Genç Wertherin Acıları – Bilgi Yayınevi
Gençliğim Eyvah
Özellikle yetmişli yıllarımıza kirli bir hava gibi yayılan anarşinin otopsisidir. Boşa giden gençliklerin hikayesi memleket olarak içine düşürüldüğümüz kaosla paralel bir şekilde ele alınmaktadır. İnsana ve toplum hayatına kurulan tuzakları açıklayan, sorumluluklarımızı, görevlerimizi, hassasiyetlerimizi savsaklayan yanıltıcı demagojiler teşhir edilmektedir. Silkinip uyanması gerekenlerin, kişiliğini bulmak isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir eserdir. Tarık Buğra, "Gençliğim Eyvah için "en önemli eserim demiştir.
Gençlik – Hasan Ali Yücel Klasikleri 255
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş’in büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında kendini insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara da verdi. Bu dönemde yazdığı roman ve öykülerinde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurguyla ele aldı.
Tolstoy’un yarı otobiyografik denebilecek üçlemesinin (Çocukluk, İlkgençlik, Gençlik) son kitabı olan Gençlik, ilk kez 1857 yılında Sovremennik dergisinde yayımlandı. Tolstoy son kitapta kahramanının üniversiteyle, farklı bir sosyal çevreyle, aşkla tanışmasını, gittikçe genişleyen ufkunu, ilk iki kitaptaki gibi son derece samimi, etkili bir dille anlatır. Gençlik, Tolstoy’u çağdaşlarından ayıran gözlem gücünün ve artık yazarın alâmetifarikası haline gelen sade, çarpıcı üslubunun öne çıktığı ilk eserlerden biridir.
George Orwell 1984 – Can Yayınları
Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.
George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.
Gizemli Kütüphaneci
Gizemli kütüphaneci Bayan Charlotte, Saint-Anatole kasabasının ardiyeden bozma küçük kütüphanesinin başına geçer. Kasaba halkı onun işleri herkesten farklı yaptığını görüp şaşırır. Uzun, tuhaf elbisesi ve devasa şapkasıyla Bayan Charlotte, kitaplarını bir market arabasına koyup dolaştırmaya çıkarır ve çocuklara okumanın eğlenceli olabileceğini gösterir. Bazen hikâyelerin büyüsüne kendini öyle kaptırır ki gerçeklik algısını yitirir.
Öyle ki bir gün bir hikayenin içine düşüp bilincini hepten kaybeder. Şimdi çocuklar onu geri getirmenin bir yolunu bulmak zorundadır.
Dominique Demers’in sevilen serisi Bayan Charlotte’un Maceraları devam ediyor! Tony Ross’un resimlediği Gizemli Kütüphaneci, kitapların sihirli ve ilham verici gücüyle ilgili muhteşem bir hikaye!
Gizli Bahçe – Modern Klasikler 148
İngiltere’nin uçsuz bucaksız fundalık arazilerinden birinde yer alan Misselthweite Malikânesi, kapısı kilitli yüz odası, geceleri duyulan tekinsiz ağlama sesleri ve duvarla çevrelenmiş bahçeleriyle birlikte değişim, kurtuluş ve arınma temalı bir hikâyeye ev sahipliği yapar. Frances Hodgson Burnett’ın Gizli Bahçe’si, Victoria döneminde tasvir edilen gelenekselleşmiş yetim çocuk imgesini başka bir noktaya taşır. Oliver Twist, Jane Eyre ya da Heidi gibi munis, utangaç ve sinik bir karakter olmayan Mary Lennox, şımarık, bencil ve kimi zaman da şiddete meyillidir. Onun kendini tanıyıp sömürgeci bir kültürde yetişmenin etkilerinden sıyrılma yolculuğu, anahtarı toprağa gömülü bir bahçe kapısının açılmasıyla başlar. Mary’nin kendisi gibi sevgisiz bir çocukluk geçiren kuzeni Colin’in onu çepeçevre saran buhrandan kurtulmasının sırrı da aynı kapının ardında gizlidir.
1911’den beri sayısız çocuğu ve yetişkini ağırlayan Gizli Bahçe, günümüzde çocuk edebiyatı kanonuna dahil edilse de ilk olarak hedef kitlesi yetişkinler olan bir dergide tefrika edilmiştir. Yazarın Britanya’nın sömürgeci politikasına, dönemin çocuk yetiştirme yöntemlerine ve biçilmiş cinsiyet rollerine yönelttiği eleştirilerin yanı sıra, holistik tıp yanlısı yaklaşımı da hâlâ güncelliğini korumaktadır.
Gizli Başyapıt
Gizli Geçitleri Bulmanın Yolları
Gizli Sevenler Cemiyeti
Göğsündeki Uykumu Bölme
Yazarın deyimi ile;
İnsanlar mutlu olduğumu sanacak kadar tanıyor, mutsuzluğumu görecek kadar değil...
Çocukluğunuzu yorganın altında kulaklarınız kapalı bırakmayın. Sakın büyümeyin çünkü küçülemeyeceksiniz! Eğer büyüyorsanız da hayallerinizi küçük görenleri küçültecek kadar büyüyün.
Rengârenk umutlar saklayın kırılan saç tellerinizin ardından lâkin onları kırmayın.
Öyle bir sevin ki, kalbini kışlıkların arasına kaldıran insanları utandırın.
Birini düzeltmek için değil gerekirse beraber bozulmak için sevin.
Eski albümlerin kurcalanmaya ihtiyacı var.
Kaç paketlik acınız varsa söndürmeden yakın.
Hiçbir şey değil hep bir şey olsun.
Yokmuş gibi yaşamayın varmış gibi de yapmayın.
Zaten hiç kimsemiz yok hiç kimse olmayalım bari.
Bu kitap gerçek bir hayat hikâyesidir...
Gökçen 1 Unutulan Çiçekler
Babaları asker olduğu için aynı lojmanda büyümüş Murathan ve Gökçen’in kendilerine kurdukları dünyada başka kimseye yer yoktu. Burada sadece Pamuk ve Kepçük vardı. Bir anda aldıkları acı bir haberle kurdukları bu dünya yerle bir olurken kendilerini hiç bilmedikleri hayatlarda bulmaları o an için her şeyin sonu gibi görünüyordu.
Aradan geçen yirmi yılın sonunda aynı şehirde Gökçen, doktor; Murathan ise özel kuvvetler askeri olmuştu. Karşılaştıkları an aslında hiçbir şeyin mazide yitip gitmediğini anlayacaklardı. Anılar, pençelerini toprağa en şiddetli şekilde geçirerek gömüldükleri yerden çıkmak için çırpınıyordu.
Mazi soğuk, kalpler ise hâlâ sıcaktı.
Murathan ve Gökçen için artık sadece iki seçenek vardı:
Ya kaderleri yeniden yazılacak ya da geçmiş gömüldüğü yerde yok olmaya devam edecekti.
"Sarılan yaralar kapanırdı.
Benim yaram ise ne sarılmıştı ne kapanmıştı.
Öylece duruyordu.
Sessiz ama en derinde..."
Gökçen 1 Unutulan Çiçekler Ciltli
Babaları asker olduğu için aynı lojmanda büyümüş Murathan ve Gökçen’in kendilerine kurdukları dünyada başka kimseye yer yoktu. Burada sadece Pamuk ve Kepçük vardı. Bir anda aldıkları acı bir haberle kurdukları bu dünya yerle bir olurken kendilerini hiç bilmedikleri hayatlarda bulmaları o an için her şeyin sonu gibi görünüyordu.
Aradan geçen yirmi yılın sonunda aynı şehirde Gökçen, doktor; Murathan ise özel kuvvetler askeri olmuştu. Karşılaştıkları an aslında hiçbir şeyin mazide yitip gitmediğini anlayacaklardı. Anılar, pençelerini toprağa en şiddetli şekilde geçirerek gömüldükleri yerden çıkmak için çırpınıyordu.
Mazi soğuk, kalpler ise hâlâ sıcaktı.
Murathan ve Gökçen için artık sadece iki seçenek vardı:
Ya kaderleri yeniden yazılacak ya da geçmiş gömüldüğü yerde yok olmaya devam edecekti.
"Sarılan yaralar kapanırdı.
Benim yaram ise ne sarılmıştı ne kapanmıştı.
Öylece duruyordu.
Sessiz ama en derinde..."
Gökçen 1 Unutulan Çiçekler Yan Boyamalı Ciltli Özel Baskı
Gökçen 3 Güz Yağmurları
Sayısız mücadeleyi ve engeli aşıp bir araya gelen Gökçen ve Murathan için artık aşklarını doya doya yaşama vaktidir. Tek istekleri birbirlerine sımsıkı sarılmak ve kaybettikleri zamanı telafi etmektir. Ancak olaylar bekledikleri gibi gelişmez ve birlikte kurmaya çalıştıkları küçük dünya daha var olamadan yerle bir olur. Büyük bir nefret, kayıp ve azılı düşmanlarla dolu karanlık bir girdabın içine çaresizce çekilirler.
Gökçen ve Murathan kendilerini zorlu bir yol ayrımında bulacaklardır.
Aşk mı? Yoksa yaşatmak için yapılan büyük bir fedakârlık mı?
Seçim yapmak ikisi için de kolay olmayacak, hayatın onları sürüklediği dipsiz uçurumlara beraber yürüyeceklerdir.
“İçimdeki yeşillikler o yokken sonbahardı. Dallarımdan dökülen güz yapraklarını yine onu beklerken saydım. Tek, tek, tek. Say Gökçen. Varlığı beklemekten, sevmekten ve geride kalmaktan ibaret olan Gökçen…”
Yetişkin okurlar içindir.
Gökçen 3 Güz Yağmurları Ciltli
Sayısız mücadeleyi ve engeli aşıp bir araya gelen Gökçen ve Murathan için artık aşklarını doya doya yaşama vaktidir. Tek istekleri birbirlerine sımsıkı sarılmak ve kaybettikleri zamanı telafi etmektir. Ancak olaylar bekledikleri gibi gelişmez ve birlikte kurmaya çalıştıkları küçük dünya daha var olamadan yerle bir olur. Büyük bir nefret, kayıp ve azılı düşmanlarla dolu karanlık bir girdabın içine çaresizce çekilirler.
Gökçen ve Murathan kendilerini zorlu bir yol ayrımında bulacaklardır.
Aşk mı? Yoksa yaşatmak için yapılan büyük bir fedakârlık mı?
Seçim yapmak ikisi için de kolay olmayacak, hayatın onları sürüklediği dipsiz uçurumlara beraber yürüyeceklerdir.
“İçimdeki yeşillikler o yokken sonbahardı. Dallarımdan dökülen güz yapraklarını yine onu beklerken saydım. Tek, tek, tek. Say Gökçen. Varlığı beklemekten, sevmekten ve geride kalmaktan ibaret olan Gökçen…”
Yetişkin okurlar içindir.
Gökçen 3 Güz Yağmurları Yan Boyamalı Ciltli Özel Baskı
Sayısız mücadeleyi ve engeli aşıp bir araya gelen Gökçen ve Murathan için artık aşklarını doya doya yaşama vaktidir. Tek istekleri birbirlerine sımsıkı sarılmak ve kaybettikleri zamanı telafi etmektir. Ancak olaylar bekledikleri gibi gelişmez ve birlikte kurmaya çalıştıkları küçük dünya daha var olamadan yerle bir olur. Büyük bir nefret, kayıp ve azılı düşmanlarla dolu karanlık bir girdabın içine çaresizce çekilirler.
Gökçen ve Murathan kendilerini zorlu bir yol ayrımında bulacaklardır.
Aşk mı? Yoksa yaşatmak için yapılan büyük bir fedakârlık mı?
Seçim yapmak ikisi için de kolay olmayacak, hayatın onları sürüklediği dipsiz uçurumlara beraber yürüyeceklerdir.
“İçimdeki yeşillikler o yokken sonbahardı. Dallarımdan dökülen güz yapraklarını yine onu beklerken saydım. Tek, tek, tek. Say Gökçen. Varlığı beklemekten, sevmekten ve geride kalmaktan ibaret olan Gökçen…”
Uyarı: Yetişkin okurlar içindir.
Gökten Düşen Şeyler
Gökten düşen bir buz bloğu küçük Saara’nın annesinin canına mal olur.
Bir kadın art arda iki kez piyango ikramiyesini kazanır.
Bir adama beş kez yıldırım çarpar.
Bütün bunların bir insanın başına gelme olasılığı nedir ki şu hayatta? İşte tam da bu nedenle hayatları altüst olan bu insanlar, kaderleriyle yüzleşmenin bir yolunu bulmak adına bu rastgele olaylar için bir açıklama arıyorlar.
Bu kitap, mümkün imkânsızlıkların ve uzak ihtimallerin yakınlığı üzerine, hayata dair bir hikâye; zaman, sevginin gücü ve değişimin kaçınılmazlığı üzerine uzun soluklu bir düşünce. Finlandiya’nın en sevilen yazarlarından Selja Ahava’nın Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü sahibi romanı Gökten Düşen Şeyler, dünyanın dört bir yanında okurların kalplerine dokunuyor.
“Bir çocuğun bakış açısından anlatılan bu hikâye, diğer masalları geride bırakıyor... Katmanlı ve dokunaklı bir roman.”
-Literary Review
“Hayatın gidişatını belirleyen ürkütücü rastlantısallık üzerine tuhaf ve düşünceli bir hikâye... Bu roman güçlü yazarların basit cümlelerle neler yapabileceğine dair iyi bir örnek.”
-Booklist
“Edebî bir peri masalı... Soğuk iklimlerde yaşayan insanların, sıcak ocakların etrafında anlatacakları hikâyelere ihtiyacı var.”
-Literary Hub
“Ahava, karakterlerinin tuhaflıklarını ve romanın olay örgüsündeki rastlantısallığın rolünü öyle iyi kucaklıyor ki, roman, keder ve yas üzerine bir düşünceden Paul Thomas
Anderson’ın Magnolia’sındaki Ricky Jay tonunda bir anlatıya dönüyor.”
-Words Without Borders
“Gökten Düşen Şeyler’in neden AB Edebiyat Ödülü’nü kazandığını anlamak zor değil. Ahava, kesintiye uğramış hayatlar, parçalanan kimlikler, keder, anlaşılma arzusu ve insanın kapanma ihtiyacı hakkında dokunaklı bir hikâye yaratmış.”
-Avrupa Edebiyat Ağı
“Selja Ahava’nın sessiz ama davetkâr romanı bir peri masalını çağrıştırıyor... anlatı hem hafif hem de şiirsel, saf ve bilge -gerçekten harika.”
-Neue Zürcher Zeitung
Gökyüzüne Uzanan Merdiven
Göl İnsanları
“Edebiyatta bitaraf olan, yalnız kalem ve kağıttır. İnsanı sevmek, hiçbir mana ifade etmez. Döğüşen insanlardan bir tarafı seveceksin. ‘Sınıfların mücadelesi’ ve ‘insanın tabiatıyla mücadelesi’ diye iki büyük kavganın içindesin. Kurşun kalemde kemiklerim, stilomda kanım var.”
Kemal Tahir, romanlarında olduğu gibi öykülerinde de tarih ve toplumun kültürel birikimine dayanan, “kurtarıcı unsur” olarak nitelediği, yerli ve çok yönlü bir gerçekçiliğin peşindedir. Onun için; marazlarıyla, erdemleriyle, alışkanlıklarıyla, âdetleriyle; özellikle de milletin dünya görüşü olarak tanımladığı diliyle Göl İnsanları’nı ve/veya Türk köylüsünü anlamak; Türkiye’yi anlamak demektir.
Türk insanını çözümleme çabasının olağanüstü ürünleri olan bu öyküler, Kemal Tahir’in özellikle Çankırı, Çorum ve Kırşehir Cezaevlerinde Anadolu insanıyla karşılaşmalarının ilk sonuçlarıdır, denilebilir. Cezaevi deneyimi onu Anadolu’nun çıplak, yalınkat gerçeğiyle karşılaştırmış, böylece edebiyat onun “mücadele silahı” haline gelmeye başlamıştır.
Göl İnsanları’nda “Çoban Ali”, “Kondurma Siyaseti”, “Arabacı”, “Nam Uğruna” gibi öyküleriyle Anadolu’daki farklı toplumsal kesimlerin hayata ve dünyaya bakışını hayranlık uyandıran bir isabet ve nesnellikle yansıtan Kemal Tahir, aslında edebiyattaki kavgasını ve yazılacak şaheserlerini de haber vermiş gibidir. Nitekim onun öykülerinin ilk okuru sayılan Nâzım Hikmet şöyle yazmaktan kendini alamamıştı:
“Çok yüksek bir yere çıkıp haykırmak istiyorum: ‘Şu Göl İnsanları hikayelerini yazanı biliyor musunuz? O daha ne güzel şeyler yazacaktır.’”
Golem
19. yüzyıl sonları: Prag, Yahudi Mahallesi. Kıymetli taş kesim ustası Athanasius Pernath gizemli bir ziyaretçinin ardından farklı evrelerde, tuhaf sanrılar arasında hep aynı kişiyi görür. Yoksa 33 yılda bir Yahudi Mahallesi’nde ortaya çıktığı söylenen efsanevi yaratık Golem’le mi karşılaşmıştır?
Bu karşılaşmanın ardından yaşantısı altüst olan Pernath, entrikalar, esrarlı olaylar, gölge benlikler, sanrılarla örülü bir ağın içinde hareket ederken, bir yandan da kendi benliğinin o âna dek farkına varmadığı katmanlarını keşfeder.
Gustav Meyrink’in fantastik edebiyatın klasikleri arasında yerini alan eseri Golem, geçmiş ve gelecek, bilinç ve bilinç dışı, gerçeklik ve düş, ruh ve beden, nesneler dünyası ve metafizik evren katmanlarının giderek iç içe geçtiği, tekinsizliğin her satıra ustaca işlendiği bir başyapıt.
Gölge Adam
KORKUNÇ CİNAYETLER İŞLENİYORDU...
İngiltere'nin dört bir yanından bir dizi cinayet haberi geliyordu. Hepsinin yöntemi farklı olsa da her biri dehşet verici ve acımasızdı.
FAKAT KATİL DAHA YENİ BAŞLAMIŞTI.
Jess Ambrose, evi ateşe verildiğinde kendini koca bir soruşturmanın ortasında buluverdi. Kocası ölmüş ve polis onu ararken, o kaçmayı tercih etti. Tek umudu, onun masum olduğuna inanan tek kişi olan, görevden uzaklaştırılmış dedektif Nate Griffin'di.
VE DÜNYAYI DEHŞETE DÜŞÜRECEKTİ...
Çok geçmeden Jess ve Griffin akla hayale gelmeyecek bir şey keşfettiler; bu katil, cinayetlerini dünyanın en meşhur seri katillerini taklit ederek işliyordu. Ama artık taklit etmek ona yetmiyordu. Basının Gölge Adam adını taktığı katil, kendi şaheserini yaratmaya hazırdı ve bu daha önce görülmüş her şeyden daha korkunç olacaktı...
Gölgelerin Efendisi 1- Gorlondaki Turnuva İlk Yılları
Ilk Yıllar, Gölgelerin Efendisi serisinin ilk kitabından 15 yıl önce geçen olayları anlatıyor...
Yıllar önce, Crowley ve Halt iki genç Orman Muhafızıyken, " Araluen büyük bir tehdit altındaydı. Gorlan Baronu Morgarath, Kral Oswald ile oğlu Prens Duncan'ın arasını açmaya çalışıyordu. Bir sahtekâra Duncan rolünü oynatarak baskınlar yaptırıyor, prensin itibanm yok ediyordu.
Amacı tahtı, ele geçirmekti. Morgarath, Orman Muhafızlarını görevden alarak kralın en etkili savunma gücünü ortadan kaldırmaya çalıştı. Ancak Crowley ve Halt, bu Orman Muhafızlarım bir araya getirerek Morgarath'a engel olmaya kararlıydı.
Tüm kozlar, Gorlan'da düzenlenen turnuvada paylaşılacaktı...
Gölgelerin Efendisi 14 Son Düello
Son yıllarda pek çok fantastik kitap yayımlandı ama pek azı bu özgün öykünün çekiciliğine erişebildi.
Booklist
Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter serilerinin tadını taşıyan, soluksuz bir macera.
Limelight
Macera devam ediyor...
Kral Duncan ve Prenses Cassandra, Araluen Şatosu’nun güney kulesinde, Kızıl Tilki Klanı’nın kuşatması altındadır. Sör Horace ve Orman Muhafızlarının Komutanı Gilan, eski bir tepe kalesinde düşmanla çevrilmiştir. Ve onları kurtarabilecek tek kişi, Orman Muhafızı eğitimini henüz tamamlamamış olan Maddie’dir. Maddie, Kardeşlik Savaşçıları’nın yardımıyla önce babasını, Gilan’ı ve adamlarını kurtarmaya karar verir. Peki Kral Duncan ile Prenses Cassandra, Kızıl Tilki Klanı tarafından öldürülmeden şatoya ulaşabilecekler midir?
Gölgelerin Efendisi Kardeşlik Savaşçıları 7 Volkandan Kaçış
Hallasholm’da, Skandiya’nın en büyük savaşçısının seçildiği ve günlerce süren Maktig yarışmasının heyecanı yaşanmaktadır. Yarışmanın favori savaşçısı Stig’in kapısı, hiç beklemediği biri tarafından çalınır. Hal ve ekibi, bu ziyaretçiden Skandiya’nın güneyindeki Bizantos’ta hüküm süren İmparatoriçe Justinia’nın oğlunun, zalim korsan Myrgos tarafından kaçırıldığını öğrenirler.
Ve Balıkçıl Kardeşliği, genç imparatoru kurtarmak üzere yola koyulur. Hal ve ekibi, volkanik Santorillos Adası’nda, uçurumun tepesinde tutulan genç imparatoru kurtarmaya çalışırken volkan patlar. Balıkçıl Kardeşliği, bu ölümcül patlamadan ve korsanların saldırısından kurtulabilecek mi?
Gölgesizlerin Tutkulu Dansı
Ailesi profesyonel hırsız olan Clea Rice ile günleri başını küçük dertlere sokmakla geçen Jordan Tavistock, tanıştıkları andan itibaren birbirlerinin çekimine kapılmışlardı. Fakat ikili yakınlaştıkça içine düştükleri tehlike de büyüyecekti. Hayatta kalabilmek için ehil katilleri atlatmak, sanat tarihinin gizemlerini çözmek ve Akdeniz’de batan bir geminin hazinesini bulmak zorundaydılar. Tabii karşılıklı tutkuları, güvensizliklerine galip gelebilirse...
Tess Gerritsen, casusluk örgütlerini ve beklenmedik anlarda ortaya çıkan “koruyucu melekleri” davet ettiği Gölgesizlerin Tutkulu Dansı’nda romantik bir öyküyü çağdaş bir yorumla sunuyor.
Üstelik havada uçuşan mermilerin arasında.
Gömülü Dev
Romalılar Britanya’yı terk edeli çok olmuş. Viraneye dönmekte koca ülke. Neyse ki ortalığı kasıp kavuran savaş bitmiş.
Britonlar’dan Axl ile Beatrice yıllardır görmedikleri oğullarına kavuşmak için tehlikeli topraklarda zorlu bir yolculuğu göze alıyorlar. Başlarına türlü belanın geleceğini de biliyorlar, fakat üstü örtülmüş sırlarını aydınlatacak ateşten haberleri yok henüz. Bir de yollarının kesişeceği kişiler var: Sakson savaşçı, öksüz oğlan ve tıpkı Axl’la Beatrice gibi geçmişinde kaybolmuş, hatıralarının vaat ettiklerine ve alıp götürdüklerine yenik bir şövalye. Hep birlikte sürüklendikleri macera bir kurtuluş mu olacak, yoksa yeni bir felaketin habercisi mi?
Kazuo Ishiguro’dan unutuş ve anıların gücü üzerine zamanı aşan bir öykü; özenle korunmuş bir aşka, intikama ve savaşa dair bir mesel. ‘’Gömülü Dev’’, hüzünlü, gizemli, her satırı iz bırakacak bir roman.
“Dünyanın yaşayan en büyük yazarı Kazuo Ishiguro’dan yeni bir roman. Bir başyapıt.”
- David Walliams
“Kazuo Ishiguro öyle tuhaf ve harika bir roman yazmış ki!.. Benzersiz, okuru esir alan bir roman.”
- David Sexton, Evening Standard
Gömülü Şamdan – Modern Klasikler 65
Süleyman'ın tapınağından çıkan, Yahudilerin kutsal emaneti yedi kollu şamdanın 455 yılında Roma'yı yağmalayan Vandalların eline geçmesi, kentin Yahudi cemaatinde şok etkisi yaratır. Cemaatin yaşlıları, olan biteni gelecek kuşaklara aktarması için o sırada yedi yaşında olan Benjamin'i de yanlarına alarak kutsal Menora'yı denizaşırı yolculuğuna uğurlarlar. Seksen yıl sonra aynı Benjamin, şamdanı Yahudilere geri vermesi için İmparator İustinianos'a yalvarmak üzere Bizans'a gider. İustinianos'un Kudüs'teki bir Hıristiyan kilisesine gönderdiği şamdan, orada kaybolmuştur. Ancak Zweig Gömülü Şamdan'da söylenceye bir gün yeniden kavuşma umudu barındıran bir final atfeder.