Malorie: Bir Kafes Romanı
₺250,00 Orijinal fiyat: ₺250,00.₺205,00Şu andaki fiyat: ₺205,00.
1 adet stokta
Malorie: Bir Kafes Romanı
GEVŞEME
GÖZBAĞINI ÇIKARMA
VE SAKIN GÖZLERİNİ AÇMA
Kafes’in gerilim dolu devam kitabı Malorie’de Josh Malerman, okurları gözle görülemeyen dehşetlerle burun burna getiriyor.
Malorie’nin iki çocuğuyla birlikte bir nehri aşarak güvenliğe kavuşmasının on iki sene sonrasında, akıl sağlığıyla deliliği ayıran tek şey hâlâ bir gözbağıydı. Dünyayı ele geçirmiş olan yaratıklara atılan tek bir bakış, insanların akıllarını yitirip kendilerine ve etraflarındakilere zarar vermelerine neden oluyordu.
Bu yaratıklara ne bir açıklama getirilmişti bugüne dek ne de bir çözüm bulunmuştu.
Malorie’nin elinden gelen tek şeyse hayatta kalmaktı. Ve çocuklarının da hayatta kalmasını sağlamak. Derken Malorie ona imkânsız gibi görünen bir haber alacaktı. Bu haberle birlikte, çok ama çok uzun zamandır ilk kez umudun tadına bakacaktı.
Canından çok sevdiği, onun için çok şey ifade eden ve bugüne dek öldüğünü sandığı birileri hayattaydı. Ve onlara ulaşabilmesi için Malorie’nin o güne dek çıktığı en tehlikeli yolculuğu yapması gerekecekti. Hayata dair her şeyi kitaplardan öğrenmiş olan Olympia ve yaşadıkları hayatın kolaylaştırılabileceğine inanan mucit Tom’la beraber bir kez daha yaratıkların ve eski dünyanın deliliğine sahip insanların arasına adım atacaktı.
Ve Malorie’nin acı bir şekilde öğrendiği gibi, bazen insanlar yaratıklardan bile daha korkutucu olabilirlerdi.
İlgili ürünler
Bir Sırrım Var
Polisiye meraklılarının kaçırmaması gereken bir roman. Tess Gerritsen’in en iyi kitaplarından biri.
San Francisco Review of Books
Korku filmi yapımcısı genç bir kadınla, bekâr bir muhasebecinin cesedi bulunduğunda bu iki farklı cinayeti birbirine bağlayan hiçbir kanıt yoktur ortada. Cesetlerde belirgin yaralar bulunsa da ölüm sebebi belli değildir. Adli tabip Maura Isles bu iki cinayetin birbirine bağlı olabileceğini düşününce, dedektif Jane Rizzoli hummalı bir araştırmaya girişir.
Soruşturma geçmişte büyük bir taciz vakasının kurbanı olan genç bir kadına, gerçek bir hikâyeye dayanması muhtemel bir korku filmine, gaddar ve sıra dışı ölümlere maruz kalmış azizlere doğru genişler. Rizzoli ile Isles tam katili köşeye sıkıştırdıklarını düşündüklerinde çok uzun süre saklı kalmış bir sır yüzeye çıkıp başka masumların da hayatını tehdit etmeye başlar...
Fırtınada Yanacaksın
New York’un sessiz sakin kasabası White River’da bir keskin nişancı dehşet saçıyor ve öldürülen polisin telefonuna bir uyarı mesajı geliyor. Kimsenin kimseye güvenmediği soruşturmaya danışmanlık yapması için çağrılan Gurney'in ise elinde gizemli bir nottan başka bir şey yok.
Bir parktaki oyun alanında ayak tabanlarına üç farklı harf dağlanmış iki cesedin bulunmasıyla işler daha da karmaşık bir hal alırken yetkililerin resmi açıklamalarıyla ters düşen Gurney, kasabayı labirent gibi sarmış olaylar silsilesini tek başına çözmeye kararlı. Yaklaşmakta olan fırtına herkesi yakmadan cevaplaması gereken bir soru var: Bu akıldışı bulmacada gözden kaçırdığı şey ne?
“John Verdon şaşırtıcı olay örgüsü, katil avı ve akıllıca düşünülmüş karakterler yaratmada kendini kanıtlamış bir usta.”
-Publishers Weekly
“Bir bulmacanın parçalarını yerleştirir gibi kitabın son sayfasına dek, katili bulacak olmanın tarifsiz hazzını suç romanlarına özgü gerçekçi gözlemlerle nasıl harmanladığına bakılırsa, bu serinin neden bu kadar popüler olduğunu anlamak zor değil.”
-Kirkus Reviews
Günahkar
Ailesi ile birlikte mutlu bir hayat yaşayan Şina, on sekizinci yaş gününe sayılı günler kala, ailesinin kendisinden sakladığı bir sırrı öğrenir. Bu sır tüm hayatını bir kabusa çevirir. Tüm sevdiği insanlar birer birer yok olurken, O kendini bağnaz bir topluluğa karşı mücadele ederken bulacaktır.
“Müziği duyduğunda Şina, yanında oturan Samir’e elini uzattı ve dansa davet etti. Samir şaşkındı. Çünkü dansa kaldırması gereken kendisiydi. Herkes ona bakarken elini Şina’ya teslim etti ve ayağa kalktı. Aşkı ve ayrılığı anlatan bir şarkı eşliğinde dans etmeye başladılar.
Hem ışığım hem karanlığımsın,
Hem varoluş hem yok oluşumsun,
İçimde, kalbimdesin.
Yaşam da sensin ölüm de…
Sen nefretimsin sevgilim.
Sen her şeyimsin sevgilim.
Samir ellerini Şina’nın beline doladı. Şina ise kollarıyla bir sarmaşık gibi Samir’in boynuna sarıldı. Usul usul sallanmaya başladıklarında etraflarındaki herkesi, her şeyi unuttular. Üzerlerindeki gözler umurlarında değildi.”
Küllerin Günü
Şizofren
Çevrenizde yeterince ufku geniş insan yok ise nefes alamazsınız. Bu insanlardan hiç kalmamışsa boğulursunuz. Tüm bunlara rağmen onlara benzememeye çalışırsanız kendi içinizde bir çatışma yaşarsınız. Bu çatışmanın sonunda hâlâ kendiniz olarak kalmayı başarabilirseniz bir daha yıkılmazsınız.
Çünkü artık yalnızlığı seçmişsinizdir.
Tarikat
Kaçırılan bir çocuk…
Ufak bir çocuk Stockholm’deki anaokulundan gündüz vakti kaçırılır. İz bırakmadan bir anda yok olur.
Zamana karşı bir yarış…
Dedektif Mina Dabiri yardım etmesi için yakın arkadaşı Vincent’ı çağırır. Ancak araştırmada ilerledikçe kaybolan başka çocuklar da ortaya çıkar. Zaman daraldıkça daha fazla çocuğun kaçırılacağı anlaşılır.
Sırlarla dolu bir dünya…
Mina ve Vincent kendilerini gizemli bir tarikatın pençesinde bulur. Her şey için çok geç olmadan onları durdurmayı başarabilecekler mi?
İsveç polisiyesinin kraliçesi Camilla Läckberg ve mentalist Henrik Fexeus, “Mina ve Vincent” serisinin ikinci kitabıyla karşınızda.
Tehlikeli Şarkılar
Bir sahil kasabasında düzenlenen müzik festivalinin başlamasına günler kala, organizasyonun başındaki iki kişi vahşice öldürülür. Gözler, festivali yasaklatmak için uğraşan tarikata çevrilir. Olay medyaya yansıyınca toplumsal bir gerilime neden olur. Başkomiser Perihan Uygur, son görevinde yaşadığı psikolojik travmadan dolayı izinde olmasına rağmen Cinayet Büro’ya döner ve soruşturmayı üstlenir. Cinayetler birbirini izledikçe işinin düşündüğünden de zor olduğunu anlayacaktır.
Tuna Kiremitçi’den polisiyeyle müziği buluşturan, nefes nefese bir roman. Polisiye okurlarının sevgilisi Başkomiser Perihan Uygur bir kez daha bizlerle.
Ucubeler
Evrenin yasalarına karşı çıkabilir miyiz? İsyan edip kendimizi yeni baştan yaratabilir miyiz? Yoksa boşuna mı debeleniriz içimizdeki o gözden uzak bataklığın bulanık sularında?
"Dünyanın başına gelen en büyük felaket, insanın düşünmesidir; en iyi şeyse, düşünerek kendini yok etmesidir." Ucubeler, 2012'de Zignata Geçidi adlı kitabı yayımlanan yetenekli yazar Nuray Türk'ün ilk öykü kitabı. Sonunda evini yakan sahtekâr bir besteci, torununun garip hastalığıyla mücadele ederken aklını yitiren yaşlı bir adam, intikam peşinde büyük bir dövüşçüye dönüşen dev bir kadın ve yeniden çocuk olmak isteğiyle garip deneyler yapan bir Progeria hastası…
Dört öyküden oluşan Ucubeler'de varolma biçimlerinden hoşnutsuz, dayatılan dünyayı kabullenmeyen, ona başkaldıran insanların çığlıklarını duyuyoruz.
Nuray Türk öykülerinde işte bu kendini yeniden yaratma çabasını yüceltiyor ve soruyor: Bunu gerçekten yapabilir miyiz? Başa sarabilir miyiz? Düzeltmeler yapabilir miyiz? Ucubeler'i okurken yazarın bunu başarmayı ne kadar arzuladığını, aslında hiç de umutsuz olmadığını hissediyoruz. Sanki ne kadar çok sorarsa, ne kadar çok ayak direrse, başarıya o kadar yaklaşacakmış gibi. Ve Nuray Türk okuru da bu dirençli kahramanların dünyasına sürüklemekte çok usta.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.