Yaşama Uğraşı
₺540,00 Orijinal fiyat: ₺540,00.₺459,00Şu andaki fiyat: ₺459,00.
1 adet stokta
Yaşama Uğraşı
“Benim halihazırdaki intiharlık yaşamım ancak böyle izah edilir. Her buhran ya da her acı karşısında intiharı düşünmeye sonsuza kadar mahkûm olduğumu biliyorum. Benim ilkem asla tamamına ermeyen ve benim asla tamamına erdiremeyeceğim ama hassasiyeti sırtımı sıvazlayan bir intihardır; budur beni ürküten.”
Yaşama Uğraşı, 1950’de İtalya’nın en büyük edebiyat ödülünü kazandıktan kısa bir süre sonra intihar eden Pavese’ye ulaşmak için en temel kaynaktır. Bir şairin duyarlılığıyla, erişilmesi güç bir duygusal olgunluğu arayan bir adamın yaşadığı eziyet okunur günlüklerinde. Hayatı boyunca intihar fikrinin kederli örtüsünün altında gizlenen Pavese, olağanüstü zekâsına, hayal kırıklıklarına rağmen “mükemmel aşkı” arar.
Cesare Pavese’nin Yaşama Uğraşı 6 Ekim 1935’te sürgün günlerinde başlayıp ölümünden dokuz gün öncesine, 18 Ağustos 1950’ye kadar sürer. Onun varlığını bölüp parçalayan tüm dramlara dair itiraflarıyla dolu yorgun bir günlük olur. Umutsuzluğun, acının ve ironinin söylendiği bu günlük Pavese’nin, bir yazar olarak yazın dünyasına dair düşüncelerini emanet ettiği bir yer haline gelir. Pavese, okura entelektüel ve ahlaki titizlikle yürütülen hayat, değişen yaşamlar, rüyalar, anılar, aşk ve sanat üzerine bir meditasyon sunar.
“Pavese için edebiyat bir uğraştır, şiir bir uğraştır, yaşamak bir uğraştır.”
–Domenico Starnone
İlgili ürünler
Bir Yazarın Günlüğü
Hayat arkadaşı Leonard Woolf’un derlediği Bir Yazarın Günlüğü, dünya edebiyatının akışına yön veren bir dehanın zihnine yolculuk yapma ve mahrem düşünceleri arasında gizlice dolaşma olanağı sunuyor. Eşsiz bir titizlikle derlenen günlük Woolf ile yeni tanışacak okurlara yol arkadaşı olacak, çünkü her bir eserin tohumlarının nasıl ekildiğine, yazmanın ne denli yoğun, acı verici fakat bir o kadar da keyifli bir süreç olduğuna ışık tutuyor. Kitap, bilinç akışı yönteminin öncüsünün hayranları için ise sayısız sürprizle birlikte yeni katmanlar sunuyor: Nihai halini alan kitapların alternatif akışları hatta isimleri, Woolf’un Dostoyevski ile kavgası, Shakespeare hayranlığı, iktisatçı Keynes ile sırdaşlığı, gerçek dostları, öfkeleri, kaygıları, sıradan olan her şeye duyduğu tiksinme hissi... Ve tüm karanlığıyla savaş. Edebiyat ve eleştiri yazmak arasında sıklıkla tercih yapmak zorunda kalan Woolf’un ne denli sıkı bir okur olduğunu da günlük sayesinde öğreniyoruz.
Bir Yazarın Günlüğü ile Woolf’u yakından tanıyacak, satır aralarında ömürlük bir dost bulacaksınız.
“Dün, yani ayın 18’i, pazar günü, bir kükreme duyduk. Tam üstümüze geldiler. Uçağa baktım, kükreyen bir köpekbalığına bakan ufak bir balık gibi. Işıkları yansıyordu, üç tanelerdi sanırım. Zeytin yeşili. Sonra pat pat pat pat! Almanlar mıydı? Tekrardan pat pat pat, Kingston’ın üzerine doğru.”
Çanakkale’de Üç Muhammed
Amaçsız, başıboş ve asi ruhumla beyhude bir ömür tüketirken, bir grup kafadarla Çanakkale gezisine gitmiştik.
Savaşların geçtiği yerlerde dinlediğim, dedelerimin kahramanlık dolu sarsıcı hikâyeleri ve kardeşlik bağı hayatıma anlamlı sayfalar açmıştı. Bütün dünyamı kuşatan bu esrarlı duygu, varoluş nedenimi yeni baştan sorgulamama da sebep olmuştu.
Dizginlerini kırmış bir küheylan gibi şahlanan gözü pek Osmanlı torunları; aşklarını, hayallerini ve memleket hasretlerini bir tarafa koyarak yollara düşmüştü. Bu cesur yiğitlerin bizleri yaşatmak için ölümü tercih etmeleri beynimde fırtınalar koparmıştı. Özellikle de yedi düvele meydan okuyan ölümsüz destanları iksirli bir ilaç gibi damarlarıma yayılarak bütün duygularımı yaratılış ayarlarına geri çevirmişti.
Allah ve Peygamber aşkının yürükleri ateşleyerek, vatan derdine düşen iki yüz elli bin şehidin içinde; bilhassa da ‘Üç Muhammed’in yürek paralayan hikâyesi beni derin bir uykudan uyandırmıştı.
Eminim ki bu kitapta sizin de içinizde yeni “ben”ler doğacak, hayatın anlamı belki de ilk kez yürek kıvrımlarınızda bitmeyen bir heyecana dönüşecektir.
İstanbuldan Sayfalar
Dünya Başkenti İstanbul’un tadına doyulmayan sayfaları…
“İstanbul bütün insanlığın zenginliğidir. Sayfaları çevrilmekle bitmeyen bir kitap; seyrine doyum olmayan bir resimdir. Bu iki bin yıllık dünya metropolünü gözümüz gibi sakınmalıyız.”
- İlber Ortaylı
Tarihte hiçbir şehrin bu kadar adı olmamıştır. Âsitâne, Deraliyye, Dârü’l-hilâfeti’l-aliyye, Dârü’s-saâdet veya Dersaâdet, İslambol... İstanbul, “stinpolis/şehre doğru” deyiminden gelir. 15. yüzyıldan beri şehre gelen seyyahlar onun düzineyle ismini saymadan edemezler; Byzantion, Nea Roma gibi...
Slavlar, “Tsarigrad” der. Balkanlarda hala, “çar şehri” ismiyle yaşar. İşte böyle ismi çok, eseri çok, uzun geçmişi şanlı bir şehirdir İstanbul.
İlber Ortaylı çok sevdiği İstanbul’un sokaklarını arşınlarken, bir şehrin nasıl gezilmesi gerektiğini de gösteriyor. Bir şehri sevmenin onu övmekten çok, omuzlara ağırlık yükleyen bir sorumluluk olduğunu belirtiyor. Kenar mahallelerinden surlarına, kütüphanelerden eğlence mekânlarına, kadim semtlerden popüler caddelere dek benzersiz bir İstanbul seyahati sunuyor. Bu seyahatte çarşılar, saraylar, hamamlar, kubbeler, köşkler, kasırlar ve yalılar yeniden anlam buluyor.
Diliyle, tarihiyle, coğrafi nitelikleriyle, inançlarıyla, gelenekleriyle, yeme-içme kültürüyle ve sosyal hayatıyla benzersiz bir şehir olan İstanbul için, “sayfaları çevirmekle bitmeyen bir kitap; seyrine doyum olmayan bir resim” diyor Ortaylı.
İstanbul’dan Sayfalar, bu şehrin her köşesini merak edenler kadar, bu şehirde yaşasa da onu tanımayanlar için de sıra dışı bir rehber, eşsiz bir hazine…
Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş
Nuri Pakdil’in diğer tiyatro eserlerinde olduğu gibi, ‘Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş’te de, tüm gerilim Tanrıtanımazlık sorunu üzerine kurulu. Çağın her çıkmazının temelinde hep Tanrıtanımazlık sorunu yok mu? Tanrı’yı unuttu çağın insanı, en çok da Tanrı’yı unuttu. İşte burda çıkıyor tiyatronun özgörevi: Tanrı’yı insana yeniden duyumsatmak. Yeniden insanı göğe baktırmak, gökle yer arasında ilişkiler kurdurmak. / Baha Yavuz
Nuri Pakdil’in hemen her eseri, Türk edebiyatında yenilenmenin muştusunu taşıyor, edebiyatımızda yarının boyutlarını kuşatıyor. Nuri Pakdil, edebiyatın deneme, anı, çeviri, şiir dallarında olduğu gibi, tiyatro dalında da başarılı eserler veriyor. Nuri Pakdil’in insan ve toplum gerçeklerine değinen, yerli düşünceden kaynaklanan, batılı öz ve biçim özelliklerini gerçekten kavrayan tiyatro eserlerinin ilk örneği ‘Umut’tu. Bunu, ‘Korku’, ‘Put Yapımevleri’, ‘Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş’, ‘Bir Öldürme Töreni’, ‘Belge’ ve ‘Bakır Dönemi’ izledi.
Bu kitapların bize tuttuğu aynada, karanlıktan karanlığa nasıl koştuğumuzu gördük. Bu kitaplar bize, insanın Tanrı’yı unutmasına bağlı olarak yaşadığı tedirginliği, düştüğü bunalımı anlattı. Şematik bir özgürlüğün insana birşey kazandırmadığını hatırlattı. Bu kitaplarla, tiyatromuzun, nasıl büyük boyutlara ulaştığına tanıklık ediyoruz. / Mehmet Emin

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.