Kayıplara Karışmak
Satın almak üzere gittiğim, sahibi KAYIPLARA KARIŞMIŞ bir evde bu romanı yazma tutkusuna nasıl kapıldım? Bu soru aklıma geldikçe İRKİLİYORUM. Çünkü, bu işe giriştiğimde şaşırtıcı sırlarla kuşatılacağımı, Habil-Kabil ile yüzleşip Babil Kulesi'nde soluk alıp vereceğimi bilmiyordum.
Okurlarımı merak ve korku çemberi ile kuşatacak duyulmadık, bilinmedik olayların yanında kışkırtıcı serüvenlere dalacağım aklıma bile gelmemişti. Üstelik, aklın sınırlarını zorlayan bir İNANÇ dayatmasıyla karşı karşıya geleceğimi hiç düşünmemiştim. Sanırım, beni tüm bu zorlukları göze almaya Güneş ve Gür'ün yüreklerinde çocuk saflığıyla başlayan küçük kıpırtıların yaşam boyu derinleşerek destansı bir SEVDA'ya dönüşmesi sürükledi.
Kenya’ya Yolculuk
"Kenya, Orta Afrika'nın doğusunda, vahşi hayvanların kol gezdiği, dünyaca ünlü bir av beldesi. Geçmişte, Avrupa, Amerika ve İngiltere'den zenginler, soylular, buraya safari yapmaya gelirlermiş. Türlü silahlar kuşanıp toplu halde ormanlara, savanlara dalar, vahşi hayvanları trak trak vurup devirirlermiş. Şimdilerde, safari artık silahla yapılmıyor. Turistler, toplu halde minibüslere ava çıkıyorlar. Vahşi hayvanlar silahla değil, fotoğraf makineleriyle avlanıyor."
Kıyamet Çiçekleri
İnsanoğlu, tüm zamanlarda, kıyamet kehanetlerine ilgi duydu. Bu günün insanları da büyük bir merakla bu bilgilerin izini sürüyor. Çünkü, bu gizemli haberler, çoğunlukla yaşadığımız yüzyıla odaklanmakta. Yirmi birinci yüzyılın ilk yarısında, Yukarı Mezopotamya’da yapılan arkeolojik kazılarda, eşi görülmemiş bir belge ortaya çıktı. Dokunuldukça ürpertici sesler çıkaran bu değerli yazıt, kayıp Kıyamet Kehanetlerini içeriyordu. Roman, işte bu yazıttaki, soluk kesici haberlerle örüldü.
Korku, sevinç, coşku, merak, yaşanası hayaller ve örneksiz bir aşkla bezendi. Yürek Hoplatıcı Serüvenlerle Dünyanızı Değiştirip, Başka Boyutlara Uçmak İster Misiniz? Romanın insanüstü kahramanları, Fuku’lar ve insan özünden Kopyalanarak türetilen Yenican’larla buluşun. Onlar sizi, gizemli varlıklarıyla sarıp, Büyülü dünyalara götüreceklerdir. Size bu kitapla ilgili bir haberim daha var: Kıyamet Çiçekleri’ni, soluk soluğa okurken, birdenbire, roman kahramanlarından biri olduğunuzu algılayacaksınız.
Aynaya bakar gibi, kendinizle yüz yüze gelecek ve çok şaşıracaksınız.
Meksika’ya Yolculuk
Gülten Dayıoğlu'nun bu seferki durağı, gizemli uygarlıklar ülkesi Meksika. Üzerinde çok konuşulan, bilimsel eserlerden oyunlara, filmlerden çizgi romanlara kadar pek çok şeye konu olan Maya ve Aztek uygarlıklarının geride bıraktığı güzellikler içinde geziniyor Dayıoğlu. Tarih içinde duygulanıyor, kederleniyor, coşuyor. Ve tüm bunları yine sizinle paylaşmayı arzuluyor.
Midos Kartalının Gözleri
Mo’nun Gizemi-1
Avustralya’ya gidiyordum. Uçakta, her haliyle garip ve gizemli, genç bir adamla tanıştım. Kendisi Genetik Mühendisiydi. Onunla insan kopyalama olgusu üzerine, ürperti verici konuşmalar yaptık. Daha sonra o bana, roman yazmam için, yürek hoplatıcı bir serüven aktardı. Bu serüveni, birbirlerine tutklu bir aşkla bağlı olan, Defne ve Burç adında, liseli iki genç yaşamıştı. Böylece her sayfasında, acaba sorusuyla insanı kuşatan, bu soluk kesici roman ortaya çıktı. Ne var ki, bu olayda aklıma takılan bazı soruların yanıtlarını, hala bulabilmiş değilim: Yol arkadaşım Burç, gerçek bir insan mıydı? Yoksa ben, gen teknolojisi ve canlı kopyalama yöntemiyle, laboratuvarda oluşturulmuş biriyle mi yolculuk yapmıştım?
Mo’nun Gizemi-2 Otran
Defne ile Burç, birbirlerine çok yoğun bir aşkla bağlı iki genç. Japon bilgin Yuma’nın ise tek hedefi İN-MO-SAN adlı insanüstü varlığı yaratmak. Bu amaca erişmek için, Defne ile Burç’a Mo yaratığının genlerini aşılamak istiyor. İki genci, soluk kesici olaylar sonucu tuzağa düşürüp kaçırıyor. Sonra ...
Neler oluyor neler, bir bilseniz!.. İşte o gençlerle birlikte bu soluk kesici serüvene daldığınızda, birden karşınıza Otran çıkıyor. Sakın Şaşırmayın! İnsan varlığının gizemli sınırlarını aşmayı düşleme gücüne sahipseniz, bu kitapla kanatlanıp uçmanız, işten bile değil.
Mo’nun Gizemi-3 İkizler
Mo’nun Gizemi dizisindeki tüm gizler çözülüyor. Bu kitabın başkahramanları, Defne ile Burç’un ikizleri. Onlarla heyecanın doruklarına uçacaksınız. İkizlerin biri kız, öteki erkek. Yuma tarafından, gizemli yöntemlerle laboratuvarda oluşturuldular...
Otran bebekleri getirdiğinde, Defne-Burç ve Ece öylesine sevindiler ki!...
Ne var ki ikizler, birdenbire iri birer tırtıla, sonra deniz yıldızına, en sonunda da yeniden insan yavrusuna dönüştüler. Aslında ikizler, insanüstü birer varlıktılar. Defne-Burç ve Mo genleri ile kedi görünümünde, Dünya Dışı bir canlı olan Şila’nın genlerini taşıyorlardı... Haydi Ellerimi Tutun! Gözlerinizi Kapatın! İkizlerle Birlikte Yaşam Boyu Unutamayacağınız Serüvenlere Dalalım.
Okyanuslar Ötesi Yolculuk
"Bir ara Kristof Kolomb beliriyor yanımda. Onunla birlikte Amerika keşfinden dönüyormuşuz. Kıyıda coşkulu şenliklerle karışlanıyoruz. Tam karaya ayak basacağım sırada, Kolomb'un gemisi rıhtımdan açılıyor. Ayağım boşluğa gidiyor. Denize düşerken korkuyla gözlerimi açıyorum..." Okyanuslar Ötesine Yolculuk, bir Güney Amerika gezisi sırasında yaşanan sevinç, coşku, korku ve mutluluğun öyküsü.
Ölümsüz Ece
İnsanoğlu, çağlar boyunca hep doğanın, dünyanın, evrenin gizemini çözmeye çabaladı. Bu yolla uygarlığın doruğuna ulaştı. Ama, yine de evrendeki tüm gizler çözülmüş değil. Gizemlerle dolu Ölümsüz Ece Olayı, uygarlığın beşiği sayılan Anadolu'da ortaya çıktı. Ölümsüz Ece'nin, üçbin yıllık yaşam serüveninin coşkusu, giderek tüm dünyayı sardı.
Parpat Dağının Esrarı
Bitkilerle zihinsel iletişime giren küçük bir çocuk, önce kendi evinin bahçesini, sonra yaşadığı kasabanın park ve bahçelerini bin bir renkli çiçeklerle donatır. Bu çocuk daha sonra bitki bilgini olur. Çevresel kirlilik nedeniyle dünyadaki tüm bitkiler bozulup kararmaya başlamıştır. Bitki bilgini, doğanın yeniden yeşermesi, bitkilerin eski durumlarına kavuşması için çalışmalar yaparken kendini, binlerce yıldır gizemli bir dağ olarak bilinen Parbat Dağlinın içinde bulur. Ve böylece, yeryüzünde insanları şaşkınlık ve merak içinde bırakan görkemli, gizemli olaylar başlar... Parbat Dağı'nın Esrarı heyecanlı kurgusu ve akıcı anlatımıyla çocuklara yaşadıkları dünyayı korumaları ve ona katkıda bulunmaları için yeni bir kapı aralıyor.
Sekizinci Renk
Ela, sıradan öğüt ve eleştirilere uyarak yaşama yumuşak iniş yapmak istemiyordu. Hayatı deneyerek, kalıplaşmış kuralları aşan özgür ve sıradışı bir kimlik edinmeyi amaçlıyordu.
O, çok renkli düşler kuruyordu. Örneğin; gökkuşağının sadece yedi renk olduğuna inanmıyordu. İnsanoğlunun gözlerini bürüyen bağnazlık perdesi yırtıldığında, yepyeni renklerin ortaya çıkacağına yürekten inanıyordu.
Ortaokul ve lise yıllarında, bu amaç ve inançlar doğrultusunda yanlış ya da doğru, acıklı veya gülünç pek çok serüvene atıldı. Ailesi ve arkadaşlarıyla sürtüşmelere girdi. Acı, korku, kaygı ve düşkırıklığıyla birlikte sevincin, coşkunun, aşkın ve mutluluğun doruklarında yaşadı.
Sunanın Serçeleri
Suna'nın Serçeleri, akıcı üslubu ve zengin temalarıyla oldukça keyif veren bir öykü ve masal kitabı. Hareketli ve sevgi dolu bir çocuk olan Suna'nın, geçirdiği bir kaza sonucu yürüyememesini ve bu vahim olay sonrasında kendi iç evreninde yaşadığı tüm duygulan anlatıyor Suna'nın Serçeleri. Suna, belki de yaşadığı olayı unutmak ve iyileşmek adına fantastik bir dünya kuruyor kendine ve her gün bir serçe gelip ona kısa öyküler anlatıyor. Sonunda bir gün Suna kendi gerçeklerine dönüp onlarla yüzleşiyor ve iyileşme süreci asıl o zaman başlıyor. Kısa öykü ve masallardan oluşan Suna'nın Serçeleri, usta yazar Gülten Dayloğlu'rıun özgün kurgusuyla yıllardır çocuklar tarafından hep başucu kitabı olarak okunmaktadır.
Tunadan Uçan Kuş
Boris, Tuna kıyılarında yaşayan, çok akıllı ve olağanüstü yeteneklere sahip bir çocuktu. Padişah fermanıyla devşirmeye alındı. Zorla annesinin kollarından koparılan Boris, Başkent İstanbul'a götürülürken, Turnacıbaşı'nın elinden kaçtı. Daha sonra, azılı eşkiya Dramalı Deli Hüseyin'e tutsak oldu. Afrika'da köle pazarında satılarak, kendini Habeşistan sarayında buldu. Diri diri gömülme pahasına, buradan kurtarıldı. Yeniden İstanbul'a getirildi. Adı değiştirilip Behram oldu. Kısa sürede Padişah'ın gözüne girdi. Topkapı Sarayında, Enderun okulunda eğitim görerek, yükselmeye başladı.Behram, Tuna'dan uçan bir kuştu. Asya, Afrika, Avrupa göklerinde, yıllar yılı kanat çırptı. Soluk kesici serüvenlere daldı. Başından akla gelmedik olaylar geçti. Sonra bir gün, kanadı kırıldı. Ama, o yılmadı. Yaşamı boyunca, zihin, bellek ve gönül kanatlarıyla uçmayı sürdürdü. Devrişmelikten, Osmanlı İmparatorluğunun Başvezir'liğine yükselen Behram'ın ibret dolu yaşamını heyecanla okuyacaksınız.
Yada’nın Gizil Gücü
Yada’nın bir bilimadamı olan babası Apam, Çinli Beyin Avı Örgütü’nden kaçarken birdenbire ortadan kaybolur. Bir Çin casusu olan Yada’nın annesi de onu yetimhaneye terk edip Çin’e döner. Kısa bir süre sonra babaannesi ve dedesi küçük çocuğu yetimhaneden kaçırarak çiftliklerine giderler. Artık Yada’nın bakımını bu yaşlı çift üstlenmiştir. Yaşadıkları çiftliğin kâhyası Temir, alabildiğine gizemli bir adamdır.
O, bu yaşlı çiftin sırdaşı ve can yoldaşıdır. Temir, zaman geçip Yada büyüdükçe babasının ölmediğini, bir yerlerde gizemli bir yaşam sürdüğünü söyleyip durur. Ama küçük kıza hiçbir zaman gerçekleri söylemez. Yada, babasını merak eder ve sonunda onu bulmaya karar verir. On dört yaşına geldiğinde, karanlık geçmişinden habersiz, babasının peşine düşer. Bunun için internette açılan "Babamı Arıyorum" adlı bir siteye babasıyla ilgili ipuçlarını vererek onu aramaya başlar. Ancak Yada bu yüzden hem kendini, hem babasını hem de tüm ailesini büyük bir tehlikeye sürükler.
Yanardağın Yankısı
İnsanlık ve dünya adına olağanüstü düşler kurabiliriz...
Çocuk ve gençlik yazınımızda birçok nesli etkileyen yüze yakın kitaba hayat veren Gülten Dayıoğlu'nun kaleminden Yanardağın Yankısı bizleri gezegenimiz üzerine düşünmeye yönlendiriyor, geleceğimizle ilgili merak uyandırıyor.
Dero yaşıtlarından oldukça farklı, çok özel bir gençtir. O daha küçük bir çocukken bir gün gökyüzünde mekik şeklinde bir yarık belirir ve yarıktan rengârenk ışınlar yayılır. Dero tanık olduğu bu olayın ardından başka bir boyuta geçebildiğini fark eder. Doğduğunda başı bedenine göre fazla büyük olduğundan doğumundan beri çevresi tarafından hep dışlanmıştır. Bu durum Dero'yu içten içe üzdüğünden, tek başına Tendürek Dağı'ndaki bir mağaraya yerleşip gün geçtikçe kendini evinden, arkadaşlarından, dünyadan soyutlar ama bir yandan dünyayı anlamaya çalışır.
Bir sabah Dero güçlü bir dürtüyle uyanır ve mağaranın derinliklerine gitmek için şiddetli bir istek duyar. Mağarada keşfettikleri onun, dünyanın, uzayın, hatta kâinatın geleceğini derinden etkileyecektir. Dero gelecek için çok zorlu bir göreve başlamak üzeredir şimdi...
Yeşil Kiraz 1
Kiraz, ailesinin sürdüğü yaşam biçimini beğenmeyen, gözü yükseklerde bir genç kızdır. Çevresiyle sürekli olarak, sosyal, kültürel ve ruhsal çatışma içindedir. Çocukluğundan beri hep toplu içinde sınıf atlamayı düşlemektedir. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de coşku, yalan ve korkularla örülmüş, doyumsuz bir aşk serüveninin içinde bulur kendini... Tutkularının tutsağı olan Kiraz, toplumun değişik kesimlerinde, birbirinden ilginç yaşam biçimlerini denerken, türlü türlü insan tiplerini gözlerken, kısacası kabuğundan kurtulup yükseklere kanat açmaya çabalarken, onunla birlikte olmak ister misiniz sevgili gençler?
Yeşil Kiraz 2
Geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını arkasında bırakıp geleceğe umutla bakan Kiraz'ın yaşantısında yeni bir sayfa açılıyor. Onu İngiltere'de, bey yüzyıllık Dünya Koleji'nde öğrenim görürken buluyoruz. Gülten Dayıoğlu'nun Yeşil Kiraz 2'sinde, ilk kitapta tanıyıp sevdiğiniz Kiraz'ın dünyanın dört bir yanına uzanan serüvenlerine ve gerçek sevgiyi arayışına tanıklık edeceksiniz.
Yoksa Sen Misin
Bürküt 15. yüzyılda Orta Asya’da yaşayan bir Türkmen kızı. Doğuştan Şamanlık yeteneğine sahip. Kutsal Vooo Bataklığı’nda boğulmak üzereyken çamurdaki Anaşidalar ona uzaylı-insan niteliği kazandırırlar. Çünkü kendisine göksel güçler tarafından, insan soyunun yok olmaması konusunda önemli bir görev verilmiştir.
Bengü ise 21. yüzyılda İstanbul’da yaşamaktadır. Kayak kazasında çığ altında kalır. Ruhu varlığından kıvılcım gibi sıçrayıp çıkar. Paralel evrenlerdeki geçmiş zaman katmanlarına savrulur. Orada Bürküt’e sığınıp onunla bütünleşir.
Bürküt, ruh eşiyle birlikte Asya’da on yıl süreyle destansı serüvenler yaşar. Sonunda Oğuz Kağan’ın Çin’de yaptırmış olduğu efsanevi Beyaz Piramitler’e ulaşır. İnanışa göre piramitlerde, tüm dünyada barışı sağlayacak gizemli bir güç saklıdır.
2001 yılbaşı gecesinde, dünyayı şaşırtan bir olay yaşanır. On yıl önce yarı ölü hâlde, bitkisel hayata tutsak olan on beş yaşındaki Bengü birdenbire canlanır. Çünkü ruhu, Bürküt’ten ayrılıp kendisine geri dönmüştür. Amaaa!
Yurdumu Özledim
Çocuklar ayaza aldırmadan, okul bahçesinde koşuşup duruyorlardı. Yanakları al al olmuş, burunları kızarıp dudakları morarmıştı. Soğuk yel dikenli çalı gibi bedenlerini dalayıp geçiyordu. Bahçedeki yağmur birikintileri donmuştu. Çocuklar çukurların üstünü kaplayan ince buz katmanlarını kırma yarışına girişmişlerdi. Buzlar ayaklarının altında çıtır çıtır çatlayıp dağıldıkça, sevinçten uçuyorlardı. Böylece bahçede kuş gözü kadar çukurlarda bile buz komadılar, ezdiler, dağıttılar. Deri çukurlardaki donmuş yüzeylerin altında su doluydu. Bunları kırarken, dizlerine dek sulara battılar. Lastik ayakkabıları, el örmesi nakışlı yün çorapları, pantolon paçaları sırılsıklam oldu...