Amaç
200’ün üzerinde üniversite ve işletme fakültesinde ders kitabı olarak okutulan ve yöneticilerin elinden düşmeyen iş ve aşk romanı Yönetim danışmanı ve imalat yönetimi uzmanı Dr. Eliyahu M. Goldratt’ın Kısıtlar Teorisi’ni ortaya attığı kitap. "Bu teori, teslimatta gecikme ve düşük gelir problemleriyle mücadele eden işletmeler için ikna edici bir çözüm sağlıyor."
- Harvard Business Review
Amaç kapanmak üzere olan bir fabrikanın üretim müdürü olan Alex Rogo’nun hikâyesini anlatıyor. Karmaşık üretim yönetimi sorunları, art arda ortaya çıkan darboğazlar, iş ortamındaki çekişmeler, iş arkadaşları dayanışması, global rekabet, rakiplerin kurnazlıkları, yönetim kurulu toplantıları, iş ve yaşam dengesini kurma problemleri... İmalat ortamında harikalar yaratan isimsiz kahramanların bu pek yakından tanıdığı kaosu yönetmek mümkün mü? Peki ya Julie? Julie ve Alex ne olacak? "Fabrika ortamı roman konusu olamazmış sanılabilir; ancak bu kitap çok başarılı."
- Tom Peters
Seyir
Seyir eden misin, seyreden mi bu alemde?
Eksikliğin boş gözleriyle büyümüştü Mina...
Küçük bir kızken bunu ilk fark ettiğinde, şaşırmıştı; olmayan her ne ise kalbinin orta yerinde, orada bir oyuk oluşturmuştu sanki.
Bozuktu. Defoluydu. Büyüdü, genç bir kadın oldu ve bir karar verdi; Madem eksiğim ben, bu eksikliği kapatacak olan malzeme başkalarında olmalı.
Onların sözleri, onların ilgisi, onların tanımları, onların yorumları…
Aşklar da oldu yaşamında, kırgınlıklar, savruluşlar da... Kaybetti, ama yıkılmadı yeniden ayağa kalktı.
Bir sergi açılışında Celal ile göz göze geldiği ilk an, bir tokat patlamıştı sanki yüzünde.
Deli gibi çarpan kalbinin sesini duyuyor, bu gergin ama bir o kadar da gizemli erkeği izlemekten kendini alamıyordu.
Mina, onu kendi dönüşümüne götürecek
uzun bir yolculuğa çıkmaya hazırdı artık!
Madagaskar’da Mavi Bir Düş
Dede Korkut Hikayeleri
Dede Korkut Kitabı Türk dilinin bir şaheseri olarak Türk töresi etrafında bir insanı milli ve manevi değerlerle donatmaya kafidir. Bu esere adını vermiş olan Dede Korkut, Türk’ün efsanevi kişisi, bilge adamı ve ozanların pîri olup destanlar onun tarafından düzülüp koşulmuştur. Hikayeler, öncelikle sözlü edebî ortamda dilden dile aktarılmış daha sonra ise isimsiz kahramanlar tarafından yazıya geçirilmiştir. Orhan Şaik Gökyay mükemmel üslubuyla, Türk milletinin “adı sanı yok olmasın” diye eseri günümüz insanının da anlayabileceği dilde hazırlayarak genç dimağlardaki millî benliği taze tutmayı hedeflemiştir.
Katran Karası
Şimdi Benimsin
İnsan Ne İle Yaşar – Dokuz Yayınları
“Biliyorum ki Tanrı, kullarının ayrı ayrı değil, beraberce yaşamalarını istiyor.
Biliyorum ki insanlar sadece kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünseler de aslında onlara hayat veren tek şey ‘sevgi’dir.
Seven insan Tanrı'ya, Tanrı da seven insana yaklaşır. Sevgiyi var eden sadece odur.”
Dünya edebiyatına Savaş ve Barış, Anna Karenina ve
İvan İlyiç’in Ölümü gibi klasik romanları kazandıran
Lev Nikolayeviç Tolstoy, okurları derinden etkileyen oldukça başarılı kısa hikâyeler de kaleme almıştır.
İnsanlara sevmeyi, anlayışlı ve hoşgörülü olmayı, paylaşmayı, sabretmeyi ve sabrın sonunda mutlaka Tanrı tarafından ödüllendirileceği mesajlarını vermiş olduğu İnsan Ne İle Yaşar? defalarca okunabilecek bu hikâyelerden bazılarını içeren bir koleksiyondur.
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat
Kuma 3 Bir Direniştir Aşk K.kapak
Kaçıp gitmenin imkansız olduğu bir hayata
Tutunmaya çalışan iki kadın!
İki kadını ayakta tutmaya çalışan yıkılmış bir adam!
Adam ilk kadına elini uzattı.
İkinci kadını arkasında bıraktı.
Ezo teslimiyet içinde fısıldadı:
Benim kaderimde sadece ikimiz vardık.
Arkadan bir ses…
Adam kuma karısına döndü. İlk kadını arkasında bıraktı.
Beritan acıyla gülümsedi.
Benim kaderim başkasına aitti.
Adamın elinde bir makas, kadınların boyunlarında birer ip.
Şerwan Eroğlu kimin ipini kesecekti?
Hangi kadının elinden tutup yoluna devam edecekti?
Berdel
Bir kadın, herkes için kendini feda edebilir miydi?
Bir adam, kendini feda eden kadının canını
acımasızca yakabilir miydi?
Sevenler, sevdaları uğruna ailelerini ezip onlara
sırtlarını dönebilir miydi?
Kadın, kendini feda etti.
Adam, kadının canını yakmaya ant içti.
Sevenler, sevdası uğruna herkesi hiçe saydı.
Sonrası mı?
Muazzam bir felaket!
Berdel fırtınası iki aile arasında koptu,
düşmanlığın kuyusunu daha derin kazdı.
Urfa toprakları bir kere daha ölesiye nefrete şahit oldu. Bir kere daha acıyla sınandı. Bir kere daha iç savaşı gördü. Bir kere daha hüznü ağırladı. Bir kere daha sevgiyle bağrına bastı kendine sığınanları…
Hayat İmkansız
Bazen bize sihir gibi görünen şey, yaşamın henüz anlayamadığımız bir parçasıdır…
Grace Winters hayata küsmüş emekli bir matematik öğretmeni. Günlerini televizyon izleyip kitap okuyarak, beyninin körelmemesi için bulmaca çözerek geçiriyor. Bir zamanlar üstüne titrediği bahçesine bile ilgisini kaybetmiş. Yalnız, yapayalnız hissediyor.
Yıllardır görmediği ve haber almayı beklemediği bir arkadaşının ona bir Akdeniz adasındaki köhne evini miras bıraktığını öğrenince, Grace bir planı ya da cebinde bir ada rehberi olmadan, aklında sorular ve tek yön uçak biletiyle, kendini İbiza’da buluyor.
"Neden ben? Neden bu ev?" Arkadaşının hayatına −ve ölümüne− dair cevaplar İbiza’nın engebeli tepeleri ile altın kumsalları arasında gizli. Parça parça bulabildikleri ise en uçuk hayal gücünün sınırlarını zorlayacak kadar tuhaf. Ve imkânsız gibi duran bütünü görebilmek için Grace, önce kendi geçmişiyle yüzleşmek zorunda.
Dünya çapında bir yayıncılık hadisesine dönüşen Gece Yarısı Kütüphanesi’nin yazarından umudun ve yeni başlangıçların dönüştürücü gücüne dair enfes bir roman.
"İnsan olmanın en güzel yanlarına nüktedan ve şefkatli bir aşk mektubu." –Benedict Cumberbatch
"Haig’in fantastik bir dünyanın kapılarını araladığı akıl dolu ve dokunaklı romanı, hem bir gizem hem bir aşk hikâyesi. Hayatı tüm zenginliğiyle takdir etmenin mümkün olduğunu gösteriyor." –Guardian
Sessiz Hasta
46 Dİlde 2,5 Mİlyon Okur
Goodreads Yılın En İyİ Gerilim Romani Ödülü
New York Times Çoksatanlar Listesinde 46 Hafta
"Yılın En İyi Kİtaplari" Seçkilerinde Amazon - Publishers Weekly
Sessİzlİğİn Köklerİ Tahmİn Edebİleceğİnİzden Çok Daha Derİnlerde.
Başarılı ressam Alicia Berenson, kocası Gabriel onun için endişelenmesin, iyi olduğunu görsün diye bir günlük tutuyordu. Bu çok sevdiği adam, ondan sebep mutsuz olmamalıydı.
Alicia Berenson, otuz üç yaşında, kocasını suratına beş kez ateş ederek öldürdü. Sonrasında tek kelime bile konuşmadı.
Adli psikoterapist Theo Faber, yıllardır kimsenin başaramadığını başarıp Alicia’yı konuşturabileceğinden emin. Ama olur da başarırsa, gerçeği duymak isteyecek mi?
“Unutulmaz! Hitchcock gerilimi, Agatha Christie kurgusu ve Yunan trajedisinin birleşimi.” Entertainment Weekly
“Sayfalar, çevirirken parmaklarınızın arasında tutuşup yanıyor.” David Baldacci
"Zekice kurgulanmış, sofistike bir gerilim.” Lee Child
Zaman Sandığı
Zamanı Durdurmanın Yolları
Kaç Ömür Gerek, Yaşamayı Öğrenmek İçin?
Tom Hazard’ın tehlikeli bir sırrı var. 41 yaşında sıradan bir tarih öğretmeni gibi göru¨nse de nadir rastlanan bir hastalık yu¨zu¨nden aslında yu¨zyıllardır hayatta. Shakespeare’le aynı sahnede yer almış, Kaptan Cook’la açık denizleri fethetmiş, Fitzgerald’larla içki içmiş. Ama şimdi, tek istediği normal bir hayat su¨rmek. Kimliğini değiştirmeye devam ettiği su¨rece geçmişini geride bırakabilir ve hayatta kalabilir.
Yapmaması gereken tek bir şey var, aşık olmak.
İngiltere’nin en önemli yazarlarından Matt Haig’in bu¨yu¨k övgu¨ toplayan, 37 dile çevrilen ve yakında Benedict Cumberbatch tarafından sinemaya aktarılacak kitabı Zamanı Durdurmanın Yolları, insanın kendini kaybedip tekrar bulmasına dair gu¨zel bir roman.
“Matt Haig insan doğasının aydınlık ve karanlık tarafına aynı ölçu¨de hâkim. ve bu yetisini harika öyku¨ler yaratmak için kullanıyor.”
- Neil Gaiman
“Matt Haig yu¨reğimizi dokuyor. Bu kitabın gu¨cu¨ne karşı koymak zor.”
- Guardıan
“Olağanüstü bir kitap.”
- Stephen Fry
“Bu yılın ve nice yılların en iyi kitabı. Baş döndüren bir okuma. Zaman durdu...”
- Danny Wallace
“Tarihe ve insan doğasına saplantı derecesinde tutkun bir yazardan yaratıcı ve iddialı bir roman.”
- Sunday Express
Ankara Diye İnsanlar Vardır
Bir başka şehri sorun insanlara... Aklınıza ilk gelen nedir diye... Kimisi önce yemeklerini söyler, kimisi kalesini, camisini, gölünü, iklimini... Herkes kendi doğduğu şehrin en güzel yanını anlatır. Oysa Ankara bir “histir”. İlkin değer yargıları ve insanlar gelir aklınıza. Milli Mücadele gelir. İnanç gelir. Umut gelir. Yok oluşun, tükenişin üzerine yeniden doğan güneş gelir. “O” gelir. Mustafa Kemal Paşa. Cumhuriyet gelir. Vefa gelir. Dostluk gelir. Romanlarıyla tanıdığımız Bige Güven Kızılay bu defa doğup büyüdüğü, güzel anılarına ev sahipliği yapan şehrini; “yuvasını” anlatmak için oynatıyor zarif kalemini. Kelimeleriyle Ankara’nın tarihine, mekânlarına, şehrin dokusuna, en çok da insanlarına ışık tutuyor. Çünkü “Ankara bir tavır, bir duruştur, bir görgü, bir hayata bakıştır, Cumhuriyet’in ta kendisidir; işte o yüzden Ankara diye insanlar vardır.”
Gölgelerin Efendisi 14 Son Düello
Son yıllarda pek çok fantastik kitap yayımlandı ama pek azı bu özgün öykünün çekiciliğine erişebildi.
Booklist
Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter serilerinin tadını taşıyan, soluksuz bir macera.
Limelight
Macera devam ediyor...
Kral Duncan ve Prenses Cassandra, Araluen Şatosu’nun güney kulesinde, Kızıl Tilki Klanı’nın kuşatması altındadır. Sör Horace ve Orman Muhafızlarının Komutanı Gilan, eski bir tepe kalesinde düşmanla çevrilmiştir. Ve onları kurtarabilecek tek kişi, Orman Muhafızı eğitimini henüz tamamlamamış olan Maddie’dir. Maddie, Kardeşlik Savaşçıları’nın yardımıyla önce babasını, Gilan’ı ve adamlarını kurtarmaya karar verir. Peki Kral Duncan ile Prenses Cassandra, Kızıl Tilki Klanı tarafından öldürülmeden şatoya ulaşabilecekler midir?
Annemin Kasetleri
Erkeklerin ve çocukların canına kasteden bir lanetin gölgesinde, sadece kadınların hayatta kaldığı bir köyde, mucizevi bir şekilde yaşama tutunan iki çocuğun hikâyesi bu: Yedi yaşındaki ikizler Bayram ve Seyran, anneleri Zêre’nin bir teyp ve kasetlerle yarattığı ritüellerle Tabaa’nın lanetine direnirken, kadınlar köyünün her bir sakini geçmişiyle yüzleşir ve bütün oyun ortada gibi görünse de suçluluk ile masumiyetin kimde kalacağı belli değildir.
Devran Kaya, Annemin Kasetleri’nde, kendi yaşamına dair izleri ilahi ezgilerinin, gizemli atların, tekinsiz fısıltıların, şifalı otların, hurafelerin kol gezdiği bir evrenle yoğuruyor: Olağanüstü fakat aynı zamanda çelişkileriyle insanın olduğu her yere benzeyen, tüm zamanlara ait bir coğrafya burası. Heyecan ve ironiyle dinleyicisine seslenen özgün bir hikâye anlatıcısını müjdeleyen bir ilk roman.
Damdan avluya bakıldığında, insana önce bir piyanonun beyaz tuşlarına basılıyormuş izlenimi veren, sonra öne arkaya hareket edip gittikçe hızlanarak gemileri yutan bir girdaba dönüşen bir çember seçilirdi; bunun tam ortasında duran, başını yıldızlara doğru uzatmış iki çocuğun gözbebekleri, batması muhtemel bu gemiden yardım için göğe fırlatılan işaret fişeklerini andırırdı.
Yarın Yok
Ayşe Kulin Yarın Yok romanında, her zamanki ustalıklı ve sürükleyici üslubuyla bizi bu kez bambaşka bir zamana götürüyor. Günümüzden yüzlerce yıl sonra, Dünya’dayız. Aradan geçen zamanda gezegenimiz bütün doğal kaynaklarını tüketmiş, takvimi sıfırlayan felaket bir savaş yaşamış, hayatta kalan bir avuç insanın özverisiyle nihayet kalıcı bir barışa kavuşmuştur; ancak şimdi yine bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Merkez Şehir Devleti’nin en genç bilim kadınlarından biri olan Mira, uzun zaman önce biyolojik bir silah olarak üretilen Tayro virüsünün formülünün peşinde zamanları aşan büyük bir serüvene atılacak, bu sırada hem aşkı ve dayanışmayı hem de soyağacında yer alan cesur kadınları tanıyacaktır...
Ayşe Kulin’den bugün hafife aldığımız sorunların olası sonuçlarına işaret eden, aynı zamanda kıymetini bilmediğimiz zenginliklerin altını çizen ve umudu asla bırakmamaya çağıran bir roman.
Fahim Bey Ve Biz
Abdülhak Şinasi Hisar’ın “hikâye” dediği romanları, insanın iç dünyasının izini süren, ruhunun derinliklerinde seyreden üslubuyla 20. yüzyıl klasiklerimizdendir. Hisar, özgün diliyle karakterlerini ve hayatlarını inşa ederken onlara hem çok yakın hem çok mesafelidir. Romanlarını vakaların değil karakterlerin etrafında kurgulayan Hisar, zaman ve mekânı geçmişseverlikten ziyade hafızanın temel taşları olarak kullanır.
Abdülhak Şinasi Hisar, ilk romanı Fahim Bey ve Biz’de, Fahim Bey’in sıradan, fakat gelecekten bakıldığında tüm bir dönemin hareket, dönüşüm ve çelişkilerini içinde barındıran hayatını hikâye eder. Geç dönem Osmanlı dairelerindeki bürokratlığı, tüccarlık denemeleri, kimlik arayışları, tutunamayışlarıyla Fahim Bey, edebiyatımızın benzersiz karakterlerindendir
Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları – Ateş
Mardin’de, nedeni bilinmeyen bir yangında Gazeteci Defne Kaman, yanında bir çocukla kaybolur.
Onu aramak için Mardin’e gelen Umay Ninesi ve dostları, Defne Kaman’ın öksüz sığınmacı çocuklara öğretmenlik yaptığı için bir süredir tehdit edildiğini öğrenirler.
Sınır Tanımayan Doktorlar, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve Mardinlilerin katıldığı zorlu arama macerası, bu eşsiz şehirde her adımda karşılarına çıkan Mezopotamya (Mitleri) Efsaneleri eşliğinde, Türkiye’de binlerce yıldır yaşamış insanları birbirine bağlayan hikâyeleri hatırlamalarına yol açacaktır.
Buket Uzuner, 21. yüzyılın önemli sorunu iklim değişikliğini merkeze aldığı “Tabiat Dörtlemesi”nin ATEŞ romanında, kadim geleneklerimizde şimdi unutulmuş ‘tabiata saygılı insan’ modelini günümüze taşıyarak modern bir Türkiye Mitolojisi kuruyor.
Barem Kanunu
“Ben İstanbul’dan döndükten sonra şu mahud ‘Barem Kanunu’nu Ankara’da yeni çıkmaya başlayan Başkent adlı bir dergide tefrika ettim. Ama on beş yirmi tefrika sürdü, sonra şimdi burada anlatması çok uzun ihtilaflar yüzünden kesmeye mecbur oldum. Yalnız sana şunu söyleyeyim: Romanım çok istediğim gibi oldu. Zevkine, bilgisine güvendiğim bir iki dostumdan da çok teşvik gördüm.”
Melih Cevdet Anday’ın Şevket Rado’ya yazdığı bir mektuptan alıntılanan bu satırların izi sürülerek ortaya çıkarılan Barem Kanunu, 77 yıl sonra ilk kez kitaplaşıyor! 1946’da, henüz otuzlu yaşlarının başındayken giriştiği bu ilk tefrika roman denemesinde Anday’ın, atmosfer yaratma, karakter inşası ve kurmaca yeteneğinde daha başından ne denli usta olduğu görülüyor. Barem Kanunu, Melih Cevdet Anday’ın edebî biyografisini sıfırlayarak yeni bir tarih başlatacak…
Ama bu memuriyet hayatı hiç de dışardan görüldüğü gibi değildi ki. Bir gün hiç tanımadığı asık suratlı bir adam odadan içeri giriyor, bütün memurlar asker gibi ayağa dikiliyorlar; sanki hayatları bu adamın dudakları arasındaymış gibi korkudan titreşiyorlardı. Tabii gün geçtikçe yavaş yavaş o da bu memurlara benziyordu. Memuriyetin beğenilecek nesi vardı yani?
İstanbullular
Babamın Bağlaması
Beni bir ömür sekiz köşeli şapkasının gözünde taşıyan babamı başımın üstünde taşımak için yeniden uzun ve karlı yollara düştüm.
Yirmi beş yıl sonra bir gece yarısı kapısını çalıp ona üç günlük bir yolculuk ve ömürlük sorular bırakan Heves Ali’yi âşıkların bayramına yetiştiren Yusuf, arabasının bagajında babasının eski bavulu, ön koltuğunda üç telli bağlaması ve port bagajında tabutuyla bu kez toprağına, evine, kendine doğru yol alıyor... Babamın Bağlaması’yla Âşıklar Bayramı’nın ikinci perdesi açılıyor, Yusuf o derin kuyudan çıkıyor: Upuzun bir yolda, geçmişin sırlarıyla, geleceğin belirsizliğiyle ve hevesinden arta kalanlarla yüzleşen Yusuf, aşka, ayrılığa, ölüme ve yalnızlığa yakılmış yepyeni bir türküye kulak veriyor.
Cevdet Kudret Roman Ödülü, Attilâ İlhan Roman Ödülü, Fransa-Türkiye Edebiyat Ödülü ve Sait Faik Hikâye Armağanı sahibi Kemal Varol, sinemaya da uyarlanan romanı Âşıklar Bayramı’nın devamı olan Babamın Bağlaması’nda, merhaba ile hoşça kal arasındaki derin vadide yankılananlarla yine akıllardan çıkmayacak bir yolculuğa çağırıyor.
Çünkü ayrılık, sadece bir insandan değil, artık içinde olmadığımız bir hikâyeden de mahrum kalmak demekti.
Hayat Hanım
“İstediği her şeyi büyük bir tutkuyla istiyordu: Bir lambayı, oynak bir şarkıyla dans etmeyi, beni, bir şeftaliyi, sevişmeyi, lezzetli bir yemeği... Ama tutkuyla istediği her şeyden o tutku kadar güçlü bir aldırmazlıkla vazgeçebileceğini de hissediyordum. Her şeyi isteme hakkına, her şeyden vazgeçme gücüne sahipmiş gibi davranıyordu. Sanırım isteklerindeki doğal sınırsızlık, vazgeçebileceğine olan büyük inancından kaynaklanıyordu. Vazgeçebileceğine olan inancını kaybettiğinde istemekten de vazgeçecekti.”
Ahmet Altan’ın “O benim sevdiğim kadın” dediği Hayat Hanım hapishanede doğdu ve şimdiden edebiyat tarihinin unutulmaz karakterleri arasına girmeye aday.
Avrupalı eleştirmenlerin büyük övgüsünü toplayan, 2021 Femina Yabancı Roman Ödülü ile 2021 Transfuge En İyi Avrupa Romanı Ödülü’nü kazanan Hayat Hanım, sizi bu olağanüstü kadınla tanıştırmakla kalmayacak, her şeyin çürüdüğü bir toplumda hayata tutunmaya çalışan insanların mücadelesine de ortak edecek.
Herkesin lunaparklardaki atış poligonlarında duran kukla hedefler gibi bir vuruşla devrilip kaybolma ihtimaliyle yaşadığı günlerde, aşkın dönüştürücü gücüne yeniden inanacaksınız.
Hazan
Hazan, sonbahar demek.
Hüzünle akraba olan bu sözcüğün bir başka anlamı özlem ve ayrılık mevsimi… bir diğeri sararıp solmuş, eski canlılığını kaybetmiş kimse.
Kimi tanımlarında kendimi bulduğum bu kelimeyi çok sevdim ve madem ben de sonbahar mevsimindeydim ömrümün, kitabımın adını HAZAN koydum.
Veda ile başlayıp Umut- Hayat- Hüzün ve Hayal ile sürdürdüğüm otobiyografik yolculuğumu Hazan ile noktalıyorum. Kitabın hüzün dozu aşırıya kaçmasın diye komik ve mutlu anılarımdan da seçtim siz okurlarım için. Hayat bir döngüdür, baharer geç gelir ve yaza kavuşur. Benim bir kışgünü yazmaya başladığım Hazan ile siz bir yaz günü buluşacaksınız.
Yaz mevsiminizin mutlu, huzurlu geçmesi dileğiyle
Keyifli okumalar diliyorum.
Ayşe Kulin
Aşkı Giyinen Adam
Fantastik edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray, Dürnev Abla’nın evinde başlayan bu eşsiz serüvende sizleri Hollywood gecelerinden Ankara’nın gölgeli sokaklarına götürecek; bir erkeğin bir kadına hissettiği büyük aşkı yaşatacak ve bir koyun kellesinin kopyalanmış beynindeki gücü size hissettirecek.
Dürnev Abla’nın yarı karanlık caddeye bakan salonu. Yeşil çuha kaplı masanın üstünde dağılmış tarot kartları; kılıç kralı, kupa kraliçesi, asılmış adam, değnek prensi, kader çarkı…Ünlü şarkıcı Eddie Fisher’ın menekşe gözlü Elizabeth Taylor’a olan sonsuz aşkı. Elizabeth, Eddie Fisher’ı mahvetmiş, onun şöhretini, parasını, yaşam arzusunu bitirmişti. Bu dağınık kartların arasında onların bu tuhaf yazgılı aşkını, Elizabeth’in bir gece zamanı Eddie’yi terk edişini görebiliyordum. Dürnev Abla’nın buzdolabındaki pişmiş kelle, kapağı açınca beni tanımıştı. “Hey, kapatma kapağı,” deyip bana eski anılarımı ve hayatımı anlatmaya başlamıştı. Birden bu koyun kellesindeki beynin benim beynimin bir kopyası olduğunu dehşetle anladım. O benim hayatımı yaşamış ve her şeyi kusursuz hatırlıyordu. Bir süre eski günlerimi anlattı bana. Ona bir şey olmamalıydı. Akşamın mezesi olan bu kelleyi oradan kurtarmalıydım!
Yarınsız Yarın
Nazan Öncel bu kez güftesiyle değil kalemiyle sarsıyor bizi; Yarınsız Yarın, zamanlar ötesi distopik bir rüya!
“Bazen kelimelere ihtiyaç duymadan gelen şey mutluluktur, ama kalıcı olmadığını bilirsiniz. Zamanı durdurmak ne kadar mümkünse mutluluğu tutmak da ancak o kadar mümkündür. Tekrarına en çok ihtiyacımız olup da tutamadığımız şeydir zaman. Oysa sonsuza kadar mutlu yaşadılar klişesine bile göz yumabilirdim, fakat böyle bir şeye gücüm yetmezdi ve zaman paha biçilmezdi.
Bazıları geçmişini susturmayı, bazıları geleceğini konuşturmayı hayal eder durur. Ne geçmiş susar ne de gelecek konuşur. Bazen bir yarın bir ömre değecek kadar değerli olur ve o tek bir güne her nefesinde minnet duyarsın.”
Müfettişler Müfettişi – Üçkağıtçı – Müfettişler Müfettişi 1-2
Gerek büyük şehirlerde gerekse Anadolu'da yaşayan insanların zaaflarını, açmazlarını, içlerinde kıstırıldıkları döngüleri büyük bir ustalıkla anlatan Orhan Kemal, Müfettişler Müfettişi’nde, küçük bir şehrin yaşamını ele alıyor. Kim olduğunu bilmedikleri ama halinden, tavrından bir "devlet büyüğü" olduğuna karar verdikleri yabancıyla kurdukları ilişki, devletin bu insanlarda uyandırdığı korkuyla karışık saygı ve ayakta kalma telaşlan ile bu küçük şehrin insanları Orhan Kemal'in usta kaleminden bir insanlık komedyasına dönüşüyor.
Kitaplarında asla kaba siyasi söyleme kaçmayan, ancak tavrını en net biçimiyle her zaman korumuş olan Orhan Kemal, Üçkâğıtçı’da ise politik hayatın kirli yüzünü ele alıyor. Türkiye'nin yaşadığı bir seçim dönemini ele alan Orhan Kemal bir kez daha toplumun aynası olmaya devam ediyor.
Her Yerde Kan Var
Ayşe Kulin’den Osmanlı’nın son dönemine çok çarpıcı bir bakış: Her Yerde Kan Var!
Sultan Abdülaziz’in sır dolu ölümüyle sonuçlanan bir dönemi, saraydaki birçok önemli kahramanın gözünden okuyoruz bu romanda. Kulin’in bütün karakterlere kimi zaman müthiş insani hassasiyetle, kimi zaman da edebiyatın bütün sınırlarıyla yaklaştığını görüyoruz.
Her Yerde Kan Var yakın tarihin aslında bugüne ne denli benzediğinin, tarihin sadece tekerrürden değil, tefekkürden de ibaret olduğunun romanı. Dönüp o dönemi bütün canlılığı ve dürüstlüğüyle okumaya dair hakiki bir çağrı, bir vaat!
“Aksaray’dan kan geliyor
Ben sandım ki yar geliyor
Çıktım baktım pencereye
Çerkez Hasan can veriyor” türküsünün hep bizimle olduğu, nefes nefese okuyacağımız bir bakış romanı Her Yerde Kan Var…
Ayşe Kulin’in incelikli kaleminden.
Son
“Ben seni hiç unutmayacağım, sen beni hiç hatırlamayacaksın…”
Ayşe Kulin’in heyecan verici kaleminin, sürükleyici anlatımının doruk noktalarından biri Son!
Kulin’in daha önceki romanlarından tanıdığımız kahramanların sona eren hikâyeleri...
Son, içinde tuhaf bir sıkıntısı olanların, memleketin hallerine dertlenenlerin, birini hep son gördüğü haliyle hatırlayacağını bilenlerin, ülkeden ülkeye savrulanların, üstüne gidildiğinde gözü hiçbir şeyi görmeyenlerin, aşk yerine umutla yetinmek zorunda kalanların hikâyesi.
Denize doğru akarken birbirine karışan nehirlerin, tesadüflerin, denk gelişlerin, kesişmelerin, hiç unutmayanların, kördüğümleri çözmeyi dileyenlerin romanı Son!
Uyumsuz Defne Kamanın Maceraları- Hava
Gazeteci Defne Kaman hakkında ‘Neden Nükleer Enerji Değil?” yazısı nedeniyle soruşturma açılmıştır. Duruşmanın yapıldığı Kayseri’de Defne Kaman’a Türkiye’nin önemli çevre hukukçuları, gazeteciler, çevre ve hayvan hakları aktivistleri, STK temsilcileri destek vermektedir.
Kayseri’ye 13. yüzyılda hastaları müzikle tedavi eden bir şifahâne ve dünyanın ilk tıp okullarından birini yaptırtan Selçuklu kadın sultanı Gevher Nesibe’nin şehrin merkezindeki büstü gazeteci Defne Kaman şehre geldiği gün gizemli bir şekilde kaybolur. Duruşma sabahı yaşanan bir sürpriz gelişme sonrası bu kez Defne Kaman ortadan kaybolur. Gazeteci kadının Kapadokya’da bir sıcak hava balonunda görüldüğü haberi üzerine tüm dostları onu aramaya giderler.
Buket Uzuner, iklim değişikliğinin neden olduğu tabiat felaketlerinin sürdürülebilir temiz enerji çözümleriyle engelleneceğini savunan, hayvan, çocuk, kadın ve çevre hakları destekçisi kadın gazeteci Defne Kaman karakteriyle edebiyata bir iz düşüyor. Yazar, okuru binlerce yıllık kadim Kam geleneğimizin insanı tabiattaki tüm diğer canlılarla eşit kabul eden özünü hatırlamaya davet ediyor.
“Hava, Buket Uzuner’den biyotik dengeleri bozulan gezegenimizde nefesimize nefes katacak çarpıcı bir iklim-kurgu romanı.”
Serpil Oppermann
EASLCE Başkanı (Avrupa Edebiyat, Kültür ve Çevre Çalışmaları Derneği)
“Buket Uzuner, [Tabiat Dörtlemesi] romanlarında bir eko-şaman gibi, Anadolu kültürü, mitoloji ve tarihten yararlanıp, günlük varoluşumuzla çevremizdeki dünyayı algılayışımız konusunda yüzleşmek için bir keşfe çıkıyor.”
Pınar Batur, Vassar College, USA
Ufuk Özdağ, Hacettepe Üniversitesi
Frej Apartmanın Esrarı
Beyoğlu’nun büyüleyici güzellikteki apartmanlarından birinde yaşanan esrarengiz bir macera!
Madam Anjel’in muhteşem davetleriyle renklenen Frej Apartmanı’nda tuhaf olaylar olmaktadır. Evliya Çelebi İlkokulu’na giden Nazlı ile Osman’ın hayatı, eve gelen özel bir davetiyeyle değişir. Partide gösteri yapan sihirbaz Feretti’nin sihirli sandık numarasında ortadan kaybolan Osman’ı ve onu ararken yolu bambaşka dünyalardan geçen Nazlı’yı olağanüstü bir serüven beklemektedir…
“Madam Anjel,” dedim, yanına gidip. “Osman ne olacak? Sandığın içinde kaldı.”
Madam Anjel saçlarımı okşadı. “Korkma küçük,” dedi. “Sihirbaz yarın akşam gene burada. Seni yarın akşamki eğlencelere bekliyorum.” Hafifçe eğilip dudaklarını alnıma dokundurdu. “İyi geceler.”