Schroffenstein Ailesi-Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
Heinrich von Kleist (1777-1811): XIX. yüzyıl Alman edebiyatının en önemli yazarlarındandır. Tiyatro oyunları, şiirler ve öyküler yazdı. Kant’ı okuduktan sonra bilginin değerinden kuşkuya düştü, akla değil duyguya güvenmeyi tercih etti. Akıl ile duygu arasında süren zıtlık eserlerinin özünü oluşturdu. Öykülerinde insanların ve doğanın zorbalığı karşısında kendilerini tüketircesine bütün güçlerini harcayan kişileri konu aldı. Eserlerinde titizlikle seçilmiş sözcüklerle örülü güçlü bir ifade kullandı. Sanatsal dehası ile çağdaş yaşam ve edebiyatın pek çok sorununu önceden gören Kleist, kendisinden sonraki Alman ve Fransız yazarları için önemli bir ilk örnek oldu. Schroffenstein Ailesi’nde Rossitzli ve Warwandlı iki düşman ailenin kaderlerinin ve geleneklerinin kendilerine oynadığı oyun konu edilir. Kleist eserinde, insan algısının gerçeğe ulaşmadaki güvenilmezliğini Shakespeare’in Romeo ve Juliet’ine benzer bir olay örgüsüyle fakat çok daha sert, ikna edici bir üslupla kaleme alır. Döneminde dehşetle karşılanan şiddet sahneleri yüzünden sahnelendiğinde neredeyse görmezden gelinen Schroffenstein Ailesi, Kleist’ın ilk eseridir.
Seçme Hikâyeler
Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi, bilmem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri on ikiyi geçmiş. Kanepelerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvaydaki adam bir tanıdık mıydı, acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı? Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte yalnız pek başıboşlar mı oturur? Kimseler âşık değil mi bu şehirde? Kimseler, bir meydanın kanepesinde kimseyi beklemeyecek mi, yüzünü bir dakika görmek için kimsenin?
Sait Faik Abasıyanık kendine özgü yalın ve akıcı öykülerinde okuru şaşırtan, insanı ve doğayı bütün içtenliğiyle anlatmaktan geri durmayan, her şeyin merkezine insan sevgisini koyan bir yazar. “Kökü kendinden olan” bir yazar olarak Abasıyanık, cumhuriyet dönemi edebiyatımızda bir mihenk noktası olarak belirirken çağdaş öykücülüğümüzün de temellerini atar.
Sait Faik Abasıyanık, öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden…
Seher
Seher’deki hikayeler, heveskar işi değil insana ve yaşama duyulan derin sevginin ince bir mizahla harmanladığı has yazar işi metinler. Karşımızda, tutsaklık günlerinde vakit doldurmak için yazan biri değil, bugüne kadar ortaya çıkmamış, okura ulaşmamış bir edebiyatçı var.
Demirtaş’ın hikayelerini okuyunca, keşke halkına, ülkesine, dünyaya karşı duyduğu sorumluluk ağır basmasaydı da yazar olsaydı diye hayıflandım. Sonra, edebiyat-sanat damarımın bencilliğinden utandım: o zaman, edebiyat bir yazar kazanacak ama Türkiye Demirtaş kalibresinde bir siyasetçiden, geleceğin önemli bir liderinden, barış ve özgürlük umudundan yoksun kalacaktı.
- Oya Baydar
Siyaset ve sanat disiplinleri birbirine benzemez. Siyaset; doğru zamanda siyasi açıdan doğru olanı söylemek ve gerçek düşünceleri saklamak ilkesine sahipken, sanatçı deyim yerindeyse yüreğini kazıyarak en gizli duygularını, en büyük kitleyle paylaşmaya koşullanmıştır. Bu açıdan Selahattin Demirtaş’ın değerli öykülerini özel bir yere koymamız gerekir diye düşünüyorum. Acılar karşısında duyarlı bir yüreğin çığlığını yansıtan bu öyküler, siyasetten çok daha derin bir insani damara dokunuyor.
Kitabın özenli ve akıcı bir Türkçeyle yazılmış olması, hem estetik hem de toplumsal açıdan ayrıca övgüye değer. Bu ülkedeki herkesi birleştirecek olan ortak payda sanatın büyülü yaratıcılığında gizli. Çünkü sanat, vicdanın dilidir. Selahattin Demirtaş da bu dili konuşuyor.
- Zülfü Livaneli
Şehir Dışında Bir Gün
Şeker Kutusu
Şeker Portakalı Üçlemesi Seti
Vasconcelos’un biricik kahramanı Zézé’nin maceraları şimdi tek bir sette
Küçük Zézé’nin kalpleri ısıtan unutulmaz hikâyesinin başlangıcı Şeker Portakalı, hüzün ve umudu rengârenk bir serüvene dönüştüren Güneşi Uyandıralım ve gençliğe, özgürlüğe dair akıllardan çıkmayacak bir hayat dersi veren Delifişek özel kutusunda okurlarla buluşuyor.
Semaver – Can Yayınları
Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir. Ben, artık tenhalaşmış sokaklarda bir memleket havası tutturarak; bu nevi kahveleri keşfetmekte büyük bir maharet kazanmıştım. Bazen susmasını bilen bir arkadaşla, bazen kokulu bir likörü bitirinceye kadar saatler geçerdi.
Sait Faik Abasıyanık kendine özgü yalın ve akıcı öykülerinde okuru şaşırtan, insanı ve doğayı bütün içtenliğiyle anlatmaktan geri durmayan, her şeyin merkezine insan sevgisini koyan bir yazar. “Kökü kendinden olan” bir yazar olarak Abasıyanık, cumhuriyet dönemi edebiyatımızda bir mihenk noktası olarak belirirken çağdaş öykücülüğümüzün de temellerini atar.
Sait Faik Abasıyanık, öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden…
Senden Geriye Kalan
New York Times çoksatan yazarı Colleen Hoover'dan muhteşem bir roman daha...
Bu yürek parçalayıcı ama umut dolu hikâyede talihsiz genç bir anne kefaretini ödemek için yeni bir şans arıyor.
Trajik bir hata yüzünden beş yıl hapis yatan Kenna Rowan, dört yaşındaki kızıyla yeniden bir araya gelme umuduyla her şeyin yanlış gittiği o kasabaya geri döner. Ancak Kenna'nın yaktığı köprüleriyeniden inşa etmek imkânsızdır. Kenna kendini kanıtlamak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, kızının hayatındaki herkes, onu dışlamaya kararlıdır.
Ona kapıları tamamen kapatmayan tek kişi, yerel bar sahibi ve Kenna'nın kızıyla geriye kalan bağlardan biri olan Ledger Ward'dur. Ancak Ledger'ın yavaş yavaş Kenna'nın hayatının önemli bir parçası hâline geldiğini öğrenen biri olursa ikisi de kendileri için önemli olan herkesin güvenini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. İkili, etraflarını saran tüm bu umutsuzluğa rağmen aralarındaki büyük etkileşimden kaçamazlar, ancak aşkları büyüdükçe risk de artar. Ne var ki her şeyden önce Kenna, umutla ve iyileşmeyle dolu bir gelecek inşa etmek için geçmişindeki hataları affetmenin bir yolunu bulmalıdır.
"Duygu dolu ve muhteşem olay örgüsüyle kalbe dokunan bir hikâye."
-New York Post
"Hoover, keder ve suçluluk duygusunun derinliklerine inerek büyük bir sevgiyle savaşan karakterler için çok yönlü bir kefaret hikâyesi yaratıyor. Hayranlarını hüzünlendirecek, onları hayal kırıklığına uğratmayacak yeni bir yolculuk daha."
-Publishers Weekly
Şermin
Ses – Can Yayınları
Yirmi yaşından fazla göstermeyen bir delikanlı çadırın önünde, yan yatmış bir el arabasının üstüne oturarak saz çalıyordu. Başı göğsüne yatmış ve gözleri yere dikilmiş olduğu için çehresini tamamen görmeye imkân yoktu. Fenerin aydınlattığı alnı ter damlalarıyla kaplıydı. Sazının uzun sapı, şaşırtıcı bir süratle aşağı yukarı kayan parmaklarının altında, canlı bir mahluk gibi titriyordu. Sabahattin Ali öykülerinde kendi dönemi içinde zamansız olanı buluyor, yerel olandan evrensele ulaşıyor. Habercilikle masalcılığı, anıyla efsaneyi, bir gözlemcinin tarafsızlığıyla kıssadan hisseler anlatan bir çınar altı meddahının dilini birbirine harmanlıyor.
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir
Bir suç şehrinin daracık sokakları arasında....
Her insanın içinde yatan dizginlenmiş bir karanlık, o ya da bu sebepten bir çıkış yolu bulup bir başkasının yaşamına son verebilir.
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir’de birbirinden farklı motivasyonlarla işlenmiş birçok cinayeti ustaca kurgulayıp soluksuzca anlatıyor Ahmet Ümit. İnsanın içindeki karanlığın peşine düşüyor, yanına aldığı okuru sokak sokak dolaştırıyor peşinde. Anlıyoruz ki bu karanlık hemen her yerde, hemen herkesin içinden kurtulmaya çalışabilir.
“Sen hiç aşık oldun mu Ali?”
“Tabii Amirim, şimdi bile kız arkadaşım var” diye yanıtladı beni.
“Kız arkadaşından söz etmiyorum Ali, aşktan söz ediyorum. Gerçek aşktan, insanı katil eden, rezil eden, insanlıktan çıkaran aşktan söz ediyorum.”
Biraz düşündü Ali.
“Açık konuşmak gerekirse, öylesini yaşamadım Amirim” dedi.
“Öylesini yaşamadınsa Nermin’i de anlayamazsın” dedim. “O yüzden, boşa öfkelenip durma.”
Sıfır Noktasındaki Kadın
Sıfır Noktası Neresidir? Dünyanın herhangi bir köşesinde herhangi bir insan sıfır noktasında kıskıvrak bekliyor. Umutsuz, çaresiz, ölümle yaşam arasındaki sınırda. Neval El Seddavi, ölüm hücresinde Mısırlı fahişe Firdevs'le konuşuyor. Firdevs'in anlattığı yaşam öyküsünü aktarıyor bize. Bu dünyada kadın olmanın, "fahişe" olmanın ne anlama gelebileceğini okuyoruz bu yaşam öyküsünde.Sıfır noktası neresidir?
Sıra Dışı Bir Adam Ve Diğer Öyküler
“Tıp, nikahlı karım benim, edebiyat ise metresim. Birine kızarsam, geceyi öbürüyle geçiriyorum. Bu davranışımı belki biraz uygunsuz bulabilirsin ama en azından sıkıcı değil. Hem zaten, benim bu ikiyüzlülüğümden ikisinin de bir şey kaybettiği yok!”
Öykünün büyük ustası Anton Çehov, dostu ve yayıncısı Aleksey Suvorin’e 1888’de yazdığı bir mektupta böyle bir “aşk reçetesi” sunuyordu. Dünya edebiyatına, öykü sanatını temelinden değiştiren yüzlerce öykü; tiyatroya Martı, Vanya Dayı, Üç Kız Kardeş ve Vişne Bahçesi gibi başyapıtlar armağan eden Çehov, aynı zamanda iyi bir hekimdi. Hekimliğinden de gelen gözlem gücüyle tıp, hastalar, hastalıklar, hastaneler, hekimler üstüne öyküler de kaleme almıştı. Sıra Dışı Bir Adam ve Diğer Öyküler, onun bu öykülerini bir araya getiriyor.
Son Kuşlar – Can Yayınları
Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.
Sait Faik Abasıyanık kendine özgü yalın ve akıcı öykülerinde okuru şaşırtan, insanı ve doğayı bütün içtenliğiyle anlatmaktan geri durmayan, her şeyin merkezine insan sevgisini koyan bir yazar. “Kökü kendinden olan” bir yazar olarak Abasıyanık, cumhuriyet dönemi edebiyatımızda bir mihenk noktası olarak belirirken çağdaş öykücülüğümüzün de temellerini atar. Sait Faik Abasıyanık, öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden…
Stage-1 Animal Farm – İngilizce Hikaye
All Animals Are Equal
But Some Animals Are More Equal
Than Others
This story takes place on a farm in England. The animals of Manor Farm work too hard for the farmer Mr. Jones and they do not get much back in return for all of their work.
A wise pig named Old Major calls the animals together to give them a speech and to tell them about his dream. That is the start of the revolution. The animals decide that they will have better lives if they run the farm by themselves. They chase the humans away and write their own rules for their new farm: Animal Farm. They learn how to do everything by themselves. They even learn some human skills too like reading and writing.
But, will life on Animal Farm really be better than it was on Manor Farm? Will the animals really work less and have more? Will they really have more freedom? Or will things be worse than before?
Stage-3 1984 – İngilizce Hikaye
War Is Peace
Freedom Is Slavery
Ignorance Is Strength
1984 was written by George Orwell in the year 1948, and is his idea of what the future might be like, 36 years later, in 1984.
1984 is a story about a man named Winston Smith. He is a man who is living in what was once England, but is now a scary place controlled by Big Brother. Big Brother is always watching.
There are cameras spying on Winston everywhere he goes. Even in the privacy of his own home there is no privacy.
Winston knows that it isn’t right, but can’t do anything about it because even to have a bad thought against the government is a thought crime. Winston writes down some of his thoughts and ideas in a notebook. This is also a crime and Winston knows that he could be punished for it, but he does it anyway. The more he writes down the more he begins to understand and remember.
But, how much can he really ever understand?
Sultanmurat
Suyun Bizi Götürdüğü Yer – Genç Timaş
Yolların nehirlere dönüştüğü zamanlar vardır. Seni evinden çok uzaklara götüren nehirlere...
İki erkek kardeşi olacağı için çok mutlu olan Ava, aynı zamanda annesinin sağlığı için de bir o kadar endişeli. Bu süreçte anne ve babası, Ava’nın daha iyi vakit geçirmesi için onu büyükanne ve büyükbabasının göl evine gönderir.
Normalde burada olmaktan dolayı çok mutlu olacak olan Ava’nın içinde bu kez korkunç şeyler olacağına dair hisler vardır. Bir kuşun gözlerinin önünde ölmesiyle kötü şansın kesinlikle peşini bırakmadığını düşünen Ava, bu kötü şansı yenmek için bulduğu iki kuş yumurtasını yanına alacak ve onlara bakacaktır. Ava için bu kuşların sağlıklı olmaları demek, annesinin ve ikiz kardeşlerinin de sağlıklı olmaları demektir artık.
İnanılmaz Aile, Kayıp Balık Nemo ve Oyuncak Hikâyesi gibi filmlerin yapımında yer almış Oscar ödüllü yönetmen Alan Barillaro’nun ilk romanı Suyun Bizi Götürdüğü Yer, hassas ve cesur bir kızın korkularıyla yüzleşmesinin dokunaklı hikâyesi.
Tatsız Bir Olay Yeni Beyaz Kapak
Petersburg’lu üç general, yumuşacık koltuklara oturmuş, bir yandan sohbet ederken bir yandan da şampanyalarını yudumlamaktadır. Rusya’da çarlığın çözülmeye başladığı, pek çok şeyle birlikte askerî bürokrasi ile yoksul memur sınıfı arasındaki ilişkilerin de değişmeye yüz tuttuğu, Dostoyevski’nin deyişiyle, “güzel ülkemizin değerli çocukları”nın kalkınma hareketlerine giriştikleri yıllardır. Generallerden biri, İvan İlyiç, aşağı dereceden memurlara iyi davranmak gerektiğini savunur. Ona göre yeni dönemin özelliği bu olacaktır: hümanizm. Ama İvan İlyiç önce arkadaşları arasında alay konusu olur, sonra iddiasını kanıtlamak için bir memurun düğününe katılır ve deyim yerindeyse, “kaş yaparken göz çıkarır”.
“Hikâye, bir insanın kendisi hakkındaki fikirleri, idealleri ve güdüleri ile bunların gerçeğin insafsız ışığındaki görüntüleri arasındaki büyük uçurumu ele alıyor. Temanın acımasızlığı, kişinin beklentilerini gerçekleştirememekteki dramının, aslında gülünç olduğunu fark etmesinde ortaya çıkıyor.”
- Jessie Coulson
Tilki
Birinci Dünya Savaşı sonrasında bir İngiliz köyünde, Nellie ve Jill adlı iki genç kadın, yaşadıkları çiftliği idare etmeye çalışmaktadır. Soğuk kış ayları beraberinde hastalık ve yiyecek sıkıntısını da getirecektir. Bu çaresiz bekleyiş sırasında bir tilki çiftliğe dadanır ve tavukları kaçırmaya başlar. Düzenlerini bozan bu hayvanı öldürme çabaları sonuçsuz kalır ve tam o sırada, savaştan dönen genç bir asker kapılarında belirir... Tilki, güce ve cinselliğe dair gizli anlamlarla dolu bir öykü.
#ingilizmodernleri #birincidünyasavaşı #köy #öteki #cinsellik #iktidar #erkeklik
Timsah – Kısa Klasikler 77
Rus ve dünya edebiyatına sayısız büyük eser kazandıran Dostoyevski’nin en çarpıcı eserleri arasından seçtiğimiz “Timsah” ve “Gülünç Bir Adamın Düşü” öyküleri bu derlemede yer alıyor. “Timsah” yazarın mizah anlayışını en çok hissettirdiği öyküsü, “Gülünç Bir Adamın Düşü” ise Dostoyevski okurunun aşina olmadığı bir umut ışığı yakıyor. 1865 yılında yazarın kardeşiyle birlikte çıkardığı Vremya dergisinde yayımladığı “Timsah” absürd öğeler taşıyan bir öykü: Eşiyle timsah gösterisini izlemeye giden İvan Matyeviç beklenmedik bir şekilde hayvana yem oluverir; ancak belki de bir timsahın içinde yaşamak sanıldığı kadar kötü değildir… Yazarın ölmeden önce yazdığı son öykü “Gülünç Bir Adamın Düşü” ise, büyük eserlerindeki tüm karakteristik özellikleri bir arada taşıması ve iyimser mesajlar veren tek eseri olmasıyla diğerlerinden ayrışır.
Tırtıl Boyu
“Aç kızılgerdan bir gün, zümrüt yeşili bir tırtıl gördü. Dalın üzerindeki minik hayvanı yutmak üzereydi ki... Tırtıl, ‘Beni yeme. Ben mühendis tırtılım. Yararlıyım. Nesneleri ölçerim’ dedi. ‘Demek öyle!’ dedi kızılgerdan. ‘Şu kuyruğumu ölç o zaman!’ ‘Kolay’ dedi tırtıl. ‘Bir, iki, üç, dört, beş tırtıl boyu.’ ” Cesur, akıllı, minicik bir kahraman… Küçük tırtılın bir yeteneği vardır, her şeyi ölçebiliyordur. Örneğin bir kızılgerdanın kuyruğu, beş tırtıl boyudur. Flamingonun boynu, tukanın gagası hatta sinekkuşunun tamamını ölçebilir tırtılcık. Günler böyle geçip giderken bir bülbülle karşılaşır. Bülbül ondan ötüşünü ölçmesini ister, yoksa onu midesine indirecektir. İyi de bir ezgi nasıl ölçülebilir ki? Derken harika bir çözüm bulur küçük tırtıl. Bize de şeker sayfaları merakla çevirirken onun hızına yetişmek kalır.
Tutiname Yeni Beyaz Kapak
“Bu kitap bir masal kitabı. Masal ve hikâyelerin çoğu bir tûtî, yani bir papağan tarafından anlatıldığı için de adı Tûtînâme, Tûtî kitabı. [...]
Tûtînâme hikâyeleri, gene Doğu’nun ünlü edebiyat verimlerinden Binbir Gece hikâyelerine benzer. Büyük bir çiftliği sınırlandıran ana çitle, yarım duvarlar gibi bir büyük çerçeve içinde; masallar, öyküler, efsaneler, kıssalar, fıkralar, hayvan hikâyeleri ve bir görüşe, bir düşünceye kanıt, ‘temsil getirme’ler toplamıdır. Bu kitapta çerçeve, otuz gece süren bir oyalayışın hikâyesidir: Mâh-ı Şeker adında genç güzel bir kadın, kocası ticaret için başka bir yere gidince, bu yokluktan yararlanıp âşıkıyla buluşmak, sevişmek ister. Fakat evdeki tembihli tûtî, her gece masallar, hikâyeler anlatıp oyalamak suretiyle genç kadının bu niyetinin gerçekleşmesine engel olur. [...]
Ümmet Çağı Müslüman Doğu edebiyatları, genellikle, belirli, kesin bir yaşama biçimi öğretme amacı güder. Bu ahlakın oluşması için dünya hazlarından feragat ve kanaat gerekir; şeytanın ve bedenin ayartışlarına karşı uyanık ve tedbirli olmak gerekir. İnsanın zaaf ve kusurları nasıl önlenir; o edebiyatlar daha çok bu noktalar üzerinde durur. Temel doğrultu, bilgeliktir. Eskilerin hayat görüşleri, hayal dünyaları nereye kadardı; inanılır, akla uygun, yakıştırma, önemsenecek, gülüp geçilecek taraflarıyla nasıl bir düşünce ve tasarı ortamını kucaklıyordu; bu kitapta bunları bulursunuz.”
Behçet Necatigil’in aydınlatıcı sunuş metniyle zenginleştirdiği ve Türkçeye kazandırdığı bu eşsiz eseri okurlarımıza sunuyoruz.
Uyumsuzlar
Varamayan
Bak oğlum, dedi. İnsan dediğin yozdur. Hem de Kayacık kayasından daha karadır yüzü. İnsan ne işe yarar? Bir boka yaramaz. Ama karga dediğin mübarek hayvandır. Onu bunu ayırmaz, bulduğunu yer. Sonra bak insanlar ceviz dikmez. Fenalık getirir diye. Halbuki en büyük fenalık kendinden çıkar.
Ahmet Büke, doğup büyüdüğü yerleri ve insanları günlük hayatları üzerinden ustalıkla anlatan öyküleriyle başta Sait Faik Hikâye Armağanı olmak üzere çeşitli ödüllere layık görüldü. Yeni öykü seçkisi Varamayan’a adını veren uzun öykü kırılgan ve saf Ahmet’in askerden eve dönüş macerasını, yol boyunca karşılaştığı güçlükleri anlatıyor. Sıla arzusunu, yersiz yurtsuzluğu, özlemi, kederi ve günlük hayatın kalbindeki tuhaflıkları gözler önüne seren bu öyküler yaşadığı topraklarla bütünleşmiş bir yazarın duru üslubu ve benzersiz gözlem yeteneğiyle öne çıkıyor.
Veresiye Defterinden Zirveye
Bir veresiye defterine her sabah yazılan acıların, gün gelip milyonların umudu oluşunun gerçek öyküsü...
Yolun sonuna geldiysen, elini neye atsan kaybediyorsan, dibe vurduysan, cebinde paran kalmadıysa: TAM ARADIĞIM KİŞİSİN...
Allah’ın bereketi üzerine olsun.
• Para ve bilinçaltı ilişkisi
• Parayı mıknatıs gibi çeken ritüeller
• En güçlü para ve bolluk duaları
• Esmaü’l-Hüsna etkisi ile bereketi artırma yolları
• Manevi derinlikle paranın gizli bağları
• Para alanında köklü dönüşüm metotları
• Güçlü PARA TILSIMLARI
Villon’un Karısı
İnsanlığımı Yitirirken ve Güneş Batarken gibi romanlarıyla, son yıllarda en çok okunan Japon yazarlardan Osamu Dazai'ın Villon'un Karısı başlıklı bu öykü seçkisi, okuru onun hâkim portresinin yer yer dışına çıkan bir yazar profiliyle baş başa bırakıyor. Kadın suretlerinin zenginliğiyle karakterize olan bu seçkiye, ilk öyküden itibaren yazarın hayatına giren özel bir kadının gölgesi eşlik ediyor.
Trajedilerle bezeli hayatından ve gözünü savaşa açan Japon toplumunun ahvalinden damıttığı öykülerinde Dazai, gerek coğrafyasının klasikleşmiş sanat imgelerinden esinlenerek betimlediği manzaralar, gerekse Japon edebiyatının köklü geleneğinden beslendiği biçimsel oyunlar eşliğinde kara mizahı iyiden iyiye koyultuyor.
Hayatın her anında duyumsadığımız bir başınalığımızla bizi bir kez daha başbaşa bırakan bir yapıt...
Ya Hep Ya Hiç
Ya Hep Ya Hiç, ailesini ekonomik olarak ayakta tutabilmek için Küba ve West Adası arasında kaçakçılık yapmak zorunda kalan dürüst bir adamın, Harry Morgan’ın hüzünlü hikâyesi. Yaşam onu, bölgeye akın eden zengin ve sefahat düşkünü yatçıların dünyasına götürür ve alışılmadık bir gönül ilişkisinde rol oynamasına neden olur.
Son derece gerçekçi ancak yine de Hemingway’in eserleri arasında en incelikle işlenmiş ve etkileyici ilişkilerle bezenmiş örneklerden olan Ya Hep Ya Hiç, en iyi serüven kitaplarından biri.