Sarı Maymun
Buz Bebekler
Edebiyatımızın cesur kalemlerinden Miyase Sertbarut, okurların kalbinde fırtınalar kopartacak yepyeni romanı Buz Bebekler’de, gerçekte yaşanmasına rağmen hiç olmamış gibi davrandığımız, hep hasıraltı edildiği için kanayan bir yaramızı acı dolu ama umut vadeden bir öyküyle gündeme taşıyor.
Daha kundaktayken yalnızlığa mahkûm edilerek anne babasının günahlarını sırtlanmak zorunda kalan on üç yaşındaki Ece için hayat, suyun altında yaşama tutunmaya çalışan bir nilüfer kadar zorlu. O bir toz bebek, buz bebek...
Ece aslında içimizden biri. Aynı kaderi paylaştığı onlarca, yüzlerce arkadaşı gibi, ihtiyacı olduğu aile sevgisini devlet eliyle gelen zoraki kucaklarda aramak zorunda kalmış kalbi cesur, ruhu ürkek bir kız çocuğu. İçlerinde büyük korkular, küçük sevinçler taşıyan her kimsesiz gibi onun da hayallerine sığınmaktan başka çaresi yok.
Kalbinin tüm sırlarını ise Lülüfer adını verdiği günlüğüne açıyor… Ece’nin gözü kamaşsa da Lülüfer hep görüyor. Kadın cinayetlerinden geriye kalan çocukları, tacize uğrayanları, hasta ruhlu yetişkinleri, hantal müdür babaları bir bir kayda geçiyor.
Ece adalet istiyor. Yer yarılıp utanması gerekenler yerin dibini görmedikleri için uçurumlara yuvarlansınlar istiyor. Ece haykırıyor ve bu haykırışı Nartepe Çocuk Yetiştirme Yurdu’nun yüksek duvarlarını aşıp tüm ezilmişlerin, sindirilmişlerin haykırışına dönüşüyor.
Yangın Tüpüyle Uçan Çocuk
Çocuklar uçmaya bayılır; kimi gerçekten uçakla, kimiyse belki kulaklarınıza inanamayacaksınız ama yangın tüpüyle... Yeter ki uçmak olsun. Neyle olduğu hiç fark etmez!
Yangın Tüpüyle Uçan Çocuk, on iki uçuran öykü ile kimi zaman güldüren kimi zamansa düşündüren ama her haliyle eğlendiren bir okuma deneyimi sunuyor okurlarına. Öykülerin kahramanları, hayalci çocukların yanı sıra gerçekçi, hayvansever, hatta adalet arayan çocuklardan oluşuyor. Yazarın büyülü kaleminden süzülen öyküler ise bir o kadar sürükleyici: Samet’in yangın tüpüyle uçma girişimi, bir evin arka bahçesine düşen belirlenemeyen bir göktaşının gizemi ya da sapına iki badem şekeri bağlanmış kırmızı bir karanfilin esrarengiz hikâyesi merakınızı biraz olsun giderecektir belki…
Farklı edebi türlerde okurların beğenisine sunduğu sayısız yapıtla birçok ödüle değer görülen Miyase Sertbarut’tan, hayallerin izinde, rüyaların peşinde mutluluğa kanat çırpan öyküler…
İkizler İz Peşinde
Öykü kahramanlarının hayata dair ayrıntılarda yakaladıkları duyarlığı tüm çocuklarla paylaşmak için...
Çocuk ve gençlik edebiyatımızın güçlü kalemi Miyase Sertbarut'tan, yaşamımızdan uçup giden güzellikleri, değerleri çocuk gözüyle yansıtan öyküler...
Kitapta yer alan öykülerin her biri, merak dolu bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor. Merak beraberinde renkli ve yaratıcı çözüm yolu arayışlarını da getiriyor. Her öyküde farklı bir iz peşinde koşan kahramanlarımızın iki dargın anneyi barıştırdıkları da oluyor, horoz dövüştürmeye merak salmış bir dayıyı dize getirdikleri de. Kimi zaman kaçak bir muhabbet kuşunun sahibinin izini sürerken, kimi zaman yabancı dildeki tabelaların oluşturduğu dil kirliliğine karşı bir savaşta buluyorlar kendilerini. Ama ne olursa olsun her öyküde maceranın ve merakın yarattığı heyecanın dozu katlanarak yükseliyor. Merak denilen şey öyle güçlü bir his ki, çocukları, Şeker Bayramı kutlama bahanesiyle yaşlı ve yalnız yaşayan komşularının zillerine bastırıp kapalı duvarlar ardında neler yaşandığını gözetlemeye kadar varabiliyor.
Bayramlarda yaşlı ve yalnız insanları ziyaret etmek, yabancı sözcüklerin pıtrak gibi çoğalmasından dilimizi koruma çabaları, masal ve tekerlemelerdeki ana dili tadı ve benzeri güzellikleri duyumsatan; doğa ve hayvan sevgisinin yürekten hissedildiği, özellikle üzerine bahis oynatılarak ölümüne dövüştürülen hayvanlar için girişilen mücadelenin tüm çocuklara ilham vereceği öyküler.
İz sürmek heyecan verir ve her çocuğun içinde bir dedektif gizlidir.
İkizler İz Peşinde, içinde gizlediği dedektifi bir ömür boyu yaşatmayı hayal eden çocuklara adanmış hayatın içinden, hayat kadar gerçek bir öykü pınarı...
Kimsin Sen? – Tudem Yayınları
İlkgençlik çağlarının gelgitleri arasında bocalayan bir grup gencin, gizemli bir kazada yolları kesişir. Gizem aydınlatılmaya çalışılırken herkes saklı yüzünü gösterecek, sırlar açığa çıkacaktır.
Elif’in kimlik arayışları, Mert’in ilk aşk sancısı, Berna’nın intikam arzusu, Semih’in yaşamındaki değişim rüzgârları...
Hepsinin bir sırrı var.
Yılankale
Yılanların kraliçesi Şahmeran, ölüme giderken kızgındı insanlara. Ama içini rahatlatan bir yumurta bırakmıştı yerin yedi kat altında. Günü gelince yılanların kraliçesi o yumurtadan çıkacaktı. Yılanların ve insanoğlunun öfkesini o denetleyecekti. Kitap insanlar ve yılanları zaman zaman buluşturarak eğlenceli ve heyecanlı bir yolculuk sunuyor okuyucuya. Yılankale, kendi toprağımızın efsanelerinden yola çıkıp çağdaş çocuğun fantastik okuma arayışlarına güzel bir seçenek sunuyor.
Akvaryumdaki Deniz Kızı
Her balıkçı onu görmek ister. Her çocuğun düşlerini süsler. Denizkızları gizemlidir. Belki varlar belki yoklar...
Belki uzak denizlerde, belki bir akvaryumun içinde. Belki ıssız bir adanın kıyı sularında, belki bir akvaryumun yosunları arasında...
Var etmek düşlerimize bağlı. Miyase Sertbarut denizkızları vardır diyor, kendi düşlerini çocukların düşleriyle bu kitapta buluşturuyor.
Bir Dilek Tut – Tudem Yayınları
Ünsüz Youtuberın Günlüğü Layksızlar
Ezgi ve arkadaşları bu kez ilginç bir kamptalar. Üstelik yanlarında ne telefon ne tablet var. Oysa birlikte fotoğraf çektirmeye can attıkları iki ünlü de aynı kampta. Bu ünlülerden biri futbolcu, diğeri dizi oyuncusu. Başkalarından layk almadan böylesi durumların tadı çıkarılamaz mı? Bir şeyler yapma motivasyonumuz diğer insanların beğenisine mi bağlı? Bunu öğrenmek için siz de Pars’ın kontenjanından yararlanın. Nuh’un Gemisi Kampı’na gidecekler listesine adınızı yazdırın. Veli izin belgesini de yanınıza almayı unutmayın.
Timur’un İkinci Fili
Timur’un birinci filini Nasreddin Hoca fıkralarından birinde tanımıştım. İkinci fili ise tanıma şansım olma- mıştı çünkü fıkra tam da orada bitmişti. İşte bu kitabı, o ikinci fille tanışmak için yazmaya başlamıştım fakat karşıma sürpriz karakterler de çıktı. Lemide işte onlardan en önemlisiydi. Kitaplar böyledir, bizi umulmadık kişilerle tanıştırma gücüne sahiptir. Geçmiştekilerle de gelecektekilerle de, fillerle de ve elbette cesur çocuklarla da... Lemide bana nasıl yol gösterdiyse size de gösterecektir. On dördüncü yüzyıla ışınlanmaya hazır mısınız? Merak etmeyin, eskisinden daha sağlam geri döneceksiniz. Miyase Sertbarut tarihe mizahi bir bakış atıyor. Çocuk merakıyla, çocuk gözüyle, çocuk özgürlüğüyle...
Tuhaf Bir Otel
1963 yılında Ceyhan'da doğdu. Keloğlan, Jules Verne, Orhan Kemal ve Karabaşlarıyla büyüdü. Okula giderken hep karnı ağrıyordu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi, yine karnı ağrıyordu. Öğretmenlik yaptı, karnının ağrısı geçmiyordu. Yazmaya radyo tiyatroları ile başladı. Öykü, roman, masal türlerinde yapıtlar verdi. Karnının ağrısı geçti. Kitapların bütün ağrılara iyi geldiğini düşünüyor.
Ünsüz Youtuberın Günlüğü Cesaret Oyunu
Ezgi ve ekibi bu kez lisede. Okullarının adı Mermerciler Lisesi olsa da mermer ocağında dinamit patlatmaya niyetleri yok. Ama telefonlarına gelen mesajlara kafa patlatacakları çok açık. Bu mesajları yollayan kim? Cesaretlerini kim yokluyor? Onları aptalca şakalara yönlendiren bir telefon uygulamasının kime ne faydası var? Eğer bu bir tuzaksa kimler tuzağa düşecek? Hadi hep birlikte “play” tuşuna basalım, Mermerciler Lisesindeki şamatayı kaçırmayalım
Karne Hediyesi At Kestanesi
Babası, Suphi’ye her dönem sonunda karne hediyesi olarak at kestanesi toplardı. Anlayacağınız biraz tuhaf bir adamdı. Ama Suphi de pek normal sayılmazdı, çalışmadığı hâlde sınavdan en yüksek notu alacağını umardı.
Her sınav öncesi kurnazca planlar yapar, hileli yollara sapardı. Bu nedenle başı beladan hiç kurtulmazdı. Taaa ki okul müdürü onu odasına çağırana dek...
Suphi’yi seveceksiniz çünkü Suphi sizden biri, ya önünüzdeki sırada oturuyor ya arkanızdaki. Aman dikkat, yanınızda oturuyorsa işte o zaman yandığınızın resmi!
Ünsüz Youtuberın Günlüğü Troller
Bana trol sayını söyle sana ne olacağını söyleyim!
Ezgi’nin annesi belediye başkanlığı seçimi için aday olur. Onu bu yola iten ise reklamcı Ethem amcadır. Seçim kampanyasını o üstlenir. Ezgi ve arkadaşları da internette, sosyal medyada trollük yaparak karşı tarafı zayıf düşürmeye çalışacaktır. Tabii seçim kampanyasına dâhil olan çocukların karşısında elleri armut toplamayan rakipleri vardır. Böylece trollük iki tarafın da silahı hâline gelir. Bu mücadele, okuru bir yandan güldürürken bir yandan da reklamların hayatın her alanında algıyı nasıl değiştirebileceğini gözler önüne sermektedir.
Ünsüz Youtuberin Günlüğü
Bu kitapta youtuber olmak isteyenlerin macerası var. Kimi bunu başarır, kimi komik kalır, kimi de youtuber olamayınca Ezgi gibi kaleme sarılır. Ezgi ve okul arkadaşlarının başlangıçtaki amaçları yalnızca eğlenmektir.
Fakat bir süre sonra işin rengi değişir ve birden bambaşka bir sorunla karşı karşıya kalırlar. Okulun “Son Zil” gecesine katılmayıp süt fabrikasının kapısına dayanırlar. Ama fabrikanın içindeki “Madre” ne sizin ne de onların hayal ettiği gibidir; gördükleri sistem, insanlık için başka türlü bir “Son Zil”dir.
Ünsüz Youtuberın Günlüğü'nü soluksuz okuyacak, üretim ve reklam dünyasının perde arkasını daha iyi göreceksiniz.
Gizli Bahçe Masalları
“İsterdim ki çocuklar gerçekten bir bahçe içinde büyüsünler. Çileğin kokusunu, ıspanağın yeşilini bilsinler. Tohum nedir, önemli midir, azıcık düşünsünler. Ayçiçeği gölgesinde masallar dinlesinler. Marul ile salyangoz nasıl dertleşir, kulak versinler. Oysa dünya daraldı, bahçeler azaldıkça azaldı... Buna bir çözüm bulmalı. Toprak canlı, toprak sıcak, toprak bereketli, toprak bir çocuk gibi heyecanlı. Ama bazı insanlar yok eder bu heyecanı. Doğayı anlayan, doğanın macerasını seven çocuklar çoğaldıkça dünya yine güzel bir bahçe olacak. İşte bu masallar o çocuklar için yazıldı.”
Dedemin Sihirli Dükkanı
Küçük bir çocuk ve dedesinin yıllara sığmayan dostluğunun sevgi dolu öyküsü...
İşini severek yapanlar hiç yorulmazlar. Onur’un dedesi işte böyle bir insan. Atölyesini sihirli bir dükkan gibi görüyor. El emeği cam eşyalar üretiyor. Ama dünya değişiyor, bazı meslekler yok oluyor, bazıları ayakta zor duruyor. Onur, dedesi çok sevdiği mesleğine devam edebilsin diye çözüm yolları aramaya başlıyor.
Dedemin Sihirli Dükkanı bir yandan modern kent yaşamının kimi olumsuz yanlarını sorgularken bir yandan da eski mesleklerden bugünkü mesleklere köprüler kurulabileceğini anlatıyor.
Koşkentin Kayıp Çocukları
Ne yazık ki artık çoğumuz Koşkentliyiz. Bunu bazen fark ediyor, bazen fark etmiyoruz. Bu kitap çocuklara Koşkentli olmaktan kurtulmanın yollarını gösteriyor.
Başka türlü yaşamak mümkün, diye fısıldıyor. Gökyüzünün gri duman parçacıklarıyla değil; kuşlarla, kelebeklerle renklenebileceğini söylüyor. Koşmak, telaştan değil sevinçten kaynaklansın istiyor.
İstersek tüm Koşkent’leri Sakinkent’lere dönüştürebiliriz.
Komşumuz Çok Acayip
Hepimizin acayip bulduğu bir komşusu vardır. Gerçekten acayip midir? Bize mi öyle gelmektedir?
Mumcu Nuran sizin mahallenize taşınsaydı kim bilir siz neler düşünürdünüz? Sokaktaki kediler bir anda ortadan kaybolursa ve miyavlamalar Mumcu Nuran'ın bodrumundan geliyorsa mesela?
Kadının bacasından yaz günü koyu bir duman çıkıyorsa mesela? Kİmseye kapıyı açmıyorsa ve açtığında ise öfkeyle sizi azarlıyorsa mesela? Evine koca koca torbalarla bir şeyler taşıyorsa ve içindekiler pek de pazardan dönen birinin torbasına benzemiyorsa mesela?
İşte çocuklar, bu acayip komşunun ne yaptığıyla yakından ilgilenir. Yalnızca çocuklar mı polis bile işin içine dalıverir. Sonuç ise herkes için sürprizlidir.
Sınıfta Kalanlar Okul Açtılar
Kurbağalara Fısıldayan Çocuk
Anı avcısı macera peşinde!
Rodari Ödüllü yazar Miyase Sertbarut, Kurbağalara Fısıldayan Çocuk ile zamanı bile şaşırtmayı başaran bir anı avcısının gündüz düşlerine uzanıyor.
Dünyanın yalnızca insanlar için değil kurbağalar, saatler ve hatta saksıda filizlenmeyi bekleyen birkaç tohum için de dönmekte olduğunu hatırlatan kitap, evrende yalnız olmadığımızı bir kez daha duyumsatıyor bizlere.
Çevremizde binbir türlü olay yaşanırken dayanışmanın hayatımızı güzelleştireceğine vurgu yapan bu sıcacık roman, çilek reçeli kokuları eşliğinde neşeli bir maceraya açılıyor.
Yaz tatili ödevi için anılarını yazması gereken Eren, kısa süre sonra kendini anılar denizinde yüzerken bulur. Kaleme sarıldıkça hooop babaannesinin köyüne, oradan da bir masalın içine zıplar. Kâh korkunç bir devi yener, kâh bulutları delen dallı budaklı bir fasulye ağacına tırmanır. Dünyanın en acayip saatini görmek uğruna bir odadan ötekine koştururken içindeki meraklı canavara söz geçirmeye çalışır. Tam o sırada kulağına gelen vrrrak vrrrak sesleriyle çukura düşen çaresiz bir kurbağayı kurtarmak için bir plan yapmaya karar verir. En sonundaysa, “Meğer yazmak da tatile çıkmak gibi bir şeymiş,” düşüncesiyle kalakalır. Üstelik anılarını avlarken ne zıpkın kullanmıştır ne olta!
Eğlenceli hikâyesinin arka planında “Hayatı anlamlı kılan anılar değil de nedir?” sorusu üzerine düşündüren kitap, küçük “an”ların zamanla nasıl büyük ''anılara'' dönüştüğünü gösteriyor.
Gül Sarı'nın ele avuca sığmaz çizimleriyle iyice şenlenen Kurbağalara Fısıldayan Çocuk, içimizdeki sese kulak vermeye çağıran, iyileştirici bir roman.
Küçük Kara Robot
Üç Kardeşin Kitabı
Birgün Herkes
Bir gün herkes 15 dakikalığına iyi olsa...
Görünmez olmak mı, yoksa görünür olmak mı hayatı kolaylaştırır?
Gizlenerek özgür olamaz insan!
Miyase Sertbarut'un, görmezden gelinenler ile görünmezliğin izini sürenlerin düşlerini kesiştirdiği Bir Gün Herkes..., iyiliğin ve koşulsuz sevginin her türlü dayatmaya göğüs gerebileceğine işaret eden, umut yüklü bir roman.
Farklı olana karşı istemsizce geliştirilen refleksleri, ayrımcı, önyargılı düşünce ve davranışları toplumsal bir “mesele” olarak ele alan yazar, eleştiri oklarını bireyin normallik algısı üzerine yönlendiriyor.
Bir gün herkes 15 dakikalığına iyilik yapsa... dünyanın iyilikle dolacağına ve yeni bir cennet aramaya ihtiyaç kalmayacağına vurgu yapan kitap, yaşadıkları çevrede kabul görmeye çabalayan çekirdek bir ailenin hayatını küçük mucizelerle doldurup inanılmaz kılmayı başarıyor.
Eğer bir insan görünmez olmak istiyorsa kesinlikle iyi bir niyeti yoktur. Yoksa olabilir mi?
Fahir, sınıfın yenisidir. Çekingen ve ürkek kişiliğiyle etrafına karşı hep temkinlidir. Diğer çocuklarla iletişim kurmaktan çekinir. Âdeta kalabalıklar içinde sessizce dolaşan bir hayalet gibidir. Onun bu durumunu fark eden okulun rehberlik öğretmeni, sınıftan iki öğrenciyi Fahir'in “iyilik perisi” ve “iyilik prensi” olarak görevlendirir! Asmin ve Ender “zoraki” arkadaşlarını gözlemeye, yavaş yavaş hayatına girmeye çalışır. Çok geçmeden de tuhaf davranışlarının ardında yatan gizemi keşfederler. Fahir görünmezliğin peşindedir. Bunun için kitaplar okumakta, deneyler yapmakta ve hatta bir formül üzerine çalışmaktadır. Peki ama 7. sınıfa giden bir çocuğa bu odaklanmayı, bu takıntıyı, bu umudu, bu azmi veren sebep nedir? Diyelim ki formülü buldu ve görünmez adam oldu, bununla ne planlayacaktır?
Herkesin dünyada kendince bir iz bırakmaya hakkı olduğunu anımsatan Miyase Sertbarut, bu romanıyla toplumsal duyarlılık geliştirmemiz gereken hassas bir konuya temas ediyor, dezavantajlı grupların yüzleşmek zorunda kaldığı kimi gerçekler hakkında farkındalık kazandırıyor.
Sakladığı sırrı, usta işi bir dedektif kurgusuyla son sayfalara kadar açık etmeyen Bir Gün Herkes..., görünmez olmanın mı yoksa görünür olmanın mı hayatı kolaylaştıracağını sorgulatarak okurun zihnini ters köşeye yatırıyor.
Yuan Huan 2: Kütüphanedeki Kamera
Her okur, hikâyeye dahildir.
Uzak Doğu'dan Avrupa'ya birçok dile çevrilerek efsaneleşen Yuan Huan, okurları yeniden hikâyelerin büyülü dünyasında dolaştırmak üzere aramıza geri dönüyor.
İtalya'da 2024 yılının çocuk romanı seçilerek yazarı Miyase Sertbarut'a Rodari Ödülü kazandıran Yuan Huan'ın ikinci serüveni Kütüphanedeki Kamera, hikâyelerin üzerini örten sır perdesini yine sözcüklerin gücüyle dağıtıyor.
Bakmak ve görmek arasındaki ince çizgiye değinen kitap, aynı hikâyeyi okuyan farklı gözlerin bambaşka şeyler görebileceğini de fark ettiriyor.
Altıncı sınıfa geçen Tahsin'i zorlu bir yaz tatili beklemektedir. Kırıklarla dolu karnesini kitap okumayı sevmemesine bağlayan annesi oğluna tatil boyunca çalışması için halk kütüphanesinde iş bulmuştur. Arkadaşları bilgisayar başında vakit geçirecekken o, kitap tozu yutacaktır. Önceleri ceza gibi gelen bu görev, kütüphanenin çardağındaki eski bir kameradan yükselen gizemli sesle heyecan verici bir maceraya evrilir. Yazıyı kabul etmeyen defterin perdeli hikâyesini dinlerken sözcüklerin büyüsüne kapılmaya başlayan Tahsin, hayal dünyasından çıkıp gelen ünlü masal kahramanlarıyla tanıştıkça kitaplara giderek ısınacaktır.
Okumayla arası pek iyi olmayan çocukları hikâyelerin değiştirici ve dönüştürücü gücüyle buluşturan Yuan Huan, ön yargıları yıkarak düşünceleri özgür bırakmanın önemini vurguluyor.
Düşle gerçeğin tam ortasında yepyeni bir edebiyat evreni yaratan Miyase Sertbarut, her seferinde farklı bir macera yaşamayı seven okurları, kendi kendilerinin Yuan Huan'ı olmaya çağırıyor.
Hem zaten her okur, hikâyeye dahil değil midir? Peki ya siz tam olarak bu hikâyenin neresindesiniz?
Kapiland’ın Külleri
Kapiland küllerinden doğuyor...
Miyase Sertbarut'un yüzbinleri etkisi altına alan ''Kapiland'' serisinin dördüncü halkası Kapiland'ın Külleri, insan eliyle mahvedilen bir dünyada, küllerinden doğup filizlenmeye çalışan yeni bir uygarlığın izini sürüyor.
Kurguyla gerçeğin kesiştiği distopik bir evrende geçen bu sürükleyici roman, devrimler, kümeleşmiş toplulukların yönetimi, küresel tarım politikalarındaki değişim ve yapay zekâ gibi güncel konulara temas ediyor; maddenin dördüncü hâlinin ''bilinç'' olduğunu anımsatıyor.
Her bir cildi bağımsız olarak da okunabilen ''Kapiland'' kitapları, ezber bozan kurgusunun satır aralarında insanın doğa ile ilişkisini eleştirel bir bakışla sorguluyor, gençleri gezegenimize sahip çıkmaya ve haksızlıklara karşı tek yürek olmaya çağırıyor.
Yıl 2050... Nükleer kıyamet sonrasında dünya, küllerinden doğup yeniden hayat buluyor. Varlığını devam ettirebilen bir avuç insan toprağı işleyerek canlılık yaratma gayretinde olsa da, ''çekirgeden insana, buğdaydan balinaya her türlü organizmayı var edebilen'' biyoteknolojik bir sistem, insanın gezegeni tekrardan tahrip edebileceği gerçeğini savunuyor. Tam da bu kaygı verici öngörü yüzünden, insan türü yok olma tehdidi ile karşı karşıya kalıyor. Dostlukları yıllar boyunca pek çok zorlukla sınanan Mehtap ve Marjinal'in yolları da ilk kez bu konuda ayrışıyor. Çiftçileri ve Magmacıları fikrî çatışmaya sürükleyen bu düzenden, iki yapay zekâ temsilcisi Loob ve Ribyonak da nasibini alıyor. Basit yaşamsal haklar ve var olma çabası içindeki kümeleşmiş toplumların yeni bir uygarlık kurma ümidiyle attıkları temeller derinden sarsılıyor. Peki ama, filizlenmekte olan bu yeni dünya düzeni, eskisinden ne gibi izler ve farklılıklar taşıyacak?
Miyase Sertbarut Kapiland'ın Külleri'nde, dünyadaki her şeyin kendi hizmetinde olduğu varsayımıyla yanlış bir yola sapan günümüz insanın karşılaşacağı hazin sona, kanıksanmış toplumsal gerçeklikler üzerinden şerh koyuyor.
Canlıların eşit haklara sahip olduğunu hatta cansız varlıkların dahi aynı biçimde hayat hakları olabileceğini dile getiren roman, insanlığın geldiği tükenmişlik çağında yeni bir uygarlık için aynı yollardan gidilmemesine ve benzer hatalara düşülmemesine ilişkin düşündürüyor.
Sisin Sakladıkları 2 Ortak Ruh
Zulme uğrayan hayvanların yardım çığlığına kulak verin!
Ödüllü yazar Miyase Sertbarut’un, yüz binden fazla okura ulaşan Sisin Sakladıkları kitabının baş kahramanları İlay ve Mavi Karga, Ortak Ruh’ta yeniden bir araya geliyor.
Hayvanlara yapılan kötü muameleyi merkezine taşıyan Ortak Ruh, insanın doğayı diğer canlılarla paylaşmadaki bencilliğini açığa çıkararak herkesin içindeki vicdana ve adalet duygusuna sesleniyor.
10 yaş ve üzeri okurları, zulüm gören hayvanlar üzerine düşünmeye davet eden Ortak Ruh, yeryüzündeki güçsüzlerin yanında yer alarak insanın sömürgeci vahşetine mistik bir çare arıyor.
Bazen dünya öyle adaletsiz görünür ki gözüne yeni baştan inşa edilsin istersin. Sözün bittiği yerde yaşanan dehşet verici olaylar bir an önce dinsin, kötüler yaptıklarının cezasını alsın diye ümit edersin. İşte tam da o anda Ortak Ruh’un sisli ve gizemli gücü gösterir kendisini. İnsanlar tarafından sömürülen, yok edilen, sürgün edilen hayvanlardan bazıları ölmeden önce son soluklarıyla gökyüzüne ruhlarından bir parça gönderirler. Bir süre sonra, bu ruh molekülleri düzeni bozanlardan intikam almak için Ortak Ruh altında güçlerini birleştirirler. Balıkçıların ateş ettiği yunusların, ömrü kafeste geçen kobayların, ormana terk edilen köpeklerin, gece gündüz faytona koşulup telef olan atların hesabı sorulmalıdır. Üstelik bir an önce…
Her yapıtında okurlarını şaşırtmadaki ustalığıyla tanınan Miyase Sertbarut’un, klasikleşmiş romanı Sisin Sakladıkları’nın devamı niteliğindeki Ortak Ruh, zekice tasarlanmış kurgusu ve şaşırtıcı anlatım tekniğiyle ilk kitaptan bağımsız olarak da okunabilecek sürükleyici bir macera sunuyor.
Çağdaş çocuk ve gençlik edebiyatımızda özel bir yeri bulunan İlay ve Mavi Karga karakterlerini, sis bulutlarının ardında yepyeni bir serüvende buluşturan Ortak Ruh, hepimizin içindeki adalet duygusunu uyandırmaya geliyor…
"Eşkıyalar eşkıya olmadan önce nasıl başka bir şeydilerse köpekler de ormana atılmadan önce başka bir şeydiler aslında."
Çöp Plaza 1
Yoksulluğu, edebiyat yoluyla anlayabilmek için…
Farklı edebi türlerde pek çok eser veren ödüllü yazar Miyase Sertbarut’tan, gerçeğin hayalle kol kola yürüdüğü hüzünlü ama umut dolu bir yoksulluk serenadı: Çöp Plaza
Miyase Sertbarut, yaklaşık bir buçuk yıl kadar üzerinde çalıştığı bu kitabında, daha önce hiçbir yazarın kağıda dökmeye cesaret edemediği tehlikeli ve pis kokulu sulara doğru götürüyor kalemini. Çöp Plaza, birbirinden apayrı iki dünyanın resmini çiziyor okurlarına. Bir yanda kentli seçkinlerin yaşadığı, kuşların, böceklerin bile ziyaret edemediği, daima steril ve korunaklı Elit City, öteki yanda zenginlerin çöplerini toplayarak günlük ekmeklerinin peşinde koşan insanların yaşam savaşı verdiği Gülova Mahallesi. En tepedekiler ve en aşağıdakiler… Birbirlerine yakın bölgelerde yaşam sürmelerine rağmen birbirlerinin hayatlarına teğet geçen insan manzaraları…
Çocuklarını her türlü tehlikeden koruyarak yapay fanuslar içinde büyüten Elit City sakinlerinin çocuklarının sağlıkları büyük tehdit altındadır. Bağışıklık sistemleri çökmeye başlayan çocuklar yüksek yaşam standartlarına rağmen bitkin ve hastadır. Bunun üstesinden gelebilmek içinse tek bir çare vardır: kan nakli. Peki ama kimlerin kanı bu hastalıklı çocukların derdine deva olacaktır? Elit City başhekimi ve çocuk kliniği şefinin yaptıkları adice bir planla gereken tedavi yöntemi bulunur. Çözüm iki kilometre yakınlarındaki Gülova Mahallesi’nde saklıdır ve bu tedaviyi uygulayabilmek için mahalle çocuklarının yardımına ihtiyaç vardır. Yiyecek yemeklerini bile çöpten çıkaran bir mahalle halkının çocuklarıyla böylesi bir tedavi yönteminin nasıl bir ilişkisi olabilir? Yasa dışı yollarla başlatılan bu tedavi ne şartlarda uygulanacaktır? Söz konusu tedavinin Gülova çocukları üzerindeki yan etkileri araştırılmış mıdır?..
Gerçeğin hayalle, insanlığın kötülükle mücadelesini gözler önüne seren Çöp Plaza, iki ayrı insan topluluğu arasındaki değişiklikler üzerine farkındalık kazanmamıza önayak olarak, hayati bir soru üzerinde de düşünmemizi amaçlıyor: “Herkes beladan kaçarsa, bela büyümez mi hiç?”
Yazar, kitabını ütopik bir finalle mutlu bir şekilde sonlandırmaya gayret etse de, gerçek peşini bırakmıyor ve hayatın acımasızlığı hakikati kulaklarına haykırarak düşlerinde kurduğu imkânsız bir yaşamın aslında var olamayacağını hatırlatıyor.
Yine de yaşam oldukça ümit vardır. İleride bir zamanda, nice Fıratlar ve Berkler ellerinde renkli çerçeveli büyüteçleriyle bir yerlerde buluşabilirler. Kim bilir belki…
Sisin Sakladıkları
... Sis o kadar yoğunlaştı ki neredeyse yol görünmez oldu. İlay ürperdi. Nereye gelmişti? Yaşadığı dünyadan ayrılmış, başka bir dünyaya geçmiş gibi duyumsadı kendini. O güne dek zaman zamansisli havalarda yolculuk yapmıştı birkaç kez; ama böyle sarı bir sisle ilk kez karşılaşıyordu. Teyzesi traktörü daha yavaş kullanıyordu artık, çünkü bir metre öteyi ancak görebiliyorlardı. İçindeki korkuyu dışarıya yansıtmamaya çalışarak sordu İlay... Kargaların kaç yıl yaşadığını biliyor musunuz? Kargaların genlerini insanlara aktarmaya çalışan genetikçiler…"Genetik çalışmalarının yapıldığı üs tüm bir yöreyi, insanları ve doğayı tehdit etmeye başlayınca; yaz tatilini teyzesinin köyünde geçirmekte olan İlay, arkadaşı Fuat ve teyzesinin, insanları kobay olarak kullananlara karşı giriştikleri nefes kesici mücadele"
Kapiland’ın Kobayları
Gençlerde giderek artan şiddet eğilimine önlem olarak geliştirilen bir şurup: anti-row. Evet, artık şiddet eğilimi görülmüyordu çünkü gençler sadece tüketmeyi, daha çok yemeyi, atıştırmayı düşünüyorlardı. Anti-row şurubu ve Gdo’lu gıdalar, toplumsal şiddeti yok etmişti; ama Kapiland’ın, insan sağlığına yönelen ticari şiddetini başlatmıştı. Neydi Şu Gdo?
Çöp Plaza 2 Hayaller Hawaii
Miyase Sertbarut'un toplumdaki tabakalaşma ve eşitsizlik sorunsalına dikkat çeken çarpıcı romanı Çöp Plaza'nın devam kitabı Hayaller Hawaii, geçimini sokaklarda kazananların hayatlarına ayna tutmayı sürdürüyor, insanların kendi çöplerine yabancılaşmamaları gerektiğini savunuyor.
Küresel firmaların belirli dayatmalar sonucu benimsetmeye çalıştıkları geri dönüşüm kampanyalarının ardında yatan sırları, çöp toplayıcılarının gerçek yaşamlarından kesitler paylaşarak anlatan yazar; devasa boyutlara ulaşarak doğayı ve hayvanların geleceğini tehdit eden ambalaj atıklarının yarattığı kirliliğe işaret ediyor.
Esin kaynağını, sokak kültürünün nabzını tutan duvar yazılarından ve rap müzikten alan roman, ülkemizde sayıları beş milyonu bulan sığınmacıların toplum içindeki uyumuna ve uyumsuzluğuna değinerek, günümüz Türkiye'sinden dramatik manzaralar sunuyor.
Çöp toplamak artık yeni bir tarım şekline dönüşmüştü. Çöp Plaza sakinleri de bu şehir tarlalarında yaz kış toplayıcılık yapmayı sürdürüyordu… Dünyanın adaletsizliğini içine sindiremeyen Balina Murat da aynı ortamın işçilerindendi. Asi ve isyankâr ruhunu rap müzikle bastırarak, toplumdaki zulme ve haksızlıklara göğüs germeye çalışan genç adamın en büyük sığınağı hayalleriydi. Yine hayal paraşütüne atlayıp Çöp Plaza'nın üzerinde süzüldüğü bir gün, karşısına çıkan gizemli insanların vadettiği teklif, belki de uzun süredir düşünü kurduğu o yeni hayatın müjdecisiydi. Her fırsatta izini sürdüğü pembe elmaslara henüz ulaşamamış olsa da, kardeşi Fırat'a sözünü verdiği, bahçesinde mavi güllerin yetiştiği Güliz City'deki evlerden birine taşınmalarına çok az kalmıştı. Daima imkânsızı isteyen ve bu uğurda her şeyi göze almaya hazır olan Murat için macera dolu bir serüven başlıyordu…
Geri dönüşüm için atık toplayarak yaşamlarını sürdüren insanların çaresizliği ile devleşmiş firmaların önlenemez oburluğunun yarattığı dengesizliği hikâyeleştiren bu vurucu roman, şiirsel gerçekliği andıran bir romantizmle, herkesi hayatı sorgulamaya çağırıyor.
Kırmızı Kartal
Miyase Sertbarut’un on binlerce çocuğun hayallerini kanatlandıran ödüllü öyküsü Kırmızı Kartal, Gül Sarı’nın resimleri ve gözden geçirilmiş baskısıyla yeniden raflardaki yerini alıyor.
Okurlarını, Evşen adında bir kız çocuğunun küçük mutluluklardan beslenen, iyimser dünyasına konuk eden bu naif kitap, gerçekçi kahramanları ve doğayı kucaklayan anlatımıyla, umut etmenin hayattaki en vazgeçilmez duygulardan biri olduğunu hatırlatıyor.
Küçük Evşen’in en büyük düşü gelecekte yazar olmaktır. Ta ki bir gün, evlerinin yakınındaki bir araziye küçük bir uçak pisti kurulana değin. O günden beri Evşen’in yazar olmak dışında ikinci bir düşü daha var: Piper Pa-25’le, nam-ı diğer Kırmızı Kartal’la uçabilmek. Kim ne derse desin, bir gün mutlaka uçacaktır o göz kamaştırıcı kırmızı uçakla. Muzaffer amcası söz vermiştir bir kere...
Hayallerine sıkı sıkıya bağlı on yaşındaki bir kızın, karşılaştığı bütün önyargılara ve olumsuzluklara rağmen tutkularından asla vazgeçmeyişini gözler önüne seren bu ilham verici öykü, radyo tiyatrosu dinlemekten masal anlatımına, hatta seyyar dondurmacılara uzanan nostaljik dokunuşlarla günümüz çocuklarını yıllar öncesinin kültürel ve sosyal zenginlikleriyle tanıştırıyor.
Yuan Huanın Kulübesi
Ezber bozan kalemiyle çocuk ve gençlik edebiyatımıza pek çok yenilikçi eser kazandıran Miyase Sertbarut’un, okumaya mesafeli duran çocuklardan esinlenerek yazdığı Yuan Huan’ın Kulübesi, beş mucizevi hikâyeyi dikkat çekici bir üst kurguyla birleştiren, merak uyandırıcı bir roman.
Başta kitapların renkli dünyasına ısınamayanlar olmak üzere, 9 yaşını aşmış her yaştan okurunu gözü pek bir hikâye avcısına dönüştürmeyi vadeden bu heyecan dolu serüven; yerel ile evrenseli, geleneksel ile dijitali bir araya getirerek, zamanı ve mekânı genişleten, enfes bir anlatım sunuyor.
“Herkesin bir hikâyesi vardır,” düşüncesi izleğinde, çocukları eleştirel okumaya yönlendiren Yuan Huan’ın Kulübesi; hikâyelerin ölümsüzlüğüne vurgu yaparak, aslolanın onları aktarma yöntemlerini çeşitlendirmek ve geleceğe taşımak olduğunu savunuyor.
İlhami, oyun olsun diye girdiği bir telefon kulübesinin ahizesinden tuhaf hikâyeler dinlemeye başlar. Geçmiş ile bugün arasında sıkışıp kalan işçi çocukların, parmaklıklar ardında büyüyen çocukların, hatta okula gitmek istedikleri halde gidemeyen çocukların gizemli hayatlarına tanıklık eden kahramanımızın aklına parlak bir fikir gelir. Dinlediği hikâyeleri Türkçe ödevi için kullanacaktır. Kitap okumayı sevmeyen İlhami için işler yoluna girmiş gibidir. Ancak unuttuğu önemli bir ayrıntı vardır. Ya okuduğu kitabı okula getirmesini isteseler? Peki, adını Yuan Huan olarak uydurduğu Çinli bir yazar gerçekte var mıdır? Bant kaydı sandığı sesin ardında yatan sır nedir? İlhami’nin zihni son hikâyeye kadar karmakarışıktır. Yoksa, anlattığı yalanlara artık kendi de mi inanmaktadır?..
İçindeki gizli hikâyeciyi, Çinli yazar Yuan Huan’a atfettiği ters köşe hikâyeler ile açığa çıkaran Miyase Sertbarut, İlhami’yi ve dolaylı olarak bütün okurlarını esrarengiz bir edebiyat evrenine konuk ederek, benzersiz bir kitap deneyimi yaşatıyor.
Çok katmanlı metnini daha da derinleştirmek adına aralara gizem tohumları serpiştirmekten kendini alıkoyamayan yazar, Yuan Huan'ın Kulübesi'nde yanıtını aradığı cevapsız sorularıyla okurunun kitapla olan etkileşimini arttırıyor ve geniş geniş düşündürüyor.
Yalancı Portakal
Yedi yaşındayken ailesinden ayrılarak halası ile birlikte yaşamak zorunda kalan Elif'e hayat pek de adil davranmıyor. Daha annesinin sevgisine doyamamışken yaşadığı kenti, kardeşlerini, çok sevdiği dut ağacını geride bırakarak evinden kilometrelerce uzaklıktaki Sevdilli köyünde yeni bir hayata başlayan Elif'i zor günler bekliyor.
İhtiyacı olan anne şefkatini halasının kollarında ve yatalak babaannesinin gözlerinde arayan Elif, teselliyi yalancı bir portakal ağacında buluyor. Doğduğu, büyüdüğü yere hiç benzemeyen bu köye kolay yoldan ayak uydurabilmek için çocuk işi bir oyuna başvuran kahramanımız yalan söylemeye kendini fazla kaptırınca ister istemez yalancı bir cennetin kucağına düşüyor. Oysa kalbinde sınırsız hayaller ve vaatler barındıran bu cennet onu büyük tehlikelere sürüklemeye hazırlanıyor…