeyin önem taşımadığı, amaçsızlığın ağır bastığı, özgür seksin kol gezdiği bir öğrenci hayatı... Ama diğer yanda da yoğun duygular var... İmkansız aşklar, imkansız şarkılar söyleten. Hemen hemen her Japon gencinin okuduğu roman anayurdu dışında da çok kişi tarafından sahipleniliyor.
İmparatorluğun Kılıcı Wisteria 3
Wisteria, bir zamanlar yeşil ve barış dolu bir diyardı.
Şimdiyse kanla kaplı karanlık bir imparatorluk.
Zaiden ve Saige, imparatorluğun kaderini omuzlarında taşıyan seçilmiş savaşçılardır. Sadakatleri, cesaretleri ve kılıçları onları her zamankinden daha büyük bir tehdidin karşısına çıkarır. Acıların Hükümdarı Euria Vaseva, büyü gücüyle krallıkları bir bir fethederken Wisteria halkı zalim bir karanlığın içinde yok olmak üzeredir. Diyarın geleceği Zaiden ve Saige'in, kehanetleriyle Wisteria’nın kaderini değiştirebilecek gizemli bir kâhini bulmasına bağlıdır. Ancak bu yol nehirlerin ötesindeki, ölümcül sislerin ardındaki karanlık sırlarla ve beklenmedik düşmanlarla doludur.
Wisteria’nın gökyüzünü kırmızıya boyayan savaş bulutları altında Zaiden ve Saige hem diyarı kurtarmak hem de kendilerini korumak zorundadır. Dostluklar sınanacak, sırlar ortaya dökülecek ve ihanet hiç beklenmedik bir anda onların kapısını çalacaktır.
Zafer, sadece savaşın değil kalplerin de kazanılmasıyla mümkündür.
Ama hangi bedeller karşılığında?
Aldığım her nefes, mühürlendiğine inandığım kaderimden sahip olmadığım anları çalan bir suikastçı gibiydi. Zihnim, yaşam ve ölümün parmaklarını birbirine geçirmiş, ağır hareketlerle dans ettiği, çığlıklar ve kılıç çınlamalarından oluşan kaotik bir senfoniden ibaretti.
İmparatorluğun Kılıcı Wisteria 3 Ciltli
Wisteria, bir zamanlar yeşil ve barış dolu bir diyardı.
Şimdiyse kanla kaplı karanlık bir imparatorluk.
Zaiden ve Saige, imparatorluğun kaderini omuzlarında taşıyan seçilmiş savaşçılardır. Sadakatleri, cesaretleri ve kılıçları onları her zamankinden daha büyük bir tehdidin karşısına çıkarır. Acıların Hükümdarı Euria Vaseva, büyü gücüyle krallıkları bir bir fethederken Wisteria halkı zalim bir karanlığın içinde yok olmak üzeredir. Diyarın geleceği Zaiden ve Saige'in, kehanetleriyle Wisteria’nın kaderini değiştirebilecek gizemli bir kâhini bulmasına bağlıdır. Ancak bu yol nehirlerin ötesindeki, ölümcül sislerin ardındaki karanlık sırlarla ve beklenmedik düşmanlarla doludur.
Wisteria’nın gökyüzünü kırmızıya boyayan savaş bulutları altında Zaiden ve Saige hem diyarı kurtarmak hem de kendilerini korumak zorundadır. Dostluklar sınanacak, sırlar ortaya dökülecek ve ihanet hiç beklenmedik bir anda onların kapısını çalacaktır.
Zafer, sadece savaşın değil kalplerin de kazanılmasıyla mümkündür.
Ama hangi bedeller karşılığında?
Aldığım her nefes, mühürlendiğine inandığım kaderimden sahip olmadığım anları çalan bir suikastçı gibiydi. Zihnim, yaşam ve ölümün parmaklarını birbirine geçirmiş, ağır hareketlerle dans ettiği, çığlıklar ve kılıç çınlamalarından oluşan kaotik bir senfoniden ibaretti.
İnanna’nın Dönüşü
İnci
İnci bir yandan yalınlığıyla, diğer yandan ahlâki meseleleri cesurca irdelemesiyle John Steinbeck külliyatının en özgün parçalarından
biri. Tıpkı ataları gibi, bir kıyı kasabasında yaşayıp günlerini denizde inci bulmaya çalışarak geçiren Kino da yoksulluğun en ağır şartlarıyla
cebelleşir. Öyle bir yoksulluktur ki bu, oğlu Coyotito’yu akrep soktuğunda bir doktora gösterecek parası yoktur Kino’nun cebinde.
Fakat bir gün, dev bir inciyle denizden çıkar. Böylece zenginliği, oğlunu tedavi ettirmeyi ve okula göndermeyi, eşi Juana’yla kilisede
evlenmeyi hayal etmeye başlar. Bu muazzam inci Kino’nun ve ailesinin hayatındaki her şeyi bir anda değiştirecektir. Steinbeck, Amerika kıtasının zalimlikle, zorbalıkla dolu tarihini sıradan bir ailenin yaşamında somutlaştırıyor.
“İnci’de de Steinbeck’in yazdığı her şeyde kendini gösteren samimiyet ve seçkinlik var.”
THE NEW YORKER
“Biçim, Steinbeck için en önemli husustur ve İnci biçim açısından dört dörtlük bir kitap.”
COMMONWEAL
İncir Kuşları
Çok satan romanlarıyla tanınan ve geniş okur kitlesine sahip yazar Sinan Akyüz yine ses getirecek son kitabıyla okurlarını selamlıyor. Alfa Yayınları’ndan çıkan İncir Kuşları’nda yazar, Bosnalı bir genç kız olan Suada’nın gerçek yaşamından yola çıkıyor. Okuru savaşın ve aşkın yakıcı gücüne tanıklığa davet ediyor. Bosna tüm bilinmeyenleriyle ilk kez Sinan Akyüz kalemiyle yazıldı… Sinan Akyüz dünyanın seyirci kaldığı bir soykırımı Suada’nın öyküsüyle yeniden gündeme getiriyor. Yakın tarihi edebiyatla buluşturan yazar, aşkın içinde “savaşı ve şiddeti”, savaşın içinde de “aşkı ve inancı” ustalıkla harmanlıyor.
Bu romanla Bosna Savaşı’nın bilinmeyen bambaşka bir yüzü gün ışığına çıkarken; kitap okuyucusuna sürpriz bir sonla veda ediyor. Arka Kapak. Aynı ırktan geliyorlardı. Aynı dili konuşuyorlardı. Bir tek dinleri farklıydı. Biri Müslüman Boşnak genci, diğeri ise Hıristiyan Sırp’tı. İkisi de konservatuardaki aynı Boşnak kızına âşık olmuşlardı. Ve bir gün bu iki genç, güzeller güzeli Suada’ya aşklarını ilan ettiler. Ancak gençlerden biri aşkına karşılık bulmuş, diğeri ise “Kalbimde iki kişiye yer yok” cevabını almıştı. Takvim yaprakları 6 Nisan 1992’yi gösterirken bir bomba düştü beyaz zambakların açtığı yüreklere.
Suada patlak veren savaşın estirdiği rüzgârda âdeta savrulan bir yaprak gibiydi. Savruldu, savruldu, savruldu… Sonra da kader onu bir zamanlar ‘hayır’ dediği genç adamın eline esir düşürdü. Genç adam, o gün ela gözlü çöl ahusuna bakmış “Kader bizi ne inanılmaz bir şekilde birleştirdi, görüyor musun Suada?” demişti. Modern zamanlarda Avrupa’da yaşanmış bir soykırımda, kadere inananların romanıdır İncir Kuşları. Bu kitap tamamen gerçeklere dayanmaktadır.
İnsan Ne İle Yaşar – Dokuz Yayınları
“Biliyorum ki Tanrı, kullarının ayrı ayrı değil, beraberce yaşamalarını istiyor.
Biliyorum ki insanlar sadece kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünseler de aslında onlara hayat veren tek şey ‘sevgi’dir.
Seven insan Tanrı'ya, Tanrı da seven insana yaklaşır. Sevgiyi var eden sadece odur.”
Dünya edebiyatına Savaş ve Barış, Anna Karenina ve
İvan İlyiç’in Ölümü gibi klasik romanları kazandıran
Lev Nikolayeviç Tolstoy, okurları derinden etkileyen oldukça başarılı kısa hikâyeler de kaleme almıştır.
İnsanlara sevmeyi, anlayışlı ve hoşgörülü olmayı, paylaşmayı, sabretmeyi ve sabrın sonunda mutlaka Tanrı tarafından ödüllendirileceği mesajlarını vermiş olduğu İnsan Ne İle Yaşar? defalarca okunabilecek bu hikâyelerden bazılarını içeren bir koleksiyondur.