Doğum Günü Kızı
Fırın Saldırısı
Haruki Murakami’den açlık ve suçun doğası üzerine tuhaf, gizemli ve yer yer komik bir suç öyküsü…
Karnımız açtı. Hayır, açlık demek yetmezdi buna. Sanki uzay boşluğunu yutmuştuk.
Nereden çıkmıştı bu açlık hissi? Elbette yiyeceğimizin olmamasından. Neden yiyeceğimiz yoktu? Çünkü yiyecek karşılığında verecek değerli bir şeyimiz yoktu. Neden değerli bir şeyimiz yoktu? Sanırım hayal gücümüzün eksikliğinden kaynaklanıyordu değerli bir şeyimizin olmaması. Hayır, değil, belki de karnımızın aç olmasının nedeni, doğrudan hayal gücü eksikliğimizdi.
Tanrı, Marx ve John Lennon, hepsi ölmüştü. Karnımız açtı ve bu yüzden suç işleyecektik. “Ben artık sapıtmak üzereyim” dedi arkadaşım. Durumumuzu azıcık sözcükle ancak bu kadar güzel anlatabilirdi.
Şermin
Şermin, Tevfik Fikret’in Robert Kolej’de öğretmenlik yaptığı dönemde yakından tanıma olanağı bulduğu Batı eğitim sistemini ve çocuk yetiştirme yöntemlerini başarılı bir şekilde yansıttığı yapıtıdır. Myrina Yayınları tarafından yeniden yayına hazırlanan bu ölümsüz eseri zevkle okuyacağınızı umuyoruz.
Kadınsız Erkekler
Bir gün sen de kadınsız erkeklerden olacaksın. O gün en ufak bir uyarı, küçücük bir ipucu vermeden; önsezi olarak hissettirmeden ya da içine doğmadan; kapını çalmadan, hiç beklemediğin bir anda seni bulacak. Bir köşeyi döndüğünde, aslında çoktan oraya varmış olduğunu anlayacaksın. Geriye dönmek mümkün olmayacak. O köşeyi bir kez dönünce, orası artık senin için mümkün olan tek dünya olacak. O dünyada sen kadınsız erkeklerden biri olarak anılacaksın.
Hep bu soğuk çoğul eki ile...
Bir kadının özlemini çeken, yasını tutan; bir kadın tarafından aldatılmış, terk edilmiş olmanın acısıyla yaşayan, aşkla kendinden vazgeçen erkeklerin öyküleri…
Haruki Murakami’den aşka ve kadınlara yazılmış yedi ağıt…
Yalnız Efe – Bilge Kültür Sanat
Türk edebiyatının ölümsüz yazarlarından Ömer Seyfettin tarihimize ve kültürümüze ayna tutar. Onun hikâyelerinde kendimizden bir şeyler buluruz. Onu okumak, onu anlamak, onunla mazinin şanlı sayfalarında gezinmek, çocukluk günlerimize dönmek mümkündür. Onun satırlarında bizi ve kültürümüzü hor görenlere ince bir alayla, en güzel şekilde verilmiş cevapları bulabiliriz. Onun düşünce ve idealleriyle ufkumuzu donatabiliriz. Bütün bunlar için yapılması gereken onun hikâyelerini elimize alıp satırların dünyasına bir yolculuk yapmak...
Köpeğiyle Dolaşan Kadın – Hasan Ali Yücel Klasikleri 35
Anton Pavloviç Çehov (1860-1904): Hayatın yalınlığı ve karmaşası içindeki insanlık durumlarını büyük bir duyarlılıkla işlediği öykü ve oyunlarıyla, dünya edebiyatına damgasını vuran en önemli 19. yüzyıl yazarlarından biridir. Köpeğiyle Dolaşan Kadın'da yer alan otuz yedi seçme öyküsü bu büyük ustanın öykü yazarlığının farklı evrelerine ışık tutmaktadır. Ergin Altay (1937); Yusuf Ziya Ortaç'ın Akbaba dergisinde yayımlanan ilk öykü çevirisinden (Zoşçenko) günümüze, son elli yılın en önemli Rusça çevirmenlerindendir. Dostoyevski ve Tolstoy kadar, Gogol, Gonçarov ve Çehov da Altay'ın yetkinlikle dilimize kazandırdığı yazarlar arasındadır.
Mutlu Prens – Bütün Masallar. Bütün Öyküler – Hasan Ali Yücel Klasikleri 3
Oscar Wilde (1854 - 1900): Yapıtlarının çeşitliliği kadar, yaşantısıyla da 19. yüzyılın en iz bırakan yazarlarındandı.
Şiirleri (Reading Zindanı Baladı), oyunları (İdeal Koca), deneme ve mektuplarının (De Profundis) yanı sıra, bu ciltteki biraraya getirilmiş bütün öykü ve masallarıyla da Wilde, sanatta "güzel"in yılmaz bir savunucusu olmuştu.
Bütün Masallar, Bütün Öyküler’de ise, peri masalından polisiye öyküye, denebilirse, insanlığın bütün duygu halleri mevcuttur.
Çağlayanlar – Ötüken Neşriyat
"Çağlayanları bir kitap tanıtma yazısının bilinen ölçülerine göre inceleyip değerlendiremem; elimden gelmez. Sırf aklının sağlamlılığına güvenip yazanın noksanını bulmak güç değildir, yalnız öğrendiğini satanın yanlışını yakalamak daha da kolaydır. Ama aşk ile coşan bir çağlayanın sürükleyici gücüne karşı kim durabilir! Müftüoğlu Ahmet Hikmet, sanki bir kitap yazmamış da sayfalarının arasına yüreğini yerleştirmiş. Hala diri bir yürek, hala büyük bir yürek! Öyle bir yürek ki, katıksız bir imanın beslediği ölümsüz ve kocaman bir sevgi ile çarptığını hala duyabilirsiniz; azıcık bir kabiliyetiniz kalmışsa, ıstırabı ile hala tutuşabilirsiniz. Böyle bir kitap için ne yazılır, hele bencileyin bir garip ne yazabilir...Hiç!... Sadece okunmasını isterim." -Galip Erdem
Cengiz Han’a Küsen Bulut
Cengiz Han’a Küsen Bulut, aslında Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel romanının içinde yer alması gereken ve onu tamamlayan uzunca bir bölümdür.
Fakat, KGB'yi en çarpıcı örneklerle ağır bir şekilde suçlayan bu bölümün kitapta yer almasına izin verilmemiş ve yazar tarafından bu bölüm kitaptan çıkartılmıştır.
Bugün heykelleri yıkılmakta olan Dzerjinski'nin kurduğu KGB için iktidar, daha doğrusu bu örgüt, hiç söndürülmeden yanması gereken bir sobadır. Bu sobanın yakıtı yalnız insandır. Yaş, kuru ayrımı yapılmadan insanlar yakılacaktır ki soba sönmesin. Bu romanında Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel’in kahramanlarından öğretmen Kuttubayev'in nasıl öldüğünü anlatıyor. Kuttubayev'i suçlayan askerî savcı (KGB) en önemli delil olarak onun, Cengiz Han'la ilgili bir efsaneyi kaleme almış olmasını gösteriyor. Bu efsane, Avrupa'yı fethe giden Cengiz Han'ın Sarı-Özek'ten geçerken, ordu kafilesinde yer alan iki sevgilinin trajik ve bir o kadar duygusal hikâyesidir. Kitapta, hem çok güzel bir aşk hikâyesi hem de mutlak güç karşısında bireyin yeri gibi evrensel bir konu işlenmektedir. Anlatan Aytmatov olunca, orada, masal ve efsane aracılığıyla geçmişimizi, günümüzü hatta geleceğimizi apaçık görebiliyoruz.
Parasız Yatılı
"Füruzan'ı okumakla Türk insanının daha derinden tanımak olanağını bulur okur. O konunun içine girer, katları birbirinden ayırır. Böylece sosyal ve tarihsel temele inen bir bakış getirir. Sözü edilen temelin önemini onun dünyasında her yerde duyumsamak mümkündür; onun için önemli olan, tek tek insanlardır ve onların toplumsal geçerlilik kazanan kaderleridir." -Die Prese- Viyana- "Orhan Kemal'in kahramanı olan kızlardan biri yazmaya başladı." -Memet Fuat- "Füruzan edebiyatımızda bir olaydır." -Memet Fuat- "Son olarak 'Haraç', gerçek bir başyapıttır: bu seksen sayfa Flaubert'in 'Saf Bir Yürek' adlı hikayesinin yeniden yazımıdır bir bakıma, ama bu hikayede Felicite'nin adı Servet olmuştur - ömrünün alacakaranlığında, evine giden dar sokağı tırmanırken, 'herkesin, her şeyin elulağı' olduğu bütün o yılları yad eder, sadık ama sömürülmüş, masum ama istismar edilmiş, yaralı ama özlem doludur." -Thierry Cecille- "Çoksesli muhteşem bir iç anlatım.. Sözü birbirlerine veren iç sesler. Çok zor bir şey bunu yapabilmek. Hem yer hem zaman atlıyoruz, bir sesten bir sese. Sürekli bir hareket, seslere ve anlatılarda."
-Marie - Christine Gilles-
Benim İnandığım
Karanlıkta Zikzak
Metnin ve illüstrasyonların yaratıcı şekilde bir araya geldiği Karanlıkta Zikzak, düşüncelere dalmanın ve ayrıntılarında kaybolmanın kitabı.
Yüce Yöney ve Turgut Yüksel’den gölgeler, fikirler, anahtarlar üzerine düşündürücü ve sıradışı bir öykü.
Zikzak, kendini rüyaların kucağına bırakmaya başlarken duyduğu belli belirsiz sesle gözlerini açtı. Kimseyi göremedi. Bu bir ses miydi, değil miydi? Bu sorunun cevabı için ışığı açıp kitabı okumanızı öneriyoruz. Çünkü o, sadece ışıkla var oluyor.
Şeker Kutusu
Şeker Kutusu, Rıfat Ilgaz'ın her yaştan okura seslendiği öykülerinden oluşan bir seçki. Bu öykülerde öyle insanlar ve olaylarla karşılaşırız ki, yazıldıkları zamanın üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen her şey tanıdıktır. Kitaba adını veren öykünün kahramanı Ali Yılmaz'ın nişanlısına götürmek için yaptırdığı şeker kutusu elden ele dolaşıp sonunda kendisine geri gelir. Bu arada yaşananlar ve öykünün okuru merakta bırakan şaşırtıcı sonu, birçok soruyu da beraberinde getirir. Ustanın bütün eserlerinde olduğu gibi, bu öykülerinde de mizahla yoğrulmuş gündelik yaşamın sıradanlıkları anlam kazanır. Okuyup bitirdikten sonra da uzun zaman belleğinizden silinemeyecek bu öyküler aslında hayatın ta kendisidir.
Cennete Giden Günahkar
Yürekleri paramparça eden böyle bir “hayat savaşına” dayanmak mümkün değildi.
Gencecik bedenlerin lime lime doğranışına...
Kan revan içinde, akılların çıldırışına...
Taptaze umutların yeşermeden sönüşüne...
Nasıl dayanılabilirdi?
Bu öyle bir savaştı ki;
Hasret ateşinde sevdaların tutuştuğu...
Gönül ocağında özlemlerin korlaştığı...
Kavuşma hayallerinin eriyip, buharlaştığı...
Bir kıyametti.
Okurlarımdan birisinin anlattığı bu hayat hikâyesi, beni çok etkilemişti. Derhal hikâyenin canlı şahitlerini bulup, bu hatıraları bir kitap haline getirmeyi düşündüm. Emindim ki, böyle bir eser, toplumun yediden yetmişe tüm karamsar fert¬le¬ri¬ne bir umut, bir ışık olacaktı.
İnsanın kanını donduran bu gerçek hayat hikâyesinin esrarlı yolculuğuna var mısınız?
Cennete Giden Günahkâr, karamsar dünyalara bir cennet ümidi ekmek için sizleri bekliyor.
Ateşte Açan Çiçekler
ATEŞTE AÇAN ÇİÇEKLER adlı bu çalışma, ATEŞTE YEŞERDİM isimli kitabımızın devamıdır.
ATEŞTE AÇAN ÇİÇEKLER, kendisine bir çıkış yolu arayan insanların; ibretli ve esrarlı hadiselerle yüzleşmesini konu etmektedir.
Ele alınan hususlar; o kadar çarpıcı ve o kadar merak uyandırıcı ki, okuyup da şaşkınlık içinde kaybolmak mümkün değildir.
ATEŞTE AÇAN ÇİÇEKLER isimli bu kitap sizleri çok etkileyecek, kendinizi yeniden sorgulamanıza sebep olacaktır.
Çok daha önemlisi de; siz de ATEŞTE AÇAN ÇİÇEKLER’den birisi olmak için kolları sıvama ihtiyacı hissedeceksiniz.
Kitabı bitirdiğinizde de bütün dostlarınıza tavsiye edip, bu doyumsuz mutluluğu paylaşmak isteyeceksiniz.
Yeni bir ufuk ve yeni bir bakış açısı dileğiyle
Ya Hep Ya Hiç
Ya Hep Ya Hiç, ailesini ekonomik olarak ayakta tutabilmek için Küba ve West Adası arasında kaçakçılık yapmak zorunda kalan dürüst bir adamın, Harry Morgan’ın hüzünlü hikâyesi. Yaşam onu, bölgeye akın eden zengin ve sefahat düşkünü yatçıların dünyasına götürür ve alışılmadık bir gönül ilişkisinde rol oynamasına neden olur.
Son derece gerçekçi ancak yine de Hemingway’in eserleri arasında en incelikle işlenmiş ve etkileyici ilişkilerle bezenmiş örneklerden olan Ya Hep Ya Hiç, en iyi serüven kitaplarından biri.
Kazanana Ödül Yok
Ernest Hemingway, Kazanana Ödül Yok'taki öykülerini, yaratıcılığının doruğundayken kaleme aldı.
Avcılar, eşler, bilge yaşlı adamlar, garsonlar, boğa güreşçileri, sevilen kadınlar, kaybedilen kadınlar; hepsi burada, uçlarda yaşıyorlar, sevişiyorlar, ölümün kaçınılmaz gerçekliğiyle yüzleşiyorlar.
Böylesi karakterler, diyaloglar, zaman ve mekan, olağanüstü içgörü yalnızca Hemingway'in hayal gücünden doğabilirdi.
Her biri yazarın eşsiz yeteneğiyle bezenmiş öykülerden oluşan Kazanana Ödül Yok, Hemingway'in eserlerine bir başlangıç yapmak ya da romanlarında derinlemesine ele aldığı temalara genel bir bakış için çok başarılı bir derleme.
Otlakçı
Memduh Şevket Esendal, dilimizin arınmasına, açıklaşmasına en büyük yararlıkları dokunmuş yazarlarımızdan biridir. Hatta Ömer Seyfettin’den sonra bu yolda en çok çalışmış olan odur. Şunu söylemek istiyorum: Ömer Seyfettin dilimizi Edebiyat-ı Cedide’nin, eski inşanın yapma bezeklerinden kurtarmıştı, ondan sonra gelenler, onun sanatını sevmeseler de, açtığı yoldan gittiler. Memduh Şevket Esendal bir adım daha attı, yazı dilimizi konuşma dilimize yaklaştırmak istedi.” (Nurullah Ataç)
“İnsanlara bakmasını da biliyordu. Kahvelerde tavla oynayan kendi halinde gözükenleri, pansiyonlardaki ilgiye lâyık görülmeyen kişileri merak ediyordu. Etrafında kaynaşan insanlar içinden onun mevkiinde olanların yalnız icap ettiği, zaruri olduğu zaman sahte bir önem verdiklerine canla, zevkle, merakla bakıyor; onların yaşayışından hikâyeler yapıyor, bize sunuyordu.” (Sait Faik Abasıyanık)
“Esendal’ın hikâyecilikteki öbür özellikleri yapmacıksızlığı, süssüzlüğü, canlılığı, yerliliği, gereksiz tasvirlerden kaçışı, kişilerin ruh hallerini, konuşmaları ve tavırlarıyla anlatmasıdır. Hikâyeci olmamın sevinci içinde onunla meslektaş olmanın övüncü de var.” (Haldun Taner)
Mendil Altında
Aşk Köpekliktir
Ben de en az aşk kadar saçmayım… Aşkın kaç yüzü, kaç hali vardır? Stefan’la Ayşe’nin aşkı gibi bir çeşit köpeklik midir, yoksa ancak rüyalarda rastlanılan bir mucize mi? Profesör Numan’ın inandığı gibi çözümsüz bir problem midir, yoksa Ceren’in sandığı gibi bir yanılsama mı? Belki iki âşığın giriştiği bir düello ya da hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir ütopyadır! Hem hastalık hem direniş, hem av hem de avcı olmaktır aşk…
Aşk rüzgârın söylediği bir şarkıdır Polisiye romanlarıyla tanınan Ahmet Ümit, bu kez Aşk Köpekliktir’de “katil kim?” yerine, binlerce yıllık “aşk nedir?” sorusuna yanıt arıyor. Kitapta bir araya gelen dokuz öykü, bu eskimeyen soruya kendi cevaplarını ararken, bir yandan da her bir hikâye farklı kurguları, kahramanları, mekânları ve Ahmet Ümit’in bildik “gizem”li üslubuyla okuru peşinden sürüklemeyi başarıyor.
Zaman insanla oynamayı seven, hem zalim hem de merhametli bir tanrıdır. Ona karşı çıkamazsın, yapman gereken beklemek. Onun, derin bir unutuşla bizi rahatlatacak örtüsünü üzerimize örtmesini beklemek...
Çıplak Ayaklıydı Gece
Yeniden dövüşebilmek için kaçıyorduk
Devrimden söz edince ne gelir insanın aklına? Belki kayıplar, belki yenilgi ya da korku ama en çok da umut, daha güzel bir dünya hayali ve direniş. Ahmet Ümit’in her yaştan, her duygudan örülmüş devrimcileri, bir yandan kendi hikâyeleriyle hesaplaşırken bir yandan da Türkiye’nin yakın tarihine kendi ışığını tutuyor.
Bizim yüreklerimizde sınır yoktu
Polisiye romanların usta yazarı Ahmet Ümit, bu kez öykünün yoğun, çarpıcı ve keskin dilini kullanarak bazen şiirsel, bazen sorgulayıcı, bazen de yürek burkan “devrim” hikâyeleriyle okurun karşısına çıkıyor. Çıplak Ayaklıydı Gece’de bir araya gelen dokuz öykü, herkesi hem kişisel hem de ortak geçmişiyle yüzleşmeye çağırıyor.
Gözbebeklerinin büyüdüğünü fark ettim. Onun gözbebeklerinin içinde, masmavi bir gökyüzünün altında, şekerkamışı ve palmiyelerle kaplı bir dağın yamacında Che’yi gördüm. Arkadaşları çevresini sarmıştı, tüfeği dizlerinin üzerindeydi. Saçları yine gürdü, sakalları seyrekti ve yine çok yakışıklıydı.
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir
Bir suç şehrinin daracık sokakları arasında....
Her insanın içinde yatan dizginlenmiş bir karanlık, o ya da bu sebepten bir çıkış yolu bulup bir başkasının yaşamına son verebilir.
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir’de birbirinden farklı motivasyonlarla işlenmiş birçok cinayeti ustaca kurgulayıp soluksuzca anlatıyor Ahmet Ümit. İnsanın içindeki karanlığın peşine düşüyor, yanına aldığı okuru sokak sokak dolaştırıyor peşinde. Anlıyoruz ki bu karanlık hemen her yerde, hemen herkesin içinden kurtulmaya çalışabilir.
“Sen hiç aşık oldun mu Ali?”
“Tabii Amirim, şimdi bile kız arkadaşım var” diye yanıtladı beni.
“Kız arkadaşından söz etmiyorum Ali, aşktan söz ediyorum. Gerçek aşktan, insanı katil eden, rezil eden, insanlıktan çıkaran aşktan söz ediyorum.”
Biraz düşündü Ali.
“Açık konuşmak gerekirse, öylesini yaşamadım Amirim” dedi.
“Öylesini yaşamadınsa Nermin’i de anlayamazsın” dedim. “O yüzden, boşa öfkelenip durma.”
Olmayan Ülke
Bir varmış bir yokmuş, yeryüzünde varlık çokmuş...
Akıl Ülkesi’nin Padişah’ıyla Hayal Ülkesi’nin Büyücü Kral’ının koca dünyayı paylaşamayarak tutuştukları savaş geride kalır. Fakat huzur ve mutluluk tüm canlılar için halen bir hayaldir. Öfke, korku ve en çok da sevgi yoksunluğu savaşların sonsuza dek süreceğinin habercisidir. İşte bu ümitsizlik devrinde iki isyankâr çıkar ortaya. Padişahın kızı ve kralın oğlu el ele verir, hamuruna sevgilerini kattıkları bir dünya kurmaya koyulurlar.
İyilik, doğruluk ve güzellik, onların varoluş nedeniymiş...
Masal Masal İçinde’yle aynı çizgide ilerleyen Olmayan Ülke, nesilden nesile, kulaktan kulağa anlatılarak zenginleşmiş ve nihayet Ahmet Ümit’in kaleminde can bulmuş, yediden yetmişe herkesin severek okuyabileceği bir ütopya tasviri.
Büyücüler ay tozundan yaratıldıkları için topraktan gelen insanları küçümsermiş. İnsanlar da büyücülerin kendilerinden daha yetenekli olmasını çekemez, onları uğursuz sayarmış. Böylece bu iki zeki varlık karşılıklı hep düşmanlık besler, birbiriyle hep savaşırmış.
Küçük Harfli Mutluluklar
Böylece yaz geçti, güz geçti, kış geçti. İlkbahar gelip de mayıs güneşi bir genç kızınkine benzeyen ılık nefesini tabiata hohlayınca bademler birden beyazlara büründü. Kırlar kokularını süründü. Deniz aniden duruldu. O sakin mavisini yeniden buldu. Bu arada ihtiyar kavak da tomurcuklanıp yaprak açmıştı.
Haldun Taner’in tamamı YKY’den çıkan yedi öykü kitabından seçilen dokuz öykünün yer aldığı Küçük Harfli Mutluluklar genç okurlar ve Haldun Taner edebiyatına yeni başlayanlar için bir giriş kitabı niteliğinde.
Kitabı hazırlayan Murat Yalçın sunuş yazısında şöyle diyor:
“Nereden bakılsa, hayata bakışındaki derin ve keskin gözlem gücü, insanı ele alışındaki olgunluk ve incelik, durumları ortaya koyuşundaki kültürel zenginlik, anlatımındaki sağlam yapı ve mizahın imbiğinden geçen ışıltılı üslubuyla klasikleşmiş bir yazar çıkar karşımıza. İstanbul Türkçesini, İstanbul ağzını iyi bilen yazarlarımızın başında gelir. Ne de olsa Ahmet Rasim, Ahmet Midhat, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Refik Halid Karay, Memduh Şevket Esendal onun ustalarıydı. Bu yedi kitaptan seçtiğimiz dokuz öyküyü okuduğunuzda öykücülüğümüzün bu büyük ustasını daha çok benimseyeceğinizi ve bütün kitaplarını okuma isteği duyacağınızı umut ediyoruz.”
Ayışığında Çalışkur
Ayışığında “Çalışkur” yalnız Haldun Taner’in değil, ilk kez 1954’te yayımlandığı göz önüne alınırsa, edebiyatımızın da en özgün ve öncü sayılabilecek öykülerinden. Taner, ince mizahını adeta bir öykü dersi vererek konuşturuyor.
“Bu kuruluş ve belgeleme, herhangi bir edebiyat ürününde sanatçının yazdığıyla sıradan okuyucunun zevk ölçüleri arasındaki büyük farkı bir eğleni havası içinde göstermesiyle tipik ve orjinaldir.”
- Behçet Necatigil
“Modern deneyci bir edebiyat yapıtıdır Ayışığında “Çalışkur”. Üstelik Batı edebiyatındaki okunması ve anlaşılması güç deneysel metinlerin aksine inanılmaz derecede eğlencelidir. Ancak ilk başta çok kolay görünen bu metin, farklı okumalara olanak veren ve farklı konulara açılım sağlayan bir çalışmadır. Bu metni okumak, kişinin çevresini saran ideolojik söylemleri de okumasına olanak veren, düşünsel bir alıştırma niteliği taşımaktadır.”
- Murat Gülsoy
Genç Olmak-2 80 Yazardan Öykü
"İçinde seksen yazardan seksen öykünün yer aldığı iki ciltlik Genç Olmak, öykü türünün ele avuca sığmaz kıvraklığından, devingenliğinden zevk alan tüm okurlar için hazırlandı. Ama öncelikle çocukluk ve ilkgençlik çağlarını sürmekte olar okurlar için. Bu öncelik öykülerin seçiminde de önemli ölçüde belirleyici oldu."
Benim Sinemalarım
Benim Sinemalarım Füruzan'ın üçüncü öykü kitabı. Kitapla aynı adı taşıyan öykü, 1950-1960'lardaki Beyoğlu'nun sinema dünyasının buruk hikayesi. Yazar, sinema delisi bir kızın hayatını yansıtırken toplumumuzun bir panoramasını da çiziyor. Diğer öyküler; "Temizlik Kolu", "Seyyid", "Bir Evin Dıştan Görünüşü", "Günübirlik Adada" ve "Kış Gelmeden" edebiyatımıza yeni tatlar getiren örnekler. Füruzan'ın ortak bir çalışmayla gerçekleştirdiği Benim Sinemalarım filmi, 1990 Cannes Film Festivali'nin Eleştirmenlerin 7 Günü ve Altın Kamera dallarından resmi çağrı almış ve 158 film arasından seçilen 8 filmden biri olarak gösterime girmiştir. 1991 Tahran Film Festivali'nde ise uluslararası jüriden En İyi İlk Film jüri özel ödülünü alan film, 1991 Tokyo Uluslararası Film Festivalin'nde En İyi 10 Asya Filmi'nden biri olarak seçilmiştir.
Gecegezen Kızlar
Gecegezen Kızlar, eski kentin, ayakları altında belverdiğini duydu. Lağım kokan su, durmaksızın yükseliyor, vinçler inip tepelere tırmanıyor, freskler yenileniyordu. Bütün eski kentler gibi, onarıldıkça batıyor, derinlere gömülüyordu kent.
Masallar donmuş, geçmişte kalmış kalıplar mıdır, yoksa insanın temel kaygılarını mı dile getirirler? Tomris Uyar, ilk olarak 1983’te yayımlanan Gecegezen Kızlar’da eski masalların kahramanlarını, günümüzün bireyleri olarak, “kan, post ve buğu tüten” ormanlarından çıkarıp kentlere buyur ediyor. Mutluluk arama serüveninin, mutluluğu bulmaktan çok daha önemli olduğunun altını çiziyor. Bu anlamda özgürlüğe kavuşma savaşının bitimsiz bir tutku olduğunu anımsatıyor okura.