Erzurum Yolculuğu
₺142,00 Orijinal fiyat: ₺142,00.₺118,00Şu andaki fiyat: ₺118,00.
1828’de sürgündeki asker arkadaşlarını görmek üzere Kafkasya’ya giden Puşkin, hepsinin Osmanlılar üzerine düzenlenen sefere katıldığını öğrenir. Az bilinen diyarları görmek ve bir savaşa tanık olmak için, sivil olarak orduya katılır. Yolculuk boyunca eskizler çizer ve bir kısmını dönüşünde yayımlayacağı notlar tutar. Ancak notlarını kısmen yayımladığında eleştirilir. Oysa her zamanki objektifliğiyle ve insancıllığıyla tanık olduklarını, gördüğü yerleri ve tanıdığı insanları anlatmaktadır: Erzurum Seraskeri Salih Paşa, Paşa’nın eşi, Rus orduları kumandanı General Paskeviç, yolda vurulmuş yatan genç Türk Askeri, Tellak Hasan… Hepsi de Puşkin’in gözünde insan olarak hakettikleri değer bulur; övgü ya da yergi konusu olmazlar. Bu yalın yaklaşımın, kendi ülkesini yeterince yüceltmemekle eleştirilmesi üzerine Puşkin ölümünden bir yıl önce tüm notlarını yayımlar. Puşkin Nişanı sahibi Ataol Behramoğlu’nun notlarla zenginleştirilmiş ve el yazmasının yayımlanmamış bölümlerini de içeren çevirisi, 1829 Anasolusu’na eşsiz bir tanıklık… Aleksandr Sergenyeviç Puşkin (1799-1837) Moskova’da soylu bir ailenin çocuğu olarak doğdu. anne tarafından Orta Afrikalı’ydı. 11 yaşındayken Fransız edebiyatını neredeyse hatmetmiş ve ilk eserlerini vermeye başlamıştı. 14 yaşında saray okulundan mezun olduğunda, çoktan edebiyatçı olarak tanınmıştı. Liberal ve özgürlükçü akımlarda etkin roller oynadı. Ama asıl damgasını, Batı dillerinden aktararak yarattığı kelimelerle Rusça’ya vurdu. Edebiyat dilinin gelişmesine de büyük katkıda bulundu ve modern Rus edebiyatının temellerini attı. 1831’de Natalya Gonçarova ile evlenerek saray sosyetesine katıldı. 1837’de, eşiyle bir gönül ilişkisi kurmaya çalışan George d’Athens ile yaptığı düelloda yaralandı ve iki gün sonra öldü.
| Yayınevi | İş Bankası Kültür Yayınları |
|---|---|
| Yazar | Aleksandr Sergeyeviç Puşkin |
| Sayfa Sayısı | 94 |
| Kağıt Cinsi | 1. Hamur |
| Baskı Yılı | 2001 |
| Boyut | “13, 00 X 19, 00″ |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
3 adet stokta
İş Bankası Kültür Yayınları – Erzurum Yolculuğu
/n
1828’de sürgündeki asker arkadaşlarını görmek üzere Kafkasya’ya giden Puşkin, hepsinin Osmanlılar üzerine düzenlenen sefere katıldığını öğrenir. Az bilinen diyarları görmek ve bir savaşa tanık olmak için, sivil olarak orduya katılır. Yolculuk boyunca eskizler çizer ve bir kısmını dönüşünde yayımlayacağı notlar tutar. Ancak notlarını kısmen yayımladığında eleştirilir. Oysa her zamanki objektifliğiyle ve insancıllığıyla tanık olduklarını, gördüğü yerleri ve tanıdığı insanları anlatmaktadır: Erzurum Seraskeri Salih Paşa, Paşa’nın eşi, Rus orduları kumandanı General Paskeviç, yolda vurulmuş yatan genç Türk Askeri, Tellak Hasan… Hepsi de Puşkin’in gözünde insan olarak hakettikleri değer bulur; övgü ya da yergi konusu olmazlar. Bu yalın yaklaşımın, kendi ülkesini yeterince yüceltmemekle eleştirilmesi üzerine Puşkin ölümünden bir yıl önce tüm notlarını yayımlar. Puşkin Nişanı sahibi Ataol Behramoğlu’nun notlarla zenginleştirilmiş ve el yazmasının yayımlanmamış bölümlerini de içeren çevirisi, 1829 Anasolusu’na eşsiz bir tanıklık… Aleksandr Sergenyeviç Puşkin (1799-1837) Moskova’da soylu bir ailenin çocuğu olarak doğdu. anne tarafından Orta Afrikalı’ydı. 11 yaşındayken Fransız edebiyatını neredeyse hatmetmiş ve ilk eserlerini vermeye başlamıştı. 14 yaşında saray okulundan mezun olduğunda, çoktan edebiyatçı olarak tanınmıştı. Liberal ve özgürlükçü akımlarda etkin roller oynadı. Ama asıl damgasını, Batı dillerinden aktararak yarattığı kelimelerle Rusça’ya vurdu. Edebiyat dilinin gelişmesine de büyük katkıda bulundu ve modern Rus edebiyatının temellerini attı. 1831’de Natalya Gonçarova ile evlenerek saray sosyetesine katıldı. 1837’de, eşiyle bir gönül ilişkisi kurmaya çalışan George d’Athens ile yaptığı düelloda yaralandı ve iki gün sonra öldü.
İlgili ürünler
6-7 Eylül 1955 Olayları – Yakın Dönem Türkiye Tarihinin Sis Perdesi
Anadolu Türk Tarihi 1 / Büyük Selçuklu Devleti
Kitapları, televizyon programları ve gezileriyle binlerce insana tarihi sevdiren Talha Uğurluel, sürükleyici üslubuyla, seyahatleriyle, fotoğraflarla ve zengin görsel kaynaklarla süslediği bu çalışmasında Büyük Selçukluları anlatıyor!
* Türkler tarih sahnesine ne zaman çıktı?
* Orta Asya’daki Türkler, İslamiyet’i, kimlerden ve nasıl öğrendi?
* Çinliler ve Abbasiler arasındaki mücadelede Türklerin rolü neydi?
* Türk tarihinde yaygın olarak kullandığımız “Türkmen” tabirinin Oğuzlarla bir ilgisi var mıydı?
* Selçuklular kendilerinden önceki diğer Türk devletleri gibi neden Asya’da kalmadılar?
* Selçukluları tam bağımsız hâle getiren Dandanakan Savaşı ve tarihçilerin “Dünyanın Gelini” dediği Rey hakkında bilinmeyenler...
* Yıllardır aranan Malazgirt Savaşı alanı ve şehitlerin mezarları…
* Bütün bilinmeyenleriyle Türklerin Romalıları ilk kez yendiği Pasinler Savaşı alanı...
* Sultan Alparslan’ın kabrinin nerede olduğuna dair son bilgiler ve değerlendirmeler...
* Unutulan Türkler: Suriye ve Irak Selçukluları...
* Şam ve Kudüs tarihinde Selçukluların rolü...
* Selçukluların Altın Çağı: Sultan Melikşah dönemi...
* Nizamiye Medreseleri ile başlayan dillere destan eğitim seferberliği...
Anadolu Türk Tarihi: Büyük Selçuklu Devleti, tarihseverleri şehir şehir gezdiren yepyeni bir kitap… Eseri okurken Cend’den yola çıkacak, Nişabur’dan Merv’e, İsfahan’dan Rey’e, Ani’den Ahlat’a, Antakya’dan Halep’e, Kudüs’ten Kahire’ye seyahat edeceksiniz. Büyük Selçuklu medeniyetin izini sürerken bir devrin sanatına ve tarihine şahit olacaksınız. Selçuklu’nun sanatına, insanına, ilmine-irfanına, günümüzde bile karanlıkta kalmış hayranlık uyandıran yönlerine çok şaşıracaksınız...
Hatıralar – Roger Garaudy
Ben geçitlerden de geçtim, çıkmazları da yaşadım. İsterim ki, bunca mücadelenin, düşüşün ve yanlışın, umudun ve kardeşçe buluşmaların bana kazandırdıkları benimle gömülüp gitmesin.
Fikir ve eylem adamı olarak 20. yüzyıla adını yazdıran Garaudy, elinizdeki kitabı bu cümlelerle özetliyor.
Stalin'den Nasır'a, De Gaulle'den Fidel Castro'ya, Bachelard'dan Jean-Paul Sartre'a, Pablo Neruda'dan Picasso'ya nice ünlü devlet, düşünce ve sanat adamlarıyla görüşüp tartıştığı meseleleri okuyucularıyla paylaşıyor.
Yazar, yaşadıklarından hareketle kendisinin kim olduğunu ve ne için yaşadığını sorgularken; tespitleri, tahlilleri ve teklifleri ile geleceğin dünyasına da ışık tutuyor.
Güleryüzlü bir geleceğe özlem duyanların heyecanla okuyacakları çok önemli hatıralar ve gerçek anlamda bir temel eser...
Kayı 6: İmparatorluğun Zirvesi Ve Dönüş
17. asrın son yirmi yılına girildiğinde Osmanlı Devleti gücünün ve kudretinin zirvesinde, dünya siyasetinde etkin bir şekilde hükmünü icra ediyordu. Dünyada yenemeyecekleri hiçbir devlet yoktu.
Yıllardır birçok tarihçi yetiştiren ve yaptığı televizyon programlarıyla tarihi yediden yetmişe herkese sevdiren Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, tamamen ilmî kaynaklardan beslenerek her yaştan tarih severin kolaylıkla okuyup anlayabileceği bir üslupla Kayı dizisini yazmış ve tarihimizi sıkıştığı bu alandan kurtarmıştır. Önyargısız ve objektif bir şekilde okuyucunun değerlendirmesine sunulan bu serinin hedefi; Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan yıkılışına kadar siyasî, sosyal, iktisadî ve imarî tüm serüvenini ve Osmanlı padişahları hakkında bilinen gerçekleri akıcı, anlaşılır, merak uyandırıcı ve roman tadında bir üslupla yorumlamaktır.
Ahmet Şimşirgil, adaletiyle kalpleri kazanan; yiğitliği, cesareti ve mertliğiyle dosta güven, düşmana korku salan; üç çağa damgasını vurmuş, üç kıtaya yayılmış Devlet-i Aliyye-i Osmaniye'nin hikâyesine KAYI VI: İmparatorluğun Zirvesi ve Dönüş kitabıyla devam ediyor.
Bu eserde, I. Mustafa’dan II. Osman’a, IV. Murad’dan IV. Mehmed Han’a kadar birçok padişahın; Köprülü Mehmed Paşa’dan Köprülü Fazıl Ahmed Paşa’ya; Tarhuncu Ahmed Paşa’dan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya kadar birçok devlet adamının; Halime Valide Sultan’dan Mahfiruz Hatice Sultan’a, Hatice Turhan Sultan’dan Kösem Sultan’a kadar birçok valide sultanın nasıl yaşadıklarını, neler yaptıklarını, imparatorluğu idame ettirmek gayesiyle ne gibi siyasi yollar izlediklerini, imar faaliyetlerini ve şahsiyetlerini bulacaksınız.
Madalyonun Arka Yüzü
Aden ve Clar’in aşkları Angela’nın ölümü ile son mu buldu? Kurban edilmekten aşkı ile kurtulan Aden’in
intikam ateşinden kurtulma çabaları nasıl sonuçlanacak? Kehanetin ortadan kalkması ile Aden
kendi hayatına devam edebilecek mi?
Viyana’da yüzyıllardır farklı bir ırk olarak çoğalan Güneş Kabilesi diğer üstün yetenekli ırkların aynı yeryüzünde bir arada yaşamalarına izin verecek mi?
Madalyonun Arka Yüzü kitabında “Tanrıça’nın Laneti” nde dönen oyunlar gün yüzüne çıkartılıyor. Ölümsüzlüğe sahip tek canlı olduğunu öğrenen Aden, üstün yetenekleri ile ustaca kurgulanmış oyunlardan yara almadan çıkabilecek mi?
Clar ve Aden aşkı nasıl sonuçlanacak?
Hem var olma savaşını hem aşkı anlatan ve soluk soluğa okuyacağınız Madalyonun Arka Yüzü, okurları farklı diyarlarda heyecanlı bir yolculuğa çıkartıyor.
Selçuklular Osmanlılar Ve İslam
Müslüman Türk devlet ve toplum geleneğinde değişik boyutlarıyla İslam’ın yeri ve işlevi konusu, belki ilk bakışta Kristof Kolomb’un yumurtası gibi basit görünebilir. Ama temelde bu, Türk devletlerinin iç ve dış politikalarını, toplumlarının yapısını doğru ve gerçekçi olarak anlamamız ve analiz etmemiz konusunda önemli ve karmaşık rolü olan bir problemdir. Bu itibarla yüzyıllara yayılan uzun soluklu bir tarih sorunsalı olarak zihniyet, kullanılan araçlar, uygulanan yöntemler ve elde edilen sonuçlar olarak ciddi bir şekilde tartışılmayı hak ediyor.
Teşkilat’ın İki Silahşoru
Biri Meşrutiyet’in Silahşoru Dede Yakup Cemil
Diğeri Cumhuriyet’in Silahşoru Torun ‘’Yakup Cemil’’
“Soner Bey beni arıyormuşsunuz?”
Tanışmamız telefonda bu cümleyle başladı.
Tarih: 16 Haziran 1999.
“Tetiği çekene biz ‘Teğ-Men’ ya da ‘Çiftçi’ derdik. Bu şifreler
bize Teşkilatı Mahsusa’dan mirastı. Nasıl mı?
İki kompartıman çalıştık; 1-2-3 ve 4-5-6.
Ben 4’üm. Liege-Brüksel ve Rotterdam-Abnham hattı bizimdi.
Neler mi yaptık?
Operasyondan sonra ellerimizi kolonyalı mendillerle sildik...
Bunun eğitimini İzmir yakınlarında Amerikalılardan kalma bir
yerde aldım...”
İttihat ve Terakki’nin silahşoru Yakup Cemil’in kardeşi
Mehmed Hüsnü’nün torunuydu.
Sistemler, rejimler değişti; Teşkilat hep aynı kaldı.
Teşkilat’ın İki Silahşoru’nun 1903 yılında Pangaltı’da
başlayan 80 yıllık yazılmamış hikâyesi...

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.