Vitrinlerin Zaferi: Sanat Edebiyat Ve Dil Yazıları – Makalelerinden Seçmeler
₺620,00 Orijinal fiyat: ₺620,00.₺495,00Şu andaki fiyat: ₺495,00.
Tarık Buğra’nın 33 yaşında çiçeği burnunda bir gazeteci ve köşe yazarı olarak Milliyetgazetesinde yazdığı yazıların bir kısmını Düşman Kazanmak Sanatı adlı kitapta bulmak mümkün. Tarık Buğra okurunun, elinizdeki kitapta, ilk yazılarından itibaren ortaya koyduğu ve bütün yazı hayatı boyunca değişmeyen sanat, edebiyat ve gazetecilik anlayışının örneklerini bulacağı yazılar, Buğra’nın sanat ve edebiyattaki ilkelerini ve Türkçe hassasiyetini göstermesi bakımından çok kıymetli. Özellikle 1952-53 yılları içerisinde çok fazla tekrara düşmeden hemen hemen her gün yazması; tiyatrodan, sinemaya, kitaplardan, yeni çıkan edebiyat dergilerine kadar farklı konuları ele alması, bugünden bakıldığında ufuk açıcı olduğu kadar kafa bağımsızlığına ve özgür düşünceye verdiği önemin de göstergesi. Vitrinlerin Zaferi’nde “daha ilk yazılarından itibaren, kaybım ya da kazancım ne olur diye düşünmeden, sırf yaptığı işin gereklerini ve kurallarını dikkate alarak” yazan Tarık Buğra’nın “düşman kazanmayı” nasıl sanata çevirdiğinin ipuçlarını da bulacaksınız.
“Kimsenin eskileri düşündüğü yok. Sen işte o geleneğin devamısın: Mademki sanatla birleştirmişsin kaderini, sen de şimdiye kadar olduğu gibi, en çok sevilen, sayılan, fakat en az rahat eden olacaksın. Yeter ki yaratılış özelliğini hırslarına satmamış, işinin değerini kavramışolasın. Silahın vurmak, devirmek için değildir. Böyle zannedersen yaya kalırsın. Sen işini sevgiyle, anlayışla, yol göstermekle başaracaksın. Büyük vazifeler büyük karakterler ister;yoksa ezicidirler.”
Tarık Buğra
| Yayınevi | Ötüken Neşriyat |
|---|---|
| Yazar | Tarık Buğra |
| Sayfa Sayısı | 528 |
| Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Baskı Yılı | 2023 |
| Boyut | “13, 00 X 21, 00″ |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
3 adet stokta
Ötüken Neşriyat – Vitrinlerin Zaferi: Sanat Edebiyat Ve Dil Yazıları – Makalelerinden Seçmeler
/n
Tarık Buğra’nın 33 yaşında çiçeği burnunda bir gazeteci ve köşe yazarı olarak Milliyetgazetesinde yazdığı yazıların bir kısmını Düşman Kazanmak Sanatı adlı kitapta bulmak mümkün. Tarık Buğra okurunun, elinizdeki kitapta, ilk yazılarından itibaren ortaya koyduğu ve bütün yazı hayatı boyunca değişmeyen sanat, edebiyat ve gazetecilik anlayışının örneklerini bulacağı yazılar, Buğra’nın sanat ve edebiyattaki ilkelerini ve Türkçe hassasiyetini göstermesi bakımından çok kıymetli. Özellikle 1952-53 yılları içerisinde çok fazla tekrara düşmeden hemen hemen her gün yazması; tiyatrodan, sinemaya, kitaplardan, yeni çıkan edebiyat dergilerine kadar farklı konuları ele alması, bugünden bakıldığında ufuk açıcı olduğu kadar kafa bağımsızlığına ve özgür düşünceye verdiği önemin de göstergesi. Vitrinlerin Zaferi’nde “daha ilk yazılarından itibaren, kaybım ya da kazancım ne olur diye düşünmeden, sırf yaptığı işin gereklerini ve kurallarını dikkate alarak” yazan Tarık Buğra’nın “düşman kazanmayı” nasıl sanata çevirdiğinin ipuçlarını da bulacaksınız.
“Kimsenin eskileri düşündüğü yok. Sen işte o geleneğin devamısın: Mademki sanatla birleştirmişsin kaderini, sen de şimdiye kadar olduğu gibi, en çok sevilen, sayılan, fakat en az rahat eden olacaksın. Yeter ki yaratılış özelliğini hırslarına satmamış, işinin değerini kavramışolasın. Silahın vurmak, devirmek için değildir. Böyle zannedersen yaya kalırsın. Sen işini sevgiyle, anlayışla, yol göstermekle başaracaksın. Büyük vazifeler büyük karakterler ister;yoksa ezicidirler.”
Tarık Buğra
İlgili ürünler
İnsanın Acısını İnsan Alır
“Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. Birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun. İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi. Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde. Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin. Parmaklarını sözüne pınar edememek. Uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadın dağlara daldıkça. Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması... Ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.”
Kanadını İyileştirdiğiniz Her Kuş Bir Gün Uçar Gider
Yerli Yersiz Cümleler
Bu kitap önce “Yersiz Cümleler” adıyla tasarlandı. Niyetim sağda solda kalmış ve hiç yayınlanmamış onca cümleyi bir araya getirmek, bir bakıma onlardan kurtulmaktı.
Fakat cümle bu. Bir kez kapısından girince gazete ve dergilerde kalmış yazıları da taradım. Derken hızımı alamadım, bütün kitaplarımı okudum yayımlandıklarından sonra ilk kez, “Yerli Cümleler”e de el attım.
Sonra? Bütün cümleler yerli yersiz birbirine karıştı.
Böylece binlerce cümleyle baş başa kaldım. Hepsini mümkün mertebe temalara ayırarak bir senaryo dâhilince sıralamaya çalıştım.
İçlerinde nerede, ne zaman, nasıl yazdığımı bugün gibi hatırladıklarım vardı, avucumun içine mıh gibi çakılmış olanlar. Ve hiç de hatırlamadıklarım. Bana öyle karanlık geldiler ki. Bunları ben mi yazmışım, sahi, ne zaman? Neden yazdığımı unutmuşum çünkü, hiç unutmayacağım sandığım şeyi.
Üstelik tahmin etmediğim bir şey daha oldu ve yerinden edilen, bağlamından kopan cümleler yeni manalarla yüklendi, bambaşka tasniflere girdi. Yerinde doğaya ilişkin bir cümle aşk bahsine uygun düştü örneğin, yazıya ait olan insanlığa.
Yeni bir okuma, dahası yeni bir yazma.
O zaman anladım içimde bütün yazdıklarıma süzülen bambaşka bir metin olduğunu.
Bir de neden sonra Nun Masalları’ndan bu yana 20 yıl geçtiğini fark ettim.
Yerli Yersiz Cümleler’in hikâyesi bu.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.