Felah – Leman Veli (Ciltli)
₺529,00 Orijinal fiyat: ₺529,00.₺429,00Şu andaki fiyat: ₺429,00.
3 adet stokta
Felah – Leman Veli (Ciltli)
Bazı savaşlar cephede başlar, kalpte kaybedilir.
Tümgeneral Halil Uluant’ın yegâne kızı, gazeteci Hilal Uluant, İkinci Karabağ Savaşı’nın tam ortasında sadece haber değil, hakikat arıyordu.
Elinde mikrofon, yüreğinde cesaretle cepheye gittiğinde tek amacı sesi duyulmayanların sesi olmaktı. Ama attığı bir adım, onu bilinmeyen bir geçide düşürdü. Ve o geçitte, sadece toprak değildi üzerine kapanan. Geçmiş, korkular ve düşmanla yüzleşme de üstüne yığıldı.
Hilal’in yolu, beklenmedik biriyle kesişti.
Yasak olanla. Düşmanla.
Bir kadının yalnızca hayatta kalmaya değil, inandıklarını korumaya da çalıştığı ama kalbinin bazen en doğru bildiğini bile reddettiği bir hikâye bu.
Felah, Karabağ’ın sisli dağlarında yankılanan bir kimlik arayışı, bir vicdan savaşı ve düşmanın gölgesinde büyüyen bir aşkın hikâyesi.
İlgili ürünler
Asi Çakıltaşı 3.Perde
Sanki bir mezarım vardı, yerini ondan başka kimse bilmiyordu.
Karan, Asi’nin yaralarını yavaş yavaş iyileştirirken, Asi artık hayatını usulca yoluna koymaya başladığını hisseder. Kelebeğin parçalanan kanatları yavaşça birleşiyordur ve karşısındaki adama gitgide daha da bağlanarak kördüğüm olan Asi, hislerinin bu denli büyük bir şiddetle büyüyerek onu ele geçirmesinden korkmaya başlar. Durdurulamaz bir şekilde birbirlerine karışan kelebek ve sığınağı için aşağı sarkan idam ipi, ucunda yeni acıları taşımaktadır. Asi, ruhunun bel kemiğini kıran bir olayla karşılaşır ve artık her şey daha karanlıktır.
“Şimdi sana nasıl dokunsam zamanı delerim ben?” Durdu, anlayamamıştım, zaman da bizimle birlikte durdu. “Şimdi sana nasıl dokunsam,” dedi tekrardan, sesi artık daha kısıktı, sanki bana bir sırrını fısıldıyordu. “Zaman dokunmaz bize?”
Gel Zaman Git Zaman
Halkın ortak kültürü ve şuurundan doğan masallar, sözlü edebiyatımız içinde hatırı sayılır bir yere ve üne sahiptir. Nesilden nesile, kulaktan kulağa aktarılarak günümüze kadar ulaşan masalların yeri ve zamanı belli değildir. Gerçek dışı olaylar kurgusudur. İnandırıcı özelliği olmayan ama inandırabilme özelliği taşıyan masallarımız aynı zamanda eğitici ve eğlendiricidir. Sözlü Edebiyat Kültürü’nün bir anlatım türü olup sade bir dile sahiptir.
Çocuklardan ziyade büyükler içindir. Çocukları uyutmak büyükleri uyandırmak vazifesi görür. Masallar, inandırıcılık iddiası olmayıp inandırabilme özelliğine sahiptir. Neslin gelişimi ve kültürün devamı için çok değerlidir. Öğüt vererek ahlak aşılar.
Her yaştan, her tabakadan insanın büyük bir zevkle ve keyifle dinlediği masalların anlatıcıları, hem erkek hem kadınlardır.
Masalsız bir dünya düşünmek imkânsız gibidir. Bugün insanlık; Heman, Voltron, Harry Potter ve Badman gibi filmlerle geleceğin masalını ortaya koymuyorlar mı? Öyle sanıyoruz ki, gün gelecek teknolojiye doymuş olan insanlık, bu masallara yönelecektir. Ama o gün elimizde, acaba ne kadar orijinal masal metni bulunabilecektir, bilemeyiz.
Günümüzde, masalların ne kadar değerli olduğu anlaşılmaya başlanmıştır. Çocukların olduğu kadar büyüklerin de masallarla kuvvetli bağ kurduğu bir gerçektir. Bazı psikologların -özellikle evlilik terapistlerinin- danışanlarını masal üzerinden tedavi ettiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü bedenimizin maddi açlığını nasıl muhtelif besinlerle gideriyorsak ruhsal bazı açlıklarımızı da masallar yardımıyla doyuruyoruz.
Dileriz, büyük bir özveri ve titizlikle hazırlanıp kitapta yerini almış olan ve tamamen bizim olan bu masal metinleri öncelikle çocuklarımıza ve sonra da büyük Türk coğrafyasına ulaşır, okunur, okutulur ve anlatılır.
Hayalini Asan Kadın
Dünyanın evim olmadığına inanıyorum bu aralar. Pek yaşamak gelmiyor içimden. Yaşamak dediysem, öyle işte… Ne zaman balkona çıksam ay ışığı, “Ölmek için güzel bir gece,” diye fısıldıyor sanki kulağıma. Hayvan gibi sigara içiyorum. Parmaklarım sarardı, gözlerim sarardı; tırnaklarım, ruhum sarardı. Hayatımı renklendirmek için intihar süslü hayaller kuruyorum gecelerde.
Uyuyamıyorum. Gerçi çok takılmıyorum artık uyku sorunuma, bir şekilde uyanmak zorundayım çünkü. Uyandığımda yanıma uğramadan geçip giden hayallerimi, çocukken elimde oyuncak tabancayla babamın gidişini seyrettiğim gibi izliyorum.
Nereye gidersem gideyim, mutlu olacağıma inancım kalmadı hiç. Bakın bu, iki kez ölmek demek... Bilmiyorum. Kendi içimde boğuluyor gibi hissediyorum bu aralar ve inan bazı şeyleri içime atmaktan derin bir nefes bile alamıyorum artık. Ölüm değil de yaşamak öldürüyor sanki beni… Kurtarılmayı beklemiyorum, annemin gözlerimin önünde bitişini seyrettiğimden beri. Bize ne oldu böyle diye sorarsam, az biraz saçlarınla oynayıp derin bir nefes alacaksın, biliyorum. Başını yere eğip gözlerini kıstığında verdiğin derin nefesinde görüyorum ben tükenmişliğini. Kırılan kalplerin hesabını… Ya da neyse ya…

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.