Dünyaya Orman Denir
Ağaçlarla kardeş gibi yaşayan ve düşleri en az bizim gündelik yaşamımız kadar gerçek olan bir ırk, kendini "gerçekçi" Arz’lılara karşı nasıl savunabilir? "Yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. Bana hiç seçenek bırakmadı. Ülserli bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. Ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum; yani belirli bir ekolojiyi içerden bir bakışla betimlemek, biraz da Hadfield’in ve Dement’in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. Ama patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin rededilmesinden bahsetmek istiyordu. Oyun oynamak istemiyordu. Ahlak dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. Umarım bu öykü öyle değilidr. Madem bir kere ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirim bir tek: Don Davidson olmak Raj Lyubov olmaktan daha da acı vericidir." - Ursula K. LeGuin
Dura Mater
Elma Yayınevi uzun zamandır merakla beklenen kitabı Dura Mater’le okurlarının karşısında…
“Şu an ellerinizin arasında olan Dura Mater adlı kitap, 3 kitaptan oluşan Mater Serisinin üçüncü ve sonuncu kitabıdır. O nedenle Bölüm 101’den başlamaktadır.
Eğer serinin ilk iki kitabını okumadıysanız lütfen elinizdeki kitabı usulca aldığınız rafa geri koyunuz.”
Yazar Serkan Karaismailoğlu, bu cümlelerle başlıyor Mater Serisinin 3. ve son bölümüne…
İlk iki kitabın konusunu oluşturan heyecanlı serüveninin sonunu ve kahramanların yaşadıklarını okuyoruz Dura Mater’de. Her zamanki gibi bilim, bilim tarihi, macera ve heyecan dolu bir hikâye sizi bekliyor…
Keyifli okumalar…
Düş Hırkası
Düş Kefeni
Düşerken
“Bir sabah kimselere bir şey söylemeden, göç vaktini kaçırmış, suskun, yorgun ve kederli bir kırlangıç gibi alıp başını uzaklaştı. Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflayacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti.”
Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor.
“Nereye?” diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.
Tarık Tufan’ın çok katmanlı kurgusu ve ustalıklı anlatımıyla gün yüzüne çıkan Düşerken, uyumsuzluğun, arayışın, kapanmamış yaraların ve bir dizi keskin hesaplaşmanın romanı…
Düşerken – Doğan Kitap
Kurtuluş’un Cin Deresi Mahallesi’nde oturanlar o sabah çok mühim bir olaya uyandılar; iki çocuk babası sıhhi tesisatçı İshak bilinen hiçbir sebep yokken birdenbire ortadan kaybolmuştu. Önce, neden gittiğine kimse bir anlam veremedi ardından İshak’ın yalnız başına olmadığı anlaşıldı. Bu, pek çok şeyi açıklasa da, kişinin kim olduğu ortaya çıkınca daha büyük bir merak sardı mahalleyi: İshak üst katlarında oturan genç ressam Jülide ile kaçıp gitmişti.
Sonrası…
Sonrası düşerken el ele tutuşanların masalı.
Düşman Okullar 1 Ciltli
"İnsanın, çıkmaz sokağa girdiği anda duvarı yıkacak kardeşleri olmalı yanında."
Bir yapbozun parçaları olan insanlar, daima zıt kutuplarda olduklarını sanarak kendilerini kandırırlar.
İki okulun öğrencileri aslında çok iyi dost olabilecekken, saçma bir öfke kıvılcımını büyük bir yangına dönüştürüp, senelerce kendilerini bu yangında yanmaya mahkûm ederler. Öyle ki, birbirlerine karşı duydukları kin ve nefret, zamanla 'Düşman Okullar' diye anılmalarına yol açar.
Peki, Düşman Okullar'ın öğrencileri bir yerden sonra sıkılırsa ve düşman olmak istemezse ne olur?
Bu, içinde fırtınalar kopmasına rağmen fısıldayamayan insanların hikayesi…
Bu, adına nefret denilerek inkâr edilen duyguların aşka dönüşmesinin hikayesi…
Bu, dostluğun hikayesi…
Düşman Okullar 2 Yapboz Ciltli
Sadece birkaç dakika içinde, hayatımız hiç beklemediğimiz bir noktaya ulaşabilir. Kısacık bir zaman dilimi, koca bir ömrü etkileyebilir. Ufacık bir an yeter tüm dengeleri bozmak için.
Hiç beklemediği birinin kalbini ona açmasıyla, bu anlardan birine yakalanan Defne'nin hayatı, tahmin edemeyeceği bir yönde ilerlemeye başlar. Mantığı, kalbinin sesini bastırmak istercesine bağırırken, Defne'nin hayatı içinden çıkılmaz bir labirente dönüşür.
Öte yandan Çağatay tarafından hayatı kurtarılan Su, Fatih'i aklından çıkaramayan Elif, Sıla ile benzer yönleri olduğunu fark eden Bora ve İrem'i her geçen gün biraz daha keşfeden Arda için de yaşanılanlar hiç kolay değildir.
Hayatları beklemedikleri bir yönde gelişen bu insanların tek sığınağı, yüreklerindeki eksikliği bir yapbozun parçası misali dolduran dostlarıdır.
Düşman Okullar 3 Son Ders Ciltli
‘Son’a gizlenen başlangıç...
Kader, halkaları birbirine geçirilen şans zincirinden ibarettir kimine göre. Kimine göreyse, sonu belli olmayan ve gidişatın değişmesinde rol alamayacağımız bir film...
Defne tüm bu tanımları yıkıp kendi kaderini çizmeye karar verir. Bu süreçte dostlarının onu yalnız bırakmaya hiç niyeti yoktur.
Hal böyle olunca, yeni bir maceradan ne kadar kaçılabilir ki?
Düşman Okullar, büyük bir aşk ve dostluğa tanıklık etmeniz için son kez kapınızı çalıyor.
Düşüş
Albert Camus çağdaş düşün ve yazın dünyasındaki saygın yerini yalnızca oyunlarıyla da, yalmızca "Sisifos Söyleni" ve "Başkaldıran İnsan"la da alırdı belki. Ama Camus'yü Camus yapan öncelikle anlatı yapıtlarıdır. "Yabancı" (1942), "Veba" (1947) ve "Düşüş'se (1956) bu yapıtlar arasında üç büyük doruktur. Ancak, kimi yazınseverler bu üç başyapıt arasında daha çok "Düşüş"ü yeğlerler.
Bu kitap, herhangi bir düşünce ya da savı özellikle öne çıkarmaya çalışmadan, yalın bir anlatım ve özgün bir kurgu içinde, zengin bir düşünce duygu yüküyle, çağdaş dünyayı ve insanlarını derinlemesine sorgulayıp yargılar, çirkinliklerini ve düşkünlüklerini sergiler.
Ama, aynı zamanda, bu dünyada yaşayan, dolayısıyla şu ya da bu biçimde, şu ya da bu ölçüde onun sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak tek tek her birbirimize bir ayna tutar, eski avukat Jean-Baptiste Clamence'ın öyküsü aracılığıyla, bize kendini tehlikeye atmadan yaşayanların, yani hepimizin ve her birmizin benzersiz öyküsünü anlatır. "Düşüş"ün yayımlanmasından bir yıl sonra Camus'nün Nobel Ödülünü kazanması bir rastlantı olmasa gerek.
Duygusal Eğitim Yeni Beyaz Kapak
XIX. yüzyıl Fransız edebiyatının başyapıtlarından biri sayılan ve XX. yüzyıl romanını şekillendiren, hatta çağdaş romanın öncüsü olma niteliğini taşıyan Duygusal Eğitim, arka planında Flaubert’in en ince ayrıntısına kadar gözlemleyip analitik bir zekâyla kusursuzca aktardığı Temmuz Monarşisi, 1848 Devrimi ve II. Cumhuriyet dönemiyle tarihçilerin de başvuru kitaplarından biri olmayı başarmış bir yapıttır. Paris’e eğitim almak üzere gelen on sekiz yaşında taşralı bir genç olan Frédéric Moreau’nun, sanatı, siyaseti, dostluğu, iktidar hırsını ve saf aşkı öğrenip deneyimlemesinin; monarşi, cumhuriyet ve imparatorluk arasında gelgitler yaşayan Fransız toplumunda kendine bir yer edinme arayışının, başka bir deyişle kayıp bir gencin hikâyesidir. Zengin bir sanat tüccarının eşi olan Madam Arnoux’ya duyduğu aşk ve içinde yaşadığı dünyayla kurduğu ilişkiler sonucunda, birer birer yanıp kül olan hayallerin ve yanılsamaların büyüttüğü Frédéric’in hikâyesi, aynı zamanda yürekleri hınçla dolu tüm gençlerin de hikâyesidir.
Ebola 76
Larva Avcısı kitabıyla Uluslararası Arap Roman Ödülü kısa listesine kalan Amir Tag Elsir, insanların, Ebola’nın gündelik yaşamlarına girişiyle yaşadığı çelişkileri ve bunun sosyal-siyasal düzlemde yansımalarını güçlü bir ironiyle harmanlayarak bu kez okuru Ebola yıllarındaki Sudan’a götürüyor.
Ebola 76’da mavi yakalı bir işçi olan Lewis fark etmeden ülkesine ölümcül bir hastalık taşır. Bunun ailesi, arkadaşları ve meslektaşları için ölümcül sonuçları olur. Bir dizi tuhaf ve komik rastlantının sonucu hastalık Nzara şehrini tamamen ele geçirir. Kör gitaristler, işçiler, acımasız fabrikatörler kısa süre sonra “Ebola Günleri”nde çaresizce hayatta kalma mücadelesi verirler.
Romanın en sıra dışı karakterlerinden biri de Ebola’nın kendisidir, tekinsiz varlığıyla bu akıcı, trajikomik hicvin sayfalarında gezinir. Sinsice gülerek bedenden bedene geçen Ebola, tüm zamanların en şeytani ve öngörülemez kötü karakterlerinden birini temsil eder.
Efruz Bey – Ötüken Neşriyat
Prof.Dr. Nazım Hikmet Polat tarafından hazırlanan Ötüken’in Ömer Seyfettin Külliyatı; yazarın sağlığında yayımladığı kitaplar esas alınarak aynı çerçevedeki diğer metinlerin ilgili eserlere eklenmesiyle meydana getirilmiştir. Ömer Seyfettin’in anlatma esasına bağlı beş kitabı arasında roman sayılabilecek tek eser Efruz Bey’dir. Efruz Bey romanındaki bölümler, II. Meşrutiyet Dönemi siyaset ve kültür hayatı etrafında şekillenmiş metinlerdir. Bu metinlerin bazılarında aydın yabancılaşması, bazılarında ise çeşitli şahsiyet zaafları işlenir. Efruz Bey’in sıkça değişebilen bir şarlatan tipi olarak çizilmesi, yazara, hicvedeceği insanlara oklarını kolayca fırlatma fırsatı vermiştir. Efruz Bey herhangi bir hikâyede herhangi bir insanı değil, yabancılaşan aydınımızı temsil etmektedir ve yazar, bu çerçevedeki hikâyeleriyle II. Meşrutiyet Dönemi’nin siyasî, sosyal ve kültürel manzarasını çizmeye çalışmıştır. Ömer Seyfettin’in hikâyeye girmeden önce koyduğu açıklayıcı notun son cümlesi çok anlamlıdır: Herkes seni -bizzat kendi kadar- tanır, Efruzcuğum, bugün hiç kimse sana yabancı değildir; çünkü sen “hepimiz” değilsen bile, “hepimizden bir parça”sın...
Efsun
Dupduru, yer yer hüzünlü, yer yer coşkulu ama hep çağıldayan, insana kendini iyi hissettiren bir anlatım...
Olanca ışıltılarıyla ilginç karakterler...
Acının mizahla harmanlanışı...
Üç kuşak boyunca anlatılan, sonunda mutlaka kapanacak olan bir hesap...
İlmek ilmek dokunmuş, sürprizlerle dolu bir olay örgüsü...
Çağdaş bir aşk hikayesi olarak da nitelendirilebilecek olan Efsun, Selahattin Demirtaş’ın artık iyice demini almış edebiyatçılığının son ürünü.
Ejderha Kalpli Kız
Ekinler Yeşerdikçe
Elma Çekirdeği
Herkes bir elmanın dışına bakar, peki ya içindeki çekirdeğe? Tea kendini elma çekirdeği gibi görünmez hisseden bir kız çocuğuydu. Ta ki teyzesiyle yaşamaya başlayana dek. Sıradan hayatından çıkıp teyzesinin sıra dışı yaşamına uyum sağlayamayacağını düşünürken kendini bir anda bütün bu tuhaflığın içinde bulan Tea, bu yeni evine öyle bir uyum sağlar ki başka bir hayat düşünemez. Neşe terapileri, çay yapraklarından mesaj çıkarmaya çalışmak, hayvanları kurtarmak ve daha nicesi. Ancak teyzesi yemeklerin içine tuhaf malzemeler katabileceği için de her zaman dikkatli olmalıdır. Görülmemiş karakterleri ve sıcacık hikâyesiyle Elma Çekirdeği, aile ve arkadaşlığın önemine dikkat çeken bir roman.
Elveda Aşk
“Sen…” dedi kekeleyerek, “sen… deli misin?”
Süreyya buruk bir şekilde gülümsemiş, birden gamzeleri ortaya çıkıvermişti.
“Değilim,” dedi düşünceli bir sesle, “inan bana deli değilim! Ama şükürler olsun ki sana âşığım. İçimde fokurdayıp duran bir sen varsın. Sadece içimdeki senin bu telaşına engel olamıyorum. Karşında durmuş böyle saçmalıyorum.”
Güzide kalakalmıştı. İlk defa hazırcevaplığı bir işe yaramıyordu. Titrek bir sesle, “Bu yaptığın,” dedi, “iş mi senin? Böyle bir zamanda birine âşık mı olunur?”
Süreyya bu sefer tatlı tatlı gülümsedi.
“Ne yapayım? Savaş çıktı diye bu hikâyem yarım mı kalsın?”
Güzide birden öyle savruldu ki… O savrulmanın etkisiyle arkasını dönüp oradan hızla uzaklaşırken, “Nerden biliyorsun?” diye söylendi. “Belki de yarım kalan hikâyeler güzeldir…”
Daha Balkan Harbi’nin yaralarını saramadan yeni bir savaşın ortasında kalan Osmanlı’da, halkı yine fedakârlıklar beklemekteydi. İstanbul Sultanîsi talebelerinden Yusuf, Süreyya ve Feyzi ilk aşklarını henüz yaşarken vuslatın sancısı gelip yerleşti yüreklerine. Onlar için artık vuslat demek savaşın bitmesi ve vatanın kurtulması demekti.
İçlerinde kopan fırtınalara rağmen umutla gittiler cepheye… Aşklarına kavuşmak, yarım kalan hikâyelerden olmamak için…
İncir Kuşları ve Meyra’nın yazarı Sinan Akyüz’den Çanakkale Savaşı’nı ve gerçek kahramanlarını anlatan heyecan dolu yeni bir roman…
Elveda Geçmiş
Hayatınız paramparça olduktan sonra yaşamaya nasıl devam edersiniz?
Nichole, kocası Jake’in onu aldattığını öğrendiğinde kusursuz hayatı geri dönüşü olmayan bir şekilde mahvolur. Oğlu, yeni işi ve yeni hayatı arasında dengeyi kurmaya çalışırken Nichole, Jake’in neredeyse her açıdan zıddı olan Rocco’yla tanışır. Kaba ve aksi tavırlarına rağmen Rocco iyi bir baba ve düşünceli bir arkadaş olduğunu kanıtlar. Ancak aralarında bir ilişki başladığında Jack aralarına girmek ve Nichole’u geri kazanmak için elinden geleni yapacaktır.
Leanne kocasının sadakatsizliklerini yıllarca görmezden gelir ama Nichole sayesinde o da hayatını değiştirecek adımı atar. Artık özgür bir kadın olarak bir sosyal merkezde göçmenlere İngilizce öğretirken, Ukraynalı çekici bir erkekle tanışır: Nikolai. Romantik ilişkilerin karmaşıklığından ve kalbinin kırılma ihtimali yüzünden ondan uzak durmaya çalışsa da kendini Nikolai’a kaptırmaya başlar. Ne var ki beklenmedik bir trajedi her şeyi altüst edecektir.
Sorunlu evliliklerini cesurca arkada bırakıp hayata yeniden başlayan bu iki kadının güçlü ve umut veren hikayesi, size her kadının kendine yeni bir yol çizebileceğini ve aşkı bulabileceğini hatırlatacak.
Elveda Gülsarı – Ketebe Yayınları
Büyük anlatıcı Cengiz Aytmatov, opus magnum’larından biri olan Elveda Gülsarı’da, Gülsarı nam ünlü bir cins atın ve sahibi Tanabay’ın çalkantılarla dolu hayat hikâyelerini okura sunar. Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla özgürlüklerine kavuşan Kırgızların yaşadığı büyük coşku; değişim fikrinin büyüsü, toplum-birey ve insan-doğa arasındaki ilişki ustalıkla ve realist bir biçimde dile gelir romanda. Özgürlüğün hemen ardından sökün eden yozlaşma, bürokratikleşme ve çöküş ise tek kelimeyle hüzünlüdür. Pratiğin teoriyle örtüşmediği o çelişki dolu noktada ise bir öz eleştiri başlar.
Elveda Gülsarı yaşamla ölümün sınırında bir muhasebedir!
Bir atın yaşam döngüsüyle insanın ve toplumun yaşam döngüsünü, “evcilleşme”yle “modernleşme”nin trajik sonuçlarını mükemmel bir biçimde anlatan görkemli bir ağıttır Elveda Gülsarı. Yitirilen özgürlüğe, eşitliğe ve kardeşliğe yakılan bir ağıt…
Elveda Güzel Vatanım
İki aşkı arasında parçalanan bir adam İkinci Meşrutiyet’in yaklaştığı günler, Osmanlı belki de hiç yaşamadığı kadar büyük bir buhranın, varoluş sancısının içinde. Hassas, incelikli ve kararlı Şehsuvar’ın sorumluluk bilinci ağır basar, hem sevgilisi Ester’e hem de içindeki yazara sırtını dönerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılır. Büyük acılara ve pişmanlıklara sebep olacak bu kararından dönme fırsatını sonsuza dek kaçırmıştır artık.
Elveda Güzel Vatanım iki ayrı zaman diliminde ilerleyen, anlatıldığı dönemde yaşanan çalkantıları düşündüğümüzde edebiyatımızdaki büyük bir eksikliği dolduran bir roman. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki “siyasi hesaplaşma” dönemine tanıklık ederken diğer yandan Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eylemlerine içeriden bir göz sayesinde yakından bakıyoruz.
Emanetdar Ayasofya’da
Yamaç’ın gizemlerle dolu görevini gerçekleştirmesinin üstünden bir yıldan fazla zaman geçmiştir. Yamaç, Mehmet dedeyle ilgili bir iz ararken eline gizemli bir mektup geçer. “Emanetdar’ın zamanı yaklaştı. Hazırlık yap.” diye bir mesaj alır. Yola çıktığında gizemli bir adamla karşılaşır ve kendini bir anda bir denizaltında bulur. Karşısında, hiç görmeyi beklemediği kişiler vardır. Yamaç, Mehmet dedeye ulaşıp görevini yerine getirebilecek mi? Dünyada gerçekleşen sıra dışı doğa olayları ile ilgili cevabını aradığı sorular, onu Ayasofya’ya yönlendirmektedir. Müntehab adlı bir zümreye ait ipuçları, onu Ayasofya’nın mozaiklerini incelemeye yöneltir. Yamaç, mozaikler arasına saklanan gizemi çözebilecek mi? Müntehabların Dünya için yaptığı planlara engel olabilecek mi?
Bu kitapla gençler, Ayasofya’nın gizemlerini keşfedip çeşitli uygarlıklar hakkında bilgi sahibi olmanın yanı sıra çevreye karşı farkındalık geliştirecekler. Tarih, sanat tarihi, mimari ve teknolojinin bir arada olduğu heyecan dolu bir macera okurlarını bekliyor.
Emare Sarmaşık
Çocukluğumuz tohumumuzdur, tohumumuza kim su verdiyse o şekilde büyür ve yetişiriz.
Geçmişinin bir tarafı karanlık sırların gölgesinde kalan ve hayatının büyük bir kısmını hatırlamayan Minel Karaer, bir anlaşma sonucunda psikolojik rahatsızlıklara sahip bireylerin tedavi edilmek üzere toplandığı Anektod Merkezine gitmeye başlar.
İçinden bir ses Anektod Merkezinin ona yardım eli uzatmak yerine kendisini daha fazla karanlığa sürükleyeceğini söylese de o sesi göz ardı eder ancak hislerinde haklı olduğu, Korel Erezli’nin Anektod Merkezine döndüğü gün ortaya çıkar.
Vücudunun büyük bir kısmı izlerle ve dövmelerle örtülü olan Korel Erezli, sadece vücudunda değil kalbinde ve zihninde de büyük sırlar saklar.
Minel, Korel’le ilk karşılaştığı an kendisini kocaman bir labirentin içinde hisseder; bu labirentte aşk, tutku, şefkat, merhamet, öfke ve nefret vardır. Minel’in geçmişiyle savaşı başlarken, yeniden ortaya çıkan şehrin seri katili Prometheus da cinayetleriyle tekrar adından söz ettirir.
Prometheus, Minel Karaer’in peşindedir ve asıl sır tam olarak burada saklıdır.
“Korel Erezli senin kaçışların,” dedi kendinden emin bir tavırla.
“Korel Erezli senin sırların, Korel Erezli senin geçmişin, Korel Erezli senin varlığın.”
Emare Sarmaşık (Ciltli)
Çocukluğumuz tohumumuzdur, tohumumuza kim su verdiyse o şekilde büyür ve yetişiriz.
Geçmişinin bir tarafı karanlık sırların gölgesinde kalan ve hayatının büyük bir kısmını hatırlamayan Minel Karaer, bir anlaşma sonucunda psikolojik rahatsızlıklara sahip bireylerin tedavi edilmek üzere toplandığı Anektod Merkezine gitmeye başlar.
İçinden bir ses Anektod Merkezinin ona yardım eli uzatmak yerine kendisini daha fazla karanlığa sürükleyeceğini söylese de o sesi göz ardı eder ancak hislerinde haklı olduğu, Korel Erezli’nin Anektod Merkezine döndüğü gün ortaya çıkar.
Vücudunun büyük bir kısmı izlerle ve dövmelerle örtülü olan Korel Erezli, sadece vücudunda değil kalbinde ve zihninde de büyük sırlar saklar.
Minel, Korel’le ilk karşılaştığı an kendisini kocaman bir labirentin içinde hisseder; bu labirentte aşk, tutku, şefkat, merhamet, öfke ve nefret vardır. Minel’in geçmişiyle savaşı başlarken, yeniden ortaya çıkan şehrin seri katili Prometheus da cinayetleriyle tekrar adından söz ettirir.
Prometheus, Minel Karaer’in peşindedir ve asıl sır tam olarak burada saklıdır.
“Korel Erezli senin kaçışların,” dedi kendinden emin bir tavırla.
“Korel Erezli senin sırların, Korel Erezli senin geçmişin, Korel Erezli senin varlığın.”
Emilia Ağaçta
Linus, diğer adıyla Stoerte, ailesiyle birlikte Hamburg’dan Münih’in bir köyüne taşınır. Stoerte köy hayatının katlanılmaz ve sıkıcı olduğunu düşünürken Emilia ile tanışır. Emilia, köydeki bir ağacın kesilmesine karşı elinden geleni yapan bir ağaç koruyucusudur. Hatta başbakana bile ağacın kesilmemesi için bir mektup yazmıştır! Emilia’nın cesaretine hayran kalan Stoerte ona yardım etmeye karar verir...
Empedoklesin Dostları
Amin Maalouf’tan 8 Yıl Aradan Sonra Yeni Bir Roman…
Türkiye’de geniş bir okur kitlesine sahip Amin Maalouf yeni romanı Empedokles’in Dostları’yla okurlarını selamlıyor.
Romanlarıyla olduğu kadar deneme kitaplarıyla da ilgi çeken Maalouf, Empedokles’in Dostları’nda bu kez geleceğe yönelik bir kurguyla dönüş yapıyor. Ölümcül Kimlikler ve Uygarlıkların Batışı kitaplarında yer verdiği eleştirel gözlemlerin izinde yarı distopik bir dünya çiziyor. Platon’un mağarasından çıkıp Empedokles’in Dostları’yla tanışmaya davet ediyor bizi.
Atlas Okyanusu kıyısındaki küçük Antioche adasının yalnızca iki sakini vardır: Orta yaşın verdiği olgunlukla sessiz bir hayat sürmek isteyen Alec ile yazdığı ilk romanının yakaladığı başarı sonrası her şeyi ardında bırakan esrarengiz Ève. Birbirlerinden uzakta, kırılgan yalnızlıklarının tadını çıkaran bu iki insanın yolu bir gün elektriğin, telefonların, televizyon yayınlarının, internetin, kısacası her türlü iletişim aracının etkisiz hale gelmesiyle kesişir.
Gerçeğe ulaşma imkânı kalmayınca fısıltı gazetesi işlemeye başlar: Gezegen bir nükleer felaketin eşiğindedir, Amerika küresel ölçekte bir terör saldırısına maruz kalmıştır, insanlığın hayatını kolaylaştıran teknolojik gelişmeler artık insanlığın sonunu getirmiştir...
Tüm dünya bu söylentilerle çalkalanırken, kendilerine Empedokles’in Dostları diyen, son derece gelişmiş bir teknolojiye ve tıp bilgisine sahip bir grup gizemli insan bu karmaşaya son vermek üzere çıkagelir. Alec bu insanların kim olduğunu öğrenmeye çalışırken, içinde yaşadığımız dünyanın çelişkileriyle de yüzleşmek zorunda kalır. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır.
“Hayal kırıklığı içeren bu satırları yazarken hikâyenin sonuna geldiğim izlenimindeyim. Geldiler, üstünlük kurdular, dünyada hem kaygı hem de umut rüzgârları estirdiler, sonra da gittiler.”
En Güzel Dünlerim
Sevda hem teslim olmak hem de teslim almaktır...
Ne teslim aldığını inciteceksin ne de incineceğin ele teslim olacaksın. Çünkü gerçek sevgilerin iyileştirmek gibi bir meziyeti var. Bir taşı bile kalpten seversen filiz verir, en verimli toprakları bile nefret çöle çevirir. Bu yüzden o muhteşem duygular doğru insanlara verilmeli arkadaşım. Yeri geliyor sevgi bile israf ediliyor. En güzel zamanların bir şeylerin yokluğuna alışmaya çalışmakla geçiveriyor. Mutluluktan zamanın durmasını istemen gerekirken her şeyin son bulması için zamanın hızlıca geçmesini diliyorsun.
Birbirine iyi gelmeyen insanlar birbirine eziyet olur.
Bu yüzden yüreğine deva olana ömrünü feda etmeli insan.
Çünkü ehlinin eline geçmeyen her şey düşmanın eline geçmiş gibidir.
Ya talan edilir ya da ziyan...