Dora – Bir Histeri Vakasının Analizinden Parçalar
Dorian Gray’in Portresi
Ressam Basil Hallward’ın sıra dışı güzelliğiyle Dorian Gray adlı bir genç adamın portresini çizmesiyle başlar her şey. Dorian portrede gördüğü genç ve güzel halinin büyüsüne öyle kapılmıştır ki yaşamının devamını tuvaldeki suretini koruyabilmenin hırsı içinde geçirir. Kendisinin bile haberdar olmadığı tutku ve arzularını ona açan Lord Henry Wotton’sa Dorian’ın güzellik, şehvet ve zevk peşinde günden güne yozlaşmasına önayak olur. Dorian Gray’in Portresi, cinselliğe dair kalıpları yıkarken estetik, güzellik ve sanat kavramlarına da felsefi bir yaklaşımda bulunur.
Oscar Wilde’ın sansasyonel romanı Dorian Gray’in Portresi, metinde olan bitenler kadar yayımlanma öyküsüyle de merak uyandırır. Romanın yayımlanmasından beş yıl sonra, Wilde bir gecede İngiliz edebiyatının en renkli figüründen bir cinsel suçluya dönüşmüştür. Romandan alıntılar eşcinsel olduğu gerekçesiyle yargılandığı duruşmalarda yazarın önüne kanıt olarak sürülür. O günlerde ne yaşanmış olursa olsun, roman dönemin cinsellik ve erkeklik algısında bir kırılma yaratması ve yazarın yaşamından kolayca görülebilen izler taşımasıyla çağdaşlarından ayrışır. Okur ve eleştirmenler, karakterlerin yazarın gerçek yaşamındaki hangi kişilerden esinlendiğine kafa yoradursunlar, kendisi ise şöyle der: “Benden çok şey barındırıyor. Basil Hallward benim olduğumu düşündüğüm şey, Lord Henry Wotton insanların benim hakkımdaki düşünceleri; Dorian’sa olmak istediğim şey – belki de başka bir çağda.”
#dünyaklasikleri #ingilizklasikleri #güzellik #sanat #yozlaşma #iyilikvekötülük
Dostluk Üzerine
Dr. Jekyll ve Bay Hyde
Dracula
Dubliners
Dubrovski
Puşkin’in ölümsüz eseri Dubrovski , dünyanın pek çok dilinde karşılığı olan bir isyan hikâyesi... Topraklarına açgözlü bir derebeyi tarafından sözde hukuk marifetiyle el konulan genç bir soylunun adalet arayışını anlatıyor. Yozlaşmış bürokrasi tarafından eli kolu bağlanan Dubrovski, tek çareyi derebeyinin zulmünden kaçan bir grup köylüyle birlikte sistem dışına çıkmakta bulur. Zenginden çalıp fakirlere dağıtarak, tıpkı Robin Hood ya da İnce Memed gibi efsanevi bir halk kahramanına dönüşür.
“Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” demişler... Güçlü düşmanının kızına ümitsizce sevdalanan Dubrovski, aşkı ve adaleti bulabilecek mi? Puşkin’in hiciv ile romantizmi sımsıcak harmanladığı bu eseri, Hasan Âli Ediz’in su gibi akan çevirisinden “bir solukta” okuyacaksınız.
Dünün Dünyası
“Aslında anlattığım şeyler sadece benim yazgım değil” diyor Stefan Zweig anılarının önsözünde, “aksine bütün bir neslin yazgısı.” Bu, bir önceki yüzyılın o güvenli burjuva yaşamında büyümüş, büyük ölçüde Nasyonal Sosyalizm ve sürgün ile son bulan bir çağla kendini özdeşleştiren bir nesildir. Stefan Zweig, savaş karşıtı biri olarak I. Dünya Savaşı sırasında Zürih’e gidip oraya yerleşti. 1919’dan 1934’e kadar olan dönemde çoğunlukla Salzburg’da yaşadı, 1938’de İngiltere’ye, 1940’ta New York’a ve birkaç ay sonra da Brezilya’nın Petropolis kentine göç etti. Düşünsel vatanı olarak gördüğü Avrupa’nın çöküşü karşısında duyduğu umutsuzlukla 1942 yılında ikinci eşiyle birlikte intihar etti.
Çok sıkıntılı koşullar altında yazılmış, o zamanki eğitim sistemine yapılan eleştirinin de eksik olmadığı anılarından oluşan Dünün Dünyası Stefan Zweig’ın Viyana’da geçirdiği huzurlu ve mutlu gençliğini gözler önüne serer. Bu yaşama ilk gölgeler Tuna Monarşisi’nin sonu ve iki Dünya Savaşı’nın felaketleriyle düşmeye başlar. Dünün Dünyası’ndaki değişimleri bu kadar derin etkiler bırakarak tanımlayan çok az kitap vardır; çünkü bu kitap, kişisel anıların ötesinde 20. yüzyılın ilk yarısında düşün dünyasında yaşananların tümünü özetler.
“Çünkü kırk yıl boyunca en içten görev saydığım, tüm gücümle ve inancımla uğraştığım barışçıl bir Avrupa birliği düşüncesi yıkılmıştı. Kendi ölümümden daha fazla korktuğum, herkesin herkesle savaşacağı savaş ikinci kez zincirlerini kırmıştı. Yaşamı boyunca tüm gücünü insanlığın ve düşüncenin birliğine adamış biri olan ben bozulmaz, sarsılmaz birliği gerektiren şu saatlerde yararsız olduğu kadar ani gelen bu ayrımla kendimi hiç olmadığım kadar yalnız hissediyordum.”
Dünya’nin Ucundaki Fener (Ciltli)
Dünyalar Savaşı
Dünyanın Çevresinde Yeni Bir Yolculuk
Dünyanın Ucundaki Fener – Modern Klasikler 173
Dünya’nın Ucundaki Fener Jules Verne’in son yapıtlarından olup ölümünden sonra, 1905 yılında oğlu Michel Verne tarafından yayımlandı. Bilim-kurgu ve spekülatif edebiyatın öncü adlarından olan Jules Verne, bu yapıtında gerçek bir ortamdan, ıssız Estados Adası’ndaki deniz fenerinden esinlenmişti. Yazarın yapıttaki titiz coğrafi betimlemeleri, ayrıntılarla ördüğü denizcilik bilgileri, insanlığın ufkunda yaşanan bir serüvenin hem dekorunu hem araçlarını oluşturuyordu. 1859 kışında çalışmaya başlayan fenerin ilk bekçileri Vasquez, Felipe ve Moriz, Güney Atlantik’in güneydoğu ucunda, iki okyanusu birbirine bağlayan ticaret gemilerine kılavuzluk ederken, çok geçmeden adada yalnız olmadıklarını sezeceklerdi. En çetin doğa koşullarına dayanıklı inşa edilmiş olan bu fener, uygarlığın sınırında yaşamaktan beslenen sinsi düşmanlara da aynı şekilde dayanabilecek miydi? Jules Verne akıl ile gücün, nitelik ile niceliğin, hesap ile hırsın kıyasıya çekiştiği öncü bir serüven öyküsü sunuyor okura.
Dürdane Hanım
Dürdane Hanım (Ciltli)
Dürtü
Seni kim bekliyor? Kıyım ve ölüm, belki, ama başka kimsenin beklediği yok! Uyan, Ferdinand, özgür olduğunu gör, tamamen özgürsün, kimsenin senin üzerinde bir yaptırımı yok ve kimse sana emir veremez; dinle, özgürsün, özgür, özgür! Bunu sana binlerce kez söyleyebilirim, on bin kere, her saat, her dakika, sen bunu hissedinceye kadar! Sen özgürsün. Özgür! Özgür!
Vatan denilen toprak parçasının yeni ölü bedenler isteğiyle yaptığı çağrıyı duyunca içinde engel olamadığı bir gitme dürtüsüyle ayağa kalktı Ferdinand. Oysa gitmek, ölmek, öldürmek istemiyordu ama onun iradesini ele geçiren başka bir güç vardı. Bir yanda özgürlüğü öte yanda bir nesneden öte görülmediği, ondan itaat bekleyen anavatanın çağrısı.
Zweig, Ferdinand’ın yaşadığı bu ikilem üzerinden milliyetçilik ve faşizmi sorguluyor. Zevkle ve düşünerek okuyacaksınız.
Düşkün Derviş (Ciltli)
Duvar
Duvar Attila İlhan’ın ilk şiir kitabı. Daha çok özgürlük, eşitlik ve mutluluk ideali üzerine yazılmış, toplumsal gerçekçi ilk şiirler... İlhan, "Duvar’daki şiirler, belki harbi etiyle kemiğiyle yaşamamış; ama gazete, radyo ve sinema yoluyla bir yandan; fırında kaybolan ekmek, seferber edilmiş ordu, pasif korunma ve karartmalar yoluyla öbür yandan; onun sertliğini ve hainliğini ‘etinde duymuş’ bir harp delikanlısının şiirleri’ diyor, "sahillerimize asker cesetleri vuruyordu, barut ve yangın kokusunu alıyorduk..." Duvar’da kendini dünyayla ve tüm insanlarla bir ve beraber hisseden, kendi ülkesinde kendi insanlarına reav görülenlere isyan eden gencecik bir şairin sesini dinleyecek, çağrısını duyacaksınız.
Duvarcı Ustası Don Gesualdo (Mastro-Don Gesualdo)
Efendi ile Uşağı (Bez Ciltli )
Eksik Tohum
Eksik Tohum (Ciltli)
El Cid
El Cid (Ciltli )
Elde Var Hüzün – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 35
Şehrin sokaklarında ihanet yürüyor bu şiirlerde; tanıdık birileri ölüyor, mahkûmlar koğuşlarında sevda, özlem, özgürlük, sevgili örüyorlar gizlice, genç ayrılıklar, tutsak mutluluklar yaşanıyor... Aykırı hayatların resmi geçitinde hep bir ağızdan söylüyoruz: “hayat zamanda iz bırakmaz / bir boşluğa düşersin bir boşluktan / birikip yeniden sıçramak için / elde var hüzün”...
“Attilâ İlhan toplumcu şiirimize olduğu kadar, bireyci şiirimize de yeni boyutlar kazandırmıştır.”
Asım Bezirci
*Yağmurda Sis Düdükleri /Tut ki Gecedir /O Vahim Orospu /T /Kısa Devre 1 /Kısa Devre 2 /Kısa Devre 3 /Kurtalan Treni’ne Gazel /Rüya Bu Ya 1 / Rüya Bu Ya 2 / Rüya Bu Ya 3 /Gözleriyle Cellat /Zeynep Beni Bekle *Rast ‘Zenci’ Peşrevi /1.Bunlar İnsanı Parçalar /2.Zenci Çengi mi… /3.Fokur Fokur /4.Sunturlu Bir Karanlık /Ayıp Resimler 1 /Ayıp Resimler 2 /Ayıp Resimler 3 /Ayıp Resimler 4 /Ayıp Resimler 5 /Ayıp Resimler 6 *Rubaiyat /Zulmetmeyi Yeğler /Sürekli Bir Dalgınlıktır /Döne Döne /Bir Vapur Gibi Uğuldayarak /Yağmurlu Kış Günü /Trenler Katar Katar /Korkunun Kulak Gibi /Buz Kuşları /Sabah Uyanırsın *Serbest Gazeller /Gibi Redifli Gazeller /An Gelir /Kim Kaldı /Harem-i Hümayun /Bâki’ye Gazel /Elde Var Hüzün *Drang Nach Osten /1.Raviyân-ı Ahbar…/2.Nâkilân-ı Âsâr…/3.Şöyle Rivayet Ederler Kim…*Meraklısı İçin Ekler /ʺKelime" /Deryanın Günahı Ne? /ʺGenç Ozanlarʺ Üzerine Söyleşi /Şiir Üstüne Konuşma /Avuntu mu? /"Kocatepeʺ ile Söyleşi /Türk Şiirinde Gençler (Ustalar Ne Diyor?) /Şiirde, Kurtuluş Savaşı /Şiir Söylemek /Şiirden Çok, Laf…
Emilia Galotti
Emma – Hasan Ali Yücel Klasikleri 382
Jane Austen (1775-1817): İngiliz edebiyatının kült romancılarındandır. Eserlerinde güçlü kadın karakterleri başkahramanlar olarak yer aldı. Bütün romanları sinemaya uyarlanan Jane Austen, özellikle aile değerleri ve akrabalık ilişkileriyle kadın duyarlığı ve aşkı ele alır. 1815’te yayımlanan Jane Austen’ın dördüncü romanı Emma on dokuzuncu yüzyıl İngiltere’sinde evlilik ve sosyal statüyü hicvederek irdeler. İyi bir çöpçatan olduğunu düşünen Emma’nın işgüzarlıkları, yanlış anlamalarıyla eğlenceli olay örgüsü ön plandadır. Yazarın alametifarikası hafif ironi ve keskin gözlem gücüyle çizdiği başkarakterinin çekiciliği Emma’yı en sevilen romanlarından biri kılmıştır.
Emma ( Ciltli )
En Kadim Ve Modern Felsefenin İlkeleri
En Kadim ve Modern Felsefenin İlkeleri (Ciltli)
Ermiş
Ermiş (Ciltli)
Ermişin Bahçesi
Halil Cibran’ın ölümünün ardından yayımlanan eseri Ermişin Bahçesi , bir geri dönüşün hikâyesini anlatır. El Mustafa, on iki yıl boyunca uzak kaldığı adaya ayak bastığında geri dönüşün bütün sancı ve sızılarını yüreğinde taşır. Halkına kavuştuğu an, daha derin bir yalnızlığın pençesine düştüğü andır. Annesiyle babasının ebedi uykuya yattığı o bahçenin duvarları, dünyayla arasına çizdiği bir sınır çizgisine dönüşür. Onun sesine hasret kulaklara fısıldadığı ise yaşama ve yaşamın getirdiklerine ve götürdüklerine dair kedere bulanmış cümlelerdir.