Gorıot Baba Fotoğraflı
Balzac’ın dehasının doruğundayken kaleme aldığı Goriot Baba, aşk, nefret, iktidar hırsı, sınırsız ihtiras gibi saplantılı duyguların romanıdır aslında. Yaşlı Goriot, Paris’te tutunmaya kararlı genç Rastignac ve şeytani Vautrin’in hikâyesini anlatır. Bir babanın, kızları için bulunduğu özverilerin derin bir ıstıraba dönüşmesinin yanı sıra iktidar, güç, para ve umursamazlık sarmalının doğurduğu “burjuva trajedisi”ne odaklanır.
Gerçekçilik akımının başyapıtı sayılan eser, büyük yükseliş ve düşüşlerin yanı sıra renkli karakterleriyle, Restorasyon dönemi Paris’inin toplumsal hayatına gerçekçi yaklaşımıyla ve Balzac’ın anlatım ustalığıyla dünya edebiyatının kült romanları arasında yer alır. Goriot Baba, Balzac’ın anıt yapıtı “İnsanlık Komedyası”nın ilk kitabıdır.
Türkiye'den 20 çağdaş fotoğrafçı Can Klasikleri’nin bu özel dizisi için 20 kitabın kapak fotoğrafını özgün yorumlarıyla hazırladı.
Görmek – Kırmızı Kedi Yayınevi
Saramago, hiciv ile alegoriyi derin bir kavrayış ve keskin bir görüyle harmanladığı, o muazzam dil cambazlığıyla devamlı eşeleyerek zihnimizde karıncalanmadık yer bırakmadığı bu unutulmaz eserinde, hamaset denen düşünce fukaralığının ve onun kovuklarında yuvalanan güç saplantısının ipliğini pazara çıkarıyor. Fars hiç bu kadar trajik anlatılmamıştı.
Görünmez Adam
Bir kış günü, tepeden tırnağa sımsıkı giyinmiş bir yabancı, uzak bir İngiliz kasabasına varır. Kaldığı handa, bilimsel deneyler yaptığını söyleyerek kendini odasına kilitleyen yabancı, tuhaf hareketleriyle şüpheleri üstüne çeker. Kasabalıların giderek artan merakı ve baskısı, yabancının sırrını ortaya çıkaracak ve ölümcül bir korku sürecinin başlamasına sebep olacaktır.
Bu grotesk macera, anti-kahramanının yaşadığı psikolojik değişimlerle, hikâye boyunca hiç düşmeyen gerilimiyle, yazıldığı günden bu yana hiç eskimedi ve bilimkurgu klasikleri içinde hak ettiği yeri aldı.
“Adamın gündüz vakti dışarı çıktığı nadirdi... ama alacakaranlık çökünce, hava soğuk olsa da olmasa da tepeden tırnağa sımsıkı giyinip, kimseye görünmeden handan çıkıyor ve en ıssız, en bol ağaçlı ve banklı sokaklardan geçiyordu. Evlerine gitmekte olan birkaç işçi, yabancının şapka kenarının altından görünen iri gözlüğünün ve tuhaf şekilde sargılanmış yüzünün karanlıkta bir anda beliriverdiğini görünce ürktüler...”
Görünmez Adam – İş Bankası Kültür Yayınları
Görünmez Adam, yeni bir yüzyılın eşiğinde bilimsel gelişmelerin insanların hayatlarında ve inanç sistemlerinde büyük değişimlere yol açtığı 1897 yılında yayımlandı. Baştan ayağa sarınıp sarmalanmış garip bir adam, İngiliz taşrasında bir hana yerleşir ve yöre halkında büyük bir merak uyandıran gizli deneylerine başlar. Ancak bu parlak bilim insanının çalışmaları geriye dönüşü olmayan sonuçlar doğuracaktır. Wells, insanda içkin olan yozlaşma potansiyeline; bilimin kontrolden çıkmasının ve insanın eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmamasının yol açabileceği tehlikelere işaret eder.
Gözlerini Haramdan Sakın
Gözlük 1 Ciltli
Müzik dinler, söyleyemeyip ağzına mühürlediği kelimeleri parmak uçlarından bloguna aktarırdı. Yağmurlu bir günde söylenen bir ezginin ardına yaslanmış yorgun ruh ile o gün tanıştı. Ruhu kaybetmişti ama kalbi kazanmaya hazırdı.
Birçok insana göre, sıradan bir hayatı vardı Ege’nin. Sosyalleşme adına yaptığı her şey elinde patlamış ve kendini birdenbire kaybedenlerin tarafında bulmuştu. Okulunda farklılıkları yüzünden sevilmeyen, dışlanan, alay edilen Gözlük'ün tekiydi. Arkadaşı yok muydu? Evet, bir tane vardı. "Bu kadar melankoli insana zarar verir," diyerek başlayan, "Sorma! Çarkıfelek izlerken bile ağlıyorum!" ile devam eden bir internet arkadaşlığıydı onunki.
Bir yaz tatilinin başlangıcında, arkadaşlığı, umudu, âşık olmayı öğreneceği bir maceraya atıldığının farkında olmadan takıldı Tuğçe’nin peşine. Okulun yaz kampı, beraberinde tüm soru işaretlerini de getirdi. Aylardır internetten konuştuğu Heiley17 isimli kullanıcının da aynı kampta olduğunu öğrendiğinde, kovalamaca ve oyunlar başlamış oldu.
Peki, Heiley17 kimdi ve neden saklanıyordu? Kalbi ejderhanın ateşinde mi atacak, yoksa kırgın bir yüreğe merhem mi olacaktı?
Ona yazmak, durduk yere gelen ağlama isteği gibiydi.
Gözlük 2 Ciltli
Kısa zamanda çok şey yaşandı ve bitti. Uğurlarına kurulan cümleler tükenmeden, gözlük yere düştü. Savruldu, parçalandı. Sonbahar yaklaşırken, küçük bir kızın iç çekişine, bir aracın siren sesine saklandı boğaz acıtan çığlıklar. Umudu arayan kalpler, sevgi ve arkadaşlık bağlarını tutan incecik iplere sardı titrek parmaklarını.
Gözlüğün camları kırılırken, nice kalpler de kırıldı beraberinde. Ateş düştü. Yaktı, kavurdu. Buhar oldu, havaya karıştı. Sonra herkes ateşi soludu. Bazen ciğerler yandı, bazen soğuk bedenler ısındı.
Kaybedişin boğazları düğüm düğüm ettiği bir gün, rüzgâr saç telleri ile dans ederken sarıldılar birbirlerine.
Sonra bir gün seçtiler kendilerine.
Onlar, sevilmeyeni sevdiler.
O güne ise, Lacivert Pazartesi dediler.
Gözlük 3 Üç Nokta Ciltli
''Kendimizi sürüklemesine izin verdiğimiz melankoli rüzgârı, sabahları hep iç çekerek uyanmamıza neden oluyor.''
Zaman akıp giderken zihin olgunlaşmak, kalp ise geçmişe dönmek istiyordu. Her şeyin başladığı o yere, kamp alanına...
Ege, bu kez şansın kendi tarafında olduğunu düşünüyordu. Geçmişe dönecek ve tüm hikâyeyi kendi istediği gibi yeniden yazacaktı. Ama bilmediği bir şey vardı; yanında olan, kötü şansın ta kendisiydi.
Ortaya çıkmak istemeyen bir sırrı vardı alev soluyan ejderhanın. Ve bu alevler ya Ege'yi yakacaktı ya da Heiley17'nin yorgun kalbine düşüp kavuracaktı onu. Doğru kararı almak ise gitmek ile kalmak arasındaki çaresizlikten başka bir şey değildi. O, sonsuz sevgiye inandı ama hayal kırıklığı cellatları da peşini bir türlü bırakmadı. Ege'nin kamp alanına yeniden taşınan macerası boyunca öğrendiği sır ve yetişkin olma çabası Heiley17 ile onu bir arada tutan ipin kopmasına mı neden olacaktı yoksa kaderleri çok daha öncesinden belirlenmiş miydi?
Geleceği düşünen bir zihin, daha ne kadar Üç Nokta koyabilirdi kurduğu cümlelerin sonuna?
Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal
Çukurova’nın verimli topraklarından çıkıp, memleketinin doğasını, kokusunu; kartalını, ölmez otunu; emekçi insanını ve o insanların zulme karşı verdiği mücadelenin haklı onurunu tüm dünyaya destansı bir dille anlatan bir “edebiyat mucizesi!”
Türk Edebiyatı’nın güçlü kalemi Zülfü Livaneli, gelmiş geçmiş en büyük ustasını, kırk dört yıllık dostunu, yoldaşını; “Yaşar Abi”sini anlatıyor.
Yaşar Kemal kendi edebiyat kuramını ilmek ilmek oluşturup doğduğu kentten başladığı yazın hayatında dünya insanına ulaşarak varıyor zirveye. Epopelerden, Anadolu efsanelerinden, mitoslardan, ağıtlardan aldığı ilhamını kusursuz betimlemeleri, insan psikolojisinin en derinine inen sezgisi ve gerçekçi kurgusuyla taçlandırıyor. Dramı değil trajediyi yaşatıyor zihinlerde. Homeros’un, Karacaoğlan’ın, Cervantes’in, Çehov’un, Dadaloğlu’nun açtığı yollardan gidiyor. Ve Anadolu dağlarında bir ateş yakıp tüm dünyayı aydınlatıyor.
“Yaşar Kemal’i düşündüğüm zaman aklımda deli deli türküler dolaşır” diyor Livaneli. Stockholm’ün karlı caddelerinde, Paris’in geniş meydanlarında ve İstanbul’un belki her sokağında söyledikleri türküleri yazıyor satırlarına. Ülkenin faili meçhullerle, terörle, sansürle kuşatıldığı en karanlık dönemlerde ve hatta sürgün yıllarında bile Yaşar Kemal’in umut dolu yüreği ayakta tutuyor çevresini.
Kalbi ve kalemi her zaman dostluktan, kardeşlikten, barıştan yana olan; Sait Faik’in “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” dediği, “edebiyat mucizesi” Yaşar Kemal bir dost kalemiyle bir kez daha varıyor ebediyete.
Grındelwaldının Suçları
Güçlü karanlık büyücü Gellert Grindelwald, Newt Scamander’ın yardımıyla New York’ta yakalanmıştı. Ama Grindelwald dediğini yaparak kaçar ve destekçilerini bir araya getirmek için yola koyulur; bunların pek çoğu Grindelwald’ın gerçek planlarından habersizdir, Grindelwald’ın asıl niyeti büyüdışı varlıklar üzerinde hâkimiyet kurmak için safkan büyücüleri başkaldırmaya teşvik etmektir. Albus Dumbledore, Grindelwald’ın planlarına engel olmak için eski Hogwarts öğrencilerinden biri olan Newt Scamander’ı görevlendirir, Newt karşısına çıkabilecek tehlikelerin farkında olmaksızın ona yardım etmeyi bir kez daha kabul eder. Büyücüler dünyası gitgide bölünürken, en sahici arkadaşlar arasında ve aile içinde bile sevgiyle sadakat sınanacak ve herkes tarafını seçecektir.
Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları uluslarası çoksatan Harry Potter kitaplarının yazarı J.K. Rowling’in yazdığı, beş filmden oluşacak bir film serisinin ikinci filminin senaryosudur. Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?’da yaşananlardan birkaç ay sonra 1927 yılında New York’tan Londra’ya, Paris’e, hatta Hogwarts’a taşınan bu gizemli ve sihirli hikâye, büyücüler dünyasında olağanüstü yeni bir bölümü ortaya seriyor.
Gugukkuşu
“Bu dünya… güçlülerin dünyası arkadaş! Var oluş ritüelimizin temelinde, güçlünün zayıfı yutarak daha da güçlenmesi yatıyor. Buna göğüs germeliyiz. Doğrusu da bu zaten. Doğal dünyanın bir kanunu olarak kabul etmeyi öğrenmeliyiz bu gerçeği. Bir tavşan bu ritüelin içindeki rolünü kabullenir ve kurdu güçlü beller. Kurt yakınındayken tavşan kendini savunmak için sinsileşir, korkaklaşır, atikleşir, kendine delik kazar ve saklanır. Böylece sebat eder ve hayatını sürdürür. Yerini bilir. Kurda asla ve asla meydan okumaz.
Akıllılık olur mu hiç öylesi?
Söylesene, olur mu?”
Amerikalı yazar Ken Kesey’nin en önemli eseri kabul edilen ve aynı isimle sinemaya uyarlandığında büyük ses getiren Guguk Kuşu, en kısa tabirle, bir düzene başkaldırma hikâyesidir. Akıl hastanesindeki mahkûmlar onca yıldır kendilerine dayatılan düzeni açıkça sorgulamaya başladıklarında her şey hızla değişime uğrayacaktır...
“Muhteşem bir ilk roman… İnsanın içindeki iyilik ve kötülüğe dair sağlam, samimi bir hikâye… Kesey’nin bu kitabı, orta düzeyde kültürlü bir toplumun ‘kurallarına’ ve bunları dayatan görünmez ‘hükümdarlara’ karşı atılan bir başkaldırı çığlığı niteliğinde.”
Time
Gül Ağacı Sana Benzer
Gül Yetiştiren Adam
Anadolu'nun bir taşra kentinden Yeni Dünya'nın metropollerine kadar uzanan bir coğrafyada kaynaşan insanımız. Modernleşmiş olanlarla kişiliklerini koruma çabasıyla bunun dışında kalanlar. Her iki kesitte yaşayan insanların kendi kendileriyle gerek çevreleriyle olan çatışmalarından doğan dram.
Eksik kalmış aşklar, eksik bırakılmış eylemler. Bu kitabı okurken Batı kültürünün baskısı ile çaresiz bırakılmış insanımızın bocalayışını, gizli protestolarını ve gizli kabullenişlerini göreceksiniz. Rasim Özdenören'in üslubunu sevenler, bu kitapta onun başlıca özelliklerini birarada bulacaklar.
MEB tarafından okullarda tavsiye edilen kitaplardan olan Gül Yetiştiren Adam, yeni baskısıyla raflarda yerini aldı.
Güle Güle Öğretmenim
Bay Terupt'un beşinci sınıfında birbirine bağlanan yedi arkadaş artık sekizinci sınıftalar. Çok sevdikleri öğretmenleriyle iki haftada bir de olsa rehberlik dersinde bir araya gelmekten heyecan duyan çocuklar, yılı mümkün olduğunca unutulmaz kılmak için birbirlerine söz verirler.
Diğer yandan hayat devam etmektedir, bazen acı bazen tatlı ama kimsenin sözüne bakmadan… JEFFREY üst düzey güreş yapmak istiyor ama ne pahasına? Annesiyle aynı kanser genini taşıyabileceğinden endişelenen ALEXİA test yaptırır ancak sonuçlara bakmaktan korkar. Yakında evlenecek annesi tarafından ihmal edildiğini düşünen ve Jeffrey'nin umursamazlığıyla yaralanan ANNA duygularını ne kadar bastırabilecektir? İnişli çıkışlı devam eden şeker hastalığı DANİELLE'ın hayatını yeterince zorlastırmaktadır ancak Luke'la lizlenen aşkı mıdır asıl zor olan? LUKE karmaşık ödevlerle uğraşmaktadır ama ödevlerin hiçbiri Danielle'a ondan hoşlandığını belli etmekten daha karmaşık değildir. Babasının dönüşü konusunda endişeler taşıyan JESSİCA tüm yüreğini şiir yazmaya adar. Bu arada Bay Terupt’ın ihanetine uğradıklarını düşünen PETER öfkesini yenebilecek midir? Rob Bueya Güle Güle Ögretmenim’de yine hayattan kesitler sunuyor; zorlukları, karmaşayı, vedaları anlatıyor, hayatla nasıl baş edebileceğimizi de! Dostluk, yardımlaşma ve tabii ki sevgiyle.
Güllerin İhaneti – Yıldızların Laneti 2.Kitap Ciltli
“Burada güller, aşkı değil ihaneti simgeler.”
Sirius Halkı!
Atalarımın yüzyıllar önce kurmuş olduğu Sirius İmparatorluğu’nun başına geçtiğim ilk günden itibaren bu ülkeyi onurumla
yönetiyorum. Refah ve huzur içinde olan ülkemiz, tanrıların çocuklarımızı lanetlemesiyle birlikte yıllardır bir kâbus yaşıyor.
Çocuklarımızı bu lanetten kurtarmak ve ülkemizi tekrar huzura kavuşturabilmek için verdiğimiz mücadelede imparatorluğumuzun
tek vârisi ve prensesi olan kızım, Victoria Sirius, kaçırıldı.
Alexander Brown, vârisimizi geri getirmek için yaptığı çalışmalar sırasında kendilerine Hamal Birliği adı veren bir örgütün izlerine
rastladı. Kızımı kaçıran bu örgüt, sizlerin çocuklarını da kaçırmakla kalmayıp lanetlerini kullanmaları için beyinlerini yıkayarak kendi çocuklarımızı ülkemiz için bir tehdit olarak kullanmak istiyor.
Bu yaptıklarıyla imparatorluğumuza savaş açmış kabul edilen Hamal Birliği’ne ve siz değerli halkıma sesleniyorum. Ülkemizin tek vârisi ve prensesi olan kızım Victoria Sirius’un en yakın zamanda saraya teslim edilmesini emrediyorum! Emirlerime karşı gelen ve lanetini kullanmaya çalışan her kim olursa olsun, yaşına ve nereden geldiğine bakılmaksızın, derhal idam edilecektir!
“Ben bugüne kadar sadece seninle olan anılarıma tutunarak hayatta kaldım.
Seninle kurduğum hayallere inanarak ölülerden oluşan bir adada silbaştan bir hayat
yarattım! Sen olmadan bile bu kadar şey başarmışken sen yanımdayken nasıl kaybedebilirim?”
Gülün Adı
"Gülün Adı" adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen İtalyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilimadamı. İtalya'da, Bologna Üniversitesinde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi; filozof, estetikçi, ortaçağ uzmanı ve James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri.
Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var.
Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte "Gülün Adı" kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü.
Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı. Bu ünlü romanı İtalyanca aslından başarıyla Türkçeye çeviren Şadan Karadeniz'in titiz ve uzun çalışmasını da burada hayranlıkla belirtmemiz gerekiyor. Umberto Eco'nun yayınlarımız arasında çıkan ikinci dev romanı "Foucault Sarkacı" da, "Ortaçağı Düşlemek" adlı deneme kitabı da yine Şadan Karadeniz'in çevirisi...
Gümüş Patenler
Mucize denilen şey beklenmedik bir anda ortaya çıkar. Kalbi iyilikle dolu olan kişilerin önünde birdenbire güzel fırsatlar belirir. Bazen yabancı olarak nitelendirdiğimiz insanlar hayatımızın bir parçası oluverirler. Ve bazen de aile bireylerinin birbirlerine olan bağlılığı ve sevgisi kaderin en zalim cilvelerinin bile üstesinden gelebilir.
Gümüş Yürek 1: Kayıp Dünyanın Başlangıcı
“Ben Eira Morwen, dönmenin bir yolunu öğreneceğim. Ancak her şeyini bilirsem büyüyle ve korkunç canavarlarla dolu bu dünyanın girişini de çıkışını da bulabilirim.”
Çevresindeki ağaçlar aynı gözükse de aynı değildi. Uzaktaki dağlar bildiğinden daha soğuk, aynı hissettiren rüzgâr tanıdığı rüzgârdan çok başkaydı.
Kış Bayramı’nı geçirmek için Gümüştepe’ye giden Eira, yaptıkları yürüyüş sırasında kardeşi ile ayrı düşmüş ve kendini bambaşka bir dünyada bulmuştu. Uzun yıllar önce insanlara unutturulan büyü, burada olduğu gibi duruyordu. Eira’yı ise uzun, zorlu ve tehlikeli bir yolculuk bekliyordu.
“Bana her şeyi anlat. Bana dünyanızla ilgili her şeyi, en küçük detayına kadar anlat.”
Gün Olur Asra Bedel – Ketebe Yayınları
Bazen “gün uzar yüzyıl olur”. Bir güne kaç hatıra, kaç deneyim, kaç hikâye sığdırılabilir? Söz konusu olan uzun bir yolculuksa, sayısız... Yeri doldurulamaz bir geçmişi paylaştığı dostunun cenazesini taşıyan Yedigey’in yolculuğu, bütünüyle hayatı soruşturan bir yolculuk olacaktır elbette. Uzak hatıralardan söylencelere, acılı ölümlerden basit mutluluklara, maddi yoksulluklardan manevi zenginliklere, geçmişin özünde ve kıyılarında dolaştıran bir yolculuk…
Cengiz Aytmatov bu romanında, insanın en zayıf ve en güçlü, en özgür ve en bağımlı, en çok seven ve en kolay vazgeçen yanlarını derin ve çarpıcı bir dille anlatırken tıpkı bir madalyonun diğer yüzünü çevirir gibi içimizdeki “öteki”yi gözler önüne seriyor.
Günden Kalanlar
Bir roman düşünün ki asıl anlattığı, tek bir satırında dahi geçmeyen duygular, umutlar, hayal kırıklıkları, özlemler olsun. Kazuo Ishiguro’nun benzersiz tarzını en iyi ortaya koyduğu eserlerinden biri olan Günden Kalanlar böyle bir roman...
İngiliz malikanelerinin ihtişamını yitirdiği dönemin son büyük başuşaklarından biridir Stevens. Amerikalı yeni işvereninin arzuladığı düzeni kurmak için birlikte çalıştığı eski kahyayı ziyaret etmeye karar verir ve İngiliz taşrasında bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca karşılaştığı manzaraların ve insanların yarattığı izlenimler anılarıyla ve mesleğinin gereklerine dair düşünceleriyle birleşerek, özenle bastırdığı duygularını ortaya sererken, hayatını idealleri uğruna harcayan Stevens basmakalıp fikirleri ve saplantılarıyla okurun kalbini fetheden eşsiz bir kahramana dönüşür.
Dokunaklı bir dramın özündeki komiği okura yaşatmayı başaran Günden Kalanlar, edebiyat tarihinin köşetaşlarından biri.
“Katman katman açılan, büyüleyici bir roman.”
- The New York Times
“Okuru fark ettirmeden sarsan, parlak bir roman.”
- Newsweek
“Bir yazarın varabileceği en yüksek mertebe... Hayranlık uyandıracak derecede cesur ve bütünlüklü bir anlatı.”
- The New York Review of Books
Gündüzsefası
Güneş Batarken
Savaş sonrası Japonyası'ndaki kültürel yıkımının toplumsal izdüşümünü ve bireyin kalabalıklar karşısında giderek yabancılaşarak insani değerlerini yitirişini ustalıkla işleyerek tüm zamanların en çok okunan eserlerine imza atan Osamu Dazai, yaşamına son vermeden kısa bir süre önce kaleme aldığı Güneş Batarken'de, soylu bir ailenin parçalanma ve umutsuzca çırpınma hikâyesine ayna tutuyor.
Ailenin her bir üyesi kişisel açmazlarının farklı yönleriyle boğuşurken, Dazai İnsanlığımı Yitirirken'in unutulmaz başkarakteri Yozo'yu anıştıran erkek karakterleri geri plana atarak sözü bu kez, dönemin kemikleşmiş ahlaki değerleriyle mücadele etmek ve bireysel kurtuluşa ulaşmak için toplumsal fayda üretmeye yönelen kadınlara veriyor. Şehir ve taşra hayatının dayattığı gündelik pratiklerle kuşatılmış bireylerin makûs talihleriyle imtihanı, Dazai'nin keskin analizleriyle okura canlı bir toplumsal panorama vaat ediyor.
Güneşten Sonra
Günler Akıp Giderken 8
Baharlar, kar taneleri ve güneş ışınları! O ışınlar çiçeklere ve kar tanelerine vuruyor, simli ışıltılar oluşturuyordu. İşte böylesi bir doğa görüntüsü içinde dedemle konuştum, anlattım, tüm duygularımı paylaştım onunla. Unutulmaz bir zaman dilimiydi benim için. İşte böyle. Ve sonra... Arkadaşlar. Gırgır, şamata. Bu da hayatın başka bir yüzü. Sabah dedemle geçmişti ve bambaşka düşünceleri yaşamış, öğleden sonraysa arkadaşlarla gelecek üstüne, bizden sonraki kuşak üstüne, çocuklarımız üstüne eğlenceli konuşmalar yapmış, gülmüş, eğlenmiştik. Ölüm ve doğum. Geçmiş ve gelecek. Tıpkı kar taneleri ve baharlar gibi... Hayatımızı oluşturan değişik renkler. Bitmedi! Bir de ofiste yaşananlar var. Dedim ya, süperstar gibiyim, diye. Dün sabah ofise geldiğimde ne göreyim! Masam çiçekler içinde. Ve bir not, "Tanrının verdiği en güzel hediye. Tadını çıkar." Ve altında tüm çalışanların imzaları. Kutlamalar, iyi dilekler. Çok, çok hoştu. İşte sayende yaşananlar, sevgili bebiş. İstersen artık bize ‘iyi geceler yedi cüceler’ diyelim ve uyuyalım. Ne dersin?..
Gurebahane-İ Laklakan – Gariban Leylekler Evi – Türk Edebiyatı Klasikleri 40
Ahmet Haşim’in 1921-1927 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde çıkan yazıları arasından seçilen 29 denemenin yer aldığı Gurebahane-i Laklakan 1928 yılı Eylül ayında yayımlanmıştır. Alaturka ve alafranga saat sistemlerinden modaya, kadın ve erkeğin bedensel estetiklerinden sonbahar şiirlerinin değerlendirilmesine kadar çok farklı konuları ele alan denemelerin ortak yanı son derece usta bir kalemin, her cümlede fark edilen yazıya hâkimiyeti ve üslupta gizli olağanüstü ince alaycılığıdır.
Gurur Ve Önyargı
Jane Austen’ın hayattayken yayımlanan dört romanından ikincisi Gurur ve Önyargı, hiç tartışmasız İngiliz edebiyatının en kalıcı popüler klasiklerinden biridir. Cahil anne, kayıtsız baba ve anne Bennet’ın hepsinin de evlendiğini görmeyi çok istediği birbirinden farklı beş kız çocuğundan oluşan Bennet ailesinin hikâyesini anlatır. İngiltere kırsalında 19. yüzyıl başında geçen romanın ana konusu, Bennet’ların ikinci en büyük kızları Elizabeth’e ve onun yakışıklı, zengin ama nefret uyandırıcı biçimde gururlu Bay Darcy ile çalkantılı ilişkisine odaklanır. Roman her ne kadar birçoklarınca tarihsel bağlamdan yoksun olmakla eleştirilse de, Austen bütün incelikleri, görgü kuralları ve kendine özgü kültürüyle, 19. yüzyılın hızlı değişimi içinde geride çok az iz bırakan, Sanayi Devrimi öncesi “Regency dönemi” hayatını tüm yönleriyle anlatır. Austen aynı zamanda bu dünyayı, dar gurur ve önyargıları çerçevesinde, şaşmaz bir doğruluk ve hicivle betimlemeyi başarır.
“Bay Bennet hazırcevaplık, alaycılık, ihtiyatlılık ve kaprisliliğin o kadar tuhaf bir karışımıydı ki, karısı yirmi üç yıldır onun karakterini çözebilmiş değildi. Karısının zihnini tanımaksa daha kolaydı. Aklı kıt, bilgisiz ve sağı solu belli olmayan bir kadındı o. Hoşnutsuz olduğu zamanlarda, sinirlerinin zayıf olduğunu sanırdı. Aklı fikri kızlarını evlendirmekteydi, ziyaretler ve haberler de avuntusuydu.”
Gurur Ve Önyargı – Hasan Ali Yücel Klasikleri 1
Jane Austen (1775-1817): Sadece kırk iki yıllık, gözden uzak ve sade yaşantısına karşın yazdıklarıyla "roman tarihinin ilk büyük (ve sahici) kültü" olmayı başaran bir 19. yüzyıl romancısıdır. Sayısız TV ve sinema uyarlamalarının yanısıra tüm "satış / okunma" anketlerinin de gösterdiği üzere, yazarın 1813’de yayınlanan ikinci romanı Gurur ve Önyargı tüm zamanların en sevilen romanlarının başında gelir. Bu da, sanırız, Austen’in, dünyanın pek çok yerinde geleneklerin kadına biçtiği "en iyi gelecek" rolüyle kadınların aşklarını seçme hakkı arasındaki gerilimi "mizah, zeka ve sevecenlik"le yansıtmasından kaynaklanmaktadır. Hamdi Koç (1963): İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Hokka dergisinin yayın kurulunda bulundu. 1992'de Çocuk Ölümü Şarkıları'ndan başlayarak hemen her yapıtıyla dikkat çeken Hamdi Koç'un o tarihten bu yana beş romanı yayımlandı. Eserlerini çevirdiği yazarlar arasında Shakespeare, Faulkner, Beckett ve Joyce yer alıyor.
Gurur Ve Önyargı – Klasik Kadınlar
Dünya edebiyat tarihinin en sevilen romanları arasında yer alan Gurur ve Önyargı, yayımlandığı ilk günden bu yana kapsamlı karakter betimlemeleri ve barındırdığı zekâ parıltısıyla eleştirmenlerin takdirini topladı. Austen sayısız uyarlaması yapılan bu en bilinen romanında İngiliz soylularını ve değer yargılarını eleştirirken, döneminin kadınlarına zengin birer eş bulma heveslerinin beyhudeliğini ve bunun bir statü göstergesi olamayacağını ispat etmeye çalışır.
Taşralı beyefendi Bay Bennet’in evlenmeyi bekleyen beş kızından Elizabeth Bennet ve Bay Darcy’nin aşkı, iki gencin gururları ve önyargıları arasında filizlenmeye çalışırken; âşıklar da “iyi bir evlilik” hedefleri ve duyguları arasında bocalayacaktır.
Güzel Dünya Neredesin?
Alice ve Eileen, farklı şehirlerde yaşayan, otuzlarına yaklaşan iki arkadaş. Roman yazarı Alice, flört uygulaması sayesinde bir depo işçisi olan Felix’le tanışıp yakınlaşır. Eileen ise sona eren ilişkisinin yaralarını sarmaya çabalarken bir yandan da çocukluk arkadaşı Simon’ın çekimine kapıldığını hisseder. Alice ve Eileen ilişkiler, sanat, edebiyat ve günbegün belirsizleşen gelecekleri hakkında yazışırken hem arkadaşlıklarını hem de hayata bakışlarını sorgulamaya başlarlar. Zira aşklarına, kalp kırıklıklarına, günü yaşamaya ve muhabbetlerine tepelerinden ayrılmak bilmeyen bir bulut eşlik eder. Karanlıktan önceki son durak mıdır bu? Güzel bir dünyanın varlığına inanmanın bir yolu var mıdır? Sally Rooney insan doğasını kavrayışındaki yeteneğini bir kez daha samimi ve yalın bir dille gözler önüne seriyor. “Güzel Dünya, Neredesin? Rooney’nin şimdiye dek yazdığı en iyi roman. Mizahi ve zeki diyaloglarıyla, birbirleriyle çaresizce bağ kurmaya çalışan karakterleriyle muhteşem bir eser.” Brandon Taylor, The New York Times Book Review “Yazarın yeteneğini gözler önüne seren bir eser. Diyaloglar asla aksamıyor, nesri sayfayı yakıp kül ediyor.” Anne Enright, The Guardian
Güzel Günlerin Habercisi
“Sadece yıkıcı kayıp yaşayan biri ait olacağı, değer göreceği bir yuva, bir yer bulmanın değerini anlardı.”
New York Times çoksatan yazarı Debbie Macomber’dan samimi ve ilham verici bir roman! Ailesini kaybetmiş bir kadın olan Hope ile savaşta aldığı fiziksel ve ruhsal yaraları iyileştirmeye çalışan Cade’in kendilerine yepyeni bir hayat kurma hikâyesi bizlere umutlarımızın her zaman ikinci bir şansı hak ettiğini anlatıyor.
İkiz kardeşinin ölümünün ardından yeni bir başlangıç yapmaya ihtiyaç duyan Hope, sakinliğiyle bilinen Oceanside’a yerleşmeye karar verir. Bu huzur dolu sahil kasabasında hem öğretmenlik yapacak hem de kayıplarıyla yaşamayı deneyecektir. Yeni hayatına kolayca uyum sağlasa da hâlâ eksik bir şeylerin olduğunu hissetmektedir. Ta ki ev sahibi onu bir hayvan barınağında gönüllü olmaya ikna edene kadar... Hope burada saldırgan ve çaresiz köpek Gölge ile tanışır ve ona yeni bir hayat sunmak için olanca şefkatiyle elinden geleni yapar. Barınakta çalışan bir diğer gönüllü Cade ise Afganistan’daki savaştan ağır hasarlarla dönmüş mutsuz bir askerdir. Geçmişte yaşadıkları nedeniyle ilişki kurmakta zorlanan Cade pek arkadaş canlısı değildir ve Hope’tan uzak durmaya kararlıdır.
Cade ve Hope yaralarına rağmen kalplerini cesaretle açıp daha güzel bir geleceğin önündeki engelleri aşabilecekler mi?