Ökkeş 5 İşportacı
Ökkeş can sıkıntısından ne yapacağını bilemiyordu. Çünkü ekini kaldırmışlardı. Oysa ekin günleri ne mutlu günlerdi. Ökkeş, sabahları erkenden ninesiyle birlikte kalkıyor, tan zamanı yiyecekleri, azıklarını ninesi bir sahanın içine koyuyor, sonra sahanı küçücük bir bohça yaparak Ökkeş'in eline veriyor:
"Haydi bakalım Ökkeş, yiyeceğiniz hazır," diyordu.
Ökkeş, kaynamış yumurtayı çok sevdiği için ninesine:
"İçinde yımırta da var mı nene?" diye soruyordu.
Ninesi, hiç bıkmadan, her gün aynı şeyi söylüyor!
"Koydum oğlum Ökkeşim," diyordu.
Bu kez Ökkeş, kaç tane olduğunu soruyordu.
"Nene, bir mi, iki mi, üç mü?"
Ninesi "Üç," derse, Ökkeş sevinçten havaya zıplıyor, ninesinin iki yanağından şapur şupur öpüyordu.
Ökkeş 4 Kapıcı
Ökkeş'in İstanbul'da kapıcılık yapan dayısı köye gelmişti. Beş yıl önce İstanbul'a gitmiş, orada bir kapıcılık işi bulmuş, bir daha da köye dönmemişti. Belki yine de gelmeyecekti, ama ona babasının çok hasta olduğunu yazdıkları için gelmişti. Köyde babasından başka kimsesi yoktu. Karısını da getirmediği için, hep Ökkeşlerde kalmıştı. Geldiğinin ikinci günü babası ölmüştü. Daha fazla köyde durmak istemediği için, bir akşam Ökkeş'in babasına:
"Ben artık yarın gideyim enişte," dedi.
Ökkeş'in babası da:
"Sen bilirsin," dedi.
Buna en çok Ökkeş'in canı sıkıldı. Çünkü dayısı ona ne güzel şeyler anlatıyordu. Kocaman kenti, dükkânları, kendi kendine yürüyen merdivenleri, asansörleri, otobüsleri anlatıyor, bitiremiyordu. Dayısı sustukça:
"Hı, dayı sonra?" diyordu.
Ökkeş 3 Balık Avında
Ökkeş'in babası şöyle bir havaya baktı, sonra kendini yokladı, iyiydi. Öksürüğü geçmiş, başının ağrısı da dinmişti. Kendi kendine:
"Yarın şöyle bir balığa çıksak acaba nasıl olur?" diye söylendi.
Avluda, bir aşağı bir yukarı giderek karar vermeye çalıştı.
"İyi olur," dedi kendi kendine. "Şöyle on beş, yirmi kilo balık yakalarsak, hem biz yeriz, hem de köylüye satarım."
Kararını verdikten sonra, Ökkeş'e seslendi:
"Ökkeş! Oğlum Ökkeş."
Ökkeş ve arkadaşları bir çitin dibinde oturmuşlar, şarkı söylüyorlardı. İçlerinden en çok bağıran da Ökkeş'ti... Ağzını kovan gibi açıyor, gücünün yettiği kadar bağırıyordu. Koroda, hiçbir çocuğun sesi, onun kadar gür değildi. Bir bağırışı vardı ki...
Ökkeş 2 Kurt Avında
Tanıyorsunuz değil mi Ökkeş'i? O, saf bir köylü çocuğudur, siz yaşlardadır. Çok ufakken annesini yitirmiş, babası ve babaannesiyle bir arada yaşamaktadır. Ökkeş söz dinler, ama yaptığı her işi de eline yüzüne bulaştırır. Aynı zamanda çok iyi kalplidir, herkese iyilik etmeyi sever. Ama tek kusuru vardır Ökkeş'in, birazcık saftır...
Ökkeş'i bir gün babası yanına çağırdı:
"Oğul, görüyorsun ben hastayım!.." dedi.
"Görüyom buba görüyom. Davıl gibi öksürüyon, zurna gibi ötüyon, tef gibi hapşırıyon."
"Dur, sözümü kesme oğul!"
"Çakımı yitirdim be buba!"
"Hey Allahım!"
"Kesme dedin de, aklıma geliverdi. Şimdi yaz geldi miydi, bir de karpuzlar çıktı mıydı, ben ne ederim çakısız? Hadi şimdilik karpuz bitti... Sonra buba, sonra ne olacak?"
Ökkeş 1 Lunaparkta
Dikkavak Köyü'nün batı yamacında küçücük bir ev vardır. Bu evin, kendi gibi küçücük iki penceresi, çengelle açılıp çengelle kapanan uydurma bir kapısı vardır.
İşte bu evde Ökkeş ile Bayram Emmi oturuyorlar. Bayram Emmi, Ökkeş'in babasıdır. Annesi yoktur Ökkeş'in. Ökkeş doğduktan bir yıl sonra, köye gelen salgın bir hastalık sonucunda Ökkeş'in annesi ölmüştür. Onun için Bayram Emmi oğluna, hem ana olmuştur, hem de baba. Onu elinden geldiği kadar yetiştirmeye çalışmıştır. Zamanı gelince okula da göndermiştir. Ama nedense Ökkeş, okulu çok sevmiş olmasına rağmen on iki yaşına geldiği halde, birinci sınıftan ikinci sınıfa geçememiştir. Kendisiyle beraber birinci sınıfa yazılanlar, ilkokulu bitirdikleri halde, o hâlâ birinci sınıfta sıraların en arkasında oturmaktaydı.
"Türk'üm, doğruyum, çalışkanım!"
Ökkeş 6 Bahçıvan
Ökkeş'le babası o gün sabah erkenden evden çıkarak kök kazmaya gittiler. Hayıt kökleri, çalı kökleri kışın çok güzel yanardı. Ocağı önce çalı çırpıyla tutuşturdun muydu sonra bu insan kafası büyüklüğündeki köklerden iki tane yan yana koydun muydu, artık ocağa ikide bir odun atmak gerekmezdi.
Bu kökler uzun zaman yanar, odayı ısıtırdı. Kor haline geçtikten sonra da uzun zaman öyle kalırdı. Bu korların yanına bir testi de su koyarsan, her zaman için elinin altında sıcak su bulunurdu. Artık bu suyla ister çay yap, ister kahve yap...
Ökkeş 7 Otoparkta
Ökkeş'in babası Bayram, her yıl kış gelince hazırlığını yapar, kente giderdi. Bu kentte işçilik yapardı. Bazen toprağı kazardı temel için, bazen yukarı katlara tuğla çıkarırdı. Köylerinde kışın hiç iş olmazdı. Erkenden kar bastırır, ondan sonra yollar kapanır, köyün ilçeyle, ille ilişkisi kesilirdi. Zaten köyün çoğu, çalışmak için kentlere giderlerdi. Toprak verimsizdi. Evlerin yanındaki küçük bahçeler, bu bahçelerdeki sebzeler ancak kendilerine yeterdi. Dut ağaçlarından elde ettikleri pekmez olsun, reçel olsun, şerbet olsun, bununla da şeker yiyeceklerini sağlarlardı. Diğer gereksinmelerini almak için para gerekliydi. Bir ev neler istemez ki, un ister, tuz ister, gaz isterdi.
Ökkeş 8 Maçta
Ökkeş'le babası İstanbul'a geleli dört ay olmuştu. Ökkeş'in ninesi köyde kalmıştı. Köyden gelen mektupta ninenin çok hasta olduğu, gelip almazlarsa öleceği bildiriliyordu. Bu habere Ökkeş'le babası çok üzüldüler. Ökkeş'in babası ninesini getirmek için hemen yola çıktı.
Ökkeş İstanbul'a gelince Hasan adında bir arkadaş buldu. Hasan, Ökkeş'i çok sevdi. Ona taksi durağında bir iş buldu. İki arkadaş orada otomobil yıkıyorlardı.
Babasının köye gittiği gece Hasan, Ökkeş'in yanında yattı. O akşam Ökkeş çok az uyudu. Rüyasında hep ninesini görüyordu.
O sabah ilk uyanan Hasan oldu.
Hasan:
"Sabah oluyor," dedi. "Hadi kalkıp durağa gidelim. Orada ısınırız."
Giyinmişlerdi zaten. Ökkeş kapılarını kilitlerken, Hasan da gitti, kendi oda kapılarını çaldı. İçeriden anasının sesi geldi:
"Kim o?"
Ökkeş 9 Dolmuşçu
Ökkeş büyük kente iyice alışmıştı. Artık o koca kentin yollarını, sokaklarını öğrenmişti. Hatta birisi kendisine bir yeri sorsa, hemen işaret parmağını öne doğru uzatıyor:
"Bay emmi, şuradan gidersin, önüne sokak çıkar, çıktın değil mi sokağa, böyle yürü sağ kolunun üzerine, yürü yürü, sonra bir bakacaksın ki karşına kocaman bir alan çıkmış, işte orası! diyordu.
Ardından da ekliyordu:
"Ah emmi işim olmasa seni ben götürürdüm ya, işim var."
Ökkeş'in işi mi?
Ökkeş şimdi dolmuşta çalışıyor. Sürücü Hilmi taksisini satmış, bir dolmuş almıştı. Aldığı dolmuşla taksi durağına gelmiş, dolmuşu Ökkeş'e göstermişti. Ökkeş, dolmuşun içine girmiş, bir öndeki koltuğa, bir arkadaki koltuğa oturmuş, sonra da sürücü yerine oturmuştu. Arabanın simitini iki yana kıvırmış, sonra:
"Vııın, vıııın!" diye sesler çıkarmıştı.
Ökkeş 10 Denizde
Ökkeş de, arkadaşı Hasan da çalıştıkları minibüs sürücülerinden izin istemişlerdi. Zaten Hasan'ın çalıştığı minibüs onarımdaydı. Bisikletleri Şaban Usta'dan bir günlüğüne kiralamışlar, cumartesi akşamından almışlardı.
Şaban Usta:
"Bakın, ikinizi de tanıyorum, ama en çok Ökkeş'i tanıyorum," demişti. "Her ikiniz de bisikletlerimi pırıl pırıl geri getireceksiniz."
Ökkeş:
"Abov Şaban Usta," dedi, "bil ki bisiklet sanki kendi malımız, onlara öyle bakarız."
Şaban Usta sezmişti. Sordu:
"Yoksa çocuklar bisikletle yarın bir yere mi gideceksiniz?"
Ökkeş:
"Hıı," dedi. "Denize gideceğiz, Şaban Usta."
Şaban Usta, karayolunun çok tehlikeli olduğunu söyleyince, Ökkeş:
"Hani Şaban Usta, karayollarının kıyısında tozlu bir yol vardır ya, biz oradan gideceğiz," dedi.
Anneanneme Bilgisayar Öğretiyorum
Çocukların "yazar dede"sinden hem okul öncesi hem de ilk okuma dönemi için... Rengârenk, cıvıl cıvıl, oyun ve bilgi dolu...
Okuma alışkanlığına doğru...
Minik kuş, uykucu Pelin, inatçı keçi, fısfıs fil ve daha birçok yeni oyun arkadaşı siz çocukları bu öykülerde bekliyor. Bu öykülerle hem ilk okuma heyecanını yaşayacak hem de bambaşka dünyalara gideceksiniz.
Sarı Civciv
Muzaffer İzgü okumayı yeni öğrenen çocuklar için beş kitap yazdı. Okumaya hangisinden başlarsanız başlayın, diğerleri için sabırsızlanacaksınız. Üstelik Serap Deliorman öyle güzel resimledi ki onları, kitaplığınızın en güzel kitapları olacak
Sarı Civciv
Şeker Kız
Uykucu Sibel
Anneciğim Acıktım
Çıplak Ayaklı Futbolcu
Bisikletim Vız Vız
Öğretmeni, Ali'nin saçlarını okşadıktan sonra:
- Ali sınıfını geçtin, dedi. Kutlarım.
-Teşekkür ederim öğretmenim.
-Çocuklar, Ali çok çalışkan bir çocuk. Size, bundan birkaç gün önce vermiş olduğum ödevde Ali ne yazmıştı biliyor musunuz?
Çocuklar:
-Bilmiyoruz öğretmenim, dediler.
-Ali, okullar tatil olunca boş durmuyor, çalışıyormuş. Geçen yıl da çalışmış, para biriktirmiş. Ali bu para ile ne alacak onu bilmiyorsunuz?
Küçük Futbolcu
Gözlüklü Köpek
Benim iki dedem var. Suat Dedem bize yakın oturur, babamın babası, çok sık gelir bize, babaannemle birlikte yemek yeriz. Nuri Dedemler'in evi bize uzak. Nuri Dedem annemin babası, ancak haftada bir kez gelir bize. Bazen kendi tekrar evlerine gider, anneannem bizde yatar iki-üç gün. İşte bu Nuri Dedem bana hep bisikletleri anlatır. Zaten bana ilk bisikleti de Nuri Dedem aldı. Bisikletin her ayarını, her onarımını bilir. Nereleri her hafta yağlanacak, nereleri ayda bir yağlanacak, bana hep Nuri Dedem öğretti...
Kahkahacı Sınıf
Bizim okulumuz dört köyün ortasında. Bir köy bu yanda, bir köy o yanda, karşı yamacın ardında da bir köy var. Bir köy de onun bu başında. Okulumuzun olduğu yerde de evler var ama, köy değil orası.
Bizim köylerimiz de ufacık. Sokağı bile yok, sanki evler üst üste binmiş gibi bir dağın yamacında. Kırk iki ev, bu yamaca sıralanmışız. İşte bu kırk iki evden on üç çocuk okula gideriz. Beşinci sınıf olanımız var, üçüncü sınıf olan var, birinci sınıf olan var...
Bulutlara Simit Satan Çocuk
Akrobat Pisicik
Bizim sokak denli heyecanlı bir sokak yoktur.
Yok canım, hiç sokak heyecanlı olur mu, sokağın insanları heyecanlı. Ufacık bir olay karşısında hemen heyecanlanırlar. Heyecanlanırlar ama, "Şunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım" derler. Heyecandan donup kalmazlar. Vahide Teyze'nin saksısı rüzgardan uçmuş; hiç balkon taşlığına saksı konur mu? Suç Vahide Teyze'de...
Çocukların Ormanı
Süslü Kızlar
Süpermen İstanbul’a Düştü
Gelin Bebek
En çok okunan çocuk edebiyatı yazarlarından biri olan Muzaffer İzgü'nün 7 yaş grubundaki çocuklar için kaleme aldığı altı sıcacık öyküden oluşan yeni kitabı.
Bu kitapta okuyacakları öyküler ile çocuklar kimi zaman "Ağlayan Palyaço" ile hüzünlenecek, "İnci Öğretmen" ile hayaller kuracak, "Simit Yeme Yarışı" ile eğlenecek, kimi zaman da "Gelin Bebek"te kendilerini bularak okuma zevkini doyasıya yaşayacaklar.
Bakkal Amca
Çocuk yazınının marka ismi Muzaffer İzgü, yine çok sevdiği çocuklar için, yine içindeki çocuğun sesini dinleyerek yepyeni öyküler yazdı.
Sizin sokağınızda da bir “bakkal amca” var mı çocuklar? Peki Benjamin’in kim olduğunu biliyor musunuz? Ya da anne tavuğun, civcivlerine kavuşmak için yumurtaların üstünde kaç gün yattığını?
Güldüren Uçurtma
Kitapsever arkadaşım, sana bir yeni masal sunuyorum, adı Güldüren Uçurtma... Uçurtma insanı nasıl güldürür, diyeceksin. Elbette gıdıklayarak güldürmez. Ama hiç uçurtma uçuran arkadaşını inceledin mi, hiç onun yüzüne baktın mı? Uçurtma gökyüzünde iri bir papatya gibi süzülürken, arkadaşının yüzündeki gülücüğü gördün mü? Peki, ya o sıra bir yel çıkarsa. Uçurtma ters takla atıp kötü yürekli bir adamın bahçesine düşerse?.. Kötü yürekli adam uçurtmayı parçalarsa?.. Yoo yoo, için cız etmesin, çocuğun yine bir uçurtması olacak kötü yürekli adama da, tavşan, karga, leylek, sincap ve köpek öyle bir ceza verecekler ki... Bu masalı okurken güleceksin. Ama sanırım gülmekten çok düşüneceksin.
Kara Pamuk
Eşeğin Türküsü
Kızılderili Çocuklar
Ne zaman dayısı Almanya'dan telefon etse, hemen Kaan da Yasemin de telefonun başına koşarlardı. Annerine kaş göz ederler, telefonun konuşma aygıtını elinden almak isterlerdi. Annleri daha kardeşiyle sözünü bitirmemişken, onlar dayılarıyla konuşmak isterlerdi. Zaten annesi, telefonun zili çaldığında:
-Aaa sen misin Murat? demeye görsün, hemen annelerinin yanında dikililerdi.
Artık bir Kaan konuşurdu, bir Yasemin...
-Dayı da dayı...
- Çok özledik dayı.
- Ne zaman geleceksin dayı?
Dayıları onlara dün akşam müjdeyi vermişti. Bir hafta sonra geliyordu. İyi de bu bir hafta nasıl geçecekti?
Kaan'ın dayısına bir sürprizi vardı. Okumayı öğrenmişti. Hem de sınıftaki bütün çocuklardan önce öğrenmişti. Dayısı gelir gelmez okuma kitabını eline alacak, dayısına bir bir okuyacaktı.
Sarı Şapkalı Kardan Adam
Armutçu Ayı
Yusuf’un Treni
Kahraman Kuçu
Uçan Eşek
Karlı Yollarda
Kar bir yağar bir yağar bizim köye, hani yazları pınar kıyıcıklarında gülöbekler açar ya, onun gibi, top top, ak ak. Savrulur durur dam başlarıdan, ağaçsız yamaçlardan. Kara kayalar apak olur bir-iki gün içinde. Kerpiç evlerin damlarına yığılır kalır. Babalar analar karı küreklerler, damın kıyısına yığar yığar aşağıya atarlar. Biz çocuklar, kar yığınları yere atılırken altına gireriz, sonra una bulanmış gibi çıkarız.
Arıcık
Arıcık inanamadı gözlerine... Yok yok hayır, düş değildi bu. O soğuk kış günlerinin açlık düşleri değildi. Kovanın deliğinde ışık görmüştü. Işık vurmuştu kovanın içine. Ya bu koku, bu koku... Arıcık çok iyi tanıyordu bu kokuyu. Bu koku bahar kokusu, ıtır kokusu, papatya kokusu, akasya kokusuydu... Çok uzaklardan geliyordu bu koku. Bütün kış ölümle kalım arasında uyuyan arılar birer birer canlanıyorlar. Koşuyorlar deliğe. Bir an önce uçmak, bir an önce çiçeklere kavuşmak, bir an önce doymak için...
Kardelen
Kardelen, birbirinden güzel yedi öyküden oluşuyor. Her öyküde eğlendirici ve sürükleyici maceralar var: Kardelen ve Toros adında iki kardeşin dağlarda çiçek araması; Rıza'nın kaybolan eşeğini bulmak için verdiği uğraş; köyden kente göç eden ama köyünü özleyen Sefer'in, kentli arkadaşlarıyla dostluğu... Her kitabı severek okunan Muzaffer İzgü, yine çocuklarımızı hem eğlendiriyor, hem eğitiyor. Öyküleri Cavit Yaren resimledi.