Deniz Feneri – Bilgi Yayınevi
Hepsi buydu, basit bir soru; yıllar geçtikçe insana giderek daha da yaklaşabilen bir soru.
Virginia Woolf’tan ölümün, uzun süren bir yasın ve boşluğun sözcüklerle inşası…
Woolf’un bilinç akışı tekniğini ustalıkla kullandığı başyapıtlarından biri olan Deniz Feneri’nde onun kendi hayatına da ışık tutan fenerle birlikte okuyucu da derin dehlizlere dalıyor. Ramsay ailesinin yazlıklarında on yıl aralıklarla geçirdikleri iki günün anlatıldığı bu eserde Woolf, incelikle işlediği her karakterin geçmişi ve geleceği arasında muazzam bağlar kurarak okura ilerlemesi için tüneller açıyor.
Çağının ötesinde bir yazar olan Woolf hâlâ bizlerle konuşuyor ve fenerinin ışığı aydınlatmaya devam ediyor.
Deniz Feneri’ni, çevirmeni Cahit Kaya’nın kapsamlı önsözüyle sunuyoruz.
Deniz Feneri – Kırmızı Kedi Yayınevi
Dorian Gray’in Portresi
Dublinliler
Dublinliler James Joyce’un ilk büyük yapıtıdır. 1914’te yayımlanan bu derlemede yer alan 15 öykünün farklı karakterleri ve olay örgüleri olsa da, hepsi de 20. yüzyıl başında Dublin’de yaşayan orta sınıftan insanların hayatlarından kesitler sunar. Joyce bizi tüccarların, memurların, kâtiplerin, tezgâhtarların küçük burjuva dünyasında gezintiye çıkarır. Mutsuz karakterleri kiralık odalardan, pansiyonlardan, sokaklardan ve pub’lardan oluşan dünyalarında; hayal kırıklıklarıyla, yalnızlıkla ve kasvetle dolu bir hayatın içinde sıkışıp kalmış, adeta felç olmuşlardır. İrlanda’nın yeni bir ulusal kimlik arayışında olduğu o dönemde, Joyce yalnızca ulusal kimliğin değil, bireylerin kimliklerinin de felce uğradığını gözlemler. Bu öykülerin bir diğer ortak özelliği de, karakterlerin yaşadıkları “epifanya” anlarıdır. İsa’nın paganlara ve müneccimlere görünmesi anlamına gelen “epifanya” terimini, Joyce bir kişi ya da olayla ilgili asıl gerçeğin birdenbire ortaya çıkmasıyla karakterlerinin yaşadığı aydınlanma anlarını ifade etmek için kullanır. Dublinliler’de bu dönüştürücü deneyimin doruğa çıktığı öykü ise başlı başına bir mücevher, “İngiliz dilinde yazılmış en güzel öykü” olarak kabul edilen “Ölüler”dir.
*Kız Kardeşler *Bir Karşılama *Araby *Eveline *Yarıştan Sonra *İki Delifişek *Pansiyon *Küçük Bir Bulut *Suretler *Toprak *Elim Bir Hadise *Kurul Odasında Sarmaşık Günü *Bir Anne *Tanrı’nın İnayeti *Ölüler
Dubrovski
Dünyanın Ucundaki Fener – Modern Klasikler 173
Dünya’nın Ucundaki Fener Jules Verne’in son yapıtlarından olup ölümünden sonra, 1905 yılında oğlu Michel Verne tarafından yayımlandı. Bilim-kurgu ve spekülatif edebiyatın öncü adlarından olan Jules Verne, bu yapıtında gerçek bir ortamdan, ıssız Estados Adası’ndaki deniz fenerinden esinlenmişti. Yazarın yapıttaki titiz coğrafi betimlemeleri, ayrıntılarla ördüğü denizcilik bilgileri, insanlığın ufkunda yaşanan bir serüvenin hem dekorunu hem araçlarını oluşturuyordu. 1859 kışında çalışmaya başlayan fenerin ilk bekçileri Vasquez, Felipe ve Moriz, Güney Atlantik’in güneydoğu ucunda, iki okyanusu birbirine bağlayan ticaret gemilerine kılavuzluk ederken, çok geçmeden adada yalnız olmadıklarını sezeceklerdi. En çetin doğa koşullarına dayanıklı inşa edilmiş olan bu fener, uygarlığın sınırında yaşamaktan beslenen sinsi düşmanlara da aynı şekilde dayanabilecek miydi? Jules Verne akıl ile gücün, nitelik ile niceliğin, hesap ile hırsın kıyasıya çekiştiği öncü bir serüven öyküsü sunuyor okura.
Dürtü
Duvar
Duvar Attila İlhan’ın ilk şiir kitabı. Daha çok özgürlük, eşitlik ve mutluluk ideali üzerine yazılmış, toplumsal gerçekçi ilk şiirler... İlhan, "Duvar’daki şiirler, belki harbi etiyle kemiğiyle yaşamamış; ama gazete, radyo ve sinema yoluyla bir yandan; fırında kaybolan ekmek, seferber edilmiş ordu, pasif korunma ve karartmalar yoluyla öbür yandan; onun sertliğini ve hainliğini ‘etinde duymuş’ bir harp delikanlısının şiirleri’ diyor, "sahillerimize asker cesetleri vuruyordu, barut ve yangın kokusunu alıyorduk..." Duvar’da kendini dünyayla ve tüm insanlarla bir ve beraber hisseden, kendi ülkesinde kendi insanlarına reav görülenlere isyan eden gencecik bir şairin sesini dinleyecek, çağrısını duyacaksınız.
Emma – Hasan Ali Yücel Klasikleri 382
Jane Austen (1775-1817): İngiliz edebiyatının kült romancılarındandır. Eserlerinde güçlü kadın karakterleri başkahramanlar olarak yer aldı. Bütün romanları sinemaya uyarlanan Jane Austen, özellikle aile değerleri ve akrabalık ilişkileriyle kadın duyarlığı ve aşkı ele alır. 1815’te yayımlanan Jane Austen’ın dördüncü romanı Emma on dokuzuncu yüzyıl İngiltere’sinde evlilik ve sosyal statüyü hicvederek irdeler. İyi bir çöpçatan olduğunu düşünen Emma’nın işgüzarlıkları, yanlış anlamalarıyla eğlenceli olay örgüsü ön plandadır. Yazarın alametifarikası hafif ironi ve keskin gözlem gücüyle çizdiği başkarakterinin çekiciliği Emma’yı en sevilen romanlarından biri kılmıştır.
Ermiş – Modern Klasikler 28
"İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda..."
Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş'ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerdir. Haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu...
Ermişin Bahçesi
Esrar-I Cinayat – Türk Edebiyatı Klasikleri 51
Edebiyatımızda birçok yazınsal türde eser veren Ahmet Mithat Efendi’nin Esrâr-ı Cinâyât Cinayetlerin Sırları- adlı polisiye romanı, olayların akışındaki kurgu ustalığı ve karakterlerinin güçlü bir şekilde canlandırılmış olmasıyla yazarın övgüyü hak eden eserleri arasına girmiştir. Bir genç kızın cesedinin bulunmasıyla başlayan roman, intihar süsü verilerek öldürülmüş ikinci bir kişinin bulunmasıyla sürükleyici şekilde devam ederken, polis şefi Osman Sabri ile Muharrir Efendi’nin işbirliği ve dikkatli takipleri sonucu bambaşka bir hale bürünür. Dönemin adalet sistemini, yargılama usullerini rüşvet ve kayırmacılığı gözler önüne sererek eleştiren roman, yazarın usta işi üslubunu da yansıtarak şaşırtıcı bir sonla biter.
Eylül – Koridor Yayıncılık
Suat ile Süreyya evli ve mutlu bir çifttir. Yaz için Boğaziçi’nde bir yalı kiralayan bu çifti, hem akrabaları hem de yakın dostları olan Necip sık sık ziyaret eder. Necip, Suat’ı diğer kadınlardan farklı görerek ona hayranlık duymaya başlar ve zamanla bu hayranlık artık vazgeçemeyeceği bir aşka dönüşür. Bu aşk, her birinin yaşamında büyük felaketlere neden olacak çıkmazları da beraberinde getirir.
“İlk psikolojik roman” olarak nitelendirilen Eylül’de Necip ile Suat’ın iç dünyalarına, bunalımlarına, dünya görüşlerine, çelişkilerine, gelgitlerine, çaresizliklerine ve yaşadıkları yasak aşkla toplumun ahlaki değer yargıları arasında kalmalarına geniş bir şekilde yer veren Mehmet Rauf, karakterlerin ruh hâllerini de uzun çözümlemelerle tahlil eder.
Mehmet Rauf’un bu romanı, Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Ayşegül Pomakoğlu tarafından yayına hazırlanmıştır. Editörlüğünü ise yine aynı bölümden öğretim üyesi Tülay Gençtürk Demircioğlu gerçekleştirmiştir. Yaklaşık yüz yirmi yıl önce kaleme alınmış olan eserin bu baskısı, dönemin diline ve ruhuna olabildiğince uygun fakat günümüz okuru için de anlaşılabilir olması amaçlanarak yayına hazırlanmıştır.
Frankfurt Seyahatnamesi
Genç Werther’in Acıları – Koridor Yayıncılık
En çok okunan klasikler, özenli çevirilerle ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucuyla buluşuyor.
Yaşadığı ruhsal bunalımdan kurtulabilmek için şehirden uzaklaşan Werther, yerleştiği yeni çevrede soylu bir ailenin kızı Lotte’ye imkânsız bir aşkla tutulur. Aralarındaki güçlü bağa rağmen Lotte’nin başkasıyla nişanlı olması ve evlenmesi, zaten güçsüz olan kalbi için çok fazladır. Zihni ışıksız bir zindana dönen Werther, tutkulu aşkına ve umutlarına rağmen kendini geri dönülmez bir yolun başında bulur.
Fırtına ve Coşku, Klasisizm ve Romantizm akımlarının güçlü temsilcisi Goethe’nin henüz yirmi beş yaşındayken, kendi yaşadığı umutsuz ilişkiden esinlenerek yazdığı Genç Werther’in Acıları, şiirsel dili ve tutkulu anlatımıyla döneminin temel eserleri arasında sayılmaktadır.
Kendini kapana kısılmış hisseden gençlerin ve çaresiz âşıkların manifestosu haline gelen bu eseri, Yeşim Tükel Kanra’nın özenli çevirisiyle sunuyoruz.
Hamlet
Hamlet Bez Ciltli
Edebiyat tarihinin en büyük yazarlarından William Shakespeare’in tüm zamanların en çok yoruma konu olan edebiyat eseri Hamlet, eser üzerine kapsamlı bir çalışması da bulunan Ferit Burak Aydar’ın çevirisiyle Koridor Klasikler dizisinin 100. kitabı olarak başköşedeki yerini alıyor.
Shakespeare’in ilk olarak 1600/1601 yılında sahnelenen Hamlet tragedyası ihanet ve sadakat, intikam ve sürünceme, vicdan ve acımasızlık, delilik ve akıl, iktidar ve zayıflık, başkaldırı ve itaat, mizah ve ciddiyet, sevgi ve nefret, ölüm ve yaşam gibi çatışmalı temaları muammalı bir biçimde işleyişiyle, kuşkucu ve kararsız modern bireyin arketipi olan başkarakteriyle 400 yıldan fazladır okurların, izleyicilerin, eleştirmenlerin, sanatçıların, filozofların zihnini ve hayalgücünü cezbetmeye devam ediyor.
Eserin en kapsamlı ve güncel edisyonlarını temel alan bu titiz ve mahirane çevirinin Türkçedeki Hamlet okumalarında ve uyarlamalarında önemli bir yer edineceğine inanıyoruz.
Hastalık Hastası – Hasan Ali Yücel Klasikleri 274
Moliere [Jean-Baptiste Poquelin] (1622-1673): Clermont Koleji’nde Latin ve Yunan dili ve edebiyatı dersleri aldı. Hukuk öğrenimi gördü, 1641’de kabul edildiği barodan ayrıldı. Zamanını ve dehasını tiyatroya adadı. Ölene dek, yani otuz yıl boyunca tiyatro eserleri yazdı, yönetti ve temsillerde rol aldı. Klasik Fransız komedyasının kurucusu olarak kabul edilmesini sağlayan bir gelenek yaratmayı başardı. İlk olarak 1673 yılında Palais-Royal’de sahnelenen bu oyun Moliere’in yazdığı son komedyadır. Daha önce Orta Çağ tiyatrosu ve commedia dell’arte tarafından da işlenen tıp eğitimi, hekimlik gibi temaları ele alır, bu iki kurumu acımasızca eleştirir. Oyunun ilk temsillerinde hastalık hastası Argan’ı da kendisi oynamıştır. Bu temsillerden birinin sonuna doğru sahnede fenalaşmış, kısa bir süre sonra da hayatını kaybetmiştir. Hastalık Hastası prologları ve ara oyunları da içeren tam metniyle Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nde.
Hayvan Çiftliği – Dokuz Yayınları
Hayvan Çiftliği – Modern Klasikler 164
Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insan efendilerini devirmiş, adalet ve eşitliğin hüküm sürdüğü ideal bir hayvan toplumu kurmak için büyük bir fırsat yakalamışlardır. Ancak diğer hayvanlardan daha zeki olan iktidar düşkünü domuzlar, zamanla devrimi yolundan saptırarak, eskisinden daha acımasız ve baskıcı bir diktatörlük kurarlar. Orwell 1945’te yayımlanan bu karşı-ütopyacı nükteli ve fantastik siyasal fablını yazarken, hedefinde 1917 Rus Devrimi ve “Stalin’in devrime ihaneti” vardı.
Hayvan Çiftliği, iktidarlarını sağlamlaştırırken hak ve özgürlüklere göz diken politikacılara, otoriter rejimlerin halkları baskı altında tutmak için kullandıkları manipülasyon ve propaganda yöntemlerine karşı bir uyarıdır. İktidarın yozlaştırıcı etkisini hedef alan bu parlak hiciv, dünyada bugün de sürüp giden adaletsizliğe karşı hâlâ geçerli mesajıyla “zamansız” bir başyapıttır.
Hayy Bin Yakzan – Hasan Ali Yücel Klasikler
Muhammed ibn Tufeyl el-Kaysî (ö. 1185): XII. yüzyıl başlarında Endülüs’te, Granada’nın Vâdîâş beldesinde dünya gelmiştir. Arapların Kays kabilesine mensuptur. Ünlü bir hekim, filozof, matematikçi ve şairdir. İbn Sînâ’yı takip eden İşrâkıyye düşüncesinin mensubu sayılmaktadır. Ortaçağ Avrupası’nda Abubacer adıyla tanınmıştır. 1130-1269 yılları arasında Endülüs’te hüküm sürmüş olan Muvahhidler döneminde yaşamıştır. Granada’da hekimlik yapmış, ardından bölge valisine kâtip olmuştur. 1147’de Fas’ı ele geçiren Muvahhid hanedanının kurucusu Abdülmü’min’in Sebte ve Tanca valisi olan oğluna sır kâtibi olarak tayin edilmiştir. Sonunda Muvahhid halifesi Ebû Ya’kûb Yûsuf’un sarayında kadı ve hekimlik görevlerini üstlenmiştir. Kendi kendini eğiten insanın hikâyesi olan Hayy bin Yakzân Ortaçağ’ın en önemli dinî-felsefî eserlerinden biri sayılmaktadır. İbranice, Latince, Flamanca, Fransızca, Almanca, İngilizce çevirileriyle XVII. ve XVIII. yüzyıl Avrupası’nın en popüler eserlerinden biri olmuş, Avrupa edebiyatında azımsanmayacak bir iz bırakmıştır. İbn Tufeyl 1185’te Merrâküş’te ölmüştür.
Herakles – Hasan Ali Klasikler
Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi.
Euripides (MÖ y. 484-406): Atina’nın yetiştirdiği üç büyük tragedya şairi arasında en fazla eseri günümüze ulaşan sanatçı olarak özel bir yeri vardır. Bu özelliği şenliklerde Aiskhylos ve Sophokles kadar birincilik ödülü kazanmamış olsa da halk arasında daha çok beğenilen bir şair olmasına bağlanır. Euripides’in kahramanları insana özgü zayıflık ve kusurları taşırlar, yaşadıkları tragedyalar da bu kusurları ile vazgeçemedikleri tutkularından kaynaklanır. Euripides çağdaş tiyatroya en yakın eserler veren klasik ozan veya modern ozanların ilki sayılabilir. Herakles’te Euripides, mitolojik kahramanın ünü ve gücü doruktayken bir anda her şeyini yitirmesini anlatarak hayatın trajik yönünü ve kaderin değişkenliği vurgular.
Oyun, Seneca’nın en önemli eserlerinden biri olan Hercules Furens (Çıldıran Herkül) tragedyasına da esin kaynağı olmuştur.
Huzur Çıkmazı
Haldun Taner’in ilk dönem oyunlarından Huzur Çıkmazı üç perdelik oyun yazılışından altmış yıl sonra ilk kez okuruyla buluşuyor.
1962’de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen oyun ilerleyen yıllarda Ankara ve İzmir Devlet Tiyatrolarında defalarca sahnelenmiş ve büyük ilgi görmüştü.
Oyun metnini yıllar sonra yazarın eşi Demet Taner buldu ve yayına hazırladı. Böylece tiyatromuzun büyük yazarının bir eseri daha oyun okuruyla buluşmuş oldu.
Ayşegül Yüksel, oyun hakkında Haldun Taner Tiyatrosu kitabında şöyle diyor: “Huzur Çıkmazı, üç perdeden oluşan bir buruk güldürüdür. Taner’in dar aile çevresi içinde yer alan özel ilişkileri irdeleyen tek oyunudur. Huzur Çıkmazı, geleneksel ‘aşk üçgeni’ örgesinden yola çıkan, olaylar dizisi baştan sona ‘karı-koca-sevgili’ ilişkisinin bilinen aşamaları (kocadan soğuma – yasak aşk ilişkisine giriş – ilişkiyi kocaya söylenen yalanlarla sürdürme – korku ve tedirginlik aşamasına ulaşma – gerçeğin koca tarafından öğrenilmesi) üstüne kurulmuş bir oyundur; olayların akışı bilinen merak öğelerinin uyandırılması yolunda gelişir.
Haldun Taner, Huzur Çıkmazı’nı ‘gerilimsizlikten gerilim çıkarmaya çalışan bir tiyatro araştırması’ olarak nitelendirir.”
İnceldiği Yerden Kopar
İvan Sergeyeviç Turgenyev (1818-1883): Avrupa’da ve ülkemizde eserleri ilk çevrilen 19. yüzyıl Rus romancıları arasında yer alır. Moskova, Petersburg ve Paris üniversitelerinde öğrenim gören Turgenyev döneminin Avrupalı bakış açısına sahip tek Rus yazarı olarak anılır. Zayıf iradeli Rus aydınlarını, serflerin yaşantısını, toprak sahibi soyluların aşklarını ve kendisini yakın hissetmediği radikal genç kuşağı tarafsız ve gerçekçi bir dille eserlerine aktarmıştır. 1847’de yayımlanan İnceldiği Yerden Kopar evlilikten korkan ve bahaneler uydurup manevralar yapan bir adamın hayatının hatasını sahneye taşır. Sığıntı 1848’de yayımlanmıştır ve zengin bir çiftlik sahibinin evinde yıllarca sığıntı olarak yaşayan yoksul bir aristokratın öyküsüdür. Oyunda yaşlı adamın gerçek kimliğinin ortaya çıkmasıyla yaşanan şaşkınlık ve bunu izleyen olaylar sergilenir.
İnsan Ne İle Yaşar – Koridor Yayıncılık
En çok okunan klasikler, özenli çevirilerle ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucuyla buluşuyor.
Edebiyatçı, filozof ve eğitimci kişiliğiyle toplumun aynası olan, çağının en büyük yazarlarından Tolstoy'un bu eseri, insanın dünyaya geliş amacı ve hayattaki önceliklerine, birleştirici güç olan sevgiye, insanın özünde var olan iyiliğe, açgözlülük ve tokgözlülüğe, hırsa dair içerdiği eşsiz hikâyelerle kendinize dışarıdan bakabilmenizi sağlıyor.
Her biri sizi ayrı diyarlara götürecek, aklınızı, ruhunuzu ve kalbinizi besleyecek, kimi zaman sizi vicdanınızla baş başa bırakacak, kimi zaman içinizdeki kilitlenmiş kapıları açıp karşınızdaki komşunuzun kapısını çalmanıza vesile olacak. Zihnimizin uzanamadığı kuytu köşelere sokulmak için ruhumuzu ve kalbimizi el feneri yapacağımız, bize değerlerimizi yeniden hatırlatacak ve kazandırdıkları ömür boyu unutulmayacak bir şaheser.
İnsan Neyle Yaşar? – Kısaltılmış Metin
Yoksul bir ayakkabıcı olan Semyon, zor geçen bir günün ardından tuhaf bir adama rastlar. Soğuk bir kış günü olmasına rağmen adamın kıyafeti ya da ayakkabıları yoktur. Semyon, bunun onu ilgilendirmediğini düşünür; arkasını dönüp gider. Birkaç adım sonra, eğer yardım etmezse adamın öleceğini fark eder. Geri döner ve kim olduğunu ya da nereden geldiğini açıklamayı reddeden adamı evine davet eder. Bunu yaparken, kendisinin ve ailesinin kaderini değiştirecek bir seçim yaptığının farkında değildir.
Büyük ustadan, mutlaka okunması gereken bir eser.
İrade Eğitimi – Hasan Ali Yücel Klasikleri 409
Jules Payot (1859-1940): Fransız pedagog, eğitimci, Cumhuriyet Dönemi Fransası’nın radikal düşünürlerinden. Eğitimin, bilgi sağlamanın yanı sıra akılcı bir iradenin oluşturulmasını gözetecek şekilde yenilenmesi için verdiği mücadeleyle dönemin eğitimcilerini derinden etkiledi. En ünlü eseri İrade Eğitimi yayımlandığında Fransız ve yabancı basında büyük bir ilgi uyandırdı ve kısa sürede pek çok dile çevrildi. Payot eserinde özellikle öğrencilerde, genel olarak da bütün entelektüel çalışanlardaki irade zayıflığının nedenlerini araştırır. İnsanı irade zayıflığından kurtaracak duyguları doğuracak veya güçlendirecek araçlarla, kendimize hâkim olmamızı engelleyen duyguları yok edecek veya bastıracak araçları tespit eder. Bu araçların nasıl kullanılacağını da dört yıllık inceleme ve düşünce çabasının sonucu olan İrade Eğitimi eserinde bütün öğrencilere, öğretmenlere, entelektüel çalışanlara örnekleriyle gösterir. Bilim insanının görevini “geleceğin bizim istediğimiz gibi olmasını sağlayabilecek duruma gelmek” olarak gören Payot’nun büyük bir tevazu ile eserinin önsözünde belirttiği gibi: Bu yolda daha atılacak çok adım var..
İrade Terbiyesi – İndigo Kitap
İnsanlığa faydalı olacak işler acele ve koşuşturma ile değil, temkinli ve sakin bir çalışmayla vücuda getirilmiştir.
Bir insan çok iyi eğitim almış, çeşitli bilgi ve becerilerle donatılmış olabilir. Peki, bütün bunlar verimli ve sistemli bir çalışma olmaksızın ne işe yarar? Şehvet, bencillik ve tembellik gibi güçlü duygu ve dürtülerin kontrolünde, kendini eğlencenin tatlı kollarına bırakan bir genç için gelecek nasıl bir hal alır? Fransız Profesör Jules Payot, dünyada pek çok dile çevrilmiş bu klasik eserinde, tembellik ve isteksizlikten kurtularak içgüdülerin ehlileştirilmesinin ve iradenin eğitilmesinin önemini anlatıyor. Bu sayede yapabileceklerimizin sınırlarını genişletmek için atılması gereken adımları gösteriyor.
Cemil Meriç'in de disiplinli çalışma hayatını borçlu olduğu bu eser 19. yüzyılda kaleme alındı. Kişisel gelişim türünün ilk örneklerinden biri olan İrade Terbiyesi, gücünü ve güncelliğini ilk günkü gibi koruyor…
Kan Damlası – Türk Edebiyatı Klasikleri 64
Mehmet Rauf’un Define’nin devamı olarak yazdığı Kan Damlası romanında Şakir Feyzi, Tarabya’da İngiliz Köşkü’nde ailesiyle sakin, huzurlu ve müreffeh bir hayat yaşamaktadır. Ancak bir gün art arda işlenen cinayetler hayatlarını altüst eder. İngiliz Köşkü’nde yaşlı bir kadın, Anadoluhisarı’ndaki Zincirli Köşk’te ise bir erkek, aynı günde, birbirine benzer derin yaralarla yataklarında ölü bulunur. Polis, maktullerin ellerinde “Numara Bir!” ve “Numara İki!” yazılı notlar bulur.
Merak ve gerilim unsurunun baştan sona korunduğu eserde, etrafındakileri hayrete düşüren Müfettiş Hayret’in karşısında katillerin hiç şansı yoktur, çünkü “Hayret’in sözü gayretin sözüdür!”
Kara Keşiş – Modern Klasikler 155
Çehov’un 1894’te Artist dergisinde yayımlanan son felsefi öyküsü Kara Keşiş, Lev Tolstoy’un da övgüsünü kazanan en önemli eserlerinden biridir. Öykü, görkemlilik kuruntusuna kapılan vasat biliminsanı Kovrin’le ilgilidir. Bu genç adam kendisinin bir dâhi, Tanrı’nın seçilmiş kullarından biri olduğuna inanmaktadır. Yazar bu öyküsünde delilik ile dâhilik arasındaki olası ilişkiye dikkat çeker.
Çehov 1890’lı yılların başında, rüyasında tarlaların üzerinde uçan uğursuz bir kara keşiş görmüş, uyandığında onun hakkında yazmaya karar vermişti. Ortaya çıkan öykü, kimi zaman entelektüellere yönelik bir hiciv, kimi zaman da Çehov’un kendi korkularının alegorisi olarak değerlendirildi. Öyküyü mistisizmle ilişkilendirenler de oldu.
Oysa yazar, yayıncı dostu Aleksey Suvorin’e yazdığı mektupta, melankoliye kapılmadan, “soğukkanlı bir tefekkür içinde” yazdığı Kara Keşiş için “tıbbi bir öykü” demişti. Çehov muhtemelen bir hekim olarak 19. yüzyılın sonlarında Rusya’da birçok megalomani vakası görmüş ve bu durumu çarpıcı bir kurguya dönüştürmüştü.
Kira Kiralina – Modern Klasikler 162
Panait Istrati’nin ilk yapıtlarından olan Kira Kiralina, 1924 yılında yayımlandığında büyük ilgi topladı ve yazarın gelecek şöhretinde büyük pay sahibi oldu. Adrien Zograffi adlı kahramanının adını taşıyan dizinin ilk kitabı Kira Kiralina’da yazar, Tuna Nehri’nden Kahire’ye uzanan bir coğrafyanın insanlarını canlı portreler halinde betimliyor. Adrien’in Stavro’yla karşılaşmaları üzerinden, mülksüz, yurtsuz bir insan için özgürlüğün ve ahlakın anlamını tartışıyor. Istrati Doğu’yu toz pembe bir masal halinde değil, geleneksel devlet, aile, cinsiyet bağlarının dışındaki insanların bitimsiz dayanak
arayışlarından kesitlerle sunuyor.