Yok Yolcu
₺200,00 Orijinal fiyat: ₺200,00.₺165,00Şu andaki fiyat: ₺165,00.
5 adet stokta
Yok Yolcu
Kâmil Erdem öyküleri bir akarsu gibidir, bir akarsuyun gereğini yapar, öyle olması, akması gerektiği için akar. Suyun uzunluğu, derinliği, içinde mi kıyısında mı, neresinde durmak gerektiği kararını ise okur vermek durumundadır; bu sakin, sessiz, keyif çatılan bir dere kenarı da olabilir, köpürtülü, gürültülü ve tekinsiz bir çağlayan da.
Üçüncü öykü kitabı Yok Yolcu da böyle müphem öyküler barındırıyor; sonsuz bir sonsuzluktan, derin düşüncelerden, koca bir hayat boyu yaşananlardan, çıkarımlardan, süzülenlerden, öyle kendince akanlardan ve dökülenlerden dileyen dilediği kadarını alıyor.
Bütün caddeleri, sokakları, evleri, evlerinin içindeki insanları, insanlarının arasındaki ilişkilerin yıkıldığı ve yeniden kurulduğu, bozunuma uğradığı ve onarıldığı, duvarlar ya da sular altında kaldığı Beyoğlu’na da incelikli bir ağıt yakıyor.
İlgili ürünler
Başını Vermeyen Şehit
“Hava kapalıydı. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tam hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi acı acı bağırıyorlardı.
Palanka kapısının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı, yavaşça kımıldadı. İkindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor; uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunların hepsi Türklerin elindeydi.”
*****
Başını Vermeyen Şehit; savaşta başı gövdesinden ayrılarak şehit düşen derviş Deli Mehmet’in, dilden dile dolaşan destansı bir hikâyesidir.
Çikolataca Konuşur Musun
Çikolatanın gücünü asla hafife almayın!
Jaz, okulun yeni öğrencisi Nadima sınıflarına geldiğinde çok sevinmişti. En sonunda bir sıra arkadaşı olacaktı. Tek sorun Nadima’nın tek kelime bile İngilizce konuşamamasıydı. Nadima Suriye göçmeniydi. Jaz kısa sürede Nadima ile iletişim kurmanın bir yolunu bulur: Çikolata!
Jaz, arkadaşları ve ailesiyle ilişkilerinde; disleksi olduğu için de bazı derslerinde zorluklar yaşayıp hatalar yapsa da bu durumu düzeltmek için daima çaba gösteriyor. Nadima ile arkadaşlıklarında onları farklı kılan değil birleştiren şeyler üzerine yöneliyor.
Ailesiyle birlikte Suriye’deki iç savaştan botlarla kaçıp İngiltere’de bombalardan ve silahlardan uzakta yeni hayatına uyum sağlamaya çalışan Nadima ve Jaz’ın çok özel dostlukları okuyucuları gülümsetirken bazen de savaş ve mültecilik gibi hassas konular üzerine düşündürecek.
Çikolataca Konuşur Musun? arkadaşlığın dilinin kelimeler değil anlamlar olduğunu ve farklı diller konuşmanın, farklı kültürlerden gelmenin arkadaşlığın önünde engel olmadığını gösteren sımsıcak bir arkadaşlık hikâyesi.
Biraz çikolatadan daha fazlası!
Halid Ziya Uşaklıgil’in Kaleme Aldığı Ve Tercüme Ettiği Öykülerden Bir Seçki: Nakil
Türk edebiyatının usta kalemlerinden Halid Ziya Uşaklıgil, henüz çocukken Gedikpaşa Tiyatrosu’nda seyrettiği oyunlar vesilesiyle Fransız kültürü ve edebiyatıyla tanışır; bu tanışıklık İzmir Rüşdiyesi’nın sıralarında öğrenciyken Fransızca dersine duyduğu sevgiyle daha da ileri bir boyuta taşınır. Yine bu esnada yazar, özel hocası Auguste de Jaba’nın etkisiyle ilk tercümesini yapar; önceleri Jaba’nın seçtiği kitapları tercüme ederken bir süre sonra bağımsız devam eder ve tercümeye duyduğu tutkuyu şu sözlerle dile getirir: “Artık delice bir hevesle, birini bırakıp ötekine koşarak, bir oyuncak dolu masanın önünde kendisini şaşırmış bir çocuk hâliyle tercümeler yapmaya başladım.”
Halid Ziya Uşaklıgil’in Alphonse Daudet, Guy de Maupassant, Émile Zola gibi Fransız edebiyatının önde gelen kalemlerinden tercüme ettiği öykülerle kendi öykülerini bir araya getirdiği ve çiçeği burnunda bir yazarın hikâye anlatmanın her yönüne duyduğu derin tutkuyu gözler önüne seren eşsiz eseri Nâkil, eksiksiz olarak ilk kez gün yüzüne çıkıyor...
Peyami Safa Hikayeler
Edebiyat târihçileri, son asır fikrî, içtimâi ve edebî sahaların Peyâmi Safâ gibi bir büyük ismi hakkında umûmî hükümler verirken, onun hikâyeleri üzerinde her nedense durmazlar. Halbuki, bir sanatkârın belli bir cephesini bütünüyle değerlendirmek, ancak o sahada yazdıklarının tamamını gözden geçirmekle mümkündür.
Küçük hikâyecilik zannedildiği gibi kolay değildir. Ama Peyâmi Safâ, daha ilk hikâyesinden itibaren bu zorluğu aşmış bir sanatkârdır. Ona, âdeta tahkiyeci olarak doğmuştur nazarıyla bakabiliriz. Muallim Nâci’nin babasına verdiği unvânı, “anadan doğma hikâyeci-romancı” şeklinde biraz değiştirerek kullanabiliriz. Kısa hikâyelerde merak unsuru, hikâye esprisi, iç bütünlük, hâdiseler arasındaki irtibat Peyâmi Safâ tarafından çok ustalıkla kullanılmıştır.
Peyâmi Safâ’nın dili ve üslûbu hakkında söz söylemeye lüzûm var mı? Kıvrak bir zekâ, duru, güzel bir Türkçe ve çarpıcı bir üslûp, her zaman olduğu gibi bu hikâyelerin de başlıca vasfıdır.
1914’ten 1930’a kadar muhtelif hikâyelerini topladığımız bu kitap, Peyâmi Safâ’nın romancılık öncesi devresine ışık tutacak mâhiyettedir. Peyâmi Safâ’nın hikâyeden romana giden sanat anlayışının da vesikalarını vermesi bakımından HİKÂYELER ayrı bir değere sâhiptir.
Günümüz Peyâmi Safâ okuyucularının en az romanları, fikrî ve içtimâî yazıları kadar HİKÂYELER’ini de zevkle ve severek okuyacaklarını tahmin ediyoruz.
Yakıcı Sır
Stefan Zweig’tan yakıcı bir roman...
Edgar on iki yaşında bir erkek çocuktur. Yeni geçirdiği hastalığın ardından dinlenmesi için babası onu annesiyle birlikte bir dağ oteline gönderir. Burada arkadaşlık edebileceği bir yaşıtı olmayan Edgar otele tatil için gelen genç Baron’la tanışır ve onunla vakit geçirmeye başlar.
Baron geçici bir macera arayışı içindedir ve Edgar’la yakınlık kurmasındaki amacı da onun orta yaşlı, alımlı bir kadın olan annesine yaklaşmaktır. Edgar, Baron ve annesi arasındaki yakınlaşmayı yadırgar. Kadınlarla erkekler arasında yaşanan ve yetişkinlerin açıklamaktan kaçındığı şeyin ne olduğunu bilmemekte ve bu büyük sırrı öğrenmek istemektedir.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.