Bir Dilek Tut – Tudem Yayınları
Bir Kitabın Macerası
Henüz küçücük bir çocukken en yakın arkadaşıydı kitaplar... Develer tellal idi, pireler berber; kâh güldü, kâh düşündü onlarla beraber. Tatillerde Alice onu Harikalar Diyarı'na davet ederdi. Göbeğini hoplata hoplata gülen tavşanla, yumurta adamla onun sayesinde tanıştı. Herkes uykudayken Güliver çalardı kapısını, ''Haydi Cüceler ve Devler Ülkesi'ne!'' derdi. Her kitap yeni bir serüvendi, her biri onu düş dünyalarında gezdirdi. Hiç terk etmedi onu hayal kahramanları; başucumda onlarla büyüdü. Hâlâ en yakın arkadaşıdır kitaplar. A bir de kediler, köpekler, çiçekler, kuşlar ve yıldızlar... Yazmayı da sevdi okumak kadar. Yazmak onun için gizemli bir yolculuğa çıkmak. Yazmak düş dünyasında kanat çırpmak...
Bir Matematik Hikayesi
Matematiği sevmek ya da sevmemek. İşte bütün mesele bu!
Matematiğe karşı beslenen önyargıları yıkmak ve çocukları sayıların dünyasına yaklaştırmak gibi idealist bir felsefesi bulunan deneyimli öğretmen Sümeyra Güzel'in kaleme aldığı Bir Matematik Hikâyesi; matematiğin gündelik hayatımızdaki yerine dikkat çekiyor.
Sayıların ardında yatan gerçekleri merak edenlerin ya da her fırsatta matematiğin ne kadar zor ve gereksiz olduğunu dile getirenlerin zihinlerinde uçuşup duran soru balonlarına yanıt bulmaya çalışan bu sohbet tadındaki kitap, öğreticiliğe kaçmadan, matematiği yürekten sevmenin kısa yollarını paylaşıyor.
Mizahtan beslenen eğlenceli üslubuyla, hem güldüren hem de düşündüren Bir Matematik Hikâyesi, farkında olmadan kullandığımız matematiksel durumlara işaret ediyor ve matematik bilenlerin işini şansa değil, akla bırakacaklarını hatırlatıyor.
Bir çay kaşığına kaç pirinç tanesi sığar?
Zenginin parası züğürdün nesine yarar?
Peki, bir tepsi mantının matematikle ne ilgisi var?
Mantıklı düşünmek bir matematik meselesidir demişler. O halde gelin matematik üzerine biraz kafa yoralım. Milattan Öncesine uzanıp ışık hızıyla günümüze dönelim. Pisagor ve Gauss'la birlikte düşünmenin yollarını araştıralım. Sonsuzluğun sonu olup olmadığını tartışıp Pi sayısını sorgulayalım. Matematik sayesinde yapabileceğimiz iyiliklerin büyüklüğünü hesaplayalım. Evet, yanlış okumadınız, bunların hepsini ve çok daha fazlasını matematikle yapmak mümkün! Gelin, önyargılarımızı bir kenara bırakıp bir kez olsun matematiğe söz hakkı tanıyalım...
Yaşamımızı düzenlemek için attığımız her adımda kapısını tıklattığımız matematiği günlük hayatımızdan kesitler eşliğinde aktarma yoluna giden Sümeyra Güzel bu kitabıyla, matematiğin bize sadece sayıları değil, aynı zamanda insanlığı da anlattığını savunarak zihinleri açıyor.
Bir Sır Kaç Kilometre?
Birgün Herkes
Bir gün herkes 15 dakikalığına iyi olsa...
Görünmez olmak mı, yoksa görünür olmak mı hayatı kolaylaştırır?
Gizlenerek özgür olamaz insan!
Miyase Sertbarut'un, görmezden gelinenler ile görünmezliğin izini sürenlerin düşlerini kesiştirdiği Bir Gün Herkes..., iyiliğin ve koşulsuz sevginin her türlü dayatmaya göğüs gerebileceğine işaret eden, umut yüklü bir roman.
Farklı olana karşı istemsizce geliştirilen refleksleri, ayrımcı, önyargılı düşünce ve davranışları toplumsal bir “mesele” olarak ele alan yazar, eleştiri oklarını bireyin normallik algısı üzerine yönlendiriyor.
Bir gün herkes 15 dakikalığına iyilik yapsa... dünyanın iyilikle dolacağına ve yeni bir cennet aramaya ihtiyaç kalmayacağına vurgu yapan kitap, yaşadıkları çevrede kabul görmeye çabalayan çekirdek bir ailenin hayatını küçük mucizelerle doldurup inanılmaz kılmayı başarıyor.
Eğer bir insan görünmez olmak istiyorsa kesinlikle iyi bir niyeti yoktur. Yoksa olabilir mi?
Fahir, sınıfın yenisidir. Çekingen ve ürkek kişiliğiyle etrafına karşı hep temkinlidir. Diğer çocuklarla iletişim kurmaktan çekinir. Âdeta kalabalıklar içinde sessizce dolaşan bir hayalet gibidir. Onun bu durumunu fark eden okulun rehberlik öğretmeni, sınıftan iki öğrenciyi Fahir'in “iyilik perisi” ve “iyilik prensi” olarak görevlendirir! Asmin ve Ender “zoraki” arkadaşlarını gözlemeye, yavaş yavaş hayatına girmeye çalışır. Çok geçmeden de tuhaf davranışlarının ardında yatan gizemi keşfederler. Fahir görünmezliğin peşindedir. Bunun için kitaplar okumakta, deneyler yapmakta ve hatta bir formül üzerine çalışmaktadır. Peki ama 7. sınıfa giden bir çocuğa bu odaklanmayı, bu takıntıyı, bu umudu, bu azmi veren sebep nedir? Diyelim ki formülü buldu ve görünmez adam oldu, bununla ne planlayacaktır?
Herkesin dünyada kendince bir iz bırakmaya hakkı olduğunu anımsatan Miyase Sertbarut, bu romanıyla toplumsal duyarlılık geliştirmemiz gereken hassas bir konuya temas ediyor, dezavantajlı grupların yüzleşmek zorunda kaldığı kimi gerçekler hakkında farkındalık kazandırıyor.
Sakladığı sırrı, usta işi bir dedektif kurgusuyla son sayfalara kadar açık etmeyen Bir Gün Herkes..., görünmez olmanın mı yoksa görünür olmanın mı hayatı kolaylaştıracağını sorgulatarak okurun zihnini ters köşeye yatırıyor.
Bisiklet Yarışçıları
Bizim Robot Hasta
Bizim Sınıfın Halleri
Böcek Tamircisi
Tudem Yayınları etiketiyle çıkan Böcek Tamircisi, aile geleneğine göre böcekleri iyileştirmesi gereken ama böceklerden deli gibi korkan bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. Fransız yazar Nastasia Rugani’nin kaleme aldığı kitap, meslek seçimi, gelenekler ve toplumsal roller üzerine çok eğlenceli bir roman.
Bütün hayatını, kanadı hasar gören ya da bacakları yaralanan mini mini böcekleri iyileştirmeye adayan mucizevi Böcek Tamircisinin emeklilik zamanı geldi. Tamirci, yaşadıkları ormanın geleneklerine göre, baba mesleğini özel bir törenle oğlu Nok’a devretmek zorunda; fakat küçücük bir sorunları var: Nok’un böcek fobisi var!…
Fransız yazar Nastasia Rugani’nin kaleme aldığı Böcek Tamircisi, okuma maceralarının başındaki küçükleri olağanüstü bir böcekler âlemine davet ediyor. Deneyimli illüstratör Charline Collette'in böcekleri bile sevimli göstermeyi başaran neşeli çizimleri eşliğinde okurların düş dünyalarını harekete geçiriyor. Kitap, meslek seçimi, gelenekler ve toplumsal roller gibi büyük kavramları çocukların anlayacağı dilde hem de çok eğlenceli bir öyküyle irdeliyor.
Tudem Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Böcek Tamircisi’ni okuduktan sonra, etrafta uçuşan, sürünen veya vızıldayan hiçbir küçük canlıya kayıtsız kalamayacaksınız…
Bu Defteri Kimse Okumasın
Bu İşte Bir Köstebek Var
Düşüncelerinize dikkat edin! Çukurun dibinde ''filozof'' bir köstebek var...
Eserleri ondan fazla dile çevrilen ödüllü yazar Cary Fagan, aile içi ilişkiler ve iletişim konularını ele aldığı Bu İşte Bir Köstebek Var'la, ebeveyn tutum ve davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisini tartışıyor.
Aileyi bir arada tutan değerlere değinirken ''aile içi demokrasi kavramı''na da temas eden bu düşündürücü roman, savrulmakta olan bir ailenin yaşadığı sorunları, evin en küçüğünün gözünden paylaşıyor.
Fagan, öfke kontrolünün önemi gibi, bireyin ruhsal ve sosyal hayatına tesir eden hassas bir noktaya dikkat çekerken; karşılıklı ilişkilerde sevgi, saygı ve hoşgörüden ödün vermemek gerektiğine de vurgu yapıyor.
Ailesinin ''aniden'' aldığı taşınma kararına büyük tepki gösteren ve öfkeyle evden fırlayan Danny, önüne bakmadan koşarken, dev bir inşaat çukuruna düşer. Dipsiz bir karanlığın doldurduğu bu koca çukurda, yanında okul çantasından ve zekâsından başka hiçbir şey yoktur. Yerin metrelerce altında düşüncelere dalıp öfkesini dindirmeye çalışırken; şiir tutkunu, ''filozof'' ruhlu bir köstebekle karşılaşır. Bir an önce sakinleşip bir çıkış yolu bulmalıdır. Pek çok şey dener ama başarılı olamaz. Kaderine boyun eğip, çaresizce onu kurtaracak birini beklemeye karar vermişken, köstebekle dertleşmeye başlar. Hayatın güzellikleri ve aile birliği üzerine yaptıkları ''derinlikli'' konuşmalar, çok geçmeden Danny'nin daha olgun ve mantıklı düşünmesine sebep olur. Danny'nin, düştüğü çukurdan ve bu akıllı köstebekten öğrenecek çok şeyi vardır...
Öfkesi ve önyargıları yüzünden gerçekleri görmekte zorlanan bir çocuğun büyüme ve olgunlaşma serüvenini sayfalara taşıyan Cary Fagan; yeraltında gelişen sıra dışı bir dostluk ilişkisi üzerinden, bambaşka bir Robinson Crusoe hikâyesi anlatıyor.
Bu İşte Bir Köstebek Var, kimi gerçekleri içselleştirebilmek, daha kolay sindirebilmek için madalyonun öteki yüzüne de bakmak gerektiğini hatırlatıyor.
Büyük Yarış
Büyüyen Çocuk
Buz Bebekler
Edebiyatımızın cesur kalemlerinden Miyase Sertbarut, okurların kalbinde fırtınalar kopartacak yepyeni romanı Buz Bebekler’de, gerçekte yaşanmasına rağmen hiç olmamış gibi davrandığımız, hep hasıraltı edildiği için kanayan bir yaramızı acı dolu ama umut vadeden bir öyküyle gündeme taşıyor.
Daha kundaktayken yalnızlığa mahkûm edilerek anne babasının günahlarını sırtlanmak zorunda kalan on üç yaşındaki Ece için hayat, suyun altında yaşama tutunmaya çalışan bir nilüfer kadar zorlu. O bir toz bebek, buz bebek...
Ece aslında içimizden biri. Aynı kaderi paylaştığı onlarca, yüzlerce arkadaşı gibi, ihtiyacı olduğu aile sevgisini devlet eliyle gelen zoraki kucaklarda aramak zorunda kalmış kalbi cesur, ruhu ürkek bir kız çocuğu. İçlerinde büyük korkular, küçük sevinçler taşıyan her kimsesiz gibi onun da hayallerine sığınmaktan başka çaresi yok.
Kalbinin tüm sırlarını ise Lülüfer adını verdiği günlüğüne açıyor… Ece’nin gözü kamaşsa da Lülüfer hep görüyor. Kadın cinayetlerinden geriye kalan çocukları, tacize uğrayanları, hasta ruhlu yetişkinleri, hantal müdür babaları bir bir kayda geçiyor.
Ece adalet istiyor. Yer yarılıp utanması gerekenler yerin dibini görmedikleri için uçurumlara yuvarlansınlar istiyor. Ece haykırıyor ve bu haykırışı Nartepe Çocuk Yetiştirme Yurdu’nun yüksek duvarlarını aşıp tüm ezilmişlerin, sindirilmişlerin haykırışına dönüşüyor.
Çat Kapı
“Burada herkesin Schröder’lerden korkmasının nedenini biliyor musun? Onlar bize, bakarsak korkudan öleceğimiz için hiç bakmadığımız bir aynayı tutuyorlar.”
Kendi halinde insanların “sıradan” bir yaşam sürdükleri Kayın Sokağı’na yeni bir aile taşındığından bu yana mahallenin tadı tuzu kaçmıştır. Dört çocuklu yalnız bir kadının, gecenin kör karanlığında sessiz sedasız yeni evlerine yerleşmesi mahalle sakinlerinde büyük huzursuzluk yaratmıştır. Kısa sürede civardaki ev hanımlarının düzenlediği gün buluşmalarının en önemli dedikodu mevzusuna dönüşen bu alışılmadık aile, yani Schröderler, sayısız şüpheli durumu da beraberinde getirmiştir.
Yeşil gözlü güzel Delphine, boynundaki piton yılanıyla cüce bir profesörü andıran bilgiç Erasmus, yetenekli albino Dandelion, gelecekle geçmişi bir arada görebilen uyurgezer Sabrina ve esrarengiz anneleri… Adeta hayalet bir yaşam sürdüren böylesine sessiz bir aile nasıl olur da mahalleliyi tedirgin etmeyi ve kendilerine karşı alarma geçirmeyi başarmış olabilir?..
Yeni sakinleri yüzünden Kayın Sokağı’nda her geçen gün kıyamet üstüne kıyamet koparken, bu gizemli aileye sadece on dört yaşındaki Paul kol kanat geriyor. Güzel gözlü Delphin’e ilk görüşte vurulan kahramanımız, hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı gerçeğini savunarak çıktığı doğruluk yolunda, okurları, önyargılarından kurtulmaya ve bakmaya ölümüne korktukları “o” ayna ile yüzleşmeye davet ediyor..
Alman Gençlik Edebiyatı ve Erich Kästner ödülleri sahibi Andreas Steinhöfel, küçük kasabalar ya da mahallelerdeki şefkat yoksunu ortamı inandırıcı karakterler üzerinden işlediği bu sıra dışı ilkgençlik romanında, kitapseverleri, heyecan dolu bir maceraya sürüklerken “öteki” hakkında düşünmemize ve gerçeklere daha yakından bakmamıza olanak sağlıyor.
Çiftçi Karıncalar Köleci Karıncalara Karşı
Çizgili Pijamalı Çocuk
Çocuk Edebiyatı Ve Okuma Kültürü
Türk çocuk ve gençlik edebiyatının gelişimi için hayata geçirdiği özgün çalışmalarla adından sıkça söz ettiren Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇOGEM) müdürü Prof. Dr. Sedat Sever'den, çocuklara okuma kültürü kazandırma sürecinde, eğitimcilerin ve anne babanın görevlerini konu alan yapıcı bir eser.
Çocuk Edebiyatı ve Okuma Kültürü, Prof. Dr. Sedat Sever'in uzun yıllar çeşitli dergi, gazete ve kitapta çocuk edebiyatı ve okuma kültürü ilişkisi üzerine yayımlanmış yazılarını bir araya getiren zengin bir içeriğe sahip.
Prof. Dr. Sedat Sever, çocuk-edebiyat-yaşam üçgenini farklı boyutlarıyla mercek altına alarak, çocukların okuma kültürü edinme sürecinde karşılaştıkları temel sorunlar üzerine alternatif çözüm önerileri sunuyor. Çocuk kitaplarında şiddet, çocuk kitaplarının öğretici olma zorunluluğu, anadili ediniminde çocuk kitaplarının işlevi gibi konularda farklı bakış açıları sunan Sever, kimi yazarların eserlerinden de örnekler vererek, gündeme getirdiği sorulara derinlik kazandırmayı ihmal etmiyor.
Çocuk Edebiyatı ve Okuma Kültürü, çocuklarına okuma alışkanlığı kazandırmak isteyen bilinçli ebeveynler, Türk dilinin inceliklerini ve edebi zenginliklerini öğrencilerine aktarmayı ilke edinen öğretmenler ve çocuk edebiyatı alanında uzmanlaşmış akademisyenler için özel olarak hazırlandı. Kaynak niteliği taşıyan bu değerli yapıt, içinde edebiyat ve çocuk sevgisi olan herkesin başvuru kitabı olmaya aday.
Çöp Plaza 1
Yoksulluğu, edebiyat yoluyla anlayabilmek için…
Farklı edebi türlerde pek çok eser veren ödüllü yazar Miyase Sertbarut’tan, gerçeğin hayalle kol kola yürüdüğü hüzünlü ama umut dolu bir yoksulluk serenadı: Çöp Plaza
Miyase Sertbarut, yaklaşık bir buçuk yıl kadar üzerinde çalıştığı bu kitabında, daha önce hiçbir yazarın kağıda dökmeye cesaret edemediği tehlikeli ve pis kokulu sulara doğru götürüyor kalemini. Çöp Plaza, birbirinden apayrı iki dünyanın resmini çiziyor okurlarına. Bir yanda kentli seçkinlerin yaşadığı, kuşların, böceklerin bile ziyaret edemediği, daima steril ve korunaklı Elit City, öteki yanda zenginlerin çöplerini toplayarak günlük ekmeklerinin peşinde koşan insanların yaşam savaşı verdiği Gülova Mahallesi. En tepedekiler ve en aşağıdakiler… Birbirlerine yakın bölgelerde yaşam sürmelerine rağmen birbirlerinin hayatlarına teğet geçen insan manzaraları…
Çocuklarını her türlü tehlikeden koruyarak yapay fanuslar içinde büyüten Elit City sakinlerinin çocuklarının sağlıkları büyük tehdit altındadır. Bağışıklık sistemleri çökmeye başlayan çocuklar yüksek yaşam standartlarına rağmen bitkin ve hastadır. Bunun üstesinden gelebilmek içinse tek bir çare vardır: kan nakli. Peki ama kimlerin kanı bu hastalıklı çocukların derdine deva olacaktır? Elit City başhekimi ve çocuk kliniği şefinin yaptıkları adice bir planla gereken tedavi yöntemi bulunur. Çözüm iki kilometre yakınlarındaki Gülova Mahallesi’nde saklıdır ve bu tedaviyi uygulayabilmek için mahalle çocuklarının yardımına ihtiyaç vardır. Yiyecek yemeklerini bile çöpten çıkaran bir mahalle halkının çocuklarıyla böylesi bir tedavi yönteminin nasıl bir ilişkisi olabilir? Yasa dışı yollarla başlatılan bu tedavi ne şartlarda uygulanacaktır? Söz konusu tedavinin Gülova çocukları üzerindeki yan etkileri araştırılmış mıdır?..
Gerçeğin hayalle, insanlığın kötülükle mücadelesini gözler önüne seren Çöp Plaza, iki ayrı insan topluluğu arasındaki değişiklikler üzerine farkındalık kazanmamıza önayak olarak, hayati bir soru üzerinde de düşünmemizi amaçlıyor: “Herkes beladan kaçarsa, bela büyümez mi hiç?”
Yazar, kitabını ütopik bir finalle mutlu bir şekilde sonlandırmaya gayret etse de, gerçek peşini bırakmıyor ve hayatın acımasızlığı hakikati kulaklarına haykırarak düşlerinde kurduğu imkânsız bir yaşamın aslında var olamayacağını hatırlatıyor.
Yine de yaşam oldukça ümit vardır. İleride bir zamanda, nice Fıratlar ve Berkler ellerinde renkli çerçeveli büyüteçleriyle bir yerlerde buluşabilirler. Kim bilir belki…
Çöp Plaza 2 Hayaller Hawaii
Miyase Sertbarut'un toplumdaki tabakalaşma ve eşitsizlik sorunsalına dikkat çeken çarpıcı romanı Çöp Plaza'nın devam kitabı Hayaller Hawaii, geçimini sokaklarda kazananların hayatlarına ayna tutmayı sürdürüyor, insanların kendi çöplerine yabancılaşmamaları gerektiğini savunuyor.
Küresel firmaların belirli dayatmalar sonucu benimsetmeye çalıştıkları geri dönüşüm kampanyalarının ardında yatan sırları, çöp toplayıcılarının gerçek yaşamlarından kesitler paylaşarak anlatan yazar; devasa boyutlara ulaşarak doğayı ve hayvanların geleceğini tehdit eden ambalaj atıklarının yarattığı kirliliğe işaret ediyor.
Esin kaynağını, sokak kültürünün nabzını tutan duvar yazılarından ve rap müzikten alan roman, ülkemizde sayıları beş milyonu bulan sığınmacıların toplum içindeki uyumuna ve uyumsuzluğuna değinerek, günümüz Türkiye'sinden dramatik manzaralar sunuyor.
Çöp toplamak artık yeni bir tarım şekline dönüşmüştü. Çöp Plaza sakinleri de bu şehir tarlalarında yaz kış toplayıcılık yapmayı sürdürüyordu… Dünyanın adaletsizliğini içine sindiremeyen Balina Murat da aynı ortamın işçilerindendi. Asi ve isyankâr ruhunu rap müzikle bastırarak, toplumdaki zulme ve haksızlıklara göğüs germeye çalışan genç adamın en büyük sığınağı hayalleriydi. Yine hayal paraşütüne atlayıp Çöp Plaza'nın üzerinde süzüldüğü bir gün, karşısına çıkan gizemli insanların vadettiği teklif, belki de uzun süredir düşünü kurduğu o yeni hayatın müjdecisiydi. Her fırsatta izini sürdüğü pembe elmaslara henüz ulaşamamış olsa da, kardeşi Fırat'a sözünü verdiği, bahçesinde mavi güllerin yetiştiği Güliz City'deki evlerden birine taşınmalarına çok az kalmıştı. Daima imkânsızı isteyen ve bu uğurda her şeyi göze almaya hazır olan Murat için macera dolu bir serüven başlıyordu…
Geri dönüşüm için atık toplayarak yaşamlarını sürdüren insanların çaresizliği ile devleşmiş firmaların önlenemez oburluğunun yarattığı dengesizliği hikâyeleştiren bu vurucu roman, şiirsel gerçekliği andıran bir romantizmle, herkesi hayatı sorgulamaya çağırıyor.
Çöplük
''Bu kitap hem macera hem de bir toplumsal adalet hikâyesi. Okurlar, kitabın sinemasal sonuyla ve kahramanların aldıkları zor kararlarla büyülenecek."
Publishers Weekly dergisi
"Çöplük muhteşem bir kitap. Enerji dolu, heyecan verici ve çok iyi kaleme alınmış."
John Boyne, Çizgili Pijamalı Çocuk kitabının yazarı
Evsiz bir oğlan olan Raphael günlerini çöpten dağların arasında geçiriyor. Çöpleri ayırıyor, taşıyor, soluyor ve geceleri çöplerden yastık yapıyor. Bir gün talihini tersine çevirecek bir çanta geçiyor eline. Bu çanta her şeyi değiştirecek, ama önce hayatını kurtarmak için kaçması gerek...
Üç sokak çocuğunun cesaret ve kurnazlıklarını kullanarak dünyaya karşı verdiği mücadeleyi anlatan roman, ödüllü bir yazarın kaleminden çıkma unutulmaz bir yoksulluk, umut ve rastlantı hikâyesi. Duyguları altüst edecek bu güçlü roman yirmi beş dile çevrildi ve beyazperdeye uyarlanıyor.
Çorba Dayanışması
Bir çorbadan daha fazlası...
Ben Davis'in gerçek bir olaydan esinle yazdığı Çorba Dayanışması, daha yaşanabilir bir dünya için toplumsal duyarlılığın arttırılması gerektiğini savunan ödüllü bir roman.
İyiliğin gücüyle hem kendimizin hem de başkalarının hayatını olumlu yönde değiştirebileceğimizi gösteren yazar; evsizlik, savaş, eşitsizlik, hastalık gibi hassas konuları mizahla yoğrulmuş çift yönlü bir kurgu içinde, akıcı bir üslupla ele alıyor.
Zor durumdaki insanlara uzattığımız her elin sevgiyle ve minnetle karşılanacağını hatırlatan kitap; hak aramanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın ve ortak hedef uğruna birlik olmanın önemini vurguluyor.
Bir süre ölümün kıyısında gezindikten sonra sil baştan bir hayata merhaba diyen on üç yaşındaki Jordan için değişim kaçınılmazdır. Daha sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sürmek için ailesiyle şehirden kırsala taşınmış ve yeni bir okula başlamıştır. İçinde kopan fırtınalar yüzünden arkadaşlık kurmakta zorlanan genç adam, dış dünyayla arasında âdeta koca bir duvar örmüştür. Fakat bir gün okulun en havalı grubu onu öğle yemeğine davet edince işler değişmeye başlar. Yolda tanık olduğu tatsız durum Jordan'ı Harry isimli bir evsizle tanıştıracak ve bir anda aylar öncesine, çok sevdiği özel birine, “her fırsatta iyilik yapma” sözü verdiği zamana geri götürecektir. İkilinin bir çorbayla başlayan dostlukları çok geçmeden dünyayı saracak bir dayanışma hikâyesine evrilecektir.
Yarattığı tesirle okurlarda birçok duyguyu aynı anda yaşatmayı başaran bu güçlü roman; aşıladığı ümit ve cesaretle herkesi iyilik yapmaya ve dünyaya iz bırakmaya davet ediyor.
Kimi zaman, “küçük” sandığımız bazı adımların “büyük” etki oluşturabileceğini gösteren Çorba Dayanışması, gelecek güzel günlere dair umutları tazeliyor.
“İyiliği en büyük düşmanına mı yapmışsın, yoksa ağaçta mahsur kalmış bir kediye mi yapmışsın, fark etmez. Biz bunu yapınca, insanlar da başkalarına yapmak isteyecek, bu böyle sürüp gidecek. Ve bugünden tam bir yıl sonra buluşacağız, dünyayı değiştirdik mi diye bakacağız.”
Çukurlar
Cumhuriyetin İzinde
Çuvaldiken Kasabası
Dedemin Uçan Dairesi
Dehşet Hikayeleri Üçlemesi
Korku edebiyatına gotik öğelerle bezeli çadaş bir yorum kazandıran Chris Priestley'in, dünya çapında büyük ilgi gören Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri, Kara Gemi'den Dehşet Hikayeleri ve Tünelin Ağzından Dehşet Hikayeleri üçlemesi, indirimli fiyat avantajı ve özel saklama kutusuyla set halinde satışa sunuluyor.
Edgar Allan Poe ve Mary Shelley'nin eserlerine saygı duruşunda bulunan Dehşet Hikayeleri üçlemesi ile tüyler ürpertici bir okuma deneyimi sunan Priestley, masalsı anlatımı, sınır tanımaz yaratıcılığı ve zengin hayal gücü ile yoğuduğu hikayelerinde, korkunun yönünü kah tekinsiz bir eve, kah suya gömülmüş kara bir gemiye, kah korkunç bir tünelin ağzına çeviriyor...
Korku ve gerilim türünde kitaplardah hoşlanan okurların yere göğe sığdıramadıklarını İngiliz yazarın üç kitaptan oluşan bu özel kutulu seti, üçlemeye kütüphünelerinde bir bütün olarak yer vermek isteyen koleksiyoner kitapkurtları, korku edebiyatında farklı ufuklar keşfetmek isteyen yeni okurlar ve kitap hediye etmekten hoşlanan edebiyatseverler için kaçırılmayacak bir fırsat!