O Güzel İnsanlar
₺385,00 Orijinal fiyat: ₺385,00.₺318,00Şu andaki fiyat: ₺318,00.
1 adet stokta
O Güzel İnsanlar
O Güzel İnsanlar uzun yıllar boyunca düşünceleri, duyarlılıkları, eserleri ve eylemleriyle daha güzel, daha iyi, daha insanca ve hakça yaşanılan bir dünya özlemiyle yanıp tutuşanların öyküsüdür.
Zeynep Oral, ona yüreğini cömertçe açanları sevgiyle, bilgiyle, sonsuz bir duyarlılıkla ele alırken aynı zamanda insanı “insan” yapan evrensel ve çağdaş değerleri de yüceltiyor.
Kitap, Zeynep Oral’ın akıcı ve işlek kaleminden Türkiye’nin aydınlık yüzünü yansıtan, Türkiye ve dünya sanat tarihine adını adeta altın harflerle yazdırmış olan sanat insanlarımızın kimselerce bilinmeyen yönlerini anlatırken, onların detaylı portrelerini de sunuyor.
İlgili ürünler
Bir Genç Kızın Günlüğü
Sigmund Freud’un “bir hazine” olarak tanımladığı Bir Genç Kızın Günlüğü küçük bir kızın on bir yaşından on dört yaşına kadar düzenli olarak kaydını tuttuğu duygu dünyasını açıyor bizlere. 20. yüzyılın başlarında Viyanalı orta sınıfa mensup bir kız olan Rita’nın samimi düşünceleri ve itiraflarıyla dolu olan bu günlük Freud tarafından hem psikolojik hem de kültürel-sınıfsal bağlamda muazzam bir kaynak olarak değerlendiriliyor. Kitap bir yandan ergen psikolojisini, genç kız ruhuna dair naif detayları basit bir şekilde ve doğrudan verirken öte yandan günlüğün yazıldığı döneme, coğrafyaya ve sınıfsal bağlama dair önemli ipuçları sunmaktadır. Çocukluktan ergenliğe geçişin sancılarını, cinselliğe değin merakın derinliğini, aşk, ölüm ve arkadaşlık gibi önemli meselelerle ilgili tutumların bireyde oluşumunu tüm çıplaklığıyla görebildiğimiz Bir Genç Kızın Günlüğü Freud’un, eserin yayınlanması için 1915’te editörüne ilettiği küçük mektubuyla birlikte karşınızda.
Bir Ruh Macerası
“‘İslam bizi geri bıraktı, Batı karşısındaki yenilgilerimizin sebebi İslam’dır!’ hükmü; giderek bir inanç, bir yaşama biçimi halini aldı. Bunu da modernlik kisvesi altında hınç ve taassupla dolu telkinler halinde yaydılar, bu tür ideolojilere ve akımlara neredeyse meşruiyet kazandırıldı.
Bu yanılgıların ortasında doğdum ve yetiştim. Gerçeğin ise tam tersi olduğunu pek çok bedel ödeyerek idrak ettim. Hayatımın ilk yarısı bir korku filmi gibi geçti. Varoluşuna sahih neden bulamayan insan, bilsin yahut bilmesin, korku, endişe ve vehim içindedir. Ben bu marazî hâli, bir imtihandan geçiyor gibi ve en ağır derecelerde yaşadım. Şimdi şu eski koltuklarda oturuyorum ve gücüm yettiğince tefekkür ediyorum. Herkes geleceğe doğru hayal kurar, bense geçmişe doğru hayal kuruyorum. Bir bahçeye yolculuk yapıyorum. Manolyalar, frenk üzümleri, yıldız çiçekleri, çimenler; tam bir cennet bahçesi… Bir zamanlar, yani çocukluğumda öyle bir bahçenin ortasındaydım ama o günlerde o nimetin şükrünü eda edebilme hassasiyetine sahip değildim. Şimdiki halimle, aklım ve gönlümle o güzel bahçeye dönüyorum. Çimenlerin üzerine seccademi serip şükür namazı kılıyorum. Bu, benim geçmişe doğru yolculuğum; geçmişe dönük hayalim…”
İstanbuldan Sayfalar
Dünya Başkenti İstanbul’un tadına doyulmayan sayfaları…
“İstanbul bütün insanlığın zenginliğidir. Sayfaları çevrilmekle bitmeyen bir kitap; seyrine doyum olmayan bir resimdir. Bu iki bin yıllık dünya metropolünü gözümüz gibi sakınmalıyız.”
- İlber Ortaylı
Tarihte hiçbir şehrin bu kadar adı olmamıştır. Âsitâne, Deraliyye, Dârü’l-hilâfeti’l-aliyye, Dârü’s-saâdet veya Dersaâdet, İslambol... İstanbul, “stinpolis/şehre doğru” deyiminden gelir. 15. yüzyıldan beri şehre gelen seyyahlar onun düzineyle ismini saymadan edemezler; Byzantion, Nea Roma gibi...
Slavlar, “Tsarigrad” der. Balkanlarda hala, “çar şehri” ismiyle yaşar. İşte böyle ismi çok, eseri çok, uzun geçmişi şanlı bir şehirdir İstanbul.
İlber Ortaylı çok sevdiği İstanbul’un sokaklarını arşınlarken, bir şehrin nasıl gezilmesi gerektiğini de gösteriyor. Bir şehri sevmenin onu övmekten çok, omuzlara ağırlık yükleyen bir sorumluluk olduğunu belirtiyor. Kenar mahallelerinden surlarına, kütüphanelerden eğlence mekânlarına, kadim semtlerden popüler caddelere dek benzersiz bir İstanbul seyahati sunuyor. Bu seyahatte çarşılar, saraylar, hamamlar, kubbeler, köşkler, kasırlar ve yalılar yeniden anlam buluyor.
Diliyle, tarihiyle, coğrafi nitelikleriyle, inançlarıyla, gelenekleriyle, yeme-içme kültürüyle ve sosyal hayatıyla benzersiz bir şehir olan İstanbul için, “sayfaları çevirmekle bitmeyen bir kitap; seyrine doyum olmayan bir resim” diyor Ortaylı.
İstanbul’dan Sayfalar, bu şehrin her köşesini merak edenler kadar, bu şehirde yaşasa da onu tanımayanlar için de sıra dışı bir rehber, eşsiz bir hazine…
Küçük Anılar
Evinin kapısında oturuyordun sen, anneanne, yıldızlı, uçsuz bucaksız geceye açılan kapısında evinin, hakkında hiçbir şey bilmediğin ve asla yolculuk yapamayacağın gökyüzünün altında, büyülü tarlaların ve ağaçların sessizliği içinde, sonra doksan yaşının vakarıyla ve hiçbir zaman kaybetmediğin bir gençlik ate?iyle dedin ki: “Dünya öyle güzel, öleceğime öyle yanıyorum ki.”
Aynen böyle dedin. Ben oradaydım.
José Saramago, “küçüklüğümdeki küçük anılar” dediği türlü anı parçacıklarını birbiri ardına sıralıyor.
Bir amacı da var üstelik: aklın içindeki canavarları ve yine onun yarattığı yücelikleri ortaya çıkarmak.
Sol Ayağım-2 Her Gün Hüzün
"Tüm bu gürültü patırtının ne olduğunu merak eden bir grup heyecanlı çocuğun yanında, tekerlekli sandalyesinin kenarında oturuyordu." Romanın ilk bölümü, işte böyle başlar. Öylece oturuyordur; çünkü etrafındaki faaliyetlere güçlükle katılabilen, neredeyse çaresiz bir kötürümdür. Buna rağmen, roman başladığında bir çocuk, bittiğinde ise erkekliğin eşiğinde, "Her Gün Hüzün"ün ana karakteridir. Katılmaktan aciz, acılı ve dingin yüreğiyle tekerlekli sandalyesinde etrafı gözler; Dublin’in, oturdukları kenar mahallesine dağılmış, parçası olduğu ailesinin davranışlarını ve duygularını belleğine kaydeder. Burası aslında, 40’lı ve 50’li yıllarda, acılı ve sevinçli günler geçiren Dublin’dir. İhtişamı ve sefaletiyle, arka sokakların ve köhne meyhanelerin hoyrat, acımasız, alemci ve zinacı Katolik Dublin; yaşam adına muazzam bir farklılık. Chiristy Brown, tamamen duygusallıktan uzak yazar. Sözünü sakınmaz, keskin görüşlüdür. Onun, Dublin görüntüleri, sesleri, kokuları ve doğal manzaralarıyla ilgili tasvirleri, şimdiye kadar nadiren yapılmıştır. Onun karakterleri, yaşam ateşi ile yanar. Chiristy Brown, Sadece on üçü hayatta kalabilen yirmi iki çocuklu bir ailenin çocuğuydu. Doğuştan zihinsel bir felçle dünya’ya geldi. Kullanabildiği tek uzvu Sol Ayağı oldu. Londra’ya yaptığı yaptığı birkaç ziyaret ve bir kez yaptığı Amerika seyehati dışında, tüm yaşamını Dublin’de geçirdi.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.