Ayyar Hamza – Kokona Yatıyor
₺0,00
Stokta yok
Ayyar Hamza – Kokona Yatıyor
Tanzimat dönemi Türk tiyatrosunun oluşumunda ve komedi türünün gelişmesinde önemli hizmetlerde bulunan Âli Bey’den iki komedi uyarlaması: Ayyar Hamza ve Kokona Yatıyor. İlk kez, Güllü Agop’un kurduğu Âli Bey’in de yazar ve diyalekt hocası olarak emek verdiği Osmanlı Tiyatrosu’nda sahnelenen Ayyar Hamza, dalavereci bir uşağın çevirdiği dolapları konu alır. Günümüzde de sahnelenen Kokona Yatıyor’da ise hizmetçi Eleniko’nun hanımının yokluğunu efendisinden gizlerken yaşanan gülünçlüklere tanık oluruz.
Âli Bey (Direktör) (1846-1899) Yaşadığı dönemde “Osmanlıların Molière’i” olarak tanınan Âli Bey İstanbul’da doğdu. Öğrenimine özel dersler alarak başladı. Rüştiyeyi bitirdikten sonra yine özel derslerle tarih, coğrafya, felsefe, astronomi, kimya, ekonomi, yönetim bilimi, hukuk ve matematik bilgisini geliştirdi. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. Mektubî-i Sadr-ı Âli Odası’nda çalışmaya başlayan Âli Bey, 1876’da mutasarrıf olarak mülki göreve atandı, 1884-1888 yıllarında Düyûn-ı Umûmiye’de müfettiş olarak çalıştı. Daha sonra Elazığ ve Trabzon valiliklerinde bulundu. Edebi faaliyeti idari makamlarca hoş karşılanmayıp azledilen Âli Bey tekrar Düyûn-ı Umûmiye’ye döndü, 1895 yılında direktörlüğe atandı ve hayatının sonuna dek bu görevi sürdürdü. Âli Bey edebiyatla uğraşmaya gençlik yıllarında Yeni Osmanlılar’la yakınlığını sürdürürken başladı. Batılı örneklere uygun bir tiyatronun gelişmesi için oyunlar yazdı ve Fransız yazarlardan birçok oyun uyarladı. Teodor Kasap’ın çıkardığı Diyojen dergisinde yayımlanan mizah yazılarını sadece “Âli” adıyla imzaladı. Diyojen kapatıldıktan sonra Çıngıraklı Tatar ve Hayal dergilerinde yazmaya devam etti. Türk edebiyatında mizah sözlüğü türünün ilk örneği olan Lehçetü’l-hakāyık, üç perdelik komik opereti Letafet, bir mizah hikâyesi olan Seyyareler ve Seyahat Jurnali en önemli eserleri arasındadır. Âli Bey’in seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikleri Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz
İlgili ürünler
Babamdan Sonra
Eserleri yıllara meydan okuyan yazar Ahmed Günbay Yıldız’dan hayata dair yepyeni bir roman; Babamdan Sonra...
Genç Muhsin, babasının ısrarı ile hiç aklında olmayan biriyle evlendirilir. Hayatı boyunca bunu bir haksızlık olarak gören Muhsin, askere gider ve bu yüzden bir daha eve dönmez. Ardında bıraktığı eşi ve çocuğuna karşı bir vicdan yükünün altında içten içe ezilirken, ikinci evliliğini gerçekleştirir. Eşler arasında din farklılığı olan bu evlilikte bir oğlu olur… Hayat artık Muhsin için kambur üstüne kamburdur… Muhsin ne gidebilmiş ne kalabilmiş ne de bir yere ait olabilmiştir… O, bir öfke uğruna hayatını sil baştan yaşamaya çalışmış, geçmişini reddetmiş ve tam da bu yüzden “kaybolmuş bir adamdır”…
Baba oğul ilişkisinin birey üzerindeki hayati etkisini, farklı kültürlerden gelen kişilerin yapacağı evliliklerde çıkabilecek çatışmaları, ebeveynin farklı inançları arasında kalan çocukların düşebileceği çıkmazları, ani kararların beklenmedik sonuçlarını, sadakat ve vefa duygularından yoksun bir hayatın insanı sürükleyebileceği çıkmazları ve bu çıkmazlardan çıkış yollarını Ahmed Günbay Yıldız’ın güçlü kurgusu ve akıcı anlatımıyla bu kitapta göreceksiniz…
Define
“Mağazalar, paranın temin edeceği bütün zevk ve rahatlık, keyif ve neşe vasıtalarını bana birer birer takdim ediyor, kadınların hepsi tebessüm ederek beni davet ediyorlar gibiydi. Birdenbire sarsıldım, durdum. Şayet bir aksilik çıkar da bu emeller gerçekleşmezse ne tamir edilemez bir felaket, ne tahammül edilemez bir sefalet olacaktı!”
Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı kabul edilen Eylül ’ün yazarı Mehmet Rauf’un kendisiyle özdeşleşen tarzından farklı bir yola saparak serüven ve gizem hissini önde tuttuğu, kitabın devamı sayılan Kan Damlası ile beraber polisiye türünde kaleme aldığı tek eseri olan Define 1927 yılında yayımlanmıştı.
Sıkı bir polisiye okuru olan, Erzurum Hastanesi Başhekimi Şakir Feyzi’nin hastalarından Hacı Hanım, zamanında çalıştığı konaktaki Paşa’nın ona bir kitap verdiğini ve bu kitabın içinde büyük bir hazinenin yerinin saklı olduğunu söyler. Hacı Hanım yaşı nedeniyle defineyi bulamayacağından bu sırrı Şakir Feyzi’ye emanet etmek istiyordur. Büyük bir servetin heyecanına kapılan Şakir Feyzi, Fuzulî Divanı ’nın sayfalarında başlayan bu yolculukta, yalnızca okuduğu kitaplarda gördüğü türden bir maceranın içinde bulacaktır kendini.
Mehmet Rauf’un bir gizemi çözmenin coşkusunu, paranın akıl çelici kuvvetini anlattığı Define Türk polisiyesinin en sürükleyici yapıtlarından birisi.
Mürebbiye
Mürebbiye romanı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın (1864-1944) henüz otuz üç yaşında iken tamamladığı İstanbul romanlarından biri. 1899 yılında basılan bu romanda olaylar Boğaziçi’nde bir yalıda gelişir. Fransa’da hayat kadını iken bir vesileyle İstanbul’a gelen, Dehri Efendi’nin yalısına mürebbiye olarak giren Anjel, evin erkeklerini bir bir baştan çıkarır. Âşıklar arasında hesaplaşmalara yol açar. Bir sürpriz gelişme ile olaylar sona erer. Hüseyin Rahmi’nin kahramanlara yaptırdığı felsefe tartışmalarında ve ansiklopedik bilgilerde üstadı Ahmet Mithat Efendi’nin etkisi açıkça görülür. Eserin aslına sadık kalarak yayıma hazırlanan bu çalışmada gereken yerlerde köşeli parantez içinde açıklama verilmiştir.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.