Karıncalar Savaşı
Sular Altında Bir Ülke
Dünyada insanların yaşadığı ülkelerden başka hayvanların da yaşadığı ülkeler vardır. İçinde balıkların, ahtapotların, denizyıldızlarının yaşadığı “Sular Altında Bir Ülke” de bunlardan birisi...
“Sular Altında Bir Ülke” kitabında ahtapotlarla ittifak kurmuş köpek balığı ile kılıç balıklarının savaşına şahit olacaksınız. Deniz mavisi sularda bir mücadele örneği göreceksiniz. Aynı zamanda, fedakârlığın, yardımlaşmanın, kardeşlerini korumaya çalışırken canını ortaya koymanın güzelliği yansıyacak yüreklerinize...
En sonunda kılıç balıkları, köpek balığını etkisiz hale getirecekler. Ahtapotlarla barış dolu eski günlere yeniden dönecekler. Sular altındaki ülkede yeniden sevgi, barış ve kardeşlik dolu günler başlayacak.
Nasıl olduğunu merak ettiniz değil mi? O halde hepiniz giyin hayalî dalgıç kıyafetlerinizi! Dalın sular altındaki ülkenin derinliklerine! Kılıç balıklarının zaferini canlı canlı yaşayın.
Memleketim
İnsanın doğup büyüdüğü, çocukluğunun saflığını doya doya yaşadığı, hatıralar biriktirdiği memleketinden daha güzel yer var mıdır?
İnsan memleketini başka çaresi olmadığı için değil dünyanın en güzel yeri olarak gördüğü için sever. Hepimiz memleketimize memleketimiz olduğu için aşığız ve bu aşkın büyüklüğünü en çok hasret çekerken anlayabiliriz. Gözden ırak olan memleket asla gönülden ırak olmaz. Kalp sevdiğini usanmadan sonsuza dek yanında taşır. Memleketim Van...
Canavar Robot
Davut çok zeki bir çocuktu. Köy dışındaki bir mağarada kendine laboratuar oluşturmuştu. Orada bir robot yaptı. O, robotu yapmak için uğraşırken köylünün ruhu bile duymadı.
Teneke adamını köylülere gösterdiğinde herkes şaşkına döndü. Onun yürüdüğünü, kollarının oynadığını, gözlerindeki ışığın yanıp söndüğünü gören herkes korkuyordu.
Kimi uzaydan gelmiş bir canlı, kimi de şeytan olduğunu düşünüyordu. Davut ise buluşu ile övünüyordu. Köylü korktukça o güçlü olduğunu düşünerek kendisiyle gurur duyuyordu.
Zamanla bütün köylü, Davut'un karşısında yer almaya başladı. Teneke adamı tehlikeli bulan köy halkı çok kızgındı. Peki, köylü ile Davut arasında neler yaşandı ve sonuç ne oldu?
Köyde yaşanan bu heyecanlı romanın bir kahramanı da siz olmak istemez misiniz? Bu kitabı okurken yaşadığınız heyecan sizi de oraya götürebilir! Dikkat edin, Davut robotunu sizin üzerinize de göndermesin…
Doktor Olacağım
DOKTOR OLMAK İSTİYORSUN BUNUN İÇİN GEREKEN BİLGİ VE BECERİYE SAHİP MİSİN?
Kısa ama öz bilgilerle dolu bu kitap, harika insan vücuduyla ve ona nasıl bakılabileceğiyle ilgili merak ettiğin her şeyi öğrenmeni sağlayacak.
Basit görevleri yerine getir ve gerçek bir doktor olup insanların sağlıklı kalmasına yardım etmek için neler gerektiğini keşfederken, pratik deneyim kazan.
Bu seri, çocukların STEAM konularına ve onlarla bağlantılı muhteşem mesleklere ilgi duymalarını sağlamayı amaçlamaktadır. Çocuklar bu seri ile doktorluktan mühendisliğe birçok muhteşem meslek için gerekli bilgi ve beceriler hakkında fikir sahibi olacaklar.
Küçük Kahraman
Heyecanlı Yolculuk
Kitabın ilk basımı "Altın Yataklar" adıyla yayımlanmıştır.
Ahmet ile Mehmet, o sene ilkokulu bitirmişlerdi. Güzel bir karne getirdikleri için de ödüllendirilmeyi hak etmişlerdi. Babaları, onları, amcalarının çiftliğine göndermeye karar verdi. Amcalarının çiftliğine ancak gemiyle gidilebiliyordu.
Bu gemi yolculuğu öyle sıradan bir yolculuk olmadı. İkiz kardeşlerin oda arkadaşları Yako ile Marko gemide akıl almaz şeylerin yaşanmasına sebep oldu.
Bu haydutlar tüm yolcuların huzurunu kaçırdı. Ama onların kötülüğünü ortaya çıkarmak için Ahmet ile Mehmet’in de farklı planları vardı.
Yako ile Marko’nun gemide huzursuzluk çıkaracak planları neydi? Ahmet ile Mehmet onların ne planladıklarını nasıl öğreneceklerdi? Yako ile Marko tarafından iplerle bağlanarak bir kamaraya hapsedilen Ahmet oradan kurtulabilecek miydi? Yako ile Marko’nun çaldıkları sandıkta ne vardı? Ahmet ile Mehmet, iki hayduda rağmen amcalarının çiftliğine sağ salim ulaşabilecekler miydi?
Ben Çanakkale
Dünya tarihinin gördüğü en büyük destanlardan biri olan Çanakkale zaferi üzerine bu zamana kadar pek çok çalışma yapıldı, eser yazıldı. Yavuz Bahadıroğlu bu çalışmaların en ilgi çekici noktalarını derledi, yediden yetmişe herkese hitap eden bir çalışma hazırladı. Kimi zaman gencecik askerlerin şehit olmadan önce ailelerine yazdıkları duygu dolu mektuplarla hüzünlenecek, kimi zaman da askere gidebilmek için erkek kılığına giren kadınların hayat hikâyesini okuyup gururlanacaksınız. Destan yazılan o günü an be an yaşayabilmeniz için kitabın sonuna dakika dakika 18 Mart günü kronolojisi eklendi. Tarihi Sevdiren Adam, Ben Çanakkale kitabıyla zaferin 103. yıl dönümüne yakışan bir çalışma ortaya koyarak sizlerin ve çocuklarınızın beğenisine sundu.
Tuhaf Çocuk
Tuhaf Çocuk, annesi vefat ettikten sonra dedesinin himayesine girmişti. Bir gün köylerine Moğollar baskın verdi. Tuhaf Çocuk’un önemli katkılarıyla düşman bozguna uğratıldı. Bu başarısını gören Moğol askerleri türlü oyunlarla onu esir aldı.
Esirliği sırasında ölmesi için aslanların önüne atıldı. Moğol hükümdar Cengiz Han’ın aslanlarını elleriyle öldürdü. Daha sonra Moğol askerlerini atlatarak kendisini uçurumun kenarından ırmağa bıraktı.
Harzem askerileri tarafından yarı baygın bir halde bulundu. Ve bu kahraman çocuğa Aslan Bey ismi verildi…
Tuhaf Çocuk’un maceraları bu kitapta…
Yetim Çocuk
Metin, annesinin ölümünden bu yana ilk defa mutluydu. O artık bir kahramandı. Kazada yayınlanan "Sesimiz" gazetesine fotoğrafını basmışlardı. Katili nasıl yakaladığını anlattırmışlardı. Önce sıkılmıştı Metin, yanakları al al olmuştu.Sonra sonra alışmıştı. Artık hoşlanıyordu. Köyün "Kahraman Metin'i" olmaktan hoşlanıyordu.
Uzay Çocuğu
Serdar bütün günü oynayarak geçirmişti. Yorgun argın eve döndüğü zaman akşam çökmek üzere bulunuyordu. Annesinin azarlayacağından korktu. Ayak uçlarına basa basa merdivenlere yürüdü. Odasına çekilip, dersine kapanacaktı. Bütün gün oyuna öylesine dalmıştı ki, bir an olsun derslerini hatırlamamıştı. Öğretmenin verdiği ödevler yüzüstü kendisini bekliyordu.
Üç Kaçak Yolcu
Yaramaz Ayı Zirzop
Bizim Can
Sevgili çocuklar...
Hele yaz tatillerini şöyle bir gözünüzün önüne getiriniz. Güneş pırıl pırıl gökte...Siz orman içlerinde veya deniz kıyılarında ...
Sabahın erken saatlerinden, akşamın alaca karanlığına kadar belki oynayacaksınız. Yorgun argın eve döneceksiniz. Yemekten sonra içinize bir rahatlık çökecek. Evdekilere iyi geceler diledikten sonra yatağınıza çekileceksiniz.
İşte o an günün en tatlı anıdır. Yorgunsunuz fakat henüz uykunuz yoktur. Ne yapacaksınız ?..
Herhalde minik kütüphanenizden çok hoşunuza giden bir hikaye kitabı veya bir çocuk romanı, mesela Nesil Yayınlarından çıkan çocuk kitaplarını okurken sizi zevklendirecek, eğlendirecek, adeta gündüz ki oyunlarınızın tamamlayıcısı olacaktır.
Bir yandan öğrenir, bir yandan eğlenirken tatlı bir uykuya dalacaksınız.
Beylikten Hükümdarlığa Osmanlı Padişahları – Panama Yayıncılık
Osmanlı İmparatorluğu; en geniş zamanında üç kıtaya yayılmış, İstanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Bizans İmparatorluğu’nu yıkmış, Akdeniz’i imparatorluğunun sınırları içerisinde bir göl haline getirmiştir. İstanbul’un fethi bazı tarihçilere göre Yeni Çağ’ı başlatan olay olmuştur.
623 yıl süren Osmanlı tarihi boyunca 36 padişah gelmiş ve üç kıtada çınar ağacı gibi kök salmış olan Osmanlı Devleti, bir Cihan İmparatorluğu olmuştu. Altı asır boyunca dünyaya hükmetmiş olan Osmanlı, ilahî ve yüce değerlerden ilham alarak, gittiği yerlere adalet, şefkat ve medeniyet götürmüş, insanlığı ön planda tutarak dünyayı aydınlatmıştı. Osmanlı’nın mirası olan topraklarda onun eserleriyle yaşayan bugünün nesli, Osmanlı tarihi hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olamamaktadır. “Beylikten Hükümdarlığa Osmanlı Padişahları” isimli eser, insanımızın kendi şanlı tarihini biraz olsun öğrenmelerine katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu gibi altı asır sürmüş olan bir tarihi, tek ciltlik bir eserle anlatmak mümkün olmadığından bu kitapta sadece devletin başı olan padişahlar ve onların dönemindeki önemli olaylara yer verilmiştir.
Elinizdeki eser, farklı kaynaklardan istifade edilerek, akıcı bir üslup ile kaleme alınmış ve çok sayıda resim, gravür ve harita ile görsel zenginlik kazandırılmıştır.
Fatih Sultan Mehmet Ve İstanbulun Fethi – Panama Yayıncılık
Osmanlı’da saltanat sırası Sultan 2. Murad’a gelmişti. O da kuşattı İstanbul’u, fakat Peygamber müjdesi şehir, Peygamber adaşını bekliyordu:
“Hz. Muhammed (sav) Peygamber’in müjdesini Sultan Mehmed gerçekleştirecekti.”
Sultan II. Murad, ya bunu hissettiği ya da birileri (bazı kaynaklar Hacı Bayram-ı Veli olduğunu yazar) kulağına fısıldadığı için en verimli çağında tahtı terk etti. Bu görülmemiş derecede büyük fedakârlıkla müstakbel fatihin (oğlu Sultan 2. Mehmed) önünü açtı. Ama kaderden henüz izin çıkmamıştı. 2. Murad, bir süre sonra saltanat makamına dönmek zorunda kaldı. Yenmesi gerekeni yenip, alması gerekeni aldıktan sonra, her fani gibi o da “terk-i dünya” eyledi.
Şimdi sıra onundu… Sünnet yolundan Peygamberinin müjdesine yürüyecek, “alınmaz”ı alıp “Fatih” olacaktı. Henüz yirmi yaşındaydı. Çocuktu, ama yüreğini inancıyla bütünleyerek atom çekirdeğine dönüştürmüştü. Ya alacak ya da ölecekti! Ölmedi, aldı.
Çünkü o, gemileri karadan yürütmeyi düşünecek kadar geniş ufukluydu...
Osman Gazi – Nesil Yayınları
BEYLİKTEN İMPARATORLUĞA…
Sanki doğuştan idareciydi Osman.
Yıllardır boy idare ediyor gibi tecrübeliydi.
Evet, gençti genç olmasına, daha 23 yaşındaydı ama çoğu meselede amcası Dündar’dan bile daha ağırbaşlı ve daha isabetli kararlar alabiliyordu.
Güçlü karakteri ve otoriter havasıyla herkese sözünü dinletiyor, Kayı Boyu’nda kimsecikler onun bir dediğini iki etmiyordu.
Küçük bir beyliğin koskoca bir imparatorluğa dönüşeceğini rüyasında görmüştü Osman.
“Göğsünde açılan boşluktan birdenbire bir ağaç filizlenmeye başladı. Osman’ın bağrında filizlenen bu ağaç hızla büyüyüp serpildi. Öyle ki, dallarını şarktan garba, cenuptan şimale her yana salan dev bir çınar hâline geldi. Öylesine büyüdü, öyle serpildi ki bu ağacın ne kadar büyük olduğunu, dallarının nerelere kadar erdiğini Osman bile göremedi. Koca çınar sanki tüm dünyayı kaplamış, tüm acunu kuşatmıştı.”
Çelebi Mehmed
Artık yıkıldı sanılan bir devleti, yıllarca süren karmaşa döneminden çıkaran ve onu tekrar büyük bir devlet haline getiren Çelebi Mehmed, kendisinden sonra yakalanan bütün başarıların baş mimarıdır. Taht kavgalarına son verip, idareyi tekrar düzen altına almak; saldırmak için fırsat kollayan düşmanlara karşı tekvücud olup tekrar mücadeleye başlamak, Çelebi Mehmed döneminin görmezden gelinemez başarılarıdır. Bu yönüyle Çelebi Mehmed’i anlamak, gecenin en karanlık olduğu anlarda bile gündüzün hayalini kurabilen bir insanı anlamaktır. Ve bugün, bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de, belki budur.
Biz Osmanlıyız
Osmanlı toplumu, bir "sevgi, şefkat ve yardım toplumu"ydu. Devlet, "hayat ve hayrat devleti", insan "hayrat ve hasenat insanı"ydı. Osmanlı’da hayat ahirete dönüktü. Ahirete dönük olduğu için de hayatta fuzuli şelere yer yoktu. Osmanlı İnsanı "kıble yürekli"ydi. Faziletliydi, dürüsttü çevreciydi, medeniydi, nazikti; cihana örnekti. Hede ve gayret sahibiydi. Zaferler ve başarılar hayatın bir parçasıydı. Osmanlı’da, insan hakları gözetilirdi. Herkes ibadetinde, kıyafetinde, seyahatinde, ticaretinde özgürdü. Osmanlı’da "güçlü olan haklı" değil, "haklı olan güçlü"ydü. Adalet duygusu, hayatın her alanını kaplamıştı. Devlet milletle bütünleşmişti. Farklı kültürler, asırlarca barış içinde bir arada yaşamıştı. Osmanlı, yetiştirdiği "cevher insan"larla dünyaya nam salmıştı. Tarih gerçek bir "ibret aynası" ve tam bir "tecrübe tahtası"dır. Ve boşuna yaşanmış bir tecrübeler yığını değildir. Bugün, geçmişimizden ders almanın ve "yeniden Osmanlı" demenin tam zamanı.
Fatih Sultan Mehmed
Fatih’i yetiştiren atmosferin resmi, kanaatimizce, genç nesillere, "geniş ufuklu insanlar" olabilmenin sırlarını vermektedir. Böyle insanlar yetiştirmede hayli çorak dönemler yaşayan bu ülkenin eğitimcilerine, bahsi geçen noktada başarılı olmuş bir devrin insanlarını anlatmanın, gelecekte bu sorunları aşma adına, faydalı olacağını düşünüyoruz. Her biri, İstanbul kadar mühim fetihler gerçekleştirmesini umduğumuz nesillere, bir damla can suyu olabilmesi temennisiyle hazırlanan bu eser, dileriz, geleceğin Fatihlerine ulaşır.