Galateia Bir Öykü
Ben, Kirke ve Akhilleus’un Şarkısı’nın yazarı Madeline Miller’dan mitolojik bir öykü…
Ben eskiden taştım. Güzeldim güzel olmasına ama mutluluğu, kaçışı elinden alınmış bir güzellik neye yarar? Tek arzum biraz dışarı çıkıp güneşin altında yürümekti… kızımla beraber. “Muhtaçsın,” derdi bana yaratıcım, “utanman da yok üstelik, yüzün bile kızarmıyor…
Heykeltıraşı ve sonra da kocası Pygmalion’un elinde hayat bulan Galateia esaretine alışmıştır âdeta. Ama kızı Paphos’un da aynı kadere sürüklendiğini fark edince özgürlüğüne bir an evvel ulaşmak adına başka bir ihtimalin peşine düşmeye karar verir.
Edebiyattan sinemaya birçok esere ilham veren, kadının baştan yaratılması üzerine temel bir anlatı olan Galateia efsanesi bu defa bir kadının elinde yeniden hayat buluyor.
“Bir öykülüğüne de olsa Madeline Miller’ın mitolojik anlatılara dönüşünü görmek harika.” —Library Journal
Ambra Garlaschelli’nin illüstrasyonlarıyla.
Gece Yarısı Mavisi
“Gece Yarısı Mavisi” Füruzan’ın “Parasız Yatılı” (1971) kitabındakilerden önce dergilerde yayımlanmış ilk öykülerini kapsıyor. 1956-1962 yılları arasında dönemin belli başlı edebiyat dergilerinde (Seçilmiş Hikâyeler, Yenilik, Türk Dili, Pazar Postası, Yeditepe, Dost) yer almış on altı öyküden oluşan kitabı Olcay Akyıldız ve Bilge Ulusman hazırladı.
2023 yılında son öykü kitabı Akim Sevgilim ile aramızdan ayrılan Füruzan Gece Yarısı Mavisi adı altında ilk kez kitaplaşan öyküleriyle edebiyatımızda yarattığı “Füruzan olayı”nı tamamlıyor.
“Bu çalışmayla ilk kez bir araya gelen on altı öykünün, daha önce süreli yayınlara girmiş ve edebiyat kamusuyla buluşmuş olması, etik bir sınır ihlali endişesini peşinen lağvediyordu; ancak bu öykülerin bir kitap oylumunda yayımlanmasının elzem olduğunu, metinlerin biçim, dil ve içerik özelliklerinin yanı sıra, feminist edebiyat eleştirisi perspektifinden de tartışılmaz bir hakikat olarak değerlendirmeliyiz. Füruzan’ın ilk öyküleri, yalnızca 1950 kuşağı öykücülüğü ile kurduğu sıkı bağlar açısından değil, aynı dönemde edebi metin üreten diğer kadın yazarlarla diyaloğu açısından jino-eleştirel bir okumayla da ele alınmalıdır. Bu çalışmaların ilk adımı ise elbette bu öykülerin ulaşılabilir bir bütün halinde ortaya konmasıdır.”
Gecegezen Kızlar
Gecegezen Kızlar, eski kentin, ayakları altında belverdiğini duydu. Lağım kokan su, durmaksızın yükseliyor, vinçler inip tepelere tırmanıyor, freskler yenileniyordu. Bütün eski kentler gibi, onarıldıkça batıyor, derinlere gömülüyordu kent.
Masallar donmuş, geçmişte kalmış kalıplar mıdır, yoksa insanın temel kaygılarını mı dile getirirler? Tomris Uyar, ilk olarak 1983’te yayımlanan Gecegezen Kızlar’da eski masalların kahramanlarını, günümüzün bireyleri olarak, “kan, post ve buğu tüten” ormanlarından çıkarıp kentlere buyur ediyor. Mutluluk arama serüveninin, mutluluğu bulmaktan çok daha önemli olduğunun altını çiziyor. Bu anlamda özgürlüğe kavuşma savaşının bitimsiz bir tutku olduğunu anımsatıyor okura.
Geçmiş Zaman Fıkraları
Abdülhak Şinasi Hisar Geçmiş Zaman Fıkraları’nda III. Selim döneminden Meşrutiyet’e uzanan zaman dilimine ait kısa kesitleri, kendi anılarını aktarırcasına hikâye eder. Hisar, geçmişteki yaşantılardan anları, rivayetleri kendi özgün bakışı ve kalemiyle resmederken bütünlüklü bir tarihçeden çok, parçalanmış bir zamana dağılmış anlamlara işaret eden, tarihten levhaları görünür kılan bir panorama ortaya koyar.
Bütün bu kitaplardaki baplardan ancak birer cümle, bütün bu dikkat ve itina ile yaşanmış ömürlerden ancak birer kelime kalır. Bütün bu vakalardan ancak manası unutulmuş bir isim, hesabı karışmış bir rakam duyulur. Bütün bu facialarıyla geçen bir harpten ancak bir şarkı kalır. Bütün bu şarkılardan ancak bir nakarat, bütün bu iddialardan ancak bir nükte, bütün bu ömürlerden ancak bir fıkra, bütün bu şiirlerden ancak bir mısra, bütün bu manalardan ancak hoş bir seda kalır veya vaktiyle kalmış olur.
Gemiler De Ağlarmış
’Bendeki asıl değişimin Cemil Kavukçu ile birlikte olduğunu söylemem gerekir. Cemil Kavukçu’yu önceden de biliyordum bilmesine, ama Uzak Noktalara Doğru bambaşka etkilerle gelmişti. İşte, demiştim, geçen kuşakların usta öykücüleriyle aynı düzeyde alınabilecek bir öykücü; bizim kuşağımızdan, hiçbir desteğe gereksinim duymadan kısa sürede adını okura duyurabilecek. O günden beri bütün yazdıklarını okuyorum. Ondaki sıradan dünyaların çarpıcılığı, öykü dilinde yakaladığı apayrı, ayrıksı dilin biricikliği, hiç anlatılmamış insanları el değmemiş ayrıntılarla kurmaca kişilere dönüştürme becerisi, ergenlik döneminin yazılmamış öyküleri, Cemil Kavukçu’yu edebiyatımızın gündemine ciddi bir biçimde getirdi.’
Semih Gümüş
Genç Olmak-2 80 Yazardan Öykü
"İçinde seksen yazardan seksen öykünün yer aldığı iki ciltlik Genç Olmak, öykü türünün ele avuca sığmaz kıvraklığından, devingenliğinden zevk alan tüm okurlar için hazırlandı. Ama öncelikle çocukluk ve ilkgençlik çağlarını sürmekte olar okurlar için. Bu öncelik öykülerin seçiminde de önemli ölçüde belirleyici oldu."
Gençlik
Göçmüş Kediler Bahçesi
"Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda duruyordu.
Ama, oyunun oynaması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılıyordu. O noktaları da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimse sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar, biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmaya da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri... "
Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu
Hayat ne biriktirir bizim için?
Kırık dökük aşklar, yaşanmamışlıklar, olmamışlıklar, bir çocukluk anısına teğellenmiş hüzünler, aşkın sonsuz bekleyişleri, ayrılıklar, kentler, köyler, yollar, rüzgârlar, gündoğumları, biraz keder, biraz da neşeyle çatılmış evler… Hayat bizim için saklamaya hazır olduklarımızı, bize yakışanları, ihtiyacımız olanları ve bizi büyütecekleri, bizi biz edecekleri biriktirir…
Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu gidenler için bir ağıt, kalanlar içinse bir şiir, biriktirilmiş insan öyküleri…
Şermin Yaşar, Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu’nda o çok özlediğimiz “insan”a bütün görkemiyle geri döndürüyor bizi. Hazırlayın yüzünüzü. Gülüşünüzün yanına biraz da keder koyun, okurken biraz ondan alacaksınız, biraz bundan. Kıtlama çay içer gibi...
Gölgeler – İnkılap Kitabevi
Zülfü Livaneli’den İstanbul’a ve onun yazarlarına, şairlerine bir saygı duruşu.
Livaneli külliyatının özgün örneklerinden olan bu kitapta gölgeler yani ismi var cismi yoklar, müstearlar bir İstanbul akşamında hayali ve neşeli bir buluşma için bir araya geliyor.
Bir gece yarısı Sultanahmet Meydanı’nın ıssızlığında toplanan gölgeler arasında kimler yok ki: Fatih Sultan Mehmed, Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar, Yahya Kemal Beyatlı, Reşat Nuri Güntekin, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Orhan Veli Kanık, Yaşar Kemal, Attilâ İlhan, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Ülkü Tamer.
“Bu kitapta yazar ve şairlerimizin asılları değil ama gölgeleri var; yani müstear isimleri. Hem varlar hem yoklar, hem ünleri çok yayılmış hem de sonsuza kadar gölge olarak kalmaya mahkûmlar.”
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür – Türk Edebiyatı Klasikleri 26
Şadan Bey’in çapkınlıklarından usanan ailesi onu alelacele evlendirir ve kendisinden entelektüel bakımdan üstün olan karısının köşküne içgüveyi verir. Şadan Bey evlenmiştir, ancak çapkınlıktan vazgeçmez. “Karımı Nasıl Aldattım” başlığıyla açılan roman, adeta gönül ilişkileri resmi geçidine dönerek okuru, hatta Şadan Bey’i bile şaşırtmayı başarıyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar, genel toplumsal ahlakı irdelerken kurguladığı girift olay örgüsü, ilginç karakterleri ve mizahi diliyle okuruna sürükleyici bir hikâye anlatıyor.
Görünmeyen Kadınlar
“Bu kadar görünmez olamam, değil mi?”
Kadınların kafeslerin ardında sokağı izledikleri, varlıklarını duyurmadan yaşadıkları zamanların üstünden çok uzun yıllar geçti. Şimdi kadınlar sokakta, işyerinde, her yerde… Ama yine de onları görünmez kılan bir şeyler var: “Ben buradayım” demeyen bir baba; bağrı buz kesen bir anne; sevgileri hep başka zamanlara bırakan sevgililer; “bize göre yaşamalısın” diyen el âlem; kadınlara hep güzel, bakımlı, mükemmel olmayı öğütleyen toplum… Başkalarını memnun etmeye adadıkları ruhlarını ve bedenlerini mutsuzlukla oradan oraya sürükleyen, “Gör beni” diye feryat etmekten, kendilerine, içlerine bakmayı, kendilerini görmeyi unutmuş kadınlar…
Gülseren Budayıcıoğlu, birbirinden sarsıcı hikâyelerle, görünmeyen kadınları anlatıyor; kadınları acılarıyla, zayıflıklarıyla ve en önemlisi de her şeyin üstesinden gelen güçleriyle görünür kılmak için…
Gözümden Deliler Taştı
Ağaçlar dalgakıranım, bu kerpiç duvarlar sağlam kalelerim oldu.
Bu ev o “dışarıdakilerden” ikimizi korudu. Seni hapsettim buraya.
Affedersin. Teşbihte hata ettim. Bir mahpusluktan başka bir mahpusluğa koydum seni. Aşk bir mahpusluk değildir. Aşk koskocaman bir hapishane olan dünyanın açık kalan tek kapısıdır. Kaçalım mı sevgilim o kapıdan? Hadi gel artık tut elimden.
Gözümden Deliler Taştı’yla Çağan Irmak, o eşsiz filmlerinden de aşina olduğumuz sıra dışı, derinlikli karakterlerinin, Ege’nin bir kasabasındaki acı-tatlı yaşamlarını çok katmanlı, şiir gibi öykülerle bize anlatıyor.
Cıgaralı Naciye’nin sinema tutkusundan, Haktan’ın sırlarla dolu hayatına; Hüsniye Hanım’ın sıkıntısından, bir mevtanın dramına; Elektrikçi Kemal’in inadından, Perizat’ın küskün kalbine ve
bir çocuğun rengârenk hayal dünyasına…
O her dem gittiğimiz sahil kasabasına, bizi gülümseten gazinolara, hıncahınç doldurduğumuz pazar plajlarına ve özlemle hatırladığımız 70’lere ışınlanıyoruz…
Geceden hazırlanıp yoğrulmuş ekmek içi ve soğanı bol tutulmuş kıyması az köfteler yaz sıcağında daha fazla beklemesin diye öğlen olmadan mangala atılır, iyot kokusu kısa bir zaman sonra yerini et ve duman kokusuna bırakırdı. Aile babaları dışında kişi başına üçer taneden fazla düşmeyen assolist köfte, bol ekmekle katık edilir, doyurmayınca da harcıâlem domates ve yeşil biber yetişirdi imdada. Domatesin uvertür olduğu zamanlardı.
Gülliverin Seyahatleri Yeni Beyaz Kapak
Gulliver’in Seyahatleri bireyler yerine zihniyetleri hedef alan bir hiciv yapıtından çocuk masalına, bilimkurgu türünün öncülü olmaktan modern romanın öncülü olmaya kadar farklı biçimlerde tanımlanıp algılanan bir yapıttır. Swift’in en başarılı romanı olarak kabul edilen ve hem insan doğası hakkında bir taşlama hem “seyahat romanları” parodisi olan yapıt, İngiliz edebiyatının klasiklerinden biridir.
Kitabın yazılış öyküsü de ilginçtir. Jonathan Swift, Alexander Pope, John Gay, John Arbuthnot, Henry St. John ve Thomas Parnell’in “Scriblerus Kulüp” adıyla oluşturduğu topluluğun amacı, popüler kitapların edebiyatı istismar ettiğini ortaya koymak, bunu da hiciv yoluyla gerçekleştirmekti. Yazarlar arasındaki işbölümünde Swift’e düzmece “seyahat hikâyeleri”ni taşlamak görevi düştü.
Kitapta, Avrupa’da zamanın hükümetleriyle dinler arasındaki farklara yönelik taşlamanın yanı sıra insanın yolsuzluğa, ahlaksızlığa eğiliminin irdelenmesi ve “eski ile modern”in karşıtlığı tartışması yer alır.
Gülşefdeli Yemeni
Güneşin Oğlu
Jack London’ın genç yaşta tanıştığı Güney Denizleri'nde yaptığı yolculuklardan izler taşıyan Güneşin Oğlu ve Güneşin Tüyleri isimli bu iki öyküsü odağına David Grief’i alıyor.
Varlıklı işinsanı David Grief, zorbalar, korsanlar ve dolandırıcılarla tehlikeli bir oyun içinde. Grief’in kimi zaman ölümle burun buruna geldiği Polinezya ve Güney Pasifik’in tekinsiz sularında dalgalara meydan okurken peşinde olduğu tek bir şey var, o da macera. Denizin kötü adamlarını avlamanın hazzına bağımlı bu altın tenli milyoner için tropik maceralar, şehirde akan milyonlarla kıyaslanamayacak kadar değerli.
Hayaldi Roman Oldu
Hayaletin Garip Huyları
Korkunun hüküm sürdüğü, uğursuz güçlerin ve ürkütücü yaratıkların varlığını sürdürdüğü, güzel her şeyin bir anda yok olabileceği o tuhaf ve harika durakta buluşalım.
İğrenç sıçanların yeni bir dünya kurduğu karanlıkların derinliklerinden, hayatla ölümü birbirinden ayıran baş döndürücü yüksekliklere… İnsanlığı yeryüzünden silmeye çalışan bir virüsten, uzayın sonsuzluğundan gelen korkunç bir tehdide… Bağımlılıktan kurtulmak için alışılmadık yollara başvuran bir adamdan, mide bulandırıcı bir dönüşüm geçiren yalnız bir alkoliğe… Tüylerinizi diken diken edecek yirmi müthiş öykü.
Hayaletin Garip Huyları King’in deli hayal gücünün nasıl da sınır tanımadığının bir kanıtı.
Hayatımın Kadını
Hayatımızın Bir Günü
Devrimin etkilerinin sıcağı sıcağına hissedildiği Rusya’da gazetelerde ve dergilerde yayımladığı anlatılarda Bulgakov, bazen anekdotlardan, bazen güncel haberlerden, bazense kendi hayal gücünden yola çıkarak değişmekte olan yoksul toplumun günlük yaşamını, sıkıntılarıyla ve mutluluklarıyla gözlemlemişti. Hayatımızın Bir Günü’nde derlediğimiz yazılar, bir modern ustanın kaleminden yazılmış bir dönem tanıklığı olmasının yanı sıra kasvetli yaşamları dahi çekilir kılan mizahın da enfes bir örneği.
Herkes Kendi Sandığında Saklı
Hikayem Paramparça
"Annemin öldüğünü anlatma, onun etkisi altında olduğum için kendisini sevdiğimi düşünmesin." "Tamam Galip." "Karanlıkta uyuyamadığım için gece lambasını açık bıraktığımı anlatma, beni ottan boktan korkan biri zannetmesin." "Tamam Galip." "İlk defa âşık olduğumu anlatma, beni bu konularda tecrübesiz biri zannetmesin." "Tamam Galip." "Geçen sene el frenini çekmeyi unutup Kartal’ı boklu dereye yuvarladığımızı anlatma. Malının kıymetini bilmeyen biri olduğumu düşünmesin." "Tamam Galip." "Babamın orospu çocuğu olduğunu anlatma. Onu bizzat ben anlatmak istiyorum." "Tamam Galip." Gecenin ilk müşterisi olan, sabahçı kahvelerinde, çorbacılarda ayılan genç adamlar. Bazen en anlamsız yüzü yaşamanın ve bazen yel değirmenini arayan içli bir hatıra. Henüz ölmemişler ve ölümle tanışmamışlara yazılmış hikâyeler... Namluya sürülmüş küfür... Büyümemiş bir çocuk... Pati yapan arabalar, yutkuna yutkuna dinlenen şarkılar ve hayattan meseleler. Kutlanan yenilgiler, hayat kerpiçten bir gökdelen sevgili kardeşim, yanlış bir parantezde yaşıyoruz. Bırak konuşalım, iki çift laf edelim, yüz yüze bakıyoruz... Emrah Serbes, hayatı kendine katık eden, sokaktan çağlayan bir sesle yeraltının dumanını anlatıyor bize. Bitmez bir ergen öfkesiyle kuyuya düşmüş çocuklara sesleniyor. Emrah Serbes’ten parça parça anlar, parça parça anılar, paramparça hikayeler...
İçerideki
Ihlamurlar Altında Gezinti
18. yüzyıl Alman edebiyatının önde gelen isimlerinden Friedrich Schiller dramlarıyla Alman tiyatrosunun standart repertuvarında yer alır. Aynı zamanda bir öykücü de olduğu pek bilinmez.
Schiller, dramlarında olduğu gibi öykülerinde de sahicilik arayışına girer ve karakterlerinin psikolojik gelişimine odaklanır. Ceza ve yargı sistemi de dahil olmak üzere toplumsal meselelerin salt insanı göz ardı ettiğini düşünen Schiller, insan psikolojisine eğilir. Bu öykülerde ahlaki ikileme düşen, umutsuzluğa sürüklenen, suça itilen insanın açmazını yaşarız.
Ihlamurlar Altında Gezinti başlığı altında topladığımız bu küçük kitap, Schiller’in 1782-1792 yılları arasında kaleme aldığı öykülerini içeriyor.
İlk Gençlik Çağına Öyküler 2
Uzun yıllardan beri okullarda kaynak kitap olarak okutulan İlkgençlik Çağına Öyküler adlı bu derleme, usta yazar Selim İleri’nin tüm edebiyat severler için hazırladığı eşsiz bir hazine...
Bu Ciltte Necati Cumalı, Yusuf Atılgan, Vüs’at O. Bener, Zeyyat Selimoğlu, Oktay Akbal, Yaşar Kemal, Muzaffer Hacıhasanoğlu, Nezihe Meriç, Mehmet Başaran, Kâmuran Şipal, Talip Apaydın, Adalet Ağaoğlu, Erhan Bener, Fakir Baykurt, Bilge Karasu, Leyla Efbil, Sevim Burak, Tarık Dursun K., Ayhan Bozfırat, Bekir Yıldız, Orhan Duru, Selçuk Baran, Sezai Karakoç, Tahsin Yücel/Adnan Özyalçıner, Demirtaş Ceyhun, Oğuz Atay, Yiğit Okur, Demir Özlü, Erdal Öz, Ferit Edgü, Nihat Ziyalan, Onat Kutlar, Sevgi Soysal, Ayla Kutlu, Emine Işınsu, Füruzan, Mıgırdiç Margosyan, Osman Şahin, Cahit Zarifoğlu, Oya Baydar, Rasim Özdenören
İlkin Kuşlar Uyanır
İpek Ve Bakır
Annem saçlarımı bile örmüyor artık. Babamla yalnızlıklarına çekildiler. Birlikte ve ayrı ayrı. Kalorifer borularıyla dolu bu sımsıcak şehir odasında, kullanılmayacak ucuz likör kadehleri, deterjan adları, koca bir buzdolabı, transistörlü radyo ve çöp kokuları arasında ufaldılar. Biliyorum, akşamları kapı önlerine birikip eski konuşmaları sürdürmeler, türkü çığırmalar, oya işlemeler bile geçirmiyor bu küskünlüğü. Buralı değiliz. Babam, eski babam değil. Annem saçlarımı bile örmüyor.
İpek ve Bakır, Tomris Uyar’ın 1965-1970 yılları arasında yazdığı on yedi öyküden oluşan ilk kitabı. Sonraki yıllarda daha da keskinleştirerek işleyeceği temaların ilk örneklerini gösteren bu kitaba yıllar sonra dönüp baktığında şu yorumu yapıyor yazar: “Bu yaşta tıpatıp öyle yazmazdım onları belki; biraz daha mı damıtırdım, bazı sözcükleri mi değiştirirdim yoksa biraz daha deneyim yükleyip o genç-öyküyü yokuşa mı sürerdim bilemem. Zaten hepsinin altına imzamı gönül rahatlığıyla bugün de atabileceğime göre fark etmez.”
İsa Hanginiz?
İsimsiz Ceset
Issız Kadınlar Sokağı
İzmir Postası’nın Adamları
"Yüz gün oldu babam öleli. Ölümün bana bu kadar yaklaşabileceğine inanmazdım. O hep küçük bahçemde dolaşır, duvarları yoklar, oradan çatıya akıp tahta nalınlarıyla üzerimizde gezerdi. Ama kapıyı zorlayıp içeriye kadar girebileceğini ve bunca yılın Nalbant Asım’ını soluksuz bırakacağını düşünmemiştim. Gece herkes uyurken koyduğum gözlerin tam yüz gündür aynı kavanozun içinde Nalbant Asım! Hâlâ mavilikleri durulaşmadı." İzmir Postası’nın Adamları, öyküleriyle son yıllarda adından söz ettiren Ahmet Büke’nin ilk öykü kitabı. Yayımlandığında kendine özgü sesi ve biçimiyle hemen dikkatleri üzerine çeken bu öykülerde günlük yaşamın alçak sesli ama etkileyici esintisi var. Ahmet Büke, yalnızca yaşadığı kentin değil, Türk öykücülüğünün de ara sokaklarını iyi tanıdığını, iyi okuduğunu ortaya koyuyor İzmir Postası’nın Adamları’nda.
Joseph Roth: Kör Ayna
Örümcek Ağı, Savoy Oteli, Eyüp, Radetzky Marşı gibi eserleriyle dünya çapında üne kavuşan, Hitler’in iktidarı ele geçirmesiyle Fransa’da sürgün hayatına başlayan, kitapları Naziler tarafından kara listeye alınan Joseph Roth (1894-1939), Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çöküşüne, savaşın getirdiği yıkım sırasında yaşanan toplumsal kavgalara ve Yahudiler arasındaki çekişmelere yakından tanık oldu. Kör Ayna’da Roth, I. Dünya Savaşı sırasında şehirlere bombalar yağarken Viyana’da stenograf olarak çalışan genç bir kızın zor şartlarda hayata tutunma mücadelesini ve aşkı arayışını gerçekçi bir dille ete kemiğe büründürüyor.
Kadınsız Erkekler
Bir gün sen de kadınsız erkeklerden olacaksın. O gün en ufak bir uyarı, küçücük bir ipucu vermeden; önsezi olarak hissettirmeden ya da içine doğmadan; kapını çalmadan, hiç beklemediğin bir anda seni bulacak. Bir köşeyi döndüğünde, aslında çoktan oraya varmış olduğunu anlayacaksın. Geriye dönmek mümkün olmayacak. O köşeyi bir kez dönünce, orası artık senin için mümkün olan tek dünya olacak. O dünyada sen kadınsız erkeklerden biri olarak anılacaksın.
Hep bu soğuk çoğul eki ile...
Bir kadının özlemini çeken, yasını tutan; bir kadın tarafından aldatılmış, terk edilmiş olmanın acısıyla yaşayan, aşkla kendinden vazgeçen erkeklerin öyküleri…
Haruki Murakami’den aşka ve kadınlara yazılmış yedi ağıt…